SUÇ, ÇOCUK VE İSNAD YETENEĞİ·

                                                      Doç. Dr. Remzi OTO*

Suçun unsurlarından yola çıkılarak, suç; tipe uygun, hukuka aykırı olan kusurlu hareketler olarak tanımlanabilir. Çocuk suçluluğu ise, çocuk ve küçüklerin hukukta tanımlanmış tiplere uygun, ancak hukuk düzenine aykırı kusurlu hareketlerde bulunmuş olmalarıdır.

Çocuk ve küçük, gelişim dönemlerini yaşayan, toplumsal anlamda birey olmaya hazırlanan ve bu nedenle sorunlar ve karmaşalarla yüklü 18 yaşından küçük bireylerdir. Hukuk düzenimiz 11 yaşını tamamlamış 16 yaşından gün almamış bireyleri küçük, 16 yaşından gün almış 18 yaşını tamamlamamış bireyleri çocuk olarak tanımlamaktadır (1). 0-18 yaş grubunun genel nüfusumuz içindeki payı % 45'e yakındır (2).

Çocuk ve suç kavramlarını birlikte ifade etmek birçok zaman güç olmakla birlikte, çocuk suçluluğu gelişmekte olan ülkelerin önemli sosyal sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Çocuk suçluluğu ve toplumların bu olguya karşı tutumları tarihsel gelişim dönemlerinde farklılıklar göstermektedir. Toplumların bu olguya gösterdikleri duyarlılık ve aldıkları önlemler gelişmişlik düzeylerinin de birer göstergesi olmaktadır.

M.Ö. 22.yy. da yazılan ve bilinen ilk yazılı kurallar olan Hamurrabi yasalarında çocukların anne babalarına isyan ederek suç işlemeleri durumunda verilecek cezalar ve çocukların korunmasına yönelik hükümler yer almaktadır. Roma hukuku döneminde (M.Ö.753- M.S.476 -Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışı ve M.S.1453, İstanbul'un fethi ile Doğu Roma İmp. yıkılışı), Sümerlerde, Hunlarda, İbranilerde ve İslam Ceza hukukunda çocuklar yetişkinlerden ayrı tutulmuş ve farklı yaptırımlar uygulanmıştır (1, 3, 4, 5).

Önceleri suç işleyen çocuklara karşı katı, hoşgörüsüz ve suç işleme nedenleri araştırılmadan tavır konulduğu, giderek özellikle Roma Hukuku döneminden itibaren yaş ve diğer hafifletici nedenlerle çocuklara karşı daha hoşgörülü davranıldığı görülmektedir.

Çocuk suçlarına karşı hukuk düzenlerinin tutumu aşamalar biçiminde ele alındığında üç farklı aşamadan geçildiği;

-Birinci aşamada, cezalandırmanın, öç almanın söz konusu olduğu, birey çocuk da olsa suç işlemişse "cezalandırılmalıdır", değişmek için "acı çekmelidir", böylece suçun önlenebileceği,

-İkinci aşamada, suçlu kişinin "hasta" bireyler olarak ele alındığı, çocuğun zihinsel ve duygusal faktörleri üzerinde durularak yaptırımların uygulandığı,

-Üçüncü aşamada ise çocuğun cezalandırılmasının esas alınmadığı, esas alınan yaklaşımın çocuğun "toplumsallaşmasını" sağlamak, hatalı ve yetersiz toplumsallaşma deneyinin etkilerini en aza indirmek yaklaşımının benimsendiği görülmektedir (1).

Çocuğun cezalandırılmasının esas alındığı ve hızlı toplumsal değişimin olduğu sanayi devrimi dönemlerinde İngiltere'de hapisle birlikte ölüm cezasının da sık sık uygulandığı ve basit bir hırsızlık suçunda bile ölüm cezası verilebildiği görülmektedir. Bu dönem İngiltere’sinde ölüm cezası verilen her on kişiden dokuzunun 21 yaşın altında bireyler olması dikkati çeken önemli bir bulgudur (6).

Her dakikada ortalama 4 ciddi suçun işlendiği (4) günümüzde çocukların bu ortamdan en az zararlı olarak korunmaları günümüz çağdaş toplumlarının  temel görev ve hedeflerinden biri olmaktadır. Ancak bütün çabalara karşın çocuk suçluluğu da günümüzün önemli sosyal sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Önemli göç merkezlerinden biri olan kentimizde de bu sorun önemini korumaktadır.

Aşağıda sıralanan bazı faktörler bu sorunun temelinde yer alan önemli olgulardır (1, 3, 4, 6, 7, 8, 9, 10);

AİLE : Aile toplumun temel yapı taşı olmakla birlikte, insanın da ilk temel özelliklerinin atıldığı bir kurumdur. Sonraki bütün öğrenmelerin bu temel üzerinde oluşacağı düşünüldüğünde kurumun önemi daha da artmaktadır.

Ailenin mevcut birey sayısı anne ve/veya babanın yokluğu, ayrılığı, aralarındaki uyum, çocuk sayısı, ekonomik düzeyi, eğitim durumları, çocuk için oluşturdukları modeller, çocuk (lar) la ilişkileri, ilgi, sevgi, şefkat ve bağlılıkları  ve bu alanlardaki sorunlar çocuğun davranış ve düşüncelerini çok yakından ilgilendirmekte  ve etkilemektedir. Sorunlu  ailenin çocuklarında sorunlu davranışların (örneğin suçlu davranış gibi) olma olasılığı daha da yüksek olarak saptanmıştır.

Ailenin göç etmiş olması ve yeni gelinen yerdeki kültürel uyumsuzluklar ve çatışmalar aile ile birlikte çocuğu da olumsuz yönde etkilemektedir. Kırdan kente göçte, gelinen kent yaşamında çocuğun birçok zaman sosyal denetimden de uzak olması çocuk için yeni sorunlar yaratabilmektedir.

Suçlu çocukların ebeveynlerine ilişkin yapılan saptamalarda, %54 ünün ailesinde daha önce suç işlemiş bireylerin bulunduğu, çocuk sayısının çok olduğu ailelerden geldikleri bulunmuştur (4,9).

İstatistiksel veriler çocuk suçluluğuyla yoksulluk ve onun getirdiği koşullar arasında dikkate değer bir ilişkinin bulunduğunu ve bu ilişkinin önemli sayılacak derecede yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı sorun göç eden aileler açısından da söz konusudur.

OKUL ÇEVRESİ: 6-7 yaşından sonra çocuğun toplumda kendini ilk sınadığı yerdir. Yazılı kurallarla ilk karşılaştığı yer olmakla birlikte, belki de ilk kez anne baba  dışında, yazılı kurallara göre rolleri belirlenmiş olarak yetişkinlerle ve akranlarıyla ilişki kurduğu yerdir. İşbirliği ve işbölümü esaslarına dayalı olarak ilişkinin yoğun olduğu bir toplum organizasyonu olan okulda, çocuğun başarısı/başarısızlığı bütün yaşamını derinden etkiler. Suç davranışı gösteren çocukların, okulda başarısız olan çocuklar arasında daha yaygın olması bu kurumda çocukların özellikle kendine güvensizlik, okuldan kaçma, disiplin kurallarıyla sık sık başının derde girmesi gibi durumlara dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir. Belki de bu çocuklara yönelik özel bir ilgi ya da düzeylerine uygun eğitim ve öğretimle birçok davranış bozukluğunun önlenmesi mümkün olabilecektir.

AKRAN GRUBU: Her yaş döneminde akran guruplarının çocukların gelişimi üzerinde etkisi büyüktür. Olumlu yapılanacak akran gruplarının çocuğun topluma hızla uyumunda katkısı yadsınamazken, olumsuz özellikleri baskın olan "çete" gruplarının davranış bozukluklarını geliştirici ve pekiştirici özelliklerine de dikkat edilmesi gerekir. Çocuklar grubun üyeliğinin gerektirdiği bütün davranışları fazla düşünmeden ve belki de yalnızca gruptan ayrılmamak için kabul eder. Bu nedenle suç sayılan davranışlara kayması olasılığı artar.

Çete 11-12 yaşın en önemli olgusudur. Ortak ilgilere sahip çocukların oluşturdukları bu gruplarda otoritenin onayına gereksinim duymayan ve dışarıya bağımlı olmak istemeyen, kendi otoritesinin grup tarafından belirlendiği bir yapı oluşur. Bu gruplara karşı 11-12 yaşında çocukta  önemli bir bağlılık oluşur ve bir statü kazanmış olur(4).

İŞ YAŞAMI: Gerek ekonomik nedenlerle gerek meslek edindirme ve sosyal gerekçelerle birçok çocuk okul dışı zamanında ya da  okulla birlikte herhangi bir işte çalışabilmektedir. İş  yaşamı çocuğa toplumsal bazı sorumlukları kazandırdığı gibi,  yeterli bir denetimden uzak çalışan çocuklarda davranış  bozuklukları da hızla gelişebilmektedir.

Diyarbakır'da yaptığımız bir çalışmada yaklaşık 2000 çocuğun günün farklı saatlerinde sokakta ve caddelerde tatlıcılık, su satıcılığı, boyacılık vb. marjinal işlerde çalıştığını saptadık. Bu çalışmanın önemli bulgularından biri çocukların %67.64 ünün 6 ve daha fazla kardeşe sahip oldukları, %36 sının sürekli sokakta çalıştıkları, %58 inin okuldan sonra çalıştığı, günlük ortalama 6 saatten fazla çalıştıkları ve bazılarının gecenin geç saatlerine kadar sokak ve caddenin her türlü riskine açık olarak yaşamını sürdürdüğü idi (8).

ILO’ nun 1990 yılı raporuna göre 15 yaşından küçük sokakta çalışan çocuk sayısı 79 milyon olarak saptanmış ve bunların %94 nün gelişmekte olan ülkelerde yer aldıkları bulunmuştur. Bu durum kendi başına çocuk suçluluğunun günümüzün ve geleceğin önemli bir sosyal sorunu olmaya devam edeceğini göstermektedir.

Yukarıda sayılan bu faktörler dışında çocuk suçluluğunda kalıtım, zeka, beden yapısı ile suçluluk arasında önemli bulguların saptandığını ileri süren çalışmalara da rastlanmaktadır.

CEZA HUKUKUMUZ AÇISINDAN SUÇLU ÇOCUĞUN ELE ALINIŞI

Hukuk sistemimizde suçlu çocuk, yürürlükteki ceza kanunlarına göre suç sayılan bir davranışı ortaya koyan 18 yaşını tamamlamamış kişidir(1). Ceza kanunumuz yetişkinler için suç sayılan halleri çocuklar için  de geçerli saymıştır. Diğer birçok hukuk sisteminde olduğu gibi ceza hukuku sistemimiz de  çocuk suçluları ceza sorumluluğu açısından yetişkinlerden ayırmakta ve onlara farklı yaptırım uygulamaktadır.

Bu konuda 1926 tarih ve 765 sayılı ceza kanunumuz (TCK) ile 1979 yılında kabul edilen ve 1982 yılında yürürlüğe giren 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un birlikte ele alınması gerekmektedir ( 11, 12, 13).

TCK madde 53 de, "fiili işlediği zamanda 11 yaşını bitirmemiş olanlar hakkında takibat yapılamaz ve ceza verilemez " hükmü belirtildikten sonra 2. fıkrasında fiilin kanunen bir yıldan fazla hapis cezası ya da daha ağır bir cezayı gerektirmesi halinde terbiye ve ıslah için devlet gözetimindeki bir kuruma yerleştirmeyi ya da ana babaya teslimi öngörmektedir.

TCK madde 54 de," fiili işlediği zaman 11 yaşını bitirmiş olup da 15 yaşını doldurmamış olanlar farik ve mümeyyiz olmadıkları surette haklarında hiçbir ceza tertip olunamaz" denilmektedir. Maddenin devamında fiilin bir yıldan fazla hapis ya da daha ağır bir cezayı gerektirmesi halinde 53. maddeye atıf yapılmaktadır. Suçlu çocuk farik ve mümeyyiz ise önemli oranda cezai indirim öngörülmektedir. Maddenin devamında çocuklara amme hizmetlerinden yasaklılık ve emniyeti umumiye nezareti altına alınmak cezalarının verilemeyeceği, cezalarının tekerrüre esas alınamayacağı ve 18 yaşından aşağı ise mutlaka çocuk cezaevi veya ıslahevlerinde cezalarının çektirileceği belirtilmektedir.

Madde 55 de fiili işlediği zaman 15 yaşını bitirip 18 yaşını doldurmamış olanlar hakkında ceza indirimi öngörülmektedir.

FARİK VE MÜMEYYİZLİK NEDİR?

Sözcük anlamıyla farik ,fark eden, ayırt eden anlamındadır. Mümeyyiz ise temyiz gücü olan, bir başka deyişle, yaşının küçüklüğü nedeniyle veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı sarhoşluk veya bunlara benzer nedenlerden biriyle aklı başında davranış yeteneğinden yoksun olmayan kimsedir (Medeni Kanun m:13). Bu tanımlara göre çocuk açısından farik ve mümeyyiz olma, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırdedebilme ve bunlara göre davranışlarının anlamını kavrama, sonuçlarını önceden kestirebilme ve sonuçlarına katlanabilme kararını verebilme yeteneğidir. Temyiz gücü eylem yeteneğinin en önemli koşuludur. Bu kavramda algılama, yargılama, isteme, karar verme, gerçekleştirme aşamalarının olması gerekir. Bu anlamda yeniden tanımlanırsa temyiz gücü, kişinin eyleminin doğuracağı hukuki/cezai sonuçları önceden anlayabilme, kestirebilme ve buna uygun olarak davranabilme yeteneğidir (14, 15) diyebiliriz.

Bu psikososyal durum görecelidir. Olaya, kişiye ve yapılan davranışın özelliklerine göre ayrı ayrı incelenmesi gerekir. Bu açıdan bakıldığında 2253 sayılı kuruluş yasasının ilgili hükümlerinin de birlikte değerlendirilmesi gerekir; Bu yasada da 11 yaşını bitirmemiş olanlar hakkında kovuşturma yapılamayacağı ve ceza verilemeyeceği belirtilmiş, 11 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış olanlar hakkında 20. maddeye göre inceleme yapılmasını öngörmüştür. 20. maddede TCK 54. maddede olduğu gibi kanunda gösterilen ceza ve tedbirlerin uygulanmasından önce, küçüğün işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumunun mütehasıs kimselere tespit ettirilmesi öngörülmektedir. Burada TCK madde 54' de söz konusu olan farik ve mümeyyizliğin biraz daha açıklığa kavuşturulduğu görülmektedir. Bu madde ayrıca ceza ve tedbirin uygulanmasından önce gerekirse küçüğün aile, terbiye, okul durumu, gidişatı, içinde yetiştiği ve bulunduğu şartları ile sair hususların Sosyal Hizmet Uzmanı, Psikolog, Pedagog ve Psikiyatristlerce araştırılmasını öngörmektedir. Madde çocuğun ve çevresinin yapısına ilişkin bir psikososyal inceleme raporunu öngörmektedir. Yargıtayın bu raporun düzenlenmemiş olmasından dolayı yerel mahkemelerce verilmiş kararları bozduğu görülmektedir(1,15).

Burada esas olan fiilin suç olup olmadığını bilip bilmeme değildir. Bilsin veya bilmesin fiilinin sonuçlarını anlayabilme ve isteyebilmedir. Bu da belirli bir ruhsal ve toplumsal gelişmişlik düzeyini gerektirir (7,15).

TCK 54. Maddede söz konusu olan "Farik ve Mümeyyizlik" ve 2253 sayılı yasada söz konusu edilen "çocuğun bedeni, akli ve ruhi durumunun tespiti" için gönderilen suç isnad edilmiş çocuklar için, genel uygulamada, belirli bir planlamayı ve tasarlamayı gerektiren, tekrarlayan, grup halinde yapılan suçlarda ve yaralama, öldürme, önceden belirli bir hazırlığı gerektiren hırsızlıklarda çocukların farik ve mümeyyiz oldukları kabul edilmektedir. Burada çocuğun suç dosyası, ilk ifadeleri, psikolojik ve sosyal özgeçmişi ve aile yapısı, okul durumu ve başarısı ile yaşadığı sosyo-kültürel koşullar göz önünde bulundurularak raporların düzenlenmesi gerekir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ceza hukuku sistemimiz çocuk suçluluğunu, yetişkinlerden farklı olarak ele alan ve bütünüyle çocuğun tekrar topluma  kazandırılması esasına dayanan bir sistemdir. Bugün bazı ceza hukuku sistemlerinde temyiz kudretine bakılmaksızın, sadece işlenen suçun niteliği ve çocuğun kişilik özellikleri göz önüne alınarak yaptırım saptanmakta, bu yaptırımın türü de çoğunlukla ceza yerine tedbir olmaktadır. Giderek çocuklarda temyiz kudreti kavramı terk edilerek çocuğun yeniden toplumsallaşmasını sağlayacak yaptırımın seçiminde mahkemeye geniş takdir yetkisi tanınması önerilmektedir. Yeni Ceza yasası tasarısında da çocuğun "ahlaki ve ruhi olgunluğu, eyleminin haksız niteliğini anlaması ve buna göre hareket edebilmesi yeterli olma" durumu cezai sorumluluk için ele alınan kriter olmaktadır.

Koğuşturma ve yargılama öncesi ve sırasında "ceza ve tedbirin uygulanmasından önce" çocuğun bazı sosyal ve ekonomik, kültürel özelliklerinin saptanmasının öngörülmesi hem çocuk suçluluğunun nedenlerine yönelik etkenlerin saptanması, hem de çocuğun ıslahevinde "işe yönlendime" ve okul eğitimi açısından önemli ipuçları vermesi bakımından mutlaka zorunlu hale getirilmelidir.

Çocukların infaz kurumları da üzerinde durulması gereken bir durumdur. Günümüzde ıslahevi olarak 250 çocuk kapasiteli Elazığ, İzmir, Ankara ıslahevleri bulunmakta, cezaevi olarak Eskişehir, Konya ve Sinop cezaevleri bulunmaktadır. Çocuklar için tutukevi yalnızca İstanbul'da kadın ve çocuk tutuk evi olarak bulunmaktadır. Bunun dışında çocukların tutukluluk durumları büyükler için yapılmış ceza ve tutukevlerinin küçükler için ayrılmış bir bölümünde birçok zaman büyüklerle ilişkili bir halde bulunmaktadır. Bu durum çocukların gelişimi üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Bu durumun da yeniden ele alınıp 11-18 yaş grubu çocuğun ruhsal ve toplumsal yapısına uygun koşulların yaratılması sağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

1-Uluğtekin,S.; Hükümlü Çocuk ve Yeniden Toplumsallaşma. Bizim Büro Basımevi, Ankara,1991.

[i] 2-Türkiye İstatistik Yıllığı 1196; Devlet İstatistik Enstitüsü Yayını no:1985, Ankara.

3- Akkol, E. ve Ark.: Suçluluk ve Sosyal Hizmetler. Ulusal Sosyal Hizmetler Konferansı, 26-28 Mayıs 1994, Ankara.

4- Yavuzer, H.; Çocuk ve Suç, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1990.

5- Artuk, E.: Suç Genel Teorisi. Ceza Hukuku El Kitabı, Beta Basım Dağıtım, İstanbul,  Eylül 1989.

6- Yörükoğlu, A.;Değişen Toplumda Aile ve Çocuk. Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul, Haziran 1989.

7-Oto, R.; Eğilmez, L.: Diyarbakır'da Çocuk Suçluluğu, Dicle Tıp Dergisi, C:18, S:1, s:67-72,1991.

8- Oto, R., ark.:Bir Güneydoğu Kenti Sokaklarında Çalışan Çocukların Sosyo-Demografik Özellikleri; Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, C:5(1), S:23-27, 1998.

9-Oto, R.; Antar, S.; Diyarbakır Kapalı Cezaevinde Tutuklu Bulunan  Gençlerin Bazı Sosyo-Demografik Özellikleri ve Zeka Düzeyleri; Dicle Tıp Dergisi, C:23, S:3, sayfa: 37-45, Diyarbakır.

10- LeFlore,L.: Delinquent Youths and Family; Adolescence, Vol: XXIII, No: 91, Fall 1988.

11-Hamzaoğulları,A.,İzgü, R.O.,Gülpınar, E.C.; Yürürlükteki Ceza ve Usul Kanunları; Yargıçoğlu Matbaası, 1984, Ankara.

12-2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu,Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun.

13-Yeni Ceza Kanunu 1997 Tasarısı

14- İçel, K., Yenisey, F.;Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları. Beta Bilim Yayım,İstanbul, 1989.

15- Tunalı, İ., Kendi, İ.Ö.:Fark ve Temyiz Kudreti İle İlgili Bir Araştırma. Adalet Dergisi, s.177-187, Eylül-Ekim, 1987.



·Psikiyatri ve Ceza Hukuku isnad kabiliyeti – Akıl Hastalığı Panelinde sunulmuştur. 24 Mart 1998

**D.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri A.B.D. Diyarbakır