DİYARBAKIR'DAKİ İLÇESİZ İLÇE BELEDİYELERİ YA DA ALT KADEME BELEDİYELERİ*

Dr. Ramazan Yıldırım**

 

GİRİŞ

Türk belediyeciliğinde ya da pozitif belediye hukukunda, 1982 Anayasası'nın kabulünden sonra yaşanan gelişmelerde, belediye kavramının yanında büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyeleri kavramlarına da şahit olduk. Ancak 1993 yılına gelindiğinde bu alanda yeni bir kavramla daha tanıştık: Bu kavram da "alt kademe belediyeleri"dir. Aslında gerek büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyesi, gerekse alt kademe belediyeleri terimleriyle ifade edilen kavramlar; belediye kavramının türevleridir. Fakat hukuki statüleri ve bu statülerin doğurduğu sonuçlar açısından bazı farklar vardır.

Bu bildiride, belediye kavramıyla birlikte bu üç yeni kavramın 1984 yılından bu yana İdare Hukuku açısından olması gereken farkları ve bu farkların İdare ve Anayasa Hukukuna yansımaları irdelenecektir.

 

I. BELEDİYE, BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELDİYELERİ KAVRAMLARI

A. KAVRAMLARIN TANIMI

1. Belediye

Anayasa'nın 127. maddesi tarafından Anayasal güvence altına alınan belediyelerin organları, o beldede oturan insanlar tarafından oluşturulurlar. Ayrıca, kamu tüzel kişiliğine, malvarlığına ve personele sahip birer yerel yönetim birimleridir. Bu bakımdan belediyeler arasında gerek hukuki açıdan, gerekse kullandıkları idari yetkiler ve yüklendikleri kamu görevleri açısından bir farklılık yoktur.

Belediyelerin tanımını pozitif hukukumuzda 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun birinci maddesi yapmaktadır. Buna göre, "belediye beldenin ve belde sakinlerinin mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye eden hükmi sahsiyettir". Tanımdan da anlaşılacağına göre belediyeler, yerel kamu hizmetlerinin görülmesinde mevcut veya muhtemel poblemlerin çözümlenmesinde etkin yetki ve sorumluluk içindedirler. Bundan dolayı da ortak yerel ihtiyaçların karşılanması noktasında kamu oyu ve diğer idari birimlerle yüz yüze gelirler.

 

2. Büyükşehir Belediyesi

İngilizce karşılığı metropol olan kavram, dilimizde büyükşehir ve anakent terimleriyle ifade edilmektedir. Ancak, Türk Pozitif Hukuku, anakent yerine büyükşehir terimini kullandığı için, bu çalışmada biz de büyükşehir terimini kullanacağız. Büyükşehir terimini, pozitif hukukumuz sıfat tamlaması ve ayrı sözcük olarak yazmaktadır. Fakat terimle anlatılmak istenen şehrin büyüklüğü değil, yeni bir idari teşkilat birimi olduğu için, bileşik isim olarak ve bitişik yazılması Tükçe imla kuralları açısından daha doğru olur.

Büyükşehir kavramının tanımı üzerinde, doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Çünkü, bu kavramın ekonomik, sosyal, idari ve hatta siyasi boyutları vardır. Bundan dolayı, bu kavramı tanımlamak için tek bir ölçüt kabul edip ona göre bir tanım yapmak büyük yanılgılara neden olabilir. Tanımı üzerinde fikir birliği olmamasına rağmen, büyükşehir uygulamasının mukayeseli hukuk boyutuna baktığımızda, Londra, Tokyo, Paris ve Toronto gibi büyük kentlerde bir yerel yönetim birimi olarak büyükşehir belediyeleriyle karşılaşırız.

Ancak, 3030 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "Belediye sınırları içinde birden fazla ilçe bulunan şehirleri" büyükşehir olarak tanımlanmış, 4. maddesinde de büyükşehirlerde büyükşehir adı ile büyükşehir belediyesi kurulacağını hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun uygulanmasına yönelik Yönetmelik ise tanımları biraz daha açmıştır. Yönetmeliğin 3. maddesine göre; belediye sınırları içinde merkez ilçe dahil olmak üzere birden fazla ilçe bulunan şehirler büyükşehir, büyükşehirlerde kurulan belediyeler ise büyükşehir belediyesi olarak tanımlanmıştır.

 

3. İlçe Belediyesi

İlçe belediyesi, teknik terim olarak bütün ilçelerde kurulan belediyeleri tanımlamaz. Sadece, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yer alan ilçelerde kurulan ve üzerinde büyükşehir belediyesinin bir çeşit idari vesayet yetkisi bulunan belediyeleri tanımlar.

İlçe belediyelerinin yasal tanımı, 3030 sayılı Kanun'un 3. maddesinde; "büyükşehir belediye sınırları içinde kalan ilçelerde kurulan belediyeler" olarak yapılmıştır. Aynı kanunun uygulanmasını gösteren yönetmelik de kanundaki tanımı tekrarlamıştır.

 

4. Alt Kademe Belediyeleri

Alt kademe belediyeleri, kavram olarak, Türk Pozitif Hukukuna, 504 sayılı K.H.K.'nin bir hediyesidir. Bu kavramla, büyükşehir belediyeleri sınırları içinde yer alan ve merkezi idarenin taşra teşkilatı olan ilçelerin bulunmadığı belediyeler kastedilmektedir.

Aslında alt kademe belediyeleri terimiyle ifade edilmek istenen kavram, ilçe belediyeleridir. Fakat, zamanın Yürütme Organı , büyükşehir belediyelerini K.H.K. ile kurarken, merkezi idarenin taşra teşkilatının ikinci basamağı olan ilçeyi kurma külfetinden kurtulmak için, ilçe belediyelerinin çok kötü bir tanımını yapmıştır. Bu tanıma dayanarak da kurulması gereken ilçe teşkilatları kurulmamıştır.

Ayrıca, alt kademe belediyeleri terimi, hukuk literatürümüzde olmayan "üst kademe belediyeleri" terimini de çağrıştırmakta, sanki belediyeler arasında hiyerarşik bir ililşki varmış gibi bir durum ortaya çıkarmaktadır. Başka bir deyişle, "alt kademe belediyeleri" terimi; "amir belediyeler" ve "memur belediyeler" gibi idari teşkilat sistemimize tamamen ters ve yabancı kavramları gündeme getireceğe benzemektedir.

 

B. KAVRAMLARI DÜZENLEYEN YASAL DÜZENLEMELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

1. 1580 Sayılı Kanunun Hükümleri

1580 Sayılı Kanun, genel olarak belediyelerin kuruluşunu, işleyişini, görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Bu Kanun, belediyeler arasında büyüklük küçüklük ayırımı yapmadan, hepsini eş düzeyde düzenlemektedir. Bir başka deyişle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Şırnak il sınırları içinde yer alan Görümlü Belediyesi, 1580 sayılı Kanun açısından eşittir. İkisi de kuruldukları beldede yaşayan insanların mahalli müşterek kamusal ihtiyaçlarını karşılamak için kamu hizmeti yürütürler.

Elbette her belediyenin hizmet sunduğu coğrafi alan ve insan sayısı, yaptığı ve kullandığı bütçe miktarı, gereksinim duyduğu araç-gereç ve malvarlığıyla, personel sayısı; diğerlerinden farklıdır. Bu farklılıktan kaynaklanan çeşitli zorluklar kentsel ya da yerel kamu hizmetlerinin yürütülmesini olumsuz yönde etkilemiş, çeşitli idari, hukuki ve hatta sosyal sıkıntılara neden olmuştur. Bunları gören Anayasa koyucu, Anayasa'nın 127. maddesinin II. fıkrasının son cümlesinde, "büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim birimlerinin kanunla getirilebileceği"ni hüküm altına almıştır. Çünkü bizim büyük yerleşim merkezlerimizdeki belediyelerimizin hizmet suduğu nüfüs sayısı ve coğrafi alan, birçok devletten daha büyüktür. Fakat bu büyüklük veya küçüklüklerin 1580 sayılı Kanun açısından bir önemi yoktur.

 

2. 3030 Sayılı Kanun'daki Düzenleme

1580 sayılı Kanun, genel olarak bütün belediyeleri düzenlemesine rağmen, 3030 sayılı Kanun, sadece büyükşehir belediyeleri ile bu belediyelerin sınırları içinde yer alan veya yeni oluşturulan ilçelerde zorunlu olarak kurulan ve adına ilçe belediyesi denen belediyeleri düzenlemektedir. Bu yönüyle, 1580 sayılı Kanun, belediyeler hakkında genel, 3030 sayılı Kanun ise özel nitelikte bir kanundur.

3030 sayılı Kanun, büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerini eş statüde görmüyor. Söz konusu kanun, büyükşehir belediyelerine, ilçe belediyeleri üzerinde Sayın Prof. Dr. İl Han Özay'ın "dış idari denetim", Sayın Prof. Dr. Sait Güran'ın ise "iç idari vesayet" dediği bir tür idari vesayet yetkisi tanımaktadır.

 

3. 504 Sayılı K.H.K.'deki Düzenleme

504 sayılı K.H.K., herne kadar organik açıdan bir K.H.K. ise de maddi açıdan bir koşul işlemdir. Çünkü 1. maddesinde saydığı il merkezlerindeki belediyeleri klasik belediye statüsünden çıkarıp büyükşehir statüsüne sokmuştur. Bu yönüyle daha önce Adana, Bursa, Gaziantep ve Konya il merkezlerindeki belediyeleri büyükşehir belediyesi konumuna getiren 3306 sayılı Kanun, 3391, 3398 ve 3399sayılı Kanunlarabenzemektedir. Ancak, bu kanunlardan bir farkı vardır: Bu fark, K.H.K.'nin 1. madesinin II. fıkranından kaynaklanmaktadır. Söz konusu fıkraya göre, K.H.K. kapsamında kurulan büyükşehir belediyeleri içinde ilçe teşkilatı kurulmayacakır. Bunun yerine, sadece "alt kademe belediyeleri" denen ilçe belediyeleri kurulacaktır. 504 sayılı K.H.K. bu yönüyle 3030 sayılı kanuna göre özel, 1580 sayılı kanuna göre ise özelin de özeli hükümler içermektedir.

 

II. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KURULMASI

A. KULLANILAN ÖLÇÜTLER

Herhangi bir yerleşim merkezinde büyükşehir belediyesi kurulması için üç önemli ölçüt kullanılmaktadır:

 

 

 

1. Nüfus Ölçütü

Bu ölçüte göre belli bir nüfus miktarına ulaşan yerlerde büyükşehir belediyesi kurulmalıdır. Ancak, nüfus ölçütünün rakamsal boyutunun ne olması gerektiği konusunda fikir birliği yoktur. Amerika Birleşik Devletleri'nde, standart büyükşehir alanı olarak kabul edilen bölgeler için yapılan istatistiklerde, nüfus 50000 olarak belirlenmiştir. Bu rakamların belirlenmesi İngiltere'de olduğu gibi, kanunla da olabilir, uygulamaya da bırakılmış olabilir.

Ancak nüfus ölçütü tek başına yeterli bir ölçüt olmadığı için, miktarı yasalarla belirlemek yerine uygulamaya bırakmak daha yerinde olur. Bu bir anlamda nüfus ölçütünden vaz geçmek anlamına da gelmektedir.

 

2. Büyükşehir Karakteri Ölçütü

Bir kentte büyükşehir belediyesi veya yönetiminin kurulabilmesi için, belli bir nüfusa erişmiş olması tek başına yeterli olmaz. Bunun yanında bir takım özelliklere de sahip olması gerekmektedir. Bu özellikler o kentin "büyükşehir karakterini" ortaya koyar. Büyükşehir karakteri taşıyan kentlerde, büyük ölçüde ticari, mali, ekonomik, endüstriyel, teknik, sosyal, kültürel ve idari açıdan bir gelişmişlik gözlenir. Büyükşehirler hem ekonomik, hem de kültürel ve siyasal güç merkezi olma özelliklerine sahiptirler.

Ancak, bu ölçüt de bir kentin büyükşehir belediyesi statüsüne kavuşması için siyasal iradeyi harekete geçirememektedir. Nitekim yukarıdaki iki ölçüte de uyan birçok kent, bugün büyükşehir statüsünde değildir.

 

3. Merkezde Birden Fazla İlçe Bulunması Ölçütü

Gerçekten yukarıdaki iki ölçüt de uygulamada yetersiz kalmıştır. Bunun yerine, yukarıdaki ölçütlere uymakla birlikte, birden fazla ilçe bulunan veya birden fazla ilçe kurulması mümkün olan il merkezlerine de gerek vardır. Nitekim, 3030 Sayılı Kanun, bu ölçütü benimsemiştir. Kanun'un tanımlar başlığını taşıyan 3. maddesinde büyükşehir; "belediye sınırları içinde birden fazla ilçe bulunan şehirler" olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun uygulanması ile ilgili İçişleri Bakanlığı'nın yapmış olduğu yönetmelik ise, bu tanıma "merkez ilçe" sözcük öbeğini de ekleyerek, kanun koyucunun bu son ölçütü benimsediğini ortaya koymuştur.

 

 

B. ÖLÇÜTLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Mukayeseli hukuk için olmasa bile, Türk İdare Hukuku açısından bazı sonuçlar çıkarmak mümkündür: Buna göre yukarıdaki ölçütlerden sadece birini veya ikisini dikkate alarak belirli bir sonuca ulaşılamaz. Bunun yerine bütün ölçütlerin bir bileşkesini bulup ona göre bir büyükşehir tanımı yaptıktan sonra büyükşehir teşkilatları kurulmalıdır. Buna göre; nüfus, ekononik, sosyal ve kültürel açıdan belirli bir büyüklüğe ulaşmış, merkezinde birden fazla ilçe örgütü ve belediyesi bulunan ya da merkezinde birden fazla ilçe örgütü ve belediyesi kurulması mümkün olan il merkezlerinde, coğrafi sınırı il merkeziyle aynı olan ve ilçe belediyeleri üzerinde bir takım idari yetkileri olan büyükşehir belediyeleri kurulabilir.

 

C. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN KURULUŞ NEDENLERİ

Büyükşehir belediyelerinin kuruluş nedenlerini üç ana grupta toplamak mümkündür:

1- Hızlı nüfus artışı ve ekonomik faaliyetlerin belirli merkezlerde toplanması, şehirleşmenin temel özelliklerinden birisidir. Şehirleşmenin bu özelliği, büyük yerleşim birimlerinin çevresinde merkez şehrin uzantısı durumunda daha küçük yerleşim birimleri oluşmaya başlamasına neden olmuştur. Ancak bu küçük yerleşim birimleri ne merkez konumundaki şehirlerin sundukları hizmetlerden yeterince yararlanabilmiştir, ne de yararlandıkları hizmetlerin karşılığını ödemeye zorlanabilmişlerdir. Bunun sonucu olarak, kentsel kamu hizmetlerinin eksik sunulmasından dolayı, çeşitli toplumsal sıkıntılar yaşanmıştır. Çünkü kentsel kamu hizmetlerinin birden çok belediye tarafından sunulması, merkezdeki belediye ile ekonomik ve fiziksel yönlerden adeta bütünleşmiş olan bu çevre belediyelerde kaynak savurganlığına yol açmış ve Anayasa'nın 123. maddesine "kuruluş ve görevleriyle" bir bütün olarak ortaya konan idarenin bütünlüğü ilkesine ters sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

2- Öte yandan büyük yerleşim birimlerinde, bütün kentsel kamu hizmetlerinin yürütülmesinde de büyük güçlüklerle karşı karşıya gelinmiştir. Halbuki kamu hizmetleri, ister ulusal seviyede, ister bölgesel seviyede, isterse kentsel veya yerel seviyede olsun; sürekli ve kesintisiz olmalıdır. Söz konusu hizmetlerin görülmesini aksatan ve geciktiren bu güçlüklerin giderek artması, büyükşehir ölçeğindeki hizmetlerin bir bütün olarak yerel olanlardan ayrılmasını ve büyükşehire ilişkin olanların büyükşehir belediyelerince yürütülmesini zorunlu kılmıştır.

3- Üçüncü olarak, büyükşehirler büyükşehir olma karakterini ya da niteliklerini kendi tüzel kişiliklerinin veya hemşehrilerinin iradeleriyle elde etmemişlerdir. Devletin siyasi organlarının uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar onları bu konuma getirmiştir. Dengesiz bölgesel kalkınma politikaları ile çok büyük kentlerin varlığı bu tür politikalarla yakından ilgilidir. Çünkü bu tür politikalar, büyük kentlerin daha da büyümesüne yol açmaktadırlar.

 

D. BÜYÜKŞEHİR UYGULAMASININ GETİRDİĞİ KAMUSAL FAYDALAR

Büyükşehir belediyelerinin, gerek doğal olarak büyümüş olan, gerekse uygulanan çeşitli sosyal ve ekonomik politikalarla şişirilmiş ve adeta koskoca köyler durumuna getirilmiş bulunan büyük kentlerin; bütün dertlerine çare olacağını düşünmek elbette yanlıştır. Ancak büyükşehir uygulaması içinde, ilgili kente ait belediye hizmetlerinin ikili düzeyde (büyükşehir ve ilçe belediyeleri düzeyinde) bölüştürmek yönetimde etkinliği artırabilir.

Diğer yandan yurttaşların yönetime katılmasını özendirmesi ve artırması da söz konusu olabilir. Büyükşehire ilişkin yasal düzenlemeler, geniş çaptaki vatandaş kitlesine yaşadığı beldenin belediye başkanını seçmek, belediye meclisine üye olarak katılmak, birçok küçük çaptaki yerel hizmetin görülmesini, büyükşehir belediyesine ya da merkezi idareye başvurmadan gerçekleştirme imkanı vermektedir.

 

III. 504 SAYILI K.H.K.'NİN ANAYASAL KONUMU

A. YETKİ KANUNU'NUN DURUMU

Diyarbakır'da Büyükşehir belediyesinin kurulmasının yasal dayanağını, 504 sayılı K.H.K. oluşturmaktadır. Bu K.H.K.'nin çıkmasını sağlayan yetki kanunu ise, 3911 sayılı Kanun'dur. Bu kanunun gerek amaç başlığını taşıyan 1. maddesi, gerekse kapsam başlığını taşıyan 2. maddesi, büyükşehir belediyelerinin kurulması için yetki verildiğinden hiç söz etmemektedir. Bunun yerine 1. maddede; "... Yürütme Organı bünyesindeki kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin konularda düzenlemede bulunmak, ..." amaç olarak belirlenmiş; "kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin olarak, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında bölüşümüne, bağlı ve ilgili kuruluşlar kurulmasına, mevcut kurum ve kuruluşların birleştirilmesine veya kaldırılmasına ... ilişkin kanunlarda yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeler ..." yapmak için, Bakanlar Kurulu'na K.H.K. çıkarma yetkisi vermştir. 3911 sayılı Kanun'un adı, "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri Hakkındaki Kanunlar ile Teşkilat Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu"dur. Bu kanunun, yetki süresi başlığını taşıyan 4. maddesine göre, Bakanlar Kurulu bu kanuna dayanarak bir yıl süre ile K.H.K. çıkarabilir.

Kanun için açılan iptal davasında verilen Anayasa Mahkemesi kararı, şu şekilde özetlenebilir: "K.H.K. uygulamasının yaygınlaştırılması, kullanma süreleri uzatılarak süreklilik kazandırılması, hemen her konuda K.H.K.'lerle yeni düzenlemelere gidilmesi, ivedilik koşuluna uyulmaması, yasama yetkisinin devri anlamına gelir. Böylece, üç kamu erki arasında denge bozulur; Yürütme Organı Yasama Organının yetkilerine el atmış olur ve ona karşı üstün bir konuma gelir.... Ayrıca, 3911 sayılı Kanun'un kendisine dayanılarak çıkarılacak K.H.K.'llerin kapsamını bu denli geniş tutması aslında bir yetki verme değil, yetki devretmedir. Halbuki, ... Anayasa'nın 87. ve 91. maddelerinde ... yetkinin devrinden değil verilmesinden sözedilmektedir. Yetkinin verilmesi ile (yetki) devri(nin), hukuksal sonuçları farklıdır. Devir durumunda yetki devredilene geçer; devredenin o yetkiyi kullanması söz konusu olamaz. Oysa K.H.K. çıkarma yetkisinin verilmesinde yetkiyi veren Yasama Organı yetkiyi kaldırabilir, kapsamına giren konularda kendisi (de) düzenleme yapabilir. ..." Yüksek Makeme, bu gerekçelerle iptal etmiştir.

Bakanlar Kurulu'nun, 504 sayılı K.H.K.'yi çıkarmak için kendini muhtemelen yetkili saydığı hüküm; 3911 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (b) bendidir. Halbuki yukarıda sayısı ve tarihi verilen karara göre; bu bend ile verilen yetkinin kapsamına "... özel hukuk hükümlerine göre yönetilen kamu kurum ve kuruluşları ..." girmektedir. Pozitif hukukta kamu kurum ve ve kuruluşu terimleri sık sık birbirlerinin yerlerine kullanılsa da, İdare Hukuku doktrininde kurum terimiyle tüzel kişiliğe sahip idari teşkilat birimleri, kuruluş terimiyle de tüzel kişiliğe sahip olmayan idari teşkilat birimleri kastedilmektedir. Bu anlamda bütün yerel yönetimler gibi, büyükşehir belediyeleri de kurumdur. Ancak, yine İdare Hukuku doktrininde belediyelerin hepsi kamu idareleri kategorisinde ele alınır ve kamu kurumları tamamen farklı bir idari teşkilat kategorisini ifade eder. Fakat, gerek kanun tasarısının genel gerekçesinde, gerekse ilgili maddelerinin gerekçelerinde; "...bağlı kuruluşlar kurulması ...", "...kamu kurum ve kuruluşlarının kurulması ..." gibi muğlak ya da bulanık ifadeler kullanılmıştır. Anayasa Komiyonu'nun kabul ettiği metinden ise, söz konusu yetki kanunun kapsamına K.İ.T.'lerin gireceği anlaşılmaktadır. Bunun yanında Parlementodaki kanunun tümü ve maddeleri üzerinde yapılan görüşmelerde de, bu yetki kanunuyla büyükşehir belediyelerinin kurulmasına dair yetki verileceğine ilişkin en ufak bir işaret yoktur. Ayrıca, konu pozitif hukuk açısından -özellikle Anayasa'mızın 127. maddesi açısından- ele alındığında, belediyeler ne kamu kurumudur ne de kamu kuruluşudur; Doğrudan doğruya mahalli idarelerdir.

 

B. 504 SAYILI K.H.K.'NİN ANAYASAL DURUMU

3911 sayılı Kanun'da ne genel olarak yerel yönetimlere ilişkin kanunlarda, ne belediyelere ilişkin kanunlarda, ne de özellikle 3030 sayılı Kanun'da değişiklik yapılması ya da yeni düzenlemelere gidilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu'na yetki verildiğine dair bir hüküm vardır. Aksine bu konularda hiçbir hüküm sevk etmemiştir. Bu durum karşısında 504 sayılı K.H.K.'nin yasal dayanağı 3911 sayılı Kanun olamaz. Başka bir deyişle, 504 sayılı K.H.K., 3911 sayılı Kanun'nun kapsamı dışındadır.

504 sayılı K.H.K., Anayasa'nın 122. maddesi kapsamında çıkarılan bir K.H.K. olmadığına göre, mutlaka bir yetki kanununa ihtiyaç vardı. Böyle bir yetki kanunu olmadığı için, -başka bir deyişle yetki kanunu olarak gösterilen 3911 sayılı Kanun'da yeni büyükşehir belediyelerinin kurulması için Bakanlar Kurulu'na K.H.K. çıkarma yetkisi verilmediği için- 504 sayılı K.H.K. idare hukuku açısından işlev gasbıyla sakattır. K.H.K.'ler Meclis tarafından onaylanıncaya kadar, gerek organik gerekse işlevsel açıdan idari bir işlemdir. Ancak, tüzük ve benzeri idari işlemlerden oldukça farklı, sui generis bir idari işlemdir. Bundan dolayı da yargısal denetimi, Danıştay tarafından değil, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmaktadır. Eğer 504 sayılı K.H.K., Bakanlar Kurulu'nun yaptığı başka bir idari işlem (örneğin tüzük) olsaydı ve aynı hükünleri içerseydi; bunun yargısal denetimini Anayasa Mahkemesi değil de bir idari yargı yeri olan Danıştay yapacaktı ve söz konusu idari işlemin, -işlev gasbıyla sakat olduğu için- yok hükmünde olduğuna karar verecekti. Çünkü Bakanlar Kurulu, Yasama Organının işlevini gasbetmiştir. Anayasa'nın 127. maddesinin II. fıkrasının son cümlesine göre, büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimlerinin kurulması için kanun gerekmektedir. Başka bir deyişle, büyükşehir belediyelerinin kurulması, Yasama Organının işlevleri arasındadır ve bu konunun kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.

Kanunla düzenlenmesi gereken konuların -herhangi bir yetki kanununa dayanmayan veya yetki kanununun kapsamı dışında kalan- K.H.K.'lerle düzenlenmesi, onları iptale mahkum etmekte ve bunları yoklukla sakat kılmaktadır. Ancak, Anayasa'nın 153. maddesinin III. fıkrası gereğince, Anayasa Mahkemesi'nin kararları açıklayıcı değil kurucu niteliktedir, kural olarak Resmi Gazete'de yayınlanmasıdan sonra hüküm ifade eder ve bu kararlar geriye de yürümez. Bunun için, 504 sayılı K.H.K.'nin yoklukla sakat olmasının pek fazla önemi yoktur. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'ne göre "... bir yetki yasasına dayanmadan çıkarılan, yetki yasasının kapsamı dışında kalan, dayandığı yetki yasasının Anayasaya aykırılığı saptanan ya da Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilen K.H.K.'lerin Anayasal konumları bibirinden farksızdır.

Herhangi bir K.H.K. çıkarıldıktan sonra, yetki kanunu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilirse ne olur? Bir başka deyişle, K.H.K. sırf yetki kanunu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi diye kendiliğinden Anayasa'ya aykırı mı olur? Bu sorunun sorulmasının nedeni, 504 sayılı K.H.K. çıkarılıp Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra, görünürdeki yasal dayanağını oluşturan 3911 sayılı Yetki Kanunu'nun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesidir. Anayasa'nın 148. maddesinde K.H.K.'lerin, yalnızca şekil ve esas bakımlarından Anayasa'ya uygunluğunun denetleneceğinden söz ediliyor; ayrıca yetki kanununa uygunluğunun denetleneceğinden söz edilmiyor. Özbudun'a göre, Anayasa, Bakanlar Kurulu'na ancak yetki kanunu çerçevesinde K.H.K. çıkarma yetkisi vermiştir. Bu yetkinin dışına çıkılması K.H.K.'yi sakatlar ve Anayasa Mahkemesi'nce iptalini mümkün kılar. Ayrıca, Anayasa'ya aykırı bir yetki kanununa dayanılarak çıkarılan bir K.H.K.'nin kendisi içerik yönünden Anayasa'ya uygun olsa bile Anayasa'ya aykırı sayılması gerekir.

Anayasa Mahkemesi, 388 sayılı K.H.K.'nin iptali için açılan davada "...yetki kanununun iptalinin buna dayanan K.H.K.'lerin de mutlaka iptalini gerektirmediğini" benimsemişti. Fakat daha sonraki kararlarında bu ictihadını değiştirmiştir. Bu ictihat değişikliğine, 418 sayılı K.H.K.'yi iptal eden kararıyla gitmiştir. Yüksek Mahkeme bu kararında, "... 418 sayılı K.H.K.'nin dayandığı 3479 sayılı ...(yetki) Kanunu'nun Anayasa Mahkemesi'nin 1-2-1990 günlü, Esas:1988/64, Karar:1990/2 sayılı kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline ... oyçokluğuyla" karar vererek gitmiştir. Aynı şekilde ve aynı gerekçeyle, 3911 sayılı yetki kanununa dayanılarak çıkarılan 36 tane K.H.K.'nin 18 tanesi iptal edilmiş, yine aynı yetki kanununa dayanılarak çıkarılan 513 sayılı K.H.K. için açılan iptal davası da süreden reddedilmiştir. Yüksek Mahkeme, ictihadındaki bu kararlı tutumunu, 433 sayılı K.H.K.'nin (A) bölünündeki hükümlerini, 529 sayılı K.H.K.'yi, 530 sayılı K.H.K.'yi, 531 sayılı K.H.K.'yi, 532 sayılı K.H.K.'yi, 533 sayılı K.H.K.'yi, 534 sayılı K.H.K.'yi, 535 sayılı K.H.K.'yi, 536 sayılı K.H.K.'yi ve 546 sayılı K.H.K.'yi iptal ederken de göstermiştir.

Yüksek Mahkeme'nin ictihadını bu yönde değiştirmesi ve bu değişiklikte karar kılması, hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi açısından son derece önemlidir. Çünkü aksi halde hiç ilgisi olmayan yetki kanunlarına dayanılarak çıkarılan K.H.K.'lerle, Parlementonun yasama işlevi Yürütme Organı tarafından sürekli bir biçimde gasbedilebilirdi.

 

C. 504 SAYILI K.H.K.'EKİ ANAYASAYA AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ

Anaysa'mıza ve Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluş Kanunu'na göre, Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açmaya yetkili makamlar ve dava açma süresi açık bir biçimde belirtilmiştir. İptal davası Anayasa'mızın 150. maddesine göre, ancak Cumhurbaşkanı, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis grupları ve T.B.M.M. üye tam sayısının en az beşte biri tarafından açılabilir ve dava açma süresi altmış gündür. Anayasa Mahkemesi'nin kendiliğinden yargısal denetim yapma yetkisi yoktur. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açma yetkisi siyasi niteliği olan makamlara ya da mercilere tanınmıştır. Bu durum karşısında, Anayasa yargısında herhangi bir kanun ya da K.H.K.'nin Resmi Gazete'de yayınlanmasından itibaren altmış gün içinde iptal davasına konu olabilmesi için, sadece Anayasa'ya aykırı olması yetmez. Yetkili mercilerce bir iptal davasının açılmasına da gerek vardır. Ancak iptal davası açmak, bu yetkinin verildiği makam ya da mercilerde bulunan kişilerin siyasal çıkarlarına da en azından aykırı olmaması gerekmektedir. Eğer onların siyasal çıkarlarına aykırı olursa iptal davası açmazlar. Bunun sonucu olarak da Anayasa'ya aykırı kanun ya da K.H.K. hukuk sahnesinde yürürlükte kalır.

504 sayılı K.H.K., 1994 genel yerel seçimlerinin arafesinde çıkarılmış ve yüyürlüğe konmuştur. Hükümeti oluşturan iktidar partilerinin böyle bir dava açması düşünülemez. Çünkü 504 sayılı K.H.K., kendilerinin iradesiyle hukuk dünyasına çıkmıştır. Başka bir deyişle kendilerinin eseridir. Cumhurbaşkanının hangi saikle hareket ederek bu davayı açmadığı hiç belli değildir. Ancak, dönemin anamuhalefet partisi ve en azından T.B.M.M. üyelerinin beşte biri, söz konusu iptal davasını açmayı siyasal çıkarıyla bağdaşmaz bulmuşlardır. Bunun en başta gelen nedeni, seçmeni küstürme endişesidir. Çünkü, başta Diyarbakır olmak üzere, K.H.K.'nin kapsamına giren diğer illerin hemşehrileri ya da seçmenleri, şehirlerini büyükşehir statüsünde görme arzusundaydılar. Eğer 504 sayılı K.H.K.'nin iptali için dava açarlarsa, zamanın iktidar partilerinin, "muhalefetin söz konusu şehirlerde büyükşehir belediyelerinin kurulmasına karşı olduğu ..." tarzında seçim propagandası yapması kuvvetle muhtemeldi. Bu da muhalefetin yerel seçimleri kaybetmesine davetiye çıkarmaktı. Bundan dolayı da 3911 sayılı yetki kanununa dayanılarak çıkarılan diğer 19 K.H.K. hakkında iptal davası açan ve 18 tanesini iptal ettiren anamuhalefet partisi veya T.B.M.M.'nin en az beşte bir üyesi, 504 sayılı K.H.K.'nin iptali için dava açmamışlardır.

Herkesin bildiği gibi, iptal davası açma süresi geçirilmiştir. Dava açma süresi geçirilince 504 sayılı K.H.K. kendiliğinden Anayasa'ya uygun hale mi geldi? Bu soruya verilecek cevap "hayır"dır. Fakat, 504 sayılı K.H.K.'ni Anayasa'ya aykırılığı artık iki yolla giderilebilir: Bu yollar, itiraz ve yasama oganının devreye girmesidir.

 

1. İtiraz

Anayasa'mız her ne kadar iptal davası açma yetkisini ve dava açma süresini kısıtlamışsa da görülmekte olan her hangi bir davada davaya uygulanacak kanun ya da K.H.K.'nin Anayasa'ya aykırılığına ilişkin itirazı, 152. maddesiyle davanın taraflarına ve dayaya bakan maddeye tanımıştır. İtiraza, doktrinde "somut norm denetimi" de denmektedir. Anayasa'nıza göre bu yola başvurabilmek için gerekli şartlar şunlardır: Bakılmakta olan bir davanın varlığı; bu davaya bakmakta olan merciin bir mahkeme niteliğinde olması; itiraza konu olacak kanun ya da K.H.K. hükmünün o davada uygulanacak norm olması; dava mahkemesinin söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırılığı kanısına kendiliğinden varması ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık iddiasının "ciddi" olduğu kanısına varması.

Bu duruma göre, şayet herhangi bir mahkemede dava açılırsa, bu davada 504 sayılı K.H.K.'nin hükümlerine göre karar verilmesi gerekecek ise ve taraflardan birisi 504. sayılı K.H.K.'nin hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasında bulunursa, ya da mahkeme kendiliğinden bu kanıya varırsa ve konuyu Anayasa Mahkemesi'ne gönderirse; 504. sayılı K.H.K.'yi Anayasa Mahkemesi iptal edebilecektir.

 

2. 504 Sayılı K.H.K.'nin Yerine Yeni Bir Kanun

Aslında, büyük yerleşim merkezlerinde büyükşehir ve ilçe belediyeleri kurma görevi, T.B.M.M.'nin görevidir ve kanunla kurulur. Ancak, büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinin nasıl kurulacağı, organlarının ve görevlerinin neler olacağı, büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasındaki hukuki ve idari ilişklerin nasıl olması gerektiği ... vs.; Yasama Organının daha önce yapmış olduğu ve genel düzenleyici işlem niteliğindeki 3030 sayılı Kanun'a tabidir. Bu kanun çıktıktan sonra, yeni büyükşehir ve ilçe belediyeleri kurulurken yapılması gereken, organik açıdan yasama işlemi, fakat işlevsel açıdan koşul işlem niteliğinde kanunlar çıkarmaktır. Nitekim 3030 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra Adana, Bursa, Gaziantep ve Konya'da kurulan büyükşehir ve ilçe belediyeleri bu tür kanunlarla kurulmuştur. Ayrıca, söz konusu kanunlar, adı geçen il merkezlerinde merkezi idarenin taşra teşkilatının ikinci basamağı olan ilçe teşkilatları da kurmuşlardır.

504 sayılı K.H.K.'nin kapsamına giren il merkezlerinde büyükşehir belediyesi kurmak için K.H.K. çıkarmaya hiç gerek yoktu. Çünkü K.H.K. için mutlaka bir yetki kanununa gereksinim vardır. İşlevsel açıdan koşul işlem niteliğinde kuruluş kanunu çıkarmak, Yasama Organı için yetki kanunu çıkarmaya göre hem daha pratikti, hem de daha az zaman alırdı. Yetki kanunu çıkarmak daha zordur.

Yasama Organı, onaylanmak için önüne gelen K.H.K.'leri olduğu gibi onaylama yetkisine sahip olduğu gibi; değiştirerek onaylama yetkisine de sahiptir. Şayet 504 sayılı K.H.K. itiraz yoluyla iptal edilmeden önce onaylanmak için T.B.M.M.'nin genel kuruluna gelirse, Yasama Organı, söz konusu K.H.K.'nin bir yandan öncelikle Anayasa'ya aykırılıklarını gidermeli, sonra da da bu il merkezlerinde kurulan ilçe belediye örgütlerine paralel ve bu ilçe belediyeleriyle aynı adı taşıyan ilçeleri kurmalıdır. Çünkü küçük illerde vâlilerin merkez ilçenin idâresinden sorumlu olması, kamu hizmetlerinin ekonomik sunulması açısından yerindedir. Ancak büyükşehirlerde durum tersinedir. Buralarda, vâlilerin sadece ilin genel idâresinden sorumlu olması, 504 sayılı K.H.K.'nin "alt kademe belediyeleri" dediği il merkezindeki idare örgütlerinin kurulduğu yerlerde ilçe genel idaresi diyebileceğimiz kaymakamlık ve buna bağlı mülkî idâre birimleri ve adlî teşkilatın kurulması, kamu yararının bir gereğidir. Bundan dolayı, 3030 sayılı kanun, bu yönde bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeden ayrılmayı gerektirecek her hangi bir sebeb de yoktur.

 

IV. DİYARBAKIR'DAKİ UYGULAMA

A. İLÇESİZ İLÇE BELEDİYELERİ

Türk pozitif hukukunda büyükşehir belediyelerinin nerelerde kurulabileceği, 3030 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "Belediye sınırları içinde birden fazla ilçe bulunan şehirler (il merkezleri)" olarak belirlenmiştir. 504 Sayılı K.H.K.'den önceki uygulamalarda ise, büyükşehir belediyeleri kurulan il merkezlerinde, büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyeleriyle birlikte ilçe örgütleri de kurulmuştur. 504 sayılı K.H.K., ilçe belediyelerini "alt kademe belediyeleri" olarak idare hukukumuza ve idari teşkilat sistemmize aykırı bir biçimde yeniden tanımlamış ve 3030 sayılı Kanun'un getirdiği sistemden ayrılarak ve ilçe teşkilatlarını kurmamıştır. Bunun yerine, söz konusu K.H.K.'nin birinci maddesinin ikinci fıkrası, ilçesiz ilçe belediyeleri kurma yetkisini Bakanlar Kurulu'na vermiştir. Bakanlar Kurulu da 93/5130 sayılı kararıyla Diyarbakır il merkezinde; Bağlar, Sur ve Yenişehir Belediyelerini kurmuştur.

Yukarıda da belirtildiği gibi, 504 sayılı K.H.K. işlevsel açıdan bir koşul işlem olmalı ve 3030 sayılı Kanun'un sistemini değiştirmemeliydi. Şayet 3030 sayılı Kanun'un öngördüğü sistemden ayrılmak gerekiyorsa, bunun mutlaka idare hukukunun kozalist niteliğine uygun bir sebebi olmalı ve amaç kamu yararı olmalıydı.

3030 sayılı Kanun'un sisteminden ayrılmanın iki muhtemel sebebi olabilir. Bu iki sebebin hangisinden yola çıkılırsa çıkılsın; varılmak istenen amaç kamu yararı değil politik amaçlardır.

Bunlardan birincisi; 504 sayılı K.H.K.'nin kapsamına giren il merkezlerinde büyükşehir belediyeleri kurulmasının maddi şartları oluşmaması ihtimalidir. Bu ihtimalde, sadece il adını taşıyan büyükşehir belediyesi ile il merkezindeki ilçe belediyeleri kurulmuş ve merkezi idarenin ilçe teşkilatı kurulmamıştır. Eğer bir il merkezinde büyükşehir belediyesinin kurulmasını gerektiren maddi şartlar oluşmamışsa, orada büyükşehir belediyesinin kurulmasında amaçlanan; kamu yararı değil, iktidardaki siyasal parti ya da partilerin politik çıkarlarıdır. Söz konusu politik çıkar; populist düşüncelerle hemşehricilik duygusunun sömürülerek seçmenlerin oylarının alınmasından başka bir şey değildir. Bu durumda, yerel kamu hizmetlerinin tek bir belediye örgütüyle yürütülmesi kamu yararı için gerekli ve zorunlu iken yeni belediye örgütleri kurularak kamunun kıt kaynakları israf edilmiş olur.

İkinci ihtimalde ise 504 sayılı K.H.K.'nin kapsamına giren il merkezlerinde büyükşehir belediyeleri kurulmasının maddi şartları oluşmuş olmasıdır. Buna rağmen yeni kurulacak yerel yönetim örgütlenmesine paralel merkezi idarenin taşra teşkilatlanmasına gidilmemiştir. Birinci ihtimalde büyükşehir ve ilçe belediyelerinin kurulması amaç yönünden hukuka aykırı olmasına rağmen bu ihtimalde ilçe teşkilatları kurulmaksızın büyükşehir ve ilçe belediyelerinin kurulması sebeb yönünden hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü 504 sayılı K.H.K.'nin alt kademe belediyeleri olarak nitelediği yerel yönetim örgütlerinin kurulduğu beldeler hem nüfus açısından, hem de ekonomik sosyal ve kültürel açıdan birçok ilimizden daha gelişmiş ve daha büyüktür. Bundan dolayı, buralarda kaymakamlık ve merkezi idarenin diğer örgütlerinin kurulmaması, merkezi idarenin üzerine aldığı kamu hizmetlerinin yürütülmesinde aksamalara, hizmetlerin geç işlemesine ve giderek hiç işlememesine neden olmaktadır.

Konuyu Diyarbakır açısından değerlendirdiğimizde, durumu daha net bir biçimde görmek mümkündür. En azından Maliye Bakanlığı'nın taşra teşkilatı olan Diyarbakır il merkezindeki vergi dairelerindeki yığılma, ilçe teşkilatlarının da yeni kurulan belediye örgütlerine paralel olarak kurulması gerektiğini göstermektedir.

 

B. KAYAPINAR BELDESİ'NİN GARİP DURUMU

Bakanlar Kurulu'nun 93/5130 sayılı kararı, Diyarbakır'daki büyükşehir uygulama alanına, Kayapınar'ı almamıştır. Bunun hukuki ve idari nedenlerini anlamak oldukça güçtür. Çünkü, Kayapınar Belediyesi'yle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi arasındaki coğrafi sınır, sadece Urfa yoludur. Ayrıca, Diyarbakır Belediyesi'nin birçok tesisi, Kayapınar Beldesi'nin coğrafi sınırları içinde yer almaktadır. Bundan başka, Kayapınar Beldesi, Diyarbakır İli'nin merkez ilçesi sınırları içindedir. Bundan dolayı da, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne ait toplu taşıma araçları, bu beldeye kamu hizmeti sunmaktadırlar.

Kayapınar Beldesi, Diyarbakır merkezine gelen göçün büyük bir bölümünü kendisine toplayarak, nüfusunu yüzbinin üzerine çıkarmıştır. Zaman zaman, Belediye Başkanının gerek sözlü gerekse yazılı basına verdiği demeçlerden anlaşıldığına göre; belediye para, personel ve ekipman sıkıntısı çekmektedir. Burada ikamet edenlerin büyük bir bölümü, çalışmak için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi içinde yer alan işyerlerine veya devlet dairelerine gelmektedir. Bir bakıma, burası Diyarbakır'ın banliyösü konumundadır. Bütün bu açıklanan nedenlerden dolayı, Kayapınar Beldesi'nin de, büyükşehir belediyesi uygulama alanına alınarak, ilçe belediyesi konumuna getirilmesi gerekli ve zorunludur.

Tıpkı Diyarbakır merkezinde yeralan Sur, Yenişehir ve Bağlar beldelerinde gerekli ve zorunlu olduğu gibi; Merkezi idarenin Taşra teşkilatının ikinci kademesini oluşturan ilçenin burada da kurulması gerekli ve zorunludur. Çünkü, Kayapınar Beldesi, ilçe kurmak için başta nüfus olmak üzere bütün ölçütlere sahiptir. Hatta, Diyarbakır'ın diğer ilçelerinden daha kalabalık bir nüfusu vardır. Ayrıca Diyarbakır Organize Sanayi Sitesi de Kayapınar Beldesi sınırlar içindedir. Ancak, ilçe kurulması kanunla olduğu için, Yasama Organına görev düşmektedir. Bu, Anayasa'nın emridir.

 

SONUÇ

504 sayılı K.H.K., Anayasa'ya aykırıdır. Bu aykırılık iki yönlüdür. Bu aykırılığın birinci yönü, yasal dayanak olarak belirtilen 3911 sayılı yetki Kanunu, Bakanlar Kurulu'na Büyükşehir belediyesi kurma yetkisi vermemiştir. İkinci yönü ise, 504 sayılı K.H.K.'nin görünürdeki yasal dayanağı olan 3911 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bundan dolayı, yetkili merciler tarafından süresi içinde Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açılmalıydı.

Fakat iptal davası açma süresi geçirilmiştir. Bundan sonra 504 sayılı K.H.K.'nin Anayasa'ya aykırılığının giderilmesinin iki yolu vardır. Bunlardan birincisi; tıpkı iptal davası gibi Anayasa'nın öngörmüş olduğu itiraz yoludur. Bu da bir yargısal denetim yoludur. Bu yol, 504 sayılı K.H.K.'nin hükümlerinin uyglanacağı davanın taraflarının Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunması ve iddiayı mahkemenin ciddi bulması ya da mahkemenin kendiliğinden bu yola başvurması suretiyle işletilebilir.

İkincisi; Yasama Organının vakit geçirmeden 504 sayılı K.H.K.'yi gündemine alıp, Anayasa'ya uygun hale getirecek değişiklikleri yaparak onaylayıp kanun haline getirmesidir. Ancak Parlemento bunu yaparken, 504 sayılı K.H.K.'nin "alt kademe belediyeleri" dediği yerlerde ilçe teşkilatlarını da kurmalıdır. Böylece yerel yönetimlerin üstlendiği kamu hizmetlerine paralel olarak devlet genel idaresinin üstlendiği kamu hizmetleri de aksamadan ve kolaylıkla sunulabilir. Ayrıca, 504 sayılı K.H.K.'nin kapsamına giren büyükşehir belediyelerine bitişik belde belediyeleri de ilçe belediyesi statüsüne kavuşturulmalıdır.

 

 

KAYNAKÇA

Akyılmaz, Bahtiyar. "Büyükşehir Belediyelerinin Kurulması" Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 1, S. 1, Ocak-Haziran 1988.

"Başkan Kılıç'ın Da Derdi Para", Zaman 2, 10.3.1997.

Bollens, John C. -Schmand, Henry J. "Amerika Birleşik Devletleri'nde Metropoliten Alanlardaki Mahalli İdareler" Çev. Zaim, Orhan, Türk İdare Dergisi, S. 324, 1970.

Brown, L. Neville-Garner, L. L. D. French Administrative Law, Third Edition, London, 1983.

Clarke, John J. Outlines of Central Government Including the Judicial System of England, Fourteenth Edition, London, 1965.

Çevikbaş, Rafet, "Yerel Yönetimler, İşlevi ve Türkiye'deki Durumu", Türk İdare Dergisi, Y. 67, Haziran 1995, S. 407.

Doğan, M. Emin, "Belediyelerin Denetimi', Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 5, S. 5.

Güran, Sait, "Büyükşehir Yönetimi Üzerine", İ.H.İ.D, Y. 4, S. 1-3, 1983.

Keleş, Ruşen, "Türkiye'de Anakent Yönetimi", A.İ.D., C. 18, S. 2.

__________, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Genişletilmiş İkinci Bası, Cem Yayınları, İstanbul, 1994.

Kuzu, Burhan, "Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki Niteliği Tabi Olacakları Rejim ve Kurallar Hiyerarşisindeki Yeri", İ.H.İ.D., Y. 4, S. 1-3, 1983.

Leemans, A. F., Changing Patterns of Local Government, 1970 International Union of Local Authorities, The Hague, Netherlands.

Polatkan,Tanju, Bölgesel Gelişme ve Politikası, D.P.T. Yayınları, Ankara, 1968.

 

Regional Development Modeling: Teory and Practice, Editors: Albegov, Murat / Anderson, Ake, F. / Snickers, Folke, Nort Holland Publishing Cumpany, Amsterdam, New -York, Oxford, 1982.

Sencer, Muzaffer, "Son Düzenlemelere Göre Türkiye'de Taşra Yönetimi ve Yerel Yönetimler", A.İ.D., C. 18, S. 1.

Özay, İl Han, Günışığında Yönetim, Alfa Yayınları, İstanbul, 1996.

Özbudun, Ergun, "Anayasal Açıdan Kanun Hükmünde Kararnameler", Anayasa Yargısı, C. 2, Ankara, 1986.

______________, Türk Anayasa Hukuku, 2. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 1990.

Üskül, Zafer, "Türkiye'de Olağanüstü Halin Hukuksal Çerçevesi", Tarık Zafer Tuna'ya Armağan, İstanbul Barosu Yayını, İstanbul, 1992.

Wade, H. W. R., Administrative Lav, Oxford Press, London, 1961.

Webb, Richard, "Public Policy and Regional Incames in Peru" Urbanization and Inequality, The Political Economy of Urban and Rural Development in Latin America, Editors, Wayne, A. Cornelius and Felicity, M. Trueblood, Volume: 5, Latin American Urban Research Sage Publications, Beverly Hills / London, 1975.

 

 

KISALTMALAR

 

a.g.e. Adı geçen eser

a.g.m. Adı geçen makale

A.İ.D. Amme İdaresi Dergisi

A.Y. M.K. D.: Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi

B.: Birleşim

C.: Cilt

D.P.T.: Devlet Planlama Teşkilatı

E.: Esas

İ.H.İ.E. İdare Hukuku ve İlimleri Enstitüsü

İ.H.İ.D.: İdare Hukuku ve İlimleri Enstitüsü

İbid.: Aynı kaynak

K.H.K.: Kanun Hükmünde Kararname

K: Karar

O.: Oturum

R.G.: Resmi Gazete

S.: Sayı

s.: Sayfa

T.: Tarih

T.B.M.M.: Türkiye Büyük Millet Meclisi

T.İ.D. Türk İdare Dergisi

Y.: Yıl