YABANCI VE AZINLIK OKULLARININ
TÜRK HUKUKUNDAKİ STATÜSÜ

Dr. Nuri YAŞAR
Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi

1. Yabancı Okulları ve Azınlık Okulları ayırımı ve bu okulların hukuki dayanakları

Ülkemizde, « Yabancılara ait okullar » denen « yabancı okullar »[1] ve Türk vatandaşı olan «Azınlıklara ait okullar »dan oluşan « azınlık okulları »[2] olmak üzere iki tür vardır. Osmanlı eğitim tarihi, ulusal kurumların oluşturulması yanında ayrıca İmparatorluğun yapısından ve içinde yaşanılan «en uzun yüz yılın » özelliklerinden kaynaklanan gelişmelerle doludur[3]. Bunlardan konumuz içinde kalan iki tip okul ayrıca « çok değişkenli » bir denklemin sonucunda ortaya çıkmıştır. Gerek « yabancı » gerekse « azınlık »okulları sadece Osmanlı İmparatorluğu ile « Düvel-i Muazzama » arasındaki siyasi mücadelenin hukuksal birer sonucu olmaktan öte, sosyolojik olarak da Osmanlı modernleşmesinin çok sayıdaki dinamiğinin değişik dini ve etnik cemaatler üzerinde yarattığı etkininde birer ürünüdürler[4].
Ancak, bu kurumların, olgusal varlığı Cizvitler açısından 16. yüzyıla, Kapuçinler açısından ise 17. yüzyıla kadar götürülebilir. Müslüman topluluklar üzerinde misyoner faaliyetlerde bulunmanın nafileliğini anlayan bu dini örgütler çabalarını Hıristiyan unsurlar üzerine yöneltmek zorunda kalınca, Osmanlı « millet sistemi »nin[5] cemaatlere tanıdığı kolaylıklardan yararlanarak ve büyük ölçüde ruhsatsız olarak faaliyetlerine devam etmişlerdir[6]. Ulusal bilinçlenme dolayısıyla balkanlardaki gayrimüslim
unsurlar üzerinde bile etki kuramayan bu okullar, daha çok bu tür bir
bilinçten uzak Hıristiyan Arap ve Ermeni toplulukları üzerinde etkili olmuşlardır.Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gelişmeler sonucunda denilebilir ki, « Azınlık » okulları İmparatorluğun yaşadığı siyasal-sosyolojik değişimin, « yabancı » okullar ise olgusal varlıklarına rağmen, hukuksal olarak tamamı ile ilk büyük savaşı doğuran uluslararası bir çatışmanın arkasından ortaya çıkan ve « Lozan Mektupları » mektupların yarattığı hukuksal belirsizliğin sonucudur. En doğru tanımlamayla « Yabancılara ait okullar »denebilecek bu okulların bir kısmı, « Lozan Mektupları »[7] denen mektuplaşmalara muhatap
olmuş olan İtalya, İngiltere ve Fransa’ya, bir kısmı Amerika Birleşik
Devletleri (ABD)’ne son bir kısmı ise, « diğer Devletlere ait » bulunmaktadır[8].

Lozan Antlaşmasında « yabancı » eğitim kurumlarından hiç bahsedilmemesine
rağmen, Lozan Mektupları denen mektuplarla 30 Ekim 1918’en önce Osmanlı ülkesinde mevcut yabancı okulların imtiyaz ve garantilerinin devam edeceği bildirilmiş ve Türk Devleti bu mektuplara, Lozan Antlaşmasının bir maddesiymiş gibi bağlı kalmıştır[9]. « Lozan Mektuplarına muhatap ülkelere ait okullar », Lozan Andlaşması çerçevesinde yedi yıllık bir süre için geçerli mektupların geçerliliğini yitirmeleri ile hiç bir dayanağı kalmamış
olmasına rağmen[10], Dışişleri Bakanlığınca, « Lozan mektupları hükümden
düşmüş olmakla beraber[11] tanınmaya devam edilmesi » gereği üzerinde ısrar edilmesiyle, artık « kazanılmış hak » söz konusu olmuştur[12]. Bunlardan « mütekabiliyet » esasına göre de yararlanılamadığı, Dışişleri Bakanlığının bu konuda hiç bir çabasının bulunmamasından ve yurt dışındaki işçilerimizin ve çocuklarının eğitim sorunlarından belli olmaktadır.
İkinci grubu oluşturan ABD’ye ait ve gerçekte misyoner kurumları tarafından kurulan öğretim kurumları ise, 1922 tarih ve 1718 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile « yenileri açılmamak » ve « mevzuata uymak » koşulu ile çalışmalarına devam debileceklerdir[13].

Üçüncü grup olan « diğer ülkelere ait öğretim kurumları » ise, Avusturya, Almanya, İran ve Bulgaristan’a ait bulunmaktadır[14].

Şu halde, bugünkü durumu ile, ülkemizde toplam yedi yabancı ülkeye ait «yabancı okul » bulunmaktadır.

2. Yabancı ve Azınlık okullarına hakim esaslar

Yabancı okulları ve Azınlık okullarının başlı başına birer tez konusu olması gerekir. Ancak, bunları burada konumuzu ilgilendiren yanı, yani eğitim sistemimiz içinde işgal ettikleri yer itibarıyla kısaca ele alacağız. 18. Yüzyılın ortalarından başlayarak, 20. Yüzyılın başında gerçekleşen 1. Dünya Savaşı ile hukuken tamamlanan azınlıklar problemi, ülkemize bir istisnai paket olarak bu dönemden kalmıştır[15]. Bugün bir çok ülkenin başına dert olan azınlıklar teorisi ve pratiği çok büyük ölçüde ülkemiz üzerinde yapılmıştır[16].

24.7.1923 tarihli Lozan Andlaşmasının[17] 40 ve 41. maddeleri azınlık okullarına ilişkindir. Devletin okulu olarak değil de, Devlet karşısında Lozan Andlaşması ile garanti altına alınmış bulunan azınlık okulları, klasik anlamda özel okullardan faklı olarak, azınlık cemaatlerine ait bulunmaktadır[18]. Böylece, bu okulların varlıkları, en başında, ilgili cemaatin fiilen ve hukuken varlığını sürdürüp sürdürmemesine bağlı bulunmaktadır. « Yabancı okullar » ülkemiz vatandaşı ya da kuruluşu olmayan yabancılara ait okulları anlatırken, « Azınlık okulları » ise adından da anlaşılacağı gibi, ülkemizde mevcut ve Lozan Andlaşması ile « azınlık statüsü »nde garanti altına alınmış bulunan, mensupları birer Türk vatandaşı olan Rum, Ermeni ve Yahudi Cemaatlerine, yani ülkemizde resmen tanınmış tek azınlık grubu olan gayrimüslimlere ait bulunmaktadırlar. Hukuksal dayanak ve çerçevesi itibarıyla Her iki okul türü de, artık tamamı ile uluslararası hukukun konusudur.

Nitekim, 1982 Anayasası da eğitim alanında uluslararası yükümlülüklerin ifası ve özellikle yabancıların müktesep haklarının korunması açısından, eğitime hakkına ilişkin 42. maddenin 9. fıkrasının son cümlesinde :

« (...)Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır ». demektedir. Bundan azınlık okullarının kastedildiği açıktır.

3. Yabancı ve azınlık okullarının faaliyeti Açılması[19], genişletilmesi[20], devredilmesi[21] ve kapatılması[22] ve kimlerin devam edeceği[23] özel kurallara bağlı bulunan, gerek « yabancılara » gerekse « azınlıklara » ait, okulların Anayasaya, yasalar ile bağlı olacakları açıktır[24].

Bu bağlamda, « yabancı » ve « azınlık » okullarının müfredat programları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmadıkça uygulanamaz ve bu okullar tarafından, « dışarıdan okul bitirme » imtihanları yapılamaz[25]. Ayrıca, bu okulların bazı yöneticilerinin belirlenmesi de özellik göstermektedir[26]. İster « yabancılara » ister « azınlıklar »a ait olsun, bütün okullar, 625 sayılı ÖÖKK’ nun 2. maddesi uyarınca Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetimi altındadır[27]. Bunların uluslararası hukuk çerçevesinde sahip oldukları güvenceye karşılık, ülkenin hukuk düzenine saygıları esastır[28]. Ancak, bunların eğitim özgürlüğünün evrensel standartlara uygun olarak

verilmesine Türkiye’nin engel olması söz konusu olamaz. Diğer yandan, uluslararası hukukun kabul ettiği sınırlamaların getirilmesine engel olunmaması gerekir. ÖEKK’ nun 25. maddesine göre : « Bu kanunun yayımı tarihinde mevcut olup 23 Ağustos 1923 tarih ve 340 sayılı Kanuna bağlı Andlaşmanın 40 ve 41 inci maddeleriyle ilgisi bulunan okulların özellik göstermesi gereken hususları yönetmelikle tespit edilir.

Yönetmelik, ilgili memleketlerin bu konudaki mütekabil mevzuat ve uygulamaları dikkate alınmak suretiyle hazırlanır. Yönetmelikte belirtilmeyen hususlarda resmi okullar mevzuatı uygulanır. Bu okullarda yalnız Türk vatandaşlarının çocukları okuyabilirler.»[29].

Özel okullar ve yabancı-azınlık okulları başlı başına birer tez konusu yapılmayı hak edecek derecede önemlidirler. Bu konunun en ince ayrıntıları ile incelenmesi, hem bu okulların gördüğü fonksiyonu, hem de ileride doğacak olan muhtemel sıkıntıları engellemeyi kolaylaştırabilir.

Yabancı okullar konusunda en temel sorunlardan biri, kanaatime göre, ülkemizin Yunanistan ile sorunlu ilişkilerine saplanarak, kendi koruması altındaki azınlıklara yapılan muameleyi haklı gösterme çabasına girmesi ve böylece bir çok temel hak ve özgürlüğü kendi geniş ve yüksek kültür zenginliğinden gelen bir güçle değil de kendisinden « endişe » duyan küçük bir ülkeyle olan ilişkilerine angaje olması ve böylece daha ileri bir örnek oluşturmaktan ve bunun yaratacağı politik kolaylıklardan yaralanacak olmaktan yoksun kalmasıdır. Oysa bugün aynı noktaya uluslararası hukukun gücü ve zorlaması gereği gelinmekte ancak bu gelişme de yaşanan acıları azaltmamaktadır. Bugün artık, hiç olmazsa Çocuk Hakları Sözleşmesi dolayısıyla daha da güçlenen eğitim alanının siyasi-diplomatik alandan olabildiğince uzaklaştırılması gereği vardır[30].

[1]Yabancı okullar hakkında : M. Hidayet VAHAPOĞLU, « Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar », MEB Yay., İstanbul, 1997 ; İlknur POLAT, « Yabancı Okulları », Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 1987 ; T.C. Maarif Vekaleti, « Türkiye’de Yabancı Müesseselerin Durumu Hakkında Rapor », Ankara, 1956 ; Kenan OKAN, « Türkiye’deki Yabancı Okullar Üzerine Bir İnceleme », Şubat, 1971(Baskı Yeri belli değil) ; Amerikan Bord Heyetine Bağlı Özel Okullar Yönetmeliği, 1978 ; Nurettin POVLAN, « Türkiye’de Yabancı Öğretimi I », İstanbul, 1952 ; Necmettin HACIEMİNOĞLU, « Yabancı Özel Okullar » in Türk Kültürü Dergisi, sayı 16, 1964 ; Cavide IŞIKSAL, « Türkiye’de Açılan İlk Yabancı Okullar », Belgelerle Türk tarihi Dergisi, cilt 2, sayı 8, 1970 ; Cemal ŞANLI, « Türkiye’deki Yabancı Dini, İlmi, Hayri Kurumların Hukuki Durumu ve Gayrimenkul İktisapları », İÜHFM’den Ayrıbasım, İstanbul, 1979 ; Cemil BİLSEL, « La Vie international de la Turquie », in La Vie Juridique des Peuples, Paris, 1939 ; Bkz. İlber ORTAYLI, « İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı », İletişim Yay., 1999 ; Mustafa ERGÜN, « Atatürk Devri Türk Eğitimi », Ocak Yayınları, Ankara, 1997. [2]Azınlık okulları hakkında : M. Hidayet VAHAPOĞLU, « Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar », zikredildi. ;  İstanbul Özel Yatılı Ermeni Okulları Yönetmeliği ; Ermeni Lise ve Ortaokulları Yönetmeliği, 1976 Onay tarihli ; Hasan GÜNERİ, « Azınlık Vakıflarının İncelenmesi » in Vakıflar Dergisi, sayı 10, 1973 ; Cemal ŞANLI, « Türkiye’deki Yabancı Dini, İlmi, Hayri Kurumların Hukuki Durumu ve Gayrimenkul İktisapları », İÜHFM’den Ayrıbasım, İstanbul, 1979. [3] Bkz. İlber ORTAYLI, « İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı », cit., s. 171 vd., ve özellikle 190 vd. [4]Bu konuda bkz. « Les droits et immunité des Communautés Chrétiennes - Le conflit actuel entre la Sublime Port et le Patriarcat oecuménique » in Bulletin bibliographique, Revue Générale de Droit International public(RGDİP), Tome 1, 1894 ; Mustafa ERGÜN, « Atatürk Devri Türk Eğitimi », Ocak Yayınları, Ankara, 1997. [5] Bkz. Stéphqne PIERRE-CAPS, « La multination - L’avenir des minorités en Europe centrale et orientale », Odile Jacop, 1995. [6] ORTAYLI, « İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı », cit., s. 192. [7]« Lozan Mektupları »nın metni için bkz. ŞANLI, op. cit. s. 851 vd. [8]ERGÜN, « Atatürk Devri...», s. 66 vd. ; VAHAPOĞLU, op. cit. s. 203 vd. [9] A. J. TOYNBEE, « Türkiye », Milliyet Yay., Çev. Kasım Yargıcı, İstanbul, 1971, s. 274. [10]ERGÜN, « Atatürk Devri...», s. 66 vd. [11]ŞANLI, op. cit. s. 871. [12] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 203 vd. [13] ŞANLI, op. cit. s. 867 ; Ayrıntı için bkz. VAHAPOĞLU, op. cit. s. 204-205. [14] ERGÜN, « Atatürk Dönemi... », s. 71. [15] Ayrıntı için bkz. ŞANLI, op. cit. ; ERGÜN, « Atatürk Devri... », s. 66 vd. ; VAHAPOĞLU, op. cit. s. 201 vd. [16] Burada, « Doğu Timor »u sadece « Hıristiyan bir azınlık olarak bağımsızlığa götüren sürecin « azınlıklar teorisi » kastedilmektedir. Bazan etnik kökene, bazan dini inanca dayanan bir ayrımcılığın bu defa sadece dine dayalı ayrımcılık ve bölücülüğün en güçlü ve kalabalık bir « Müslüman ülke »de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ifasıdır söz konusu olan. [17] LOZAN ANDLAŞMAS1 (24.7.1923) (Tamamı 143 madde olan Lozan Andlaşmasının sadece ilgili bölümü alınmıştır.) : « KESİM III AZINLIKLARIN KORUNMASI MADDE 37- Türkiye, 38 inci Maddeden 44 üncü Maddeye kadar olan Maddelerin kapsadığı hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiç bir kanunun, hiç bir yönetmeliğin(tüzüğün) ve hiç bir resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da bunlarla çelişir olmamasını ve hiç bir kanun, hiç bir yönetmelik (tüzük) ve hiç bir resmi işlemin söz konusu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir. MADDE 38- Türk Hükümeti, Türkiye'de oturan herkesin, doğum, bir ulusal topluluktan olma (milliyet, nationalité), dil, soy ya da din ayrımı yapmaksızın, hayatlarını ve özgürlüklerini korumayı tam ve eksiksiz olarak sağlamayı yükümlenir. Türkiye'de oturan herkes, her inancın, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkta isterse, özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktır. MADDE 39- Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, Müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık (medenî) haklarıyla siyasal haklardan yararlanacaklardır. Türkiye'de oturan herkes, din ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olacaktır. Din, inanç ya da mezhep ayrılığı, hiç bir Türk uyruğunun, yurttaşlık haklarıyla (medeni haklarla) siyasal haklarından yararlanmasına, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışma bakımından, bir engel sayılmayacaktır. Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına hiç bir kısıtlama konulmayacaktır. Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır. MADDE 40- Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla ayni işlemlerden ve aynı güvencelerden (garantilerden) yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek  üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel âyinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacaklardır. MADDE 41- Genel (kamusal) eğitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmakta oldukları il ve ilçelerde, bu Türk uyruklarının çocuklarına ilk okullarda ana dilleriyle öğretimde bulunulmasını sağlamak bakımından uygun düşen kolaylıkları gösterecektir. Bu hüküm, Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır. Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklar, Devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, eğitim, din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan  yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacaklardır. Bu paralar, ilgili kurumların (établissements et institutions) yetkili temsilcilerine teslim edilecektir. » in Aslan GÜNDÜZ, « Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Teşkilatlar Hakkında Temel Metinler », Beta Yay., 1994. s. 610-611. [18] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 206 vd. [19] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 234 vd. [20] Özel Ermeni İlkokuluna ilişkin bir kararında Danıştay, « İzin kağıdında derecesi ve öğretim süresi ilk (5 yıl) olarak saptanmış olan okulun ana kısmının faaliyetinin uygun görülmemesinde yasaya aykırılık bulunmadığı ve okulun onaylı talimatnamesinde ana kısmının bulunmasının ruhsatname sayılarak Bakanlıkça verilen izin dışında eğitim ve öğretim faaliyetinde bulunulmasına olanak sağlandığının kabulünün mümkün olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir »(D. 11. Daire,  12.6.1978, E. 1976/1043, K. 1978/3712); Bunların gayrimenkul tasarrufları hakkında bkz. ŞANLI, op. cit. s. 864 vd. [21] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 238. [22] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 238 vd. [23] « Vatansız mülteci baba ile Rum asıllı anadan doğma Türk vatandaşı öğrencinin Lozan Antlaşması hükümlerinden yararlanamayacağı bu nedenle türk okullarında okuyabilmek kaydı ile azınlık okulundan kaydının silinmesine dair işlemde yasaya aykırılık bulunmadığı hakkında »(D. 11. Daire, KT. 26.10.1978, E. 1978/716, 1978/47899 ; « Öğrencinin babası Süryani Kadim iken mahkeme kararı ile mezhebini değiştirdiğinden bahisle okumakta olduğu ermeni okulundan ilişiğinin kesilmesi ve resmi veya özel Türk okuluna kaydedilmesine elişkin işlemin ; Lozan Barış Antlaşmasının azınlıkların korunması başlığını taşıyan III. faslının 40 ve 41 maddeleri hükümlerine göre, din esasına dayanılarak, Müslümanlar dışındaki türk vatandaşları azınlık olarak kabul edilmiş olup, azınlık haklarından yararlanabilmek için de anılan Antlaşmanın yürürlüğe girdiği 24 Temmuz 1923 günündeki nüfus kütüğü kayıtlarının esas alınması, ancak anılan tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı olmayanların durumlarının diğer bilgi ve belgelere dayanılarak saptanmasının zorunlu olduğu ; davacının nüfus hüviyet cüzdanı örneğinden Hıristiyan ermeni olduğu anlaşıldığından, çocuğunun kendi azınlık okuluna kaydının yapılması icabettiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. » (D. 11. Daire, KT. 8.2.1979, E. 1978/1008, K. 1979/284) ; « Özel Nortibros Ermeni İlkokulunda öğrenci olan davacının çocuğunun bu okuldan kaydının silinmesine ilişkin Milli Eğitim Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açtığı davanın ; Lozan Barış Antlaşmasının 40. maddesi ile 41. maddesi hükümlerine göre, din esasına dayanılarak Müslümanlar dışındaki Türk vatandaşlarının azınlık olarak kabul edildiği, azınlık haklarından yararlanabilmek için de Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girdiği 24 Temmuz 1923 tarihindeki nüfus kütüğü kayıtlarının esas alınması ve dinin sonradan değiştirilmemiş olması gerektiği, davacının İslam dinini sonradan mahkeme kararı ile değiştirmiş olmasının Lozan Antlaşması ile tanına azınlık haklarından yararlanabilmesi için yeterli neden olmadığı, davacıya ait nüfus kayıt örneğinin din hanesinde davacının ve babasının dinlerinin Hıristiyan olarak düzeltildiği belirtilmekte ise de, bu nüfus kayıt örneğinden sözü geçen kişilerin dinlerinin aslen İslam olduğunun anlaşıldığı, bu duruma göre dinin değiştirilmiş olması sebebiyle ermeni azınlık okulunda öğrenim görmesi mümkün olmayan davacının çocuğu hakkındaki dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir »(D. 11. Daire, KT. 5.11.1981, E. 1980/1249, K. 1981/3349) [24] « Azınlık okulunda Ermenice dersi öğretmenliğine atanmasının yapılmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 625 sayılı Yasanın 21. maddesinde, her derecede özel öğretim kurumlarının yöneticilik ve öğretmenliğine, en azn dengi resmi okul yöneticilik ve öğretmenliği için gerekli nitelik ve koşulları taşıyanların görevlendirilebileceği belirtildiğine ve dengi resmi okul öğretmenliklerine ilköğretmen okulu mezunları atandığına göre, özel ermeni okulunda açık bulunan Ermenice öğretmenliğine lise mezunu olan davacının atanmayarak ilköğretmen okulu bir başka kişinin atanmasında, yukarıda anılan madde hükmüne aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddine » (D. 5. Daire, KT. 1.12.1971, E.1970/6743, K. 1971/8007) ; « Özel Musevi Lisesi Müdürlüğü veya öğretmenliğine atanma isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ; 625 sayılı Yasanın 21 ve 45. maddeleri hükümlerinin ve davacının işlem dosyasında mevcut belgelerin incelenmesinden, ilgilinin özel musevi lisesi müdür ve Fransızca öğretmenliğine atanmasında sakınca görülmesi nedeniyle reddine... »(D. 5. Daire, KT : 4.4.1973, ED. 1972/3593, K. 1973/1804) [25] VAHAPOĞLU, op. cit. s. 241 vd. ; Ancak mütekabiliyet ilkesinin bir sonucu Rum azınlık okullarına okullara giriş imtihanı konulabileceği hakkında bkz. D. 11. Daire, KT. 23.2.1976, E. 1974/1853, K. 1976/699. [26] « İstanbul -Amerikan Robert Koleji Müdür Başyardımcılığına atanmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ; 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun ; Anayasaya aykırılığı yolundaki iddiasının ciddi görülmeyerek, 24. maddesinde, özel okul müdür başyardımcılığına bu okullardan Türkçe veya Türkçe kültür dersleri öğretmenlerinden birinin atanması gerektiği belirtilmiş olup, kimya öğretmeni olması nedeniyle bu şartı taşımayan davacının göreve atanmamasında mevzuata aykırılık bulunmadığı gerek.esiyle reddine karar verilmiştir » (D. 5. Dairesi, KT. 11.12.1974, E. 1974/18, K. 1974/9023). [27] « 625 sayılı Yasanın 45. maddesine göre çalışma izninin iptal edilmesiyle yöneticilik görevinden alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ; soruşturma dosyasının ve eklerinin incelenmesinden okul müdürü olan davacının, kişisel yazışmalar dışında okulla ilgili resmi nitelikte olan yazışmaları Ermenice olarak yapması nedeniyle, görev başında kalmasının sakıncalı görüldüğünün anlaşıldığı, davacının bu durumu ile T.C. Anayasasının 3 ve 1353 sayılı Yasanın 2. maddelerine aykırı davranmış olduğu cihetle hakkında tesis edilen işlemde mevzuata aykırılık görülmediğinden karar düzeltmesi safhasında reddine karar verilmiştir » (D. 5. Daire, KT. 18.3.1972, E. 1970/3895, K. 1972/1904) ; Bu okulların denetimin başka alanlarda da sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Örneğin, 1927 yılında Bursa Amerikan Koleji’nde okuyan dört Müslüman öğrencinin Hıristiyan olmasının duyulması üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı okulu derhal kapatmış ve ilgililer hakkında dava açmıştır. Bakanlığın bu tavrı, Türk Amerikan ilişkilerinde ciddi bir sertleşmeye neden olmuştur. Bu konuda bkz. ERGÜN, « Atatürk Devri... », cit. s. 73. [28] Örneğin laikliğin kabulü ile başlayan yeni dönemde, « papaz okulları »nın bu değişikliğe uygun davranmaları gerektiği hakkında, o dönemde, yapılan tartışmalar hakkında ERGÜN, « Atatürk Devri...», cit. s. 66, 70. [29] « Vatansız mülteci baba ile Rum asıllı Türk vatandaşı anadan doğma öğrencinin Lozan Antlaşması hükümlerinden yararlanamayacağı bu nedenle Türk okullarında okuyabilmek kaydı ile azınlık okulundan kaydının silinmesine dair işlemde yasaya aykırılık bulunmadığı hakkında »(D. 11. Daire, KT. 26.10.1978, E. 1978/716, 1978/47899 ; [30] Bir çok açıdan trajik bir « azınlık » bakış açısı için bkz. Hrant DİNK, « « Devlet Manastırı » mı ? » in Yeni Binyıl, 09.01.2000. ______________________________________________________