KORKULU RÜYADAN KARABASANA: İDARİ VESAYET
Prof. Dr .İl Han ÖZAY *
İdari vesayet aslında yararlı,hatta vazgeçilmez bir kurumdur desem bunu duyanlardan büyük bir kısmını ta baştan karşıma alacağım için korkuyorum ama,diyorum ki idari vesayet zannettirilmek istendiği kadar da kötü değildir.
İdari vesayet tek bir bütün yani hukuksal varlık olmayan bütün yönetim modellerinde vardır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile kamu yönetimi ve yetkiler bir yandan Federe Devlet -Yerel Yönetim ( Local Government ) öte yandan da Federal üst yapı olarak üç ayrı ve bağımsız bütün şeklinde örgütlenmiş bulunduğundan merkezden yönetimlere benzeri yetkiler tanınmıştır. Ne var ki o ülke hukuk biliminde kara Avrupası ve özellikle bizde olduğu gibi Fransızca terimler kullanılmadığından bu kuruma idari vesayet değil de farklı durumlara göre başka isimler verilmektedir.
Bizde de Anayasa T.C. İdaresinin merkezden ve yerinden yönetim karma esasına dayalı olmasını öngörmüş bulunduğundan bu kadar çok sayıda tüzel kişilik ve hukuksal varlıktan oluşan bir sistemde yönetim birliği ve uyumun sağlanabilmesinin tek aracı “idari vesayet”tir.
Anayasa “Mahalli İdareler” kenar başlıklı 127nci madde nedeniyle idari vesayeti sanki sadece merkez ile yerel yönetimler arasındaki bir ilişki şeklinde görüyor sanılsa da bu teorik bakımdan tam anlamıyla doğru değildir. Gerçekte ise, idari vesayet, yasa koyucunun “merkez” konumunda kabul ettiği ile onun dışındaki başka bir “idare”arasında görülen bir ilişkidir. Nitekim bazı kamu kurumları ile yasal düzenlemelerde “bağlı”olarak geçen fakat aslında “ilgili” demek gereken bakanlık bir yana,ilçe ile büyükşehir belediyesi örneğini ele alacak olursak görürüz ki burada idari vesayet iki yerel yönetim arasındadır. Aynı şekilde barolar ile Birlik arasındaki vesayet de yine iki kamu kurumunun sözkonusu olduğu bir ilişkidir.
İdari vesayet asıl işlevine uygun olarak kullanılmak koşuluyla yararlı bir kurumdur.
İdari vesayetin yararının tanımı ve unsurları,Anayasa’nın biraz önce anılan 127nci maddesinde yer almaktadır. Nitekim,1961 Anayasası’nın aksine ve öğretide kabul edildiği ölçüde 127nci madde,”Merkezi idare(nin),mahalli idareler üzerinde,mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi,kamu görevlerinde birliğin sağlanması,toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla,kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisi(nden)”söz etmektedir. Dolayısıyla, bu hem bir tanım hem de hangi unsurlardan oluştuğunun göstergesidir.
İdari vesayet günümüzde artık Medeni Hukukta aynı adla anılan kurum değil, aslında 379uncu maddedeki “müşavir” ile eşanlamlı,daha doğrusu “kavramdaş”tır.
Tarihte,merkez dışı idareler gerçekten genel anlamda bir “vesayet“ altında idilere. Ancak günümüzde bunu,olsa olsa Medeni Kanun’un 379uncu maddesinde yer alan “müşavir”e benzetmek daha doğru ve yerinde bir düşünüş olur. Nitekim, Türk Medeni Kanun’u “Mahdut ehliyet“ kenar başlığını taşıyan 379uncu maddesinde “Hacrine kafi sebep bulunmamakla bberaber medeni haklarını kullanmak selahiyetinden kısmen mahrum edilmesi menfaati iktizasından bulunan reşit(ten)“ söz etmektedir. Hal böyle olunca,idari vesayette de tümden değil kısmen bir yetersizlik söz konusu olduğundan bu kurumu gerçekten de “müşavir”e benzetmek yanlış sayılmamalıdır. Ancak, öğretide böyle kabul edilmekle beraber [1] , biraz sonra da vurgulanacağı gibi,bu “kurum” uygulamada değil vesayet neredeyse “velayet”e [2] dönüşmüştür.
Yerel yönetimleri asıl rahatsız eden “idari vesayet”in sadece bir “hukuka uygunluk” değil gerçekte ve daha çok bir “yerindelik” [3] denetimi de olmasıdır.
Bilindiği gibi ,gerek öğreti, gerekse Anayasa hükmü vesayetin genel değil ancak yasa ile kurulan ya da öngörülebilen bir ilişki ve yetki olduğu yönündedir. Bunun anlamı vesayetin özerklikle ters orantılı,onu kısıtlayan bir kurum olmasıdır. Bu nedenle, bir yandan vesayet konularının artması, öte yandan da ,belki ”eşyanın tabiatı icabı”, bu yetkinin “hukuka uygunluk”tan öte “yerindelik”alanına da bulaşması, söz konusu rahatsız edici durumu yaratan etkenler olmaktadır.
Sözün özü, oldum olası özerk kuruluşlar [4] idari vesayeti bir korkulu rüya gibi görmekte iken uygulama onu artık bir “kabus” yani karabasana döndürmüş gibi görünmektedir.
Vur deyince öldür...
Toplumumuzun öteden beri mustarip olduğu bir hastalık ifrat ile tefrit arasında gidip gelmek ve orta yolu bir türlü bulamamaktır. Bu nedenle de özellikle yerel yönetimler vesayetin tümden kaldırılmasını istemekte merkezden yönetim ve onun yakını olan Yasama da neredeyse hergün yeni ve aslında doğru olmaması gereken konularla [5] bu alanı olabildiğince genişletmektedir.
İdari vesayeti imar planları konusunda kaldırdığını iddia eden,fakat ilgili yasaya koyduğu “Bakanlığın yetkisi” kenar başlıklı madde ile hiyerarşide bile mümkün olmayan “yerine geçerek yapma”yı hüküm altına alan siyasal iktidar,son zamanlarında,mali bakımdan bir ölçüde özerkliğe kavuşan belediyelerin harcamalarını,sadece bütçelerinin değiştirilerek onanması yöntemiyle değil daha başka şekillerde de zapt ü rapt altında tutma çareleri arar olmuştu. [6]
Merkezden yönetim, nekadar demokratik görünmeye çalışırsa çalışsın,eşyanın tabiatı icabı olacak,elindeki yetkileri kıskançlıkla koruma içgüdüsü ile hareket etmektedir.
Vesayet bir yasa konusu olduğundan ve Yasama tekeli de “merkezden yönetim”in elinde bulunduğundan [7] bu kısırdöngüyü aşarak müdahaleyi [8] ,özellikle “yerindelik denetimi”açısından makul bir düzeyde tutabilme olanağı şimdilik pek yok gibi görünmektedir.
Yerel yönetimlerin demokrasi okulu olduğunu söyleyen ve mahalli idare yöneticisi kökenli milletvekilleri Meclis’te azımsanmayacak bir çoğunluğa sahip olduğu ve bazıları da Yasama ile Yürütme arasında mekik dokuduğu halde,bu sorunun neden mantıklı bir çözüme kavuşturulamadığı ise bir türlü anlayamadığım ve aslında siyaset sosyologlarını da uğraştıran bir açmazdır.
* İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Öğretim Üyesi. İdare Hukuku ve İlimleri Araştırma Merkezi Müdürü.
* Bu makale,5-6 Mayıs 1997 tarihinde düzenlenen Diyarbakır’ın Kentsel Sorunları Sempozyumu’nda bildiri olarak sunulmuştur.
[1] ONAR Sıddık Sami,İdare Hukukunun Umumi Esasları, 3üncü bası, İstanbul 1966,s.623(5).
[2] Medeni Kanun’un 346-375inci maddelerinde öngörülen “vesayet”küçük ve kısıtlıların korunmasına yönelik bir Özel Hukuk kurumu olup Türk Hukuk Lugatı’ndaki tanımı ile bir tür “kamu hizmeti”dir. Çok daha sıkı bir kısıtlılık durumu olan ve Medeni Kanun’un 262-277nci maddelerinde öngörülen “velayet” ise,aynı sözlükte, ”küçük veya hacredilen (kısıtlanan) çocuklarının şahısları veya malları üzerinde,kanuni bakım ve terbiye vazifelerini kolaylaştırmak maksadıyla kanunun ana ve babaya tanıdığı hak ve selahiyetler olarak tanımlanmaktadır.
[3] Fransızca “opportunite”kavramının Türkçe çevirisi olan “yerindelik” zamana ve mekan ile somut duruma en uygun çözüm anlamına gelmektedir.
[4] Özerklikten murat kendi başına yürütülebilir karalar alabilme yasal yeteneğidir. Bu nedenle,İdare Hukuku öğretisinde,yerel yönetimler gibi kamu kurumları da özerk kuruluş olarak nitelenir. 1961 Anayasası’nın bu ad altında sadece üniversite ve TRT’yi öngörmüş bulunması ise teorik bir çözüm değil,adı geçen kuruluşlara verilen önem nedeniyle daha güçlü bir güvence sağlamak amacı olmuştur.
[5] Örneğin,bundan bir müddet önce,sınırları içindeki cadde,sokak,ve meydanlara isim vermek konusundaki belediye yetkisinin kaymakamlıkların onayına bağlı tutulması girişimleri olmuştu. Böyle bir yetkinin idari vesayet onayı ile sınırlandırılması ne kadar doğru değilse,yeni işbaşına gelmiş bir belediye yönetiminin de, sanki başka dert yokmuş gibi, çoğu kez politik amaçlarla o güne kadar kullanılan isimleri değiştirmeye kalkışması aynı derecede yersizdir.
[6] Tabii bu açıkça söylenemiyor,ancak özel toplantılarda bir yakınma olarak dile getiriliyordu
[7] İtalya’da 1972 yılına kadar sadece 5 “Özel statülü” bölge idaresi olduğu halde o tarihten itibaren 1948 Cumhuriyet Anayasası’nın öngördüğü ve belli konularda yasama yetkisine de sahip bu tür yerel yönetimler kuruldu ve özerklik sorunu bu yolla çözüme kavuştu. Bizde ise böyle bir çözümün gerçekleştirilmesini ummak,siyasal nedenlerden ötürü pek de gerçekçi değildir.
[8] Burada vesayet denetiminin somut örnekleri verilmemiştir. Çünkü bu denetim en akla gelmeyecek alanlarda bile görüldüğü gibi gerek sayın oturum Başkanı gerekse diğer katılımcılarla yerel yönetim mensupları benim bilip hatırlayabileceğimden çok daha fazla örnekle karşılaşmışlardır. Dolayısıyla onları tekrarlamaya çalışmak bir tür “tereciye tere satmak “anlamına gelir.