ÖNCEKİ HUKUKUMUZDA PARA CEZALARI

Dr. Mustafa AVCI*

I-GENEL OLARAK

A-Kavram

Cezadan beklenen yarar ve cezanın amaçları bakımından kanunlara değişik yaptırımlar konmuştur. Medeniyet seviyesi geliştikçe cezaların nevileri artmış, hürriyeti bağlayıcı olanlarla malvarlığına yönelik cezalar, bedeni cezaların yerini almıştır. [1]

Cezalar çeşitli yönlerden tasnif edilmiş, ilgili oldukları hak ve menfaatler (konuları) yönünden; bedeni, hürriyeti bağlayıcı ve kısıtlayıcı, hakları sınırlayıcı, malvarlığını etkileyici ve onur kırıcı olmak üzere ayrılmışlardır. [2] İnceleme konumuz olan para cezaları ve müsadere, malvarlığına yönelik cezalardandır. Günümüzde para cezasına yer vermeyen ceza kanunu yoktur denilebilir.

1-Tanım: Geniş anlamda para cezası suç teşkil etsin etmesin, bir hukuk normunu ihlal eden kişinin devlete veya kanunda gösterilen başka bir yere, bir zararın tazmini amacını aşacak ölçüde ödemek zorunda olduğu belirli bir miktara para cezası denir. [3] Bu tanım idari, inzibati ve vergi cezaları gibi tüm nakdi cezaları da içine alan geniş bir tanımdır.

Ceza hukuku kapsamı içinde ise şöyle bir tanım verilebilir: “Para cezası, suç teşkil eden bir eylem sebebiyle, failine karşı toplumun kınama duygusunu belirten, onu maddi yararlarından yoksun bırakmayı amaçlayan, yargı organınca hükmolunan, [4] kusur ile orantılı olmakla birlikte suçlunun ekonomik durumu da gözetilerek cezanın amaçlarını gerçekleştirmek için devlet hazinesine veya bir kamu kuruluşuna bir miktar paranın ödenmesidir.” [5]

2-Hukuki niteliği: Para cezalarını borç teorisine göre açıklamaya çalışan hukukçulardan bazıları, bu cezayı devletin suçludan özel hukuk ilişkisine göre beliren talep hakkı olarak görürler. Diğer hukukçular ise, bu ilişkinin kamu hukukuna dayalı olduğunu söylerler. Gerçekten, ödenmemesi halinde hapis veya diğer yaptırımlara çevrilmesi, suçlunun ölmesi halinde mirasçılardan tahsil edilememesi, devletin suçtan doğrudan zarar görmese bile para cezası alabilmesi ve devlete olan diğer borçlarla takas edilmemesi para cezasının ceza, dolayısıyla kamu hukuku kurumu olduğunu gösterir. [6] Ancak hapis ve ölüm cezalarının aksine, bu cezayı üçüncü bir kişinin ödemesi mümkündür.

B-Benzer yaptırımlardan farkı

Vergi zamları, disiplin cezaları (özellikle maaştan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarının mali sonuçları vardır) kolluk tedbirleri, ceza ve hukuk usulündeki para cezaları nitelikleri itibarıyla cezaya benzer. Ancak uygulayan makam ve uygulanma usulü yanında amaç bakımından da farklıdırlar. Örneğin cezaların amacı tenkil ve sosyal düzeni korumak, kolluk tedbirlerinin amacı önleme ve faaliyetin devamını engellemektir. [7]

1-İdari para cezaları (Geldbusse) ve para cezaları: İdari ceza hukukunun genel ceza hukukundan ayrılması akımı, 18. yy. Alman hukukçuları tarafından başlatılmıştır. Bu ayrımın amacı kabahatleri suç olmaktan çıkarıp bu eylemlerin cezalandırılması konusunda idareye yetki vermektir. [8] Bu hem mahkemelerin yükünün azaltılması, hem de derhal uygulanması sebebiyle yaptırımın etkinliğinin artırılması açısından faydalı olmuştur. [9] İdari cezalarla para cezaları arasında mahiyet farkı olmadığını söyleyen hukukçular [10] yanında amaç, karar veren ve uygulayan organ, usul, erteleme, adli sicile kayıt, ferdileştirme, başka yaptırıma çevirme [11] veya karar veren organ tarafından geri alınıp alınamaması bakımlarından farklı oldukları hususu vurgulanmıştır. [12]

2-Disiplin para cezaları ve para cezaları: CMUK, m.46’da tanıkların mazeretsiz duruşmaya gelmemesi ve HUMK gereği hakimin reddi halinde hükmedilecek para cezaları disiplin para cezası mahiyetindedir. [13] 1838 Osmanlı AsCK, Dördüncü Bent, m.8’de; “Meclis-i murafaada merasim-i adaba şayan olan hürmetten iraz ederse reisü’l-meclis... tazir ve bir miktar cerime ile tecrim” ifadesi duruşma inzibatını bozanlar için öngörülmüş bulunan disiplin para cezasını anlatmaktadır. 1858 tarihli CK, m.116’ya göre mazeretsiz duruşmaya gelmeyenlerden alınacak cezayı nakdi, istinkaf hali tekerrür ettikçe mücazat dahi kat kat zam ve ahz olunacaktır.

3-Tazmin ve para cezası: Suç sayılan eylemin veya suç olmasa bile herhangi bir haksız fiil sebebiyle suçtan zarar gören kişilerin zararlarının giderilmesi olan tazmin bir özel hukuk yaptırımıdır. [14] Ancak tazminat suçtan zarar görene, para cezası ise cezalandırma görevini yerine getiren devlete ödenir. [15] Tazminatta onarma esastır, cezada ise acı çektirme. [16] Şahsi hak talebi olarak ceza mahkemesince hükme bağlanması (CMUK m.358) tazminin bu niteliğini değiştirmez. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların çevrildiği bir tedbir olan tazmin (647 sayılı CİK m.4/2) [17] ve cezanın ertelenmesinin kendisine bağlı tutulduğu tazmin şartı (TCK m.93) da para cezası ile bu yaptırım arasındaki farkı bertaraf etmez. Pozitivist doktrine göre tazminat ceza mahkemelerinde ceza olarak hükmedilmeli, tahsili para cezalarının tahsili kadar teminat altına alınmalı, gerekirse tazminatı önce devlet ödemeli, sonra suçluya rücu etmelidir. [18] İsviçre CK § 60, suç sebebiyle mağdur, muhtaç duruma düşmüş ve fail zararı tazmin etmemişse, hakim tahsil edilen para cezasının hazineden tamamen veya kısmen mağdura verilmesine hükmedebilir. Kısa süreli hapis cezalarını doğrudan tazmine çevirme imkanı varken önce para cezasına çevirip sonra bunun tazminde kullanılması gereksizdir. İşlenen suçun yaptırımı yalnızca para cezası veya uzun süreli hapisle birlikte para cezası ise bunun mağdura ödenmesine karar verilmesi şeklinde kullanılabilir. [19]

Tazminat kabilinden para cezaları, tazminde olduğu gibi devletin veya bir kamu kuruluşunun suç sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini amaçlar. Ancak gerek devlet, gerek diğer kamu kuruluşlarının kamusal niteliği, tazminle bu kabil para cezalarının infazındaki farklılık, ödenmemesi halinde başvurulacak tedbirler bu farkı açıkça ortaya koyar.

4-Müsadere ve para cezaları: İşlenen suç sebebiyle suçlunun malvarlığının kısmen veya tamamen kamu mülkiyetine devredilmesi [20] olan müsaderede, suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan ve suçtan hasıl olan eşyanın, imha edilmek veya başka bir maksatla sarf edilmek üzere suçlunun elinden alınması sözkonusudur. Müsadere edilecek eşya önce zapt edilir (elkoyma). Ancak zapt edilmeyen eşyanın yerine bedelinin (kaim değer) müsaderesi [21] para cezasına benziyorsa da, aynı şey değildir. Örneğin kaçakçılık yoluyla elde edilen para müsadereye tabi iken onunla alınan bir araba, kaim değerin müsaderesi şeklinde hazineye intikal ettirilince bu fark açıkça görülür.

5-Hayır kurumlarına bağışta veya kamuya yararlı edimde bulunma yükümlülüğü ve para cezaları: Kazanç ve maddi hırs saiki ile işlenmiş ekonomik suçlarda cezaların ertelenmesi halinde, deneme süresi içinde yüklenebilecek vecibelerden biri de, mahkum tarafından kamuya yararlı bir hayır kurumuna veya hazineye belirlenecek bir meblâğın ödenmesi şartı olabilir. Bu kurum 1975 Alman CK § 56/b-2.2'de düzenlenmiştir. [22] Aynı maddenin b-2-3'de topluma faydalı başka edimlerde bulunma şartı yer alır. Aktüel yani somut mağdurun bulunmadığı durumlarda, kamuya yararlı bir edimde bulunma, suçtan doğan mağduriyetin giderilmesi şekli olarak karşımıza çıkar. [23] 1997 TCKT m.109/7 de çocukların tabi tutulacağı yükümlülüklerden biri de, kamu yararını amaçlayan bir kuruma yardımda bulunmaktır. Burada özellikle, hazineye bir miktar paranın ödenmesi para cezalarına benzemektedir. Ancak bu kurum, başlı başına bir ceza değil, tecil kurumu  içinde yer alan bir yükümlülüktür. [24] Şartlar yerine getirilir ve deneme süresi iyi hal ile geçirilirse, mahkumiyet esasen vaki olmamış sayılır. (TCK m.95).

Çağdaş İslâm hukukçularından bazıları, borçlunun temerrüdünü, para cezası gerektiren bir suç olarak görmüşler, ancak bu ceza ile elde edilen paranın alacaklıya verilmesi değil, hayır kurumlarına sarf edilmesinin uygun olacağını söylemişlerdir. [25] Kastın aşılması veya taksirle adam öldürme halinde verilmesi gerekli kefaret-i katl de faile göre kısastan kurtulmanın bir şükran nişanesi, toplum bakımından ise manevi tazminat mesabesindedir. [26]

6-İyi hal teminatı ve para cezaları: Adli tevbihi düzenleyen TCK m.27 [27] ve 1997 TCKT m.95/C'de önleyici kefalet adı altında düzenlenen iyi hal teminatı, hakimin takdirine göre m 95/1-7'de yer alan güvenlik tedbiri uygulanacak suçlu, hakimin tayin edeceği bir meblâğı teminat olarak vermesi halinde, belirlenecek süre içinde yeniden bir suç işlemez veya tedbirlere ait yasaklara uyarsa teminatın iadesi, aksi takdirde teminatın hazineye irat kaydedilip, tedbirin uygulanması yoluna gidilmesidir. [28] (1997 TCKT m.99/2) 1999 CMUK Tasarısı m.133’te, önceden ödetme kurumu düzenlenmiştir. “Savcı, hakim veya mahkeme şüpheli veya sanığın rızası ile kefaletin mağdurun haklarını güvenceye alan kısımlarını istedikleri takdirde mağdura verilmesini emredebilir.” [29]

Açıklamalardan anlaşılacağı gibi, iyi hal teminatı, şahsi hürriyeti bağlayıcı veya haklardan yoksun kılıcı güvenlik tedbirleri yerine ikame edilen bir güvenlik tedbiri, para cezaları ise cezadır. Aralarında yaptırımın niteliği yönünden fark vardır. İyi hal teminatının kabulü ile hakime, yaptırımın bireyselleştirilmesini sağlayan bir araç verilmiş olmaktadır. [30]

C-Tarihçe

İlkel dönemin bir ceza hukuku kurumu olan öç alma, ölçüsüz olması ve karşı öç almayı tahrik etmesi nedeniyle toplumda devamlı barışı kurmaya elverişli değildi. Sosyal hayat, bu sebeple barışı uzun süre koruyabilmek için failin zarar görenin kabilesine teslimi, kısas ve uyuşma (composition) sistemlerini geliştirmiştir.

Uyuşma, öç alma hakkı bulunan kişi veya ailesine, fail veya ailesi tarafından belirli bir miktar mal verilerek, onları bu haklarını kullanmaktan vazgeçirmek, yani bu haklarını satın almaktır. [31] Uyuşma bedeli önceleri hayvan, silah ve kıymetli eşya iken, [32] sonra para olarak belirlenmeye başladı. Bu şekliyle öç almaya göre cezanın gelişmiş bir türü sayılır. [33] Zamanla devlet uyuşmayı zorunlu hale getirmiş ve uyuşma bedelinden bir kısmını kendisi almıştır. İşte bu kısım para cezalarının temeli olmuştur. [34]

1-Eski Çin: Eski Çin’de adam öldürmede idam, adi müessir fiil ile hırsızlık suçu bacakların, hile ve iğfal burnun kesilmesini, adaba aykırı hareketler kısırlaştırmayı, diğer suçlar ise alna damga vurulmasını gerektirirdi. Sanık diyet ödeyerek bu cezalardan kurtulma imkanına sahipti. [35]

Japon hukuku bakımından en dikkat çekici nokta, Çin’de olduğu gibi cezaların kanunla konulan bir tarifeye göre satın alınması ve sulh yasağına mebni bedelin devlete ödenmesidir. [36]

2-Eski Hint: Eski Hint’te Brahmanlar adam öldürse bile para cezası verilir, [37] hırsızlık konusu malın iadesi yanında değerinin katlarca fazlası ödetilirdi. [38] Hafif, orta ve ağır para cezası olarak üçe ayrılır, ödeme gücü olmayanların cezası zorunlu çalışma olarak infaz edilebilirdi. [39] Hekimlik mesleğinin kötü icra edilmesi para cezası ile karşılanır, tekerrür halinde ceza ağırlaştırılırdı. [40] Taraf tutan veya bilgisizce hüküm veren hakim de azil ve para cezasına çarptırılırdı. [41] Memurların ihtilas, devlet malını çalma ve halka baskı yapma suçlarına da para cezasından başlayıp ölüme kadar varan cezalar verilirdi. [42]

Manu Kanunlarına göre sövme (şetm) ve tahkir, cerh ve yalan tanıklık suçları para cezası gerektirirdi. [43] Müddai hasmını muvakkaten tevkif ettirebilir, lakin bu yetkisini yerinde olmayarak kullanırsa para cezasına çarptırılırdı. [44]

3-Eski Yunan: Eski Yunanda elçinin görev kusuru, devlet malını çalma, [45] yabancı kadınla evlenme, taksirle adam öldürme, kız kaçırma, [46] değeri 50 drahmiyi aşan malı çalma ve gıda maddelerinde suni fiyat artışlarına sebebiyet verme suçlarına para cezası verilirdi. Rüşvet olarak alınıp verilen şeyin on misli para cezasına hükmolunurdu. [47] Para cezaları site hazinesi tarafından tahsil edilir, suç mağduruna verilmezdi. [48]

4-Etiler: Hitit Kanunlarına göre ceza hukukunun esas karakteristiği kanun koyucunun suç işlenmesine engel olmak ve asayişi korumak arzusudur. Ölüm cezasına çok az hükmedildiği halde krala bu cezayı affetme yetkisi verilmişti. En ağır suçların cezalarının dahi para cezasına çevrilmesi eğilimi hissediliyor. [49] Bireysel hak ihlallerinde söz konusu olan para cezalarının miktarı, failin kastına ve mağdurun sosyal statüsüne göre tespit edilirdi. Örneğin, birinin başına vurandan altı Hitit gümüş lirası alınır, bunun üçü mağdura, üçü de saraya verilirdi. [50] Hür insanı öldüren bunun yerine dört adam vermeye, köle öldüren ise bu miktarın yarısına mahkum edilirdi. Suça etkili haller ve meşru müdafaa hali de göz önünde bulundurulurdu. Bir insan veya hayvan kimin mülkünde öldürülmüş ise sahibi, sahipsiz arazide vuku bulan katillerde veya failin bulunamaması halinde, en yakın yerleşim birimi bu tazminden sorumlu tutulurdu. [51] Daha sonra saray için alınan hissenin de affedildiğini görüyoruz. [52] Adam öldürmenin bazı özel şekillerinde, hırsızlıkta ve hür bir şahsın sihirbazlık yapması suçunda para cezası uygulanırdı. Kasten ev yakma suçunda evin yeniden inşası yanında para cezası da verilirdi. [53]

5-Sümer: Sümerlerde mülkiyete çok önem verilmiş, mabetlerden veya hükümdara ait mallardan çalanlar, malın 35 katını vererek cezadan kurtulabilirler, aksi takdirde ölüme mahkum edilirlerdi. Çalınan malı elinde bulunduran üçüncü kişi, bunu satanı bildirmeye ve ispat etmeye mecburdu. Malı iade ederse satandan 5 katını alırdı. [54]

6-Babil: Hammurabi Kanununa göre esirlere karşı işlenen kasıtlı müessir fiil ve bütün taksirle adam öldürme suçlarında, mağdura veya mirasçılarına bir miktar tazminatın ödenmesi gerekirdi. Bu miktar uyuşma bedeli idi. [55] Mülkiyete fazlaca önem veren kanun, en ağır cezaları hırsızlık suçları için öngörmüştü. Fail suça konu malın mülkiyeti, bir mouchkinou’ya ait ise 10, mabede veya saraya ait ise 30 katını ödemek zorunda kalır, ödemezse öldürülürdü. [56] Fail bulunamazsa suçun işlendiği yerin mülki amiri, mağdurun tüm zararını karşılamak zorunda kalırdı. Kesinleşmiş kararlarda değişiklik yapan veya verdiği belgeyi kasten iptal eden hakim doğan zararın 12 katını öder, azledilir ve yargı yetkisini bir daha kullanamazdı. [57] Emniyeti suiistimal suçunda fail suça konu malın değerinin beş katını ödemeye mahkum edilir, [58] buğday veya gümüş alacağı olan, borçluyu tevkif edebilir, [59] ancak bizzat alacağını tahsil maksadıyla onun ambarına veya evine giremezdi. Girerse aldığını iade ile birlikte alacak hakkını da kaybederdi. [60] Taksirle adam öldürmeye sebep olan maktulün mirasçılarına tazminat niteliğinde para cezası ödeyerek sorumluluktan kurtulurdu. [61] Yaralama halinde mecruh bir mouchkinou ise fail bir min gümüş verir, köle ise para cezası kölenin değerinin ½’si miktarında olurdu. [62] Yalan tanıklık yapan idamı müstelzim ahvalde idam ile mücazat olunur, lakin yalnız akçe veya buğday tediyesini icap eden ahvalde ancak müddeabihe müsavi miktarda bir meblâğ tediyesine mahkum olurdu. [63]

7-Asur: Asurlularda hırsızlık, hakkı olmayan yere tecavüz ve hakaret gibi suçlara feri ceza olarak uygulanır, fail ayrıca kral angaryasında çalıştırılırdı. [64]

8-İran: Eski İran hukukuna göre; müessir fiil vb. suçlara para cezası uygulanır, devlete karşı işlenen ve uzuv kesilmesi gerektiren suçların cezası, para cezasına çevrilebilirdi. [65] Öldürülen kişinin yakınları kalabalık bir şekilde mahkemeye gider, hakimden maktulün kanına bedel katilin kendilerine teslim edilmesini isterler, katil ise canını kurtarmak amacıyla hakim huzurunda sulh olmak için yakınları vasıtasıyla malvarlığının tümünü fidye olarak teklif eder, hakim sulhu temin için işi yavaştan alır (müsahele eder), uzatır, para karşılığı sulh olununca bedelin bir kısmı maktul yakınlarına, bir kısmı da hakime verilir, lakin sulha razı olmazlarsa katil, maktul yakınlarına teslim edilirdi. [66]

9-İbrani hukuku: Tevrat’a göre kısas cezasının mutlaka infazı gerekir, başka bir cezaya çevrilemezdi. Hatta taksirle adam öldürme suçunda, sürgün yerlerinde zorunlu ikamete tabi tutulmuş suçluların, vaktinden önce memleketlerine dönme talepleri, diyet teklifi olsa bile reddedilirdi. [67] Önceden öküzün süsücü olduğu sahibine haber verilmiş olmasına rağmen, onu zaptetmeyip bir kimseyi süserek ölümüne sebep olursa öküz recm, sahibi idama mahkum olacaktır. Ancak üzerine diyet vaz olunursa canının fidyesi için ne miktar tayin olunursa onu eda edecektir. [68]

Mişna ve Talmut devrinde kısas tazminata (maktu miktarı belli diyete) çevrilebilirdi. [69] İbrani hukukunda hırsızlık, [70] zimmet, emniyeti suiistimal, yitik malı sahiplenmek vb. suçlara suç konusu eşyanın bir kaç katı para cezası, müessir fiiller ve taksirli suçlara tazminat nevinden mali cezalar verilirdi. [71]

10-Moğol hukuku: Moğollarda hürriyeti kısıtlayıcı cezalarla bedeni cezalar (dayak 100 veya 40 kırbaç ise ve) kadına verilmişse, para cezasına çevrilebilirdi. [72] Ölüm cezalarının da para cezasına çevrilmesi mümkündü. [73] Mali ceza bedeni cezanın fidyesinden ibaretti. [74] Tahkir suçlarında mağdurun yüksek mevkii cezanın ağırlaştırılması için bir sebep teşkil ederdi. Ayrıca tahkir edene, yerine göre para cezası da verilebilirdi. [75]

1640 tarihli Kalmuklar Kanununa göre mutat ceza bir miktar baş deve, at, öküz ve koyundan ibaret olan mali cezadır. Suçun vahametine göre bu miktar 1000 koyuna kadar çıkabilir, tarifedeki esaslar dahilinde büyükbaş hayvanlardan 9-15 arasında değişir, önemsiz suçlarda ise 5, 3 yahut 1 ata kadar inebilirdi. [76] Taammüden adam öldürmede 1000 koyun veya 9 kere 9 yani 81 büyükbaş hayvan, taksirle adam öldürmede 9 hayvan, keyfiyet av sırasında meydana gelmişse, fail servetinin ½’sini vermeye mecbur olurdu.

Yaralamada yaranın derinliğine göre mali ceza verilir, baş yarma, orta parmak veya diğer parmaklar için muhtelif bedeller vardı. Değnek ve taş darbesi 9, kamçı veya yumruk darbesi ise 5 hayvan ile ödenirdi.

Bir arazide şüpheli ölüm eseri ile bir ceset bulunursa, kasaba ahalisi katl diyetini öderdi.

Muhafazasına dikkat edilmeyen bir deli veya köpek tarafından verilen zararlar, delinin akrabası veya köpeğin sahibine yükletilirdi. [77]

Hırsızlık suçunda çalınan bir deve ise 15 kere 9, bir at ise 10 kere 9, bir kısrak ise 8 kere 9 hayvan ödenirdi. Hayvan dışında bir malın çalınması halinde ceza elin beş parmağının kesilmesiydi. Lakin hırsız her parmağı için 10 hayvan fidye verebilirdi. Önemsiz şeylerin çalınmasında mali ceza bir koyun veya keçi olurdu. Bu cezalardan mağdur suça konu malın değerinin iki katını alır, gerisi devlete kalırdı.

Başkasının takip ettiği avı öldürmek, yaraladığı avı zaptetmek, başkasının şahinini tutmak veya atılan okları toplamak hırsızlığa teşebbüs sayılır ve 1 at mali ceza verilirdi. Aynı ceza büyücülük veya sihirbazlık yapanlara da uygulanırdı.

Zinada (beşini erkek, dördünü kadın vermek üzere) 9 at ceza ödenirdi. Boşanmış kadınla evlenen kadının misil semeninin (güzelliğe göre kanunla belirlenmiş tarifeye göre 9, 5 veya 1 baş hayvan) yarısını ilk kocasına öderdi.

Eğer mahkum hükmedilen mali cezayı ödemeye muktedir değilse alacaklıya teslim edilir, alacaklı alacağını tamamen tahsil edinceye kadar onu istihdam ederdi. [78]

11-Eski Türkler:

a)Hunlarda mali cezalar yoktu, sadece bedeni cezalar vardı. [79]

b)Göktürklerde müessir fiil (dövme ve yaralama) suçlarının cezası yalnız hayvanla ödenen tazminattan (diyet) ibarettir. [80] Eski Türklerde mahalle sakinlerinden birinin malı çalınırsa diğer sakinler tazminle mükellef tutulurdu. [81]

12-Roma hukuku: Roma hukukunda şahıslara karşı işlenen ve "delicta privata" denen suçlar mağdur tarafından kovuşturulur, genellikle para cezasıyla karşılanır, bu ceza mağdura ödenir, bu sebeple fail ile mağdur arasında bir borç ilişkisi doğardı. [82] Özel kanunlarda maktu olarak belirlenmiş para cezası yanında, suçüstü olmayan hırsızlıkta zararın dört katına kadar çıkabilen nispi para cezaları ve hakime takdir hakkı veren alt ve üst sınırı belirli para cezaları da vardı. [83] M.Ö. 82-79 yıllarında Şulal diktatörlüğü sırasında Lex Cornelia’yı çıkarmış, bu kanunla rüşvet suçundaki para cezalarını artırmıştır. M.Ö. 59’da Caesar tarafından çıkarılan Lex Julia para cezalarını dört katına çıkarmıştır. [84] M.Ö. 18’de Octavius zamanında kabul edilen “Lex julia de adulteris” adlı kanuna göre zina suçunun failleri öldürülmemişse sürgün ve malvarlığının yarısının müsaderesi cezasına çarptırılırdı. [85] Kaybedeceğini bile bile hakim kararına itiraz edenler yargılama giderlerinin 4 katını ödemekle birlikte para cezasına da çarptırılırdı. [86] Krallık döneminde sığır ve koyun gibi hayvanlarla ödenen mali cezalar yanında “mulcta” denilen nakdi cezalar da vardı. Para cezalarını hayvan ile ödeme usulü Papiria Kanununa kadar devam etti. Bu kanun ile bir koyun 10 as, bir öküz ise 100 as olarak kabul edildi. XII Levha Kanununa göre taksirle hür bir şahsın ölümüne sebebiyet halinde 2000 veya 5000 as gibi sabit miktarlı para cezaları verilmesi gerekirdi. Magistralar bu nakdi cezanın Roma sitesi veya Roma mabedinin kasasına ödenmesine karar verebilirdi. [87] Kişilik haklarına tecavüz sayılan her bir iniura  hali için verilecek uyuşma bedeli bu kanunda yer almışken, sonraları sabit para cezaları yerine takdire bağlı para cezaları sistemine geçildi. Yani gerek XII Levha kanunu gerekse praetor hukukunda iniuranın cezası sabit veya takdire bağlı para cezasından ibaret idi. [88] Toplumun mağdur olduğu suçlarda para cezası ve malların site lehine müsaderesi, kamu işlerinde çalıştırma gibi feri cezalar da kabul edilmişti. [89] Yine gıda maddelerinde suni fiyat artışına sebebiyet veren tacirler büyük para cezalarına çarptırılmışlardı. [90]

13-Germen hukuku: Germen hukukuna göre mağdur veya ailesine wehrgeld denilen uyuşma bedelini ödemek mümkündü. Ancak başlangıçta bu bedeli kabul etmek zorunlu değildi. [91] Mağdur taraf isterse “wehrgeld”den vazgeçerek “faida” denilen şahsi öç yoluna gidebilirdi. [92] Devlet fikrinin gelişmesi uyuşmayı isteğe bağlı olmaktan çıkardı, bireylere yönelik saldırılar devlete de yapılmış sayıldı, devletin toplumun intikam duygusunu tatmin edeceğine inandığı ve “fredum” denilen bir miktar parayı suçludan talep etme hakkının olduğu kabul edildi. Modern anlamda para cezasının temeli işte bu fredumdur [93] ve hukuk tarihimizdeki cerime (para cezası) karşılığıdır. [94]

Güneydoğu Fransa-Kuzeybatı İtalya yörelerine yerleşen Burgund’ların (443-534) hukukuna göre: Hukuku bilmeyen veya görevini ihmal eden hakim de para cezasına çarptırılırdı. 568-774 yıllarında İtalya’da yerleşen Langobard’ların hukukuna göre ise: Görevini ihmal eden memur ve hakimler, bu sebeple hak kaybı olmuşsa zararı kendi keselerinden ödemek zorunda kalırlardı. [95]

14-Ortaçağ Avrupası: a)Magna Carta m.20’de; “hür bir insan küçük bir suç için ancak bu suça uygun bir para cezasına çarptırılacaktır” ifadesi geçer. [96]

b)Feodal hukukta kral ve senyörlerin suçlunun takibi için yaptıkları masrafları karşılamak için para cezaları muhafaza edildi. Ancak para cezası miktarının tespitinde büyük bir keyfilik hakimdi.

c)Kanonik hukukta başlangıçta para cezası yoktu. VII. Yy. ortalarından itibaren Kilise kendi hukuku ile laik hukukun öngördüğü uyuşma hakkını bağdaştırmak ve uyuşma bedelinin ödenmesini sağlamak için para cezasını kabul etmek zorunda kaldı. [97] Hem dünyevi hem de uhrevi ceza verme yetkisini haiz olan kilise para cezalarından elde ettiği gelirleri müşterek hukukun kullanılacağı yeri belirlemediği hallerde mahalli papazlar tarafından hayır işlerine harcanması esasını benimsedi. XIII. yy. ortasından itibaren kilisenin para cezası alma yetkisi siyasi otoriteler tarafından kaldırılmıştır. [98]

d)Avrupa’da kanunlaştırma hareketinin ortaya çıkmasını sağlayan Carolina, cezada şiddet esasını benimsemiş ve para cezalarını kaldırmıştır. 1614’te Biel, 1616’da Waadt şehir hukuklarında iftira suçunun yaptırımı olarak kısas (suç sabit olsaydı mağdurun alacağı cezanın faile verilmesi esası) yanında para cezası ad öngörülmüştü. [99] 1789 Fransız ihtilaline kadar kral ve senyörler için büyük bir gelir kaynağı olan ve suçlunun tüm malvarlığına el koymayı gerektirecek ölçülerde keyfi uygulamalara konu olan para cezası 1791 tarihli Fransız Ceza Kanunu suçta ve cezada kanunilik ilkesini benimsediği için kanun tarafından belirlenen miktarlar dışında hakimlere takdir hakkı tanımamıştır.

e)1786 Toscana ve 1819 Sicilya Ceza Kanunlarına göre para cezaları “para cezası fonu” denilen bir kasada toplanıyor, mağdurun zararı bu fondan ödeniyordu. 1813 tarihli Bavyera Ceza Kanunu ödenmeyen para cezasının hapse çevrilmesini kabul etmiş, hapis cezası ile bedeni cezaların para cezasına çevrilmesini ise kabul etmemiştir. [100]

15-İslam öncesi Araplar: Cahiliye döneminde Araplar, hırsıza çaldığı malın bir kaç katını ödetirler, adam öldürme suçu, kısas uygulayacak merkezi bir otorite bulunmadığından kabileler arası savaşın başlangıcı olur, ölenin kan bedeli olan diyetin ödenmesi, ihtilafı gideren çözüm tarzı olarak genelde iki ayrı kabileye mensup şahıslar arasında meydana gelen cinayetlerde sözkonusu olurdu. Diyet kasten adam öldürme suçunda İslâm’a yakın dönemlerde 100 deve olarak belirlenmişti. [101] Taksirli fiiller dolayısıyla verilen zararlarda özellikle taksirle adam öldürme ve müessir fiil suçlarında Eşnak denilen ve bilirkişilerce belirlenen miktar, fail tarafından mağdura ödenirdi. [102] Esirin kurtuluş fidyesi ise eğer esir şerefli biri ise 200 deve idi. [103]

II-İSLÂM HUKUKU

İslâm hukukunun birinci kaynağı olan Kur’an’da, diyet dışında para cezalarına sarahaten temas eden bir ayet tespit edemedik. Ancak bir kısım ayetlerde zikredilen ve mali cezaya benzeyen kurumların para cezası olup olmadığı tartışılmıştır.

A-Mali cezalara dolaylı atıflar

1-İhram yasağını ihlal ile ilgili olarak fakirler lehine konulmuş mali yükümlülük: “Kim ihramlı iken bir av hayvanını kasten öldürürse, öldürdüğü hayvanın dengi olan ehli hayvan ona cezadır (öldürülen av hayvanının yaklaşık et değerini ve hangi evcil hayvanın bunun karşılığında kurban edilmesi gerektiğine) Kabe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi takdir eder.” Maide, 5/95. ayetinin para cezaları ile ilgili olduğu iddiası vardır. [104] Bu ayete göre av yasağını ihlal eden ihramlı kişi, ya bu av hayvanın dengi olan ve kurban edilebilen bir evcil hayvan (deve, sığır veya koyun) varsa onu kurban eder, yoksa (örneğin kuş vb. gibi bir hayvan avlamışsa) bunun değerini tazmin eder veya bu değer kadar yoksullara yemek yedirmek suretiyle kefaret öder veyahut buna bedel olmak üzere oruç tutar. [105] Ebu Hanife av hayvanının mislî mal olmaması sebebiyle kıymetinin ödenmesi gerektiğini, bu parayla bir kurbanlık hayvan veya gıda maddesi alınarak fakirlere dağıtmak veya oruç tutmak cezaları arasında failin muhayyer olduğunu söylemiştir. [106] Av hayvanını kasten öldüren kişiye ceza, taksirle öldürene ise kefaret gerektiğini iddia eden fakihler yanında, taksirli fiilin failine kefaret gerekmeyeceğini söyleyenler de vardır, Zahiriler de bunlardandır. [107] Bu ayette bahsi geçen mali yükümlülük hac ibadetiyle ilgili bir yasağın ihlal edilmesi sebebiyle ibadet yönü ağır basan bir ceza, yani kefarettir. Hukuki bir düzenleme ile mecburi hale getirilemez, failin ihtiyarına bırakılmıştır. Aynı zamanda devlete ödenmesi gerekli bir mali ceza değil, toplumdaki fakirlere yardım mahiyetindedir. Dolayısıyla bu yaptırımı para cezası saymak doğru değildir kanısındayım.

2-Genel seferberlikte savaşa katılmayanlarla ilgili yaptırım: Tevbe, 9/103 ayetinde Tebük seferine katılmayan müminlerin mallarından alınması emredilen sadaka, bazı alimlere göre zekat olmayıp, kefaret-i zünubdur, mali ceza değil, tav’u niyete mütevakkıf bir sadakadır. Seferden geri kalanların bu suçu mal sevgisinden kaynaklandığı için tövbelerinin sıhhati bakımından bu malı feda etmeleri gerektiği için [108] ilgili olayda Hz. Peygamber Tebük Seferine katılmayanların mallarının 1/3’ünü almıştır. Aslında bu ayette mali saikle işlenen suçlara mali ceza verileceğine dair bir işaret mevcuttur denilebilir.

3-Diğerleri: Tevbe, 9/98. ayetinde “Allah yolunda harcayacağını angarya sayar...” (cereme tutar, lazım gelen ziyan ittihaz eder, yani kendisine hükmedilmiş mali bir ceza olarak algılar) [109] ve Tûr, 52/40, Kalem, 68/46 “ceremenin (ödenmesi gerekli para cezasının) ağır yükü altında... [110] ayetleri dolaylı da olsa para cezalarına temas etmektedir. Ayetlerde geçen “mağrem” kelimesi, “ğarame” yani maldan istenmeyerek verilen şey anlamındadır. [111] Zaten çağdaş İslâm ceza hukuku eserlerinde para cezası “ğarame” ve “ğarametü’l-maliye” kelimeleriyle ifade edilmektedir. [112]

Kur’an’da insanların işledikleri günahın cezasından kurtulmak için ahirette kurtuluş fidyesi vermek isteyecekleri, ancak bununla cezadan kurtulamayacakları anlatılır. Kafirlerin bütün varlığını fidye olarak verse bile kabul olunmayacağı, En’am, 6/70, hatta dünya dolusu, dahası dünyanın iki katı altını fidye olarak sunmak isteseler dahi kabul olunmayacağı beyan edilir. Alü İmran, 3/91, Yunus, 10/54, Maide, 5/36, Ra’d, 13/18, Zümer, 39/47. Kişinin malvarlığından başka oğul, karı, kardeş, kendini koruyup barındıran sülale, hatta yeryüzündeki bütün insanları fidye olarak vermek istese bile yine de kabul olunmayacağı, Hâkka, 70/11-14, yalnız kafirlerden değil, suçlu Müslümanlardan da (yani hiçbir kimseden, Bakara, 2/48, 123) kurtuluş fidyesi kabul edilmeyeceği açıkça vurgulanır. Hadîd, 57/15. Ayetlerde ağır bir suçun cezasından verilecek bir miktar para ile kurtulmanın mümkün olmadığı anlatılmaktadır.

İbn Teymiye yukarıda zikredilen ayetlere dayanarak had cezalarının para cezasına çevrilmesi veya para alarak had cezasının infazından vazgeçenleri, alınan malları örgüt mensuplarına dağıtan eşkıya başına ve Hz. Lut’un fuhuş tellâlı yaşlı kötü eşine benzeterek, had cezalarının para cezasına çevrilmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. [113] Osmanlı dönemi kanunlarında da ağır suç faillerinin paralarının alınarak serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkılmış, bu konu adaletnamelerde de zikredilmiştir. Diyarbekir Vilayeti Kanunu, m.28’e göre, “Bir kimse cürm-ü galiz eyleyip kat’ı uzv veyahut salb olunması lazım gelirse bi-hasebi’ş-Şer’i Şerif sabit olup hükmolunduktan sonra ümena subaşılara teslim eyleyip vaki olduğu mahalde siyaset olunup bedel-i siyaset diye bir akçe ve bir habbe alınmaya, hakimü’l-vakt olanlar men ve def eyleyeler.” [114]

Fıkıh kitaplarında mali cezalar olarak diyet (ğurre, erş, hükumet-i adl ve hükumet-i elem dahil), miras ve vasiyetten mahrumiyet, kefaret, müsadere, para cezası (ğarame), müdebberin tedbir işleminden, geçimsiz ve evi terk eden karının nafaka hakkından mahrumiyeti gibi mali sonuçları olan ceza türleri zikredilmektedir. [115] Biz bu araştırmamızda yalnızca diyet ve para cezaları hakkında bilgi vereceğiz.

B-Diyet

1-Genel olarak: Bakara, 2/178 ayeti, kısastan vazgeçilmesi halinde, Müslümanların genel kabulünü gören bir ölçü (maruf) çerçevesinde diyet ödenmesine işaret eder. Daha önce mevcut bulunan ve dini bir hukuk sayılan Tevrat hukukundaki mutlak kısastan diyete dönülmesi, Allah'ın bir lütfü (cezada hafifletme) olarak zikredilir.

Nisa, 4/92 ayetinde taksirle adam öldürme suçunun karşılığı olarak diyet [116] sözcüğü yer almasına rağmen diyetin miktarı ve ödenme şekliyle ilgili ayrıntılar Kur’an’da yer almaz. Hz. Peygamber Cahiliye devrinde yalnızca ayni olarak ödenebilen diyetin, nakdi tazmini imkanını da getirmiş, [117] diyetin 100 deve, [118] 2000 koyun, 200 sığır veya 200 kat elbise, 1000 dinar, 12.000 dirhem gümüş şekillerinden biri olarak ödenebileceğini açıklamıştır. [119]

2-Tanım: Diyet belirli suçlar sebebiyle mağdura veya mirasçılarına tazminat olarak verilmesi gereken maldır. [120]

3-Hukuki Niteliği: Hususi mahiyette bir ceza olan diyette miktar nas ile tespit edilmiş ve gerçek zarar gözetilmemiştir. [121] Eski İslâm hukukçuları tarafından “damân” kelimesiyle de ifade edilen [122] diyetin hukuki niteliği son dönem hukukçuları tarafından tartışılmıştır.

Bir yönüyle tazmin (destekten yoksun kalma tazminatı), bir yönüyle de ceza niteliğindedir. [123] Bu görüş Seyyid Sabık, Ali el-Hafif, Abdulkadir Udeh, A. Fethi Behnesi ve Ö. Nasuhi Bilmen tarafından kabul edilmiştir. Bu görüşte olanlara göre diyetin cezaya benzer yönleri; işlenen bir suçun karşılığı olması (bu suç aynı zamanda haksız fiil teşkil ediyorsa mağdurun zararının giderilmesi ceza hukuku kapsamında, yalnızca haksız fiil olup suç teşkil etmeyen durumlardaki tazminin ise özel hukuk çerçevesinde değerlendirileceği) [124] şikayetten vazgeçme halinde tazir cezasının uygulanma imkanı, (halbuki tazmin hakkından feragatte faile tazir cezası verilmez) mağdurun talebi olmasa da hükmedilebilmesi (tazminatta açıkça talep şarttır) miktarının Şari’ tarafından belirlenmiş ve kişilere göre değişmez olmasını (tazminatta miktar zarara göre hesaplanır) gerekçe göstermişlerdir. Ancak yine bu hukukçulara göre, diyet devlet hazinesi değil, mağdur lehine hükmedilmekte, müessir fiillerde zararın miktarına göre belirlenmekte, ceza ehliyeti olmayanlardan da istenebilmekte, cezaların şahsi olmasına rağmen diyetin failin âkılesinden veya kasâmede bir topluluktan veya son çarede devlet hazinesinden istenebilmesi özelliklerinin onun tazminat niteliğini de ortaya koymaktadır.

Diyetin sadece bir tazminat olduğunu söyleyen hukukçular yukarıdakilere ek olarak, suçların ve cezaların içtimaı mümkün olmasına rağmen, diyette ne kadar zarar varsa o kadar tazmin gerektiğini, diyetin genel ve özel önleme özelliğinin olmadığını (kasten adam öldürmede kısas hakkından vazgeçilmişse diyeti fail bizzat ödeyeceği için özel önleme özelliği bu durumda vardır denilebilir) devlet hazinesinden ödenmesinin ise mağduriyetin kamusal tazmini anlamına geleceğini söylemişlerdir. [125]

Müessir fiillerde diyet, cismani zararların tazminidir. [126]

Hanefilere göre, kasten adam öldürme suçunda bedelî (çevrilen) para ceza olarak diyete (sulh bedeli) ancak failin razı olması halinde hükmedilebilir. Şafii ve Hanbeliler diyeti asli ceza saydıkları için failin rızasının önemli olmadığını, mağdur tarafın kısas ve diyetten birini seçme hakları olduğu için kısastan vazgeçme durumunda diyete hükmedilmesi gerektiğini söylemişlerdir.

Kanımızca diyet tazminat kabilinden para cezasıdır. [127] Çünkü bu yaptırımın hem ceza, hem de tazminat yönü vardır ve bu sebeple karma nitelikli bir yaptırımdır. Mağdur tarafla failin uyuşması mümkündür, sadece failden değil, malen sorumlu olanlardan da istenebilir. Yargı organınca hükmolunur, ödenmemesi halinde hapsen tazyik uygulanabilir, [128] mahkumun ölmesi halinde ise mirasçılardan alınamaz. [129] Tazminat kabilinden para cezaları da isnat kabiliyeti olmayanlardan istenebilir, yaş küçüklüğü sebebiyle indirim yapılamaz, tekerrür sebebiyle ağırlaştırılamaz, kamu para cezalarıyla içtima ettirilemez. [130]

Kastın aşılması ve taksirle adam öldürme suçlarında ise asli ceza olarak karşımıza çıkar.

Kasten ve kastın aşılması suretiyle adam öldürmede diyet-i muğallaza, taksirle adam öldürmede diyet-i muhaffefe gerekir. Burada ödenmesi gereken malın sayısında değil, cins ve evsafındaki farklılık, diyetteki farkı ortaya koyar.

4-Çeşitleri: Adam öldürme suçunun karşılığı olan diyet, kasten, kastın aşılması ve taksirle müessir fiil karşılığı olursa erş adını alır. Kasten müessir fiil suçunda da bedel (çevrilen) cezadır. Müessir fiil suçunun niteliğine göre erş miktarı belirli ise erş-i mukadder, basit veya adiyen müessir fiil suçlarında olduğu gibi, miktar bilirkişilerce belirlenecekse “hükumet-i adl” veya “hükumet-i elem” denir. [131]

Bir de çocuk düşürme suçunda ödenmesi gerekli tutara "ğurre" denir ve 1/20 diyet tutarındadır.

5-Miktardaki farklılıklar: Diyetin suçlu için ceza olmaktan çok ölenin kan bedeli, mağdur tarafın zararının tazmini olarak telakki edilmesi vb. sebeplerle kadın, köle ve gayrimüslimlerin diyet miktarının farklı olması hususu tartışılmıştır.

6-Diyet sorumlusu: Diyet bir yönüyle ceza, bir yönüyle de tazmin niteliğinde olduğu için failin ceza ehliyeti olmaması sebebiyle kısas uygulanmasa bile mağdurun himayesi ön plana çıkarak diyet yükümlülüğü devam eder. Failin ödeme imkanı olursa onun malından, yoksa âkılesi tarafından ödenir. [132] Kuhistani ve Ebubekir Esam’a göre, diyeti âkılenin ödemesi cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu için bizzat fail tarafından ödenmelidir. [133]

Kasten adam öldürme suçunda fail, isnat kabiliyetini haiz ise diyetin ceza yönü ağır basar, fail tarafından ödenmesi gerekir. Kastın aşılması ve taksirle adam öldürme halinde kefareti fail, diyeti âkıle öder. Hanefi ve Malikilere göre bu durumda da fail öncelikle sorumludur, âkıle ona yardım olsun diye öderler. Malikiler kastın aşılması şeklinde adam öldürme suçunu kabul etmedikleri için diyeti kasten adam öldürmede olduğu gibi fail kendisi öder.

Faili meçhul adam öldürme halinde diyet, ölünün bulunduğu yer mülk arazi ise bu arazının sahibi, bir köy veya kasabanın ortak malı ise kasame yoluyla köy veya kasaba halkına ödettirilir. [134]

7-Diyet alacaklısı: Müessir fiillerde mağdur, adam öldürme suçunda maktulün mirasçılarıdır. Mirasçısı olmayan veya tespit edilemeyen durumlarda devlet başkanının, failin hazineye diyet ödeyerek kurtulma veya kısas cezasına çarptırılmasını isteme konusunda tercih hakkı vardır. [135] Bunlar hem kısas, hem de diyet haklarından vazgeçebilirler. Ancak bu şikayetten vazgeçme, devletin kamu düzeni adına suçluya vereceği cezaları düşürmez. Mağdurun zararını tam olarak karşılamayan diyetin yanı sıra, özel ve haklı gerekçeler bulunursa, ayrıca tazminat istenip istenemeyeceği tartışmalıdır.

8-Diyetin ödenme zamanı: Kasten adam öldürme suçunda kısas hakkından vazgeçilmiş, diyet talebi baki kalmış ise cumhura göre ödeme yükümlüsüne vade tanınmaz. Hanefilere göre diyet sulh bedeli olduğu için tarafların anlaşmalarına bağlıdır. Kastın aşılması ve taksirle adam öldürmede ödeme 3 yılda, 3 eşit taksitle tamamlanır. [136] Vadenin başlangıcı suç tarihi mi, yoksa mahkumiyet hükmünün kesinleşme tarihi mi olduğu konusu tartışmalıdır.

Mahkumun ölümü, diyetin ödenme mecburiyetini ortadan kaldırır. Hanefilere göre müessir fiillerde kısasa konu olan organın tabii bir afet, hastalık veya üçüncü bir şahsın saldırısı sonucu yok olması halinde kısas ve diyet cezası düşer. Ancak failin organı, (örneğin eli hırsızlık) suçu sebebiyle had veya bir başkasına karşı işlediği müessir fiil sonucu kısas cezası olarak kesilmişse, kendisine kısas uygulanmasa da ceza diyete dönüşür. [137] İmam Malik’e göre kısas mahalli hangi sebeple yok olursa olsun diyet sorumluluğu da düşer, İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel zıt görüştedir. [138] Diyetin ceza yönü olmasa idi borcun mirasçılara intikal etmesi ve onlardan alınması gerekirdi. [139]

C-Para cezaları

İslam hukukunun birinci kaynağı olan Kur’an’da para cezası ile ilgili açıklamalar yukarıda geçmişti. Burada ikinci kaynak olan Sünnet ile diğer kaynaklardaki yeri incelenecektir.

1-Para cezasının Sünnetteki yeri

Hz. Peygamber döneminden itibaren hukuki sorumluluk çerçevesini aşan ve ceza mahiyetinde olan mali yaptırım uygulamasını açıkça görmekteyiz.

a)Dalındaki meyveyi toplayıp götürene dayak cezasına ek olarak suça konu malın değerinin iki katının ödetilmesi. [140] Burada suça konu olan malın değeri kadar olanı tazmin, bir kat fazlalığı ise para cezası olarak değerlendirebiliriz. [141]

b)Yitik develeri sahiplenmek maksadıyla alıkoyan ve gizleyenlere, develerin değerinin iki katının ödetilmesi. [142]

c)Hayvanların koruma altındaki yer (hırz) dışından çalınması halinde, dayak cezasına ek olarak değerinin iki katının tazmin ettirilmesi, [143]

d)Zekatını ödemekten kaçınan mükellefin, ödemesi gereken tutara ek olarak malvarlığının yarısının hazine adına (ceza olarak) alınması tehdidi. [144]

Beyhaki son hadisi İmam Şafii’nin sabit saymadığını, bu sebeple amel etmediklerini söylediklerini rivayet eder. [145]

Hukukçulardan bazıları yukarıda zikredilen hadislerle ilgili para cezası uygulamalarının Asrı Saadette olduğunu, ancak sonradan nesih edildiğini söylerler. [146] İbn Teymiye, İbn Kayyım ve Trablusi nesih iddiasını reddederler. Bunlar Raşit Halifelerin hadislerde bahsi geçen cezaları uygulamaya devam ettiklerini, müçtehit imamlardan İbn Hanbel, Malikilerin çoğu ve İmam Şafii'nin bir görüşüne göre para cezalarının caiz olduğunu kabul ettiklerini, bunlar neshe dair bir hadis rivayeti olsa böyle bir görüş bildirmeyeceklerini, sünnetin icma ile nesih edilemeyeceğini, kaldı ki böyle bir icmanın da olmadığını söylerler. [147] Buti, uygulamanın mensuh (mülga) olduğu iddiasını reddeder, çünkü ona göre uygulama hiç olmamıştır. [148]

2-Hz. Ömer’in uygulaması: Hâtıb b. Beltea’nın köleleri, Müzeyne kabilesinden birinin devesini çalmışlar ve kesip yemişlerdi. Hz. Ömer, onların bu suçu açlık sebebiyle işlediklerini öğrenince cezalandırmamış, ancak sahiplerine devenin değerinin iki katı olan 800 dirhem para cezası vermiştir. [149] Diğer mali cezalar (müsaderenin çeşitleri; itlaf-temlik-tağyir) yanında para cezalarının da Raşit Halifeler döneminde, Asrı Saadette olduğu şekliyle uygulandığı ve geliştirildiği görülür.

Takip eden dönemlerde kadılarından biri, parmağı ile bir kız çocuğunun bikrini izale eden çocuk hakkında verilecek hükmü halifeye sormuş, o bu durumu hakimin takdirine bırakmış, hakim faile 50 dinar para cezası vermiştir. [150]

3-Hukuk Ekolleri

a)Hanefiler: Ebu Yusuf para cezasının caiz olduğunu kabul eder, diğer Hanefi imamları kabul etmez. [151] Bezzaziye’de, Ebu Yusuf’un görüşü değerlendirilerek, suçludan tahsil edilen paranın bir yerde muhafaza edilmesi, halini düzeltirse iade, düzeltmezse kamu yararına sarf edilmesi gerektiği söylenir. Mezhebin görüşü özetle para cezalarının caiz olmadığı yönündedir. [152]

b)Mâlikîler: İmam Mâlikin maslahat ilkesine dayanarak, hileli mal satmak, haram mal almak gibi suçlara mali cezalar verilebileceğine dair içtihadı nakledilir. Mâlikî hukukçu Berzeli'ye göre, başkasının arazisine giren sürü sahibinden hayvan başına [153] belirlenecek bir miktar para cezasının tahsili caizdir. [154]

c)Şâfiîler: İmam Şâfiî’nin kadim içtihadına göre, zekat borcunu ödemeyen mükelleften, zekat borcuna ek olarak malvarlığının yarısı zorla alınarak hazineye irat kaydedilir. Sonraki içtihadına göre alınamaz. Ancak mükellefin malının en kaliteli kısmından bu verginin tahsil edilmesi de bir ceza olarak telakki edilebilir. [155] Yalnızca zekat tutarı kamu alacakların tahsili usulüne göre alınır, gerekirse tazir cezalarının diğer türlerinden biri uygulanabilir. [156]

d)Hanbeliler: Hanbeliler ağacından meyve, meradan hayvan çalınması halinde suça konu malın değerinin iki katı para cezası verileceğini söylemişlerdir. [157] İbn Kudame, “mal almak veya imha etmek şeklinde ceza olmaz, bu hususta dayanılacak şer'i bir delil yoktur. Tazir uslandırıcı ceza demektir, mali cezaların bu özelliği yoktur” der. [158] Ebu Ya’lâ Ferra, hırz veya nisap şartlarından (unsurlarından) birinin eksik olduğu hırsızlık suçu ile yitik malı sahiplenmek gibi suçlarda suça konu malın değerinin iki katının para cezası (ğarame) olarak verilmesinin cevazına işaret etmektedir. [159]

Şevkani para cezalarının caiz olduğunu kabul etmektedir. [160] Ona göre özellikle mali saikle işlenen suçlara para cezası verilmelidir. [161]

Para cezalarını kabul etmeyenlerin genel gerekçeleri, idarecilerin halkın malına göz dikerek suiistimal etme ihtimalidir. [162]

4-Hukuki Niteliği: Mali cezaların hangi suçlara karşılık, hangi miktarda verileceği naslarla tespit edilmemiş, kanun koyucu ve uygulayıcıların takdirine bırakılmış olduğu için tazir cezaları arasında yer almıştır. [163]

5-Çeşitleri: Para cezalarını uygulanış tarzı, miktarının önceden belirli veya zarara göre ayarlanabilen ve uygulayan makam açısında tasnife tabi tutabiliriz.

a)İşlenmiş suç karşılığı olarak para cezaları

aa)Asli ceza olarak: Para cezası bazı suçlar için asli ve tek ceza olarak uygulanabilir. [164] İçki meclisinde (içki içmediği halde) oturanlara, yitik mala sahiplenenlere, dalındaki meyveyi veya otlaktaki hayvanı çalanlara yalnızca para cezası vermek mümkündür. Buradaki para cezaları, bu suçlar bakımından asli cezadır. Vahamet arz etmeyen adi suçlarda tek ceza olarak uygulanabilir. İster tek başına, ister diğer cezalarla birlikte verilsin, hakim bu cezayı başka bir cezaya çeviremez. [165]

ab)Feri (mütemmim) ceza olarak: Hayvan ve meyve hırsızlığında dayak cezası ile birlikte uygulanması mümkündür. [166] Rüşvet, zimmet ve irtikap gibi suçlarda elde edilen menfaate göre tespit edilecek nispi para cezası, hapis vb. cezalara ek olarak uygulanabilir. Yasanın caydırıcılık niteliğini takviye için hırs ve tamah saiki ile işlenen suçlarda nispi para cezası feri ceza olarak ilaveten verilebilir. [167]

ac)Seçimlik ceza olarak: Diğer cezalarla birlikte uygulandığı hallerde, diğer cezalarla seçimlik olarak uygulanması mümkündür.

ad)Çevrilen ceza olarak: Bazı had veya kısas cezaları çeşitli sebeplerle düşerse, yerine para cezası taziren uygulanabilir. [168] Osmanlı Kanunnamelerinde zikredilen para cezaları bu nevidendir. Kadının tazir yetkisine dayanarak belirlediği sopa sayısına göre ağaç başına genellikle 1, bazı durumlarda iki veya üç ağaca 1, çok az durumda ise ağaç başına 2 akçe alınması gerekmiştir. Bu durumlarda dayak cezası paraya çevrildiği için başka bir ceza da öngörülmemiştir. Bazı durumlarda da hem dayak, hem de para cezası birlikte öngörülmüştür. [169] Ancak para cezaları had ve kısas cezalarını ilga etmemiştir. [170]

b)Para cezalarının miktarının önceden belli olup-olmamasına göre ayrımı

Para cezaları miktarı önceden belirli olan (mazbut: maktu) ve olmayan (gayri mazbut) olmak üzere ikiye ayrılır. [171]

ba)Maktu para cezaları: Para cezası verilecek suçlar için alt ve üst sınırı veya bunlardan biri belirlenerek nihai miktarının tespitinin hakimin takdirine bırakılması mümkündür. Bu sınırlar belirtilmeden bir miktarın tek başına belirlenmesi de mümkündür. Abdülaziz Amir, hakimin takdir hakkının sınırlanması için alt ve üst sınırının önceden belirlenmesine karşıdır. [172]

bb)Nispi para cezaları: Miktarı kanun tarafından önceden belirlenmemiş, olaya göre ya failin elde ettiği yarar ya da mağdurun zararına orantılı olarak değişebilir mahiyetteki para cezalarıdır. Yitik malı sahiplenmek, hayvan ve meyve hırsızlığında suça konu eşyanın değerine göre cezanın katlanması, zekat vermemek suçunda da malvarlığının yarısının önceden tespiti imkansız hususlardır. Bunlar nispi para cezasının örnekleridir. [173] Yine Osmanlı kanunnamelerinde geçen bir hayvanın başkasının ekinine girip zarar vermesi halinde hayvanın büyüklüğüne göre değişen ve hayvan başına göre hesaplanan para cezası da nispi para cezasıdır. [174]

Nispi para cezalarının bir örneği de süreli para cezasıdır. “Hakim davalıyı tecavüzüne devam ettiği her gün çoğalacak, tecavüze kendiliğinden son verirse hafifleyecek bir para cezasına (astrent) mahkum edebilir.” [175] 1858 Osmanlı CK, m.116’ya göre mazeretsiz olarak duruşmaya gelmeyenlere verilecek disiplin para cezası mahiyetindeki yaptırım, istinkaf hali tekerrür ettikçe kat kat zam ve ahz olunacaktır. [176]

bc)Tazminat kabilinden para cezaları: Diyet anlatılırken bu yaptırımın hukuki niteliği üzerinde durulmuş ve tazminat kabilinden para cezası olduğuna dair kanaatimiz belirtilmişti.

bd)İyi hal teminatı: Hanefi hukukçulara göre suçlunun malının belirli bir süre iyi hal göstermesi veya ıslahı hal etmesi şartına bağlı olarak emanete alınması, halini düzeltmesi veya süreyi iyi halli geçirmesi halinde teminatın iade edilmesi, [177] aksi takdirde hakimin münasip göreceği bir cihete (kamu yararına) sarf edilmesidir. [178] Sanığa isnat edilen suç sabit olmadıkça hakkında ceza verilemezse de, kefalete rapt (önleyici kefalet) gibi ihtiyati tedbirler alınabilir. [179]

c)Para cezalarının uygulayan makama göre ayrılması

ca)İdari para cezası: Düzene aykırılık dolayısıyla yargı organlarının müdahalesi olmadan doğrudan idari mercilerin hükmedip uyguladıkları para cezasına idari para cezası denir. Bu merciler (vali, kaymakam, kolluk memurları vb.) kanunların kendilerine verdiği yetkiye dayanarak para cezasına hükmedip infaz edebilirler. Örneğin içki meclisinde oturana [180] bî-namaza ve mazeretsiz cemaatle namaza gelmeyene idari para cezası verilebilir. [181]

cb)Disiplin para cezası: Osmanlı 1253/1838 Askeri Ceza Kanununun 4. Bent, 8. maddesine göre, duruşma inzibatını bozanlara 8 gün hapisle birlikte para cezası da verilmesi öngörülmüştür. [182]

cc)Kamu para cezası: Mahkemelerde yargılama sonucu hükmedilen ve cezaların diğer çeşitlerine uygulanan usulle tespit edilip, tecil, genel ve özel af, zamanaşımı gibi kurumlara tabi olan para cezalarıdır.

cd)Vergi cezaları: Zekatını ödemeyenden zekat tutarına ilaveten malvarlığının yarısı oranında ceza alınması örnek gösterilebilir.

6-Para Cezalarının Yaptırım Olarak Değeri

a)Para Cezasına Yöneltilen Eleştiriler

aa)Özüne Yönelik Olanlar: 1)Bazı hukukçular para cezalarının Hz. Peygamber tarafından uygulandığını, ancak sonra nesh (ilga) edildiğini [183] , bazıları da uygulamanın müsadere olup, para cezalarıyla ilgisi olmadığını dolayısıyla hiç uygulanmadığını söylerler. [184]

2)Ceza suç nevinden olmalıdır. Haksız kazancın müsaderesi caiz olabilir, ancak para ve kazanç saiki ile ilgisi olmayan suçlarda para cezası verilememelidir. [185]

3)Tazir cezalarının tahdidi olduğu, kitaplarda sayılı olan dayak, hapis sürgün ve teşhirden ibaret bulunduğu, para cezalarının bunlar arasında sayılmaması sebebiyle caiz olmadığı söylenmiştir. Yani suçluya mali ceza verilmesi Şer’i bir delile dayanmadığı için Bakara, 2/188 ve Nisa, 4/29. ayetleriyle yasaklanmış olan malların haksız yere yenmesi sözkonusu olur.

4)İktisap sebepleri sınırlıdır, para cezası devlet için dahi olsa iktisap sebebi olamaz.

Değerlendirme: İktisap sebebinin karşılıklı rızaya dayanması değil, hukuka uygun olması esastır. Yeni vergilerin ihdası, ganimet ve kamulaştırma gibi mükellefin rızasına dayanmayan, hatta vergi ve kamulaştırmada bir kusur karşılığı da olmadan yapılan iktisap meşru olunca, bir suça ceza olarak verilen para cezası devlet ve kanunun gösterdiği yer için evleviyetle bir iktisap sebebi, suçlu için de tam bir borç oluşturur. [186]

bb)Uygulanmasına Yönelik Eleştiriler: 1)Suç siyaseti açısından suçlu ve suçlulukla mücadele aracı olmaya elverişli değildir. [187] Özellikle cezanın uslandırıcı fonksiyonu para cezalarında bulunmaz. [188] Cezalarda bulunması gerekli ahlaki nitelikler bu cezada mevcut olmadığından mükerrirliğe zemin hazırlar (caydırıcı olmaz). Suçludan çok, nafakasını sağladığı aile fertlerini etkiler. Bu sebeple şahsilik ilkesine aykırıdır. [189]

2)Fakirler aleyhine kanun önünde eşitlik bozulur; aynı suçtan dolayı para cezasına mahkum edilen zengin para cezasını öder, fakir ise ödeyemez, ödese bile etkisini daha fazla hisseder. [190] Ödememe halinde hapse çevrilmesi veya mahkumun bedenen çalıştırılması durumlarında, hukuki eşitlik zedelenmiş olur. [191]

3)Para cezasına hukukilik kazandırılırsa, zalim idarecilere halkın malını haksız yere yemek için yeni bir fırsat tanınmış olur. [192]

Devlet gelir elde etmek amacıyla cezadan beklenen faydayı düşünmeden, daha çok suça yaptırım olarak para cezası koyar. [193]

Müsadere ve para cezasının devlet lehine uygulanması halinde caiz olacağı söylenmiştir. Günümüzde devlet işleri, hazine ve bütçe esasları gelir- gider durumu belirlenmiş, para cezasının hükme bağlanması hakime, infazı başka makamlara görev olarak verilmiş (hakimlerin ve idarecilerin keyfi olarak bu cezayı uygulamaları imkansız hale gelmiş ve keyfi muameleler suç olarak tespit edilmiş) olup bu sakıncaları ileri sürmek yersizdir.

Zaten para cezaları tazirin bir çeşidi olup basit suçlara uygulanabilir. Uygulanma esasları suç ve ceza adaleti düşüncelerine göre kanunlaştırılır, uygulanması teşvik edilmez ve şümulü fazla genişletilmez. [194]

b)Lehinde Düşünceler: 1)Hapis cezalarının kötü etkileri para cezasında yoktur, 2)suçluyu ailesinden ve toplumdan uzaklaştırmaz, 3)derecelendirilmesi ve suçlunun ekonomik durumuna uydurulması mümkündür. 4)Para cezasının infazı devlete masraf yüklemez, aksine gelir sağlar. 5)Özellikle kazanç saiki ile işlenmiş suçlarda hapis cezasından daha etkilidir. Paranın değeri toplumda arttıkça genel ve özel önleme özellikleri ön plana çıkar. Kısacası suçla mücadelede etkili bir araçtır. [195]

III-OSMANLI UYGULAMASI

A-Klasik dönem

1-Kavram

Şer’i terim olarak “tazir bi’l-mal”, [196] “tazir bi ahzi’l-mal”, [197] “ğarame”, [198] Osmanlı Kanunnamelerinde ise “cürm-i cinayet”, “cürm”, “cerime”, [199] cürm ve cinayet resmi (ceraim)”, [200] “kınlık” [201] veya “kınlık akçesi” [202] denilen para cezaları [203] ehli örfe verilmek üzere kadı tarafından hükmedilen tazir nevinden cezalardır. [204]

2-Kanunlar

a)Fatih Kanunları

aa)Teşkilât Kanunu: Fatih’in teşkilât kanunu olan Kanunname-i Âl-i Osman, devlet erkanına verilecek cezaları, reayaya nispetle çok yüksek tutmuş, 3. Bab Ahval-i Ceraim başlığı altında 40. madde; cerime kanda subaşılar için 3000 akçe, göz çıkarmaya 1500, kol kırmaya 1000, baş yarmaya 50 akçe alına, 41. maddeye göre, bir kimseye fuhuş ile sövene tazir cezasına ilaveten 40, birinin haremine bakana (özel hayatın gizliliğini ihlale) 20 akçe cerime.

ab)Ceza Kanunu: Fatih devri Kanun-u Padişahi I. Fasıl zina suçuyla ilgili para cezalarını düzenlemiştir. m.1’e göre: Evli olanın zinasında, fail gani (1000 akçeye gücü yeten bir zengin) ise ceza 300 akçe, (600 akçeye gücü yeten) orta halli biri ise, 200 akçe, (400 akçeye gücü yeten) fakir ise 100, çok fakir ise 50, daha da fakir ise 40 akçe olarak öngörülmüştür. Ergenin zinasında failin ekonomik durumuna göre, 100, 50, 40 ve 30 akçe cürm alınacaktır.

m.5 Fuhşa aracılık (pezevenklik) eden kadına tazir olarak dayak cezası verilip ağaç [205] (sopa sayısı) başına 1 akçeden paraya çevrilir.

II. Fasıl, m.2’ye göre: Kasten adam öldürme suçunda kısas cezası uygulanmıyorsa, zenginden 400, orta halliden 200, fakirden 100, çok fakirden 50 akçe alınacak.

Göz veya diş çıkarmak suretiyle müessir fiil suçlarında kısas uygulanmıyorsa [206] sırasıyla, 200, 100, 50, 40 akçe, [207] baş yarılıp kemik çıksa, zenginden 300, orta halliden 50, fakirden 30 akçe, baş yarılıp kan çıksa, 30 akçe, saç-sakal yolandan zenginse 20, fakirse 10 akçe.

III. Fasıl, m.1, içki içme suçuna dayak cezası, iki ağaca 1 akçeden paraya çevrilir.

m.2’ye göre: koyun ve kovan çalandan 15, kaz ve ördek çalandan iki ağaca 1 akçe, m.4:nacak ve destar uğrulayandan ağaç başına 1 akçe, m.5: sığır uğrulayandan mali durumuna göre, 100, 50, 40 veya 30 akçe cürm alına.

m.18: yoldan geçerken akçesiz yoğurt ve ekmek alana (karşılıksız yararlanma) dayak cezası verilir, sopa başına 1 akçeden para cezasına çevrilir. [208]

b) II. Bayezid Kanunu: Fatih kanunlarının büyük ölçüde tekrarı olan bu kanunnamedeki farklılıklara işaretle yetineceğiz. m.3/2’ye göre: dul kadının zinası halinde bekar failin ödeyeceği cürm kadar alınacaktır. [209]

m.22’ye göre yitik malı sahiplenmek, suçlunun ekonomik durumuna göre, 30, 20 ve 10 akçe cürm cezasını gerektirir. [210]

m.14’e göre kasten adam öldürme halinde sırasıyla 200, 100 ve 50 akçe cürm alınır. m.10’a göre, Hırsızlık suçunu bilip de ihbarı ihmal etmek 10 akçe cürm cezası gerektirir. m.16’ya göre göz veya diş çıkarma suçlarında da 200, 100, 50, 40 veya 30 akçe cürm alınır. Bu miktarlar Fatih Kanunundaki miktarların yarısıdır.

Hamr içme halinde verilecek dayak cezası iki ağaca 1 akçeden paraya çevrilir.

c) I. Selim Kanunu: Birinci Fasıl, m.4’te para cezasının hapis cezasıyla birlikte uygulandığını görürüz. “...eğer bir kimsenin oğlun öpse veya yoluna varıp söylese kadı muhkem tazir edip ağaç başına bir akçe cürm alına eğer habs dahi etseler kadı maslahat gördüğü yerde edeler.”

Zina suçunda fail evli ise mali durumuna göre, 400, 200, 100, 50, 40, ergen (bekar) ise, 300, 50, 40 akçe, köle veya cariye ise bu miktarların yarısı alınacaktır. Eşinin zinasına göz yuman erkekten köftehorluk kınlığı olarak 100, 50, 30 akçe, sarkıntılık veya tasaddi diyebileceğimiz suçların faili ile hayvanlarla cinsi münasebette bulunanlar tazir edilip ağaç başına 1 akçe, [211] cariyeye sarkıntılık edenden iki ağaca bir akçe alınır. Bir kadın bir erkeğe benim ırzıma geçti diye iftira edip ispatlayamasa erkeğe yemin ettirilir, müfteriden iki ağaca bir akçe cürm alınır.

Had cezası gerektiren kazifte 3 ağaca 1, tazir cezası gerektiren kazif, şirb ve namaz kılmama suçlarında 2 ağaca 1 akçe alınır.

Kavgayı başlatandan ağaç başına 1, karşı taraftan iki ağaca 1 akçe, kavgada silah çekenden 50, 10 akçe alınacak. Kavga eden kadın ev hanımı ise beyinden 20 akçe, değilse tazir edilip 2 ağaca 1 akçe.

At, katır ve öküz başkasının ekinine girerse hayvan başına 5, inek girerse 4, buzağı girerse 1, koyun girerse ½ akçe cürm alınır. [212]

d)Kanuni Kanunnamesi: Bu kanunda yer alan para cezalarını suçlara göre tasnif ederek vereceğiz.

Zina: m.1, evli erkeğin (erin), m.5, evli kadının (avretin) zinası halinde [213] failin ekonomik durumuna göre: 300, 200, 100, 50 veya 40 akçe, m.2: ergenin zinası halinde: 100, 50, 30 akçe, m.3: dul avret cürmünü metinde ergen cürmü, dipnotta ise evli cürmü gibi öngörmüştür. m.4: kız-oğlan zinasında ergen cürmünün aynısıdır. m.7: bir zina suçunun iki failinden biri evli olsa evli cürmü, diğeri de ergen olsa ergen cürmü, fail köle ve cariye ise m.8'e, gayrimüslim ise m.31’e göre, cürm yarı oranında alınır.

m.22: Eşinin, ana veya babasının cariyesi veya boşadığı kadınla cinsel münasebette bulunan tazir olunur, ağaç başına 2 akçe, m.34: kendi eşiyle anal ilişki (zahri cima, dübüründen tasarruf) edenden ağaç başına 1 akçe cürm alınır.

Zina sayılan haller: m.9: zina kastıyla birinin evine giren evli ise er cürmü, ergen ise ergen cürmü gerekir. m.17: bir erkekle adı çekilen avret bir yerde halvet halinde görülse zina kınlığı alınır.

Zinaya teşebbüs: m.12: kız ve kadın kaçırmak için hırsızla bile varanı hallerine göre tazir (kınayalar) ve 100 akçeye kadar para cezası alalar.

Söz atma, sarkıntılık ve tasaddi: m.18: söz atma (dillese, yoluna varıp söylese), sarkıntılık (öpse) ve tasaddi (yapışsa) suçlarında ağaç başına 1 akçe, [214] m.19’a göre, mağdure yabancı birinin cariyesi olursa iki ağaca 1 akçe.

m.113: su alınan veya don yunan çeşme başına levent taifesi varsa iki ağaca 1 akçe cürm alınır. [215]

m.35, oğlancıklar döşek etse, oynaşsalar her birinden 30 akçe cürm alınır.

Fuhşa aracılık: m.30: avretin pezevenkliği halinde ağaç başına 1 akçe, m.57’ye göre er veya avretin pezevenkliği halinde ayrıca teşhir cezası verilir.

Kazf suçu: m.24: bir kadın veya kız ırzıma geçti diye birini şikayet edip ispatlayamasa, sanık da inkar ve yemin ederse kazf failine iki ağaca 1 akçe cürm cezası. m.25: bir kadın veya kızla cinsi münasebette bulunduğunu söyleyen, mağdurların inkar ve yemin etmesi halinde aynı cezaya çarptırılır. m.54: had cezası gerektiren kazfte üç ağaca 1, tazir cezası gerektiren kazfte iki ağaca 1 akçe cürm.

Adam öldürme: m.41: kasten adam öldürenden kısas uygulanmazsa mali durumuna göre, 400, 200, 100 ve 50 akçe cürm alınır. m.42: iştirak halinde adam öldürenler tek diyet ve tek cürm ödeyeceklerdir.

Mevsuf müessir fiil: m.45: ok ile birini yaralayan (silahla müessir fiil) yaralanan döşeğe düşerse, 200, 100, 50 akçe cürm öder. m.50: göz ve diş çıkarandan 200, 100, 50 veya 40 akçe alınır. m.47: kol veya bacak kırandan 100 akçe, m.40: baş yarıp kan çıkarandan 30 akçe, kemik çıkar ve yaralanan cerraha muhtaç olursa 100, 50 30 akçe. [216]

Kişi kendi ana veya babasını döverse hapis ve 100 akçe cürm cezası.

Adiyen müessir fiil: m.47: taş veya sopayla dövmede (künt cisim travmasında) ağaç başına 1 akçe, m.37: saç-sakal yolmada 20, 10 akçe alınır.

Karşılıklı müessir fiil: kavgayı başlatandan ağaç başına 1 akçe, diğerinden iki ağaca 1 akçe. m.53: kadınlar dövüşse ev hanımı ise kocalarından 20 akçe, değilse kendilerinden iki ağaca 1 akçe cürm alınır. m.59: yabancı bir kadını döven erkekten ağaç başına 1 akçe.

Müessir fiile teşebbüs: m.48: ok veya bıçak çekenden 50, 10 akçe.

Mevsuf hakaret: zina isnadı olursa, m.54’e göre, had gerektiren kazifte 3 ağaca 1, tazir cezası gerektiren kazifte iki ağaca 1 akçe. Sirkat, ırza tasaddi vb. madde-i mahsusa tayini suretiyle hakarette fail isnadı ispatlayamazsa m.55’e göre, ağaç başına 1 akçe,

Sövme: m.39: birine dil uzatandan (itale-i lisan) 20, 10 akçe, m.56: na-meşru kelimat söyleyenden iki ağaca 1 akçe alına. [217]

İçki: m.61: hamr içme, m.62: müslümanın hamr imali ve satması halinde iki ağaca 1 akçe, m.63: hamr içmese bile hamr sohbetinde (içki meclisinde) bulunandan üç ağaca 1 akçe.

Hırsızlık: suça konu malın değerine göre, m.66: at, katır, eşek ve sığır çalandan, 200 akçe, m.64: kovan, koyun ve kuzu çalandan ağaç başına 1 akçe, m.64: kaz, tavuk ve ördek, m.67: nacak ve destar, m.71: balta, nacak ve bu değerde bir ev eşyası, m.105: bağ ve bostandan nesne çalandan iki ağaca 1 akça cerime alınır. m.69: harmandan tahıl çalan, malı iade veya tazmin ettikten başka malın değeri kadar para cezası öder. [218]

Gasp: m.81: zulm (cebr) ile yoğurt ve ekmek alandan ağaç başına 1 akçe.

Yitik mala usulsüz temellük: yabanda at, sığır, koyun veya kıymetlice bir nesne bulup da kadı marifetiyle ilan ettirmeden ketm (temellük) etse 40, 20, 10 akçe alınır.

İbadetleri terk: m.101: bî-namazdan, m.102: Cuma namazını terk eden ve ramazan orucunu kasten bozandan (yiyenden) iki ağaca 1 akçe. [219]

Hayvanı başıboş bırakmak: m.108: başkasının ekinine giren hayvanın vereceği zarara göre, at, katır, öküz girse, hayvan başına, 5 akçe, inek girse, 4, dana veya buzağı girse, 1 akçe, koyun girse iki koyuna 1 akçe cürm alınır. [220]

m.115’te amillerin hiç kimseye, töhmeti şer’an sabit olmadan mücerret itham ile cürm almamaları, kadı karar verdikten sonra da hükmedilenden fazla almamaları emredilmiştir. m.119: para cezasının suçun işlendiği yerde tahsil edilmesi, fail eğer kaçmış ve kaçtığı yerde cezalandırılmışsa bir daha para cezası alınmaması öngörülmüştür. [221]

e)Alaüddevle Kanunu: Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey Kanunu, hırsızlık suçunda (failin eli kesilmezse) suça konu olan malın değerine göre değişik miktarlarda para cezası öngörmüştür. Örneğin, at veya katır çalandan 18, sığır çalandan 14 altın , kaz çalandan 30, tavuk, bostan ve yemiş çalandan 20 akçe, on akçe değerinde ev eşyası (kovan, saban demiri, çul, bukağı, üzengi, eyer vb.) çalandan 5, ev yarandan 20, kapı kırandan 5 altın alınacak.

Zina suçunda fail ergen (bekar) ise 13, evli ise 15 altın, ırza tasaddide zina cürmü, ev basıp kız kaçıranın her birin