İSLAM
HUKUKUNDAKİ “İCMA’” İLE MODERN HUKUKTAKİ “İCTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI” ARASINDA
BİR MUKAYESE
Yrd. Doç. Dr.
Hasan TANRIVERDİ*
ÖZET
Bu çalışmada, İslam
hukukundaki İcma’, modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme kararı ile
karşılaştırılmıştır. İcma’, farklı iki döneme ( Sahabe Dönemi ve Sahabeden
Sonraki dönem ) ait olmak üzere ele alınmıştır. Sahabe Dönemindeki İcma’ ile
modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararı arasında çok önemli ortak
noktaların varlığı üzerinde durulurken, Sahabe Döneminden Sonraki İcma’ın
bunlardan farklı olduğu vurgulanmış ve bu İcma’ hakkındaki eleştirilir dile
getirilmiş ve değerlendirilmiştir. Özellikle bu İcma’ın “değiştirilemez “ ve “
ondan farklı bir görüş ileri sürüleme “ özelliklerinin, yeni ilmi içtihatların
ortaya çıkması konusundaki olumsuz etkisine dikkat çekilmiştir. İcma’da
bulunanların böyle bir niyeti ve amacı olduğunu söylemek mümkün değil ise de
sonuç itibariyle bu durumun meydana geldiğini söylemek mümkündür.
Anahtar kelimeler: İcma’, İçtihadı Birleştirme Kararı, İslam Hukuku, Modern
Hukuk
ABSTRACT
İn this article, the consensus in the İslamic
Law is compaired with the decesion to unite of the conviction in the Modern
Law. The consensus has been studied on twu periods that are differents. (
Sahabe Period and Post- Sahabe Period.)
There is an important
similarity between the consensus which had been made in Sahabe period and the
decesion to unite of the conviction in Modern Law. But Post- Sahabe Period’s
consensus is wery different from those which we explained in this study.
And we especially attracted
atlantion that the point of unchanged and no opposition convition about the
consensus made in second period. This period has negative role on the İslamic
Law. İt is not possible to say that the scholars who have conviction have not
purpose like that. But, this negative position has made in İslamic Law in Post-
Sahabe Period.
Key Words:
Consensus, Conviction, Decision to Unite of Convictions, İslamic Law,
Modern Law
GİRİŞ
Bu çalışmada,
yüzyıllarca süren uygulanışıyla hukuk tarihimizde önemli bir yere sahip olan
İslam hukukunun temel kaynaklarından biri olan “İcma’” ile, bir yasanın
boşluklarını dolduran ve bağlayıcı güçte yeni bir hukuk kuralı meydana
getirdiği için yürürlük kaynağı olarak kabul edilen modern hukuktaki “İçtihadı
Birleştirme Kararı” arasında bir mukayese yapılacaktır. Modern hukukta (Türk
Medeni Kanunu 1.md.), hakkında kanuni bir hüküm bulunmayan bir konuda hakimin
örf ve adete göre hükmetmesi, örf ve adet de yoksa kendi içtihadıyla konuyu
hükme bağlaması hususu yer aldığı gibi, İslam hukukunda da, hakkında Kitab (
Kur’an-ı Kerim) ve Sünnette (Peygamberin söz ve uygulamaları) hüküm bulunmayan
bir konuda kendi içtihadıyla hüküm verme yetki ve görevi kadıya verilmiştir.
Ayrıca, modern hukuka göre, eğer bu konuda içtihadı birleştirme kararı varsa
hakimin buna uyma zorunluluğu olduğu gibi, İslam hukukuna göre de, icma’ın
varlığı durumunda kadı’nın bu icma’a uymak zorunda olduğu kabul edilmiştir.
Görüldüğü gibi icma’ ve içtihadı birleştirme kararı, kurallar arası hiyerarşik
sıralama ve bağlayıcılık konularında benzer konumdadırlar.
İcma’, Sahabe Döneminde,
Halifenin başkanlığındaki şuranın hukuki bir uygulama ile ilgili kararı ile oluşurken,
bu dönemden sonra farklı bir alana kaydırılmış ve herhangi bir asırda bütün
İslam müçtehitlerinin herhangi bir hukuki hüküm üzerinde ittifak etmeleriyle
oluşacağı kabul edilmiştir.
İcma’daki bu
farklılaşmadan dolayı, ilk önce “Sahabe Dönemindeki İcma” ile “İçtihadı
Birleştirme Kararı” mukayeseli bir şekilde ele alınacak, daha sonra “Sahabe
Döneminden Sonraki İcma’” ele alınıp değerlendirilecek ve hakkındaki
eleştiriler dile getirilecektir.
1. SAHABE DÖNEMİNDEKİ
“İCMA’” İLE MODERN HUKUKTAKİ “İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI”
Sahabe dönemindeki
İcma’ın tam olarak anlaşılabilmesi için, bu İcma’ın örnekleri özerinde
açıklamalar yapıp belirli bir tanıma doğru gitmenin daha yararlı olacağı
kanaatindeyim. Çünkü daha sonra İçtihadı Birleştirme Kararı da aynı metotla ele
alınacak ve böylece aralarında iyi bir mukayese yapma olanağı elde edilmiş
olacaktır.
A.
Sahabe
Dönemindeki İcma’
İslam hukuku
metodolojisi (Usulü’l-Fıkh) kaynaklarında, bu dönemin icma’ı için verilen
örnekler arasında genellikle şu üç örnek yer almaktadır.[1]
1. Peygamberin
vefatından sonra kimin halife olacağı konusunda sahabe arasında ihtilaflar
çıktı. Toplumda etkinliği olan kişiler arasında yapılan istişare ve
tartışmalardan sonra Hz. Ebubekir’in halifeliği icma’ ile kabul edildi.
2. Hz. Ebubekir’in
hilafeti döneminde –Peygamberin döneminde olduğu gibi- zekat, devletin
görevlendirdiği kişiler tarafından toplanırdı. Bazı zenginler zekat vermeyince
Hz. Ebubekir, bunlardan zekatın zorla alınması ve gerekirse bunlarla savaşmak
gerektiğine dair düşüncesini dile getirdi. Başta Hz. Ömer olmak üzere bazı sahabiler
buna karşı çıktılar. Ama yapılan istişare ve görüşmelerin sonunda Hz.
Ebubekir’in düşüncesi icma’ ile kabul edildi.
3. Peygamber vefat ettiğinde Kur’an toplanıp
kitap haline getirilmiş değildi. Hz. Ömer, Kur’an’ın kitap haline getirilmesi
gerektiğine dair düşüncesini Halife olan Hz. Ebubekir’e açıkladı. Hz. Ebubekir
ilk önce “Peygamberin yapmadığı bir şeyi biz nasıl yaparız.” diyerek karşı
çıktı. Ama yapılan istişare ve görüşmelerden sonra Hz. Ömer’in görüşü icma’ ile
kabul edildi ve bu işi yapmak için bir komisyon kuruldu.
Bu örneklerden yola
çıkarak sahabe dönemindeki İcma’ı şöyle tanımlayabiliriz: İcma’; hukuki bir
sorunu çözmek üzere, yetkili kişiler ( Ülü’l-emir) in etkin ve ehil olan kişilerle yaptığı istişare
sonucu alınan karardır.
Bu tanımdan
anlaşılmasına rağmen şu iki noktayı özellikle belirtmekte fayda vardır.
Birincisi: İstişarenin
içinde, İslam hukukunda Ülü’l-emir denilen yetkililer vardır.[2] Bu istişare sonunda alınan karara uymak,
Kur’an’daki Ülü’l-emre itaat ( Nisa.59 )
prensibinin bir gereği olup, bu kararın ilim adamları olan müçtehitler arasında
hiçbir muhalefet olmadan oy birliğiyle kabul edilmesinden dolayı değildir. Oysa
–ilerde açıklanacağı gibi - sahabe döneminden sonraki icma’da bu düşünce
vardır.
İkincisi: İstişare
sonucu alınan kararın Halifenin görüşü olması da şart değildir. Üçüncü örnek
bunu açıkça göstermektedir.
Sahabe dönemindeki bu
icma’ uygulamasıyla İcma’a önemli bir fonksiyon verildiği aşikardır.[3]
B.
İçtihadı
Birleştirme Kararı
Buna Türk Ceza
Kanunu’ndan bir örnek verelim. TCK. 285.maddesi “İftira”yı bir suç olarak kabul
etmekte ve son fıkrasında da müfterinin “rücu’”unu hafifletici sebep olarak
kabul etmektedir. Ancak “İnkar etmek” rücu’ anlamına gelir mi ? Bu konuda TCK. da herhangi bir hüküm
olmadığından dolayı, konu hakimin takdirine kalan içtihadi bir konu olmuştur.
Yargıtay, kendisine intikal eden bu konudaki davalardan birinde ( 4.Ceza
Dairesinin 29.4.1947 tarih ve 5017/6924 sayılı kararı ) inkarı rücu’ olarak kabul ederken, diğerinde
( 4. Ceza Dairesinin 29.1.1951 tarih ve 541/541 sayılı kararı ) rücu’ olarak
kabul etmemiştir. Bu farklı içtihatlar arasındaki ihtilafı ortadan kaldırmak ve
uygulamada birliği sağlamak amacıyla Yargıtay, konuyla ilgili bir İçtihadı
Birleştirme Kararı almıştır ( 21.1.1959 tarih ve 12/3 sayılı kararı ). Bu
İçtihadı Birleştirme Kararında, rücu’un hakikate dönmek, mağdur hakkında
yapılan ihbarın gerçek olmadığını açıklamak ve böylece suçu kabul etmek
anlamını taşıdığı, inkar etmek ise gerek lügat manasıyla ve gerek hukuki terim
olarak, isnat edilen suçun kabul edilmemesi anlamına geldiği ve inkar eden
kişide ahlaki redaet bakımından bir ısrarı belirttiği ve açıklanan bu
sebeplerle inkarın rücu’ anlamını taşımadığına karar verilmiştir.[4]
İçtihadı Birleştirme
Kararının oluşum seyrini bize gösteren bu açık örneğe ek olarak şu noktaları
belirtmekte fayda vardır.
Birincisi: Önceleri,
içtihadı birleştirme kararı alma yetkisine sahip sadece bir “ İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu “
vardı ve bu kurul Yargıtay’ın hukuk ve ceza dairelerinin tümünün bir araya
gelmesiyle oluşuyordu. Bu büyük genel kurulun toplanıp karar almasının zorluğu
dikkate alınarak, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kuruluna da bu kararı alma
yetkisi verilmiştir.[5]
İkincisi: İçtihadı
birleştirme kararı çıkarma işi Yargıtay’a özgü bir şey olmayıp, Danıştay ve
Askeri Yargıtay’da da mevcuttur.[6]
Üçüncüsü: Bu yüksek
mahkemelerin çıkardığı İçtihadı Birleştirme Kararları, her birinin kendi
alanlarındaki daire, mahkeme ve birimleri bağladığından dolayı yasa
niteliğindedirler. Bu durum ise, Anayasanın öngördüğü yetki ayrılığı prensibine
( md. 7. 8. 9 ) uymadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir.[7]
Verilen bu bilgilere
dayanarak İçtihadı Birleştirme Kararını “ Yüksek mahkemelerin (Yargıtay, Danıştay ve Askeri
Yargıtay ) çeşitli daire, hatta aynı daire veya Genel Kurullarının kararları
arasında aynı konuda farklılıkların olması durumunda ortaya çıkan içtihat
farklılığını gidermek ve uygulamada birliği sağlamak amacıyla yetkili
kurullarınca çıkarılan karardır.” diye tanımlayabiliriz.
C. Sahabe Dönemindeki
İcma’ ile İçtihadı Birleştirme Kararı Arasında Bir Mukayese
Her iki konuda da
verilen bilgileri değerlendirdiğimizde, detaydaki farklılıkları da dikkate
alarak asli konulardaki ortak noktalarını şöyle sıralamamız mümkündür.
1. Her ikisinde de
çözülmesi istenen sorun, hukuk bilim adamları arasındaki teorik ihtilaf olmayıp
hukuki bir uygulamadaki ihtilaftır.[8] Bu
temelde aynı olmalarıyla birlikte, detayda aralarında şu fark vardır; İcma’da
genellikle uygulama için daha önce herhangi bir karar alınmış değildir ama bir
karar almak için yapılan istişarede farklı görüşler ortaya çıkmıştır ve bu
görüşlerden biri tercih edilerek uygulama için tek bir kararın çıkışı
sağlanmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararında ise, önceden çıkarılmış farklı
kararların birleştirilmesi yoluna gidilmektedir.
2. Her ikisinde de,
çözülmesi istenen sorun hukuki bir uygulamadaki ihtilaf olunca, bunu çözme işi
de bilim adamlarına değil yetkililere verilmiştir. Bu konuda da detayda
aralarında şöyle bir fark vardır: Sahabe dönemindeki yönetimde, çağdaş devlet
sistemlerindeki “Erkler Ayrılığı “ prensibi olmadığı için, İcma’ kararını da
bütün erkleri elinde bulunduran Halife ve Şura’sı almıştır. İçtihadı
Birleştirme Kararını ise, yargı konusunda yetkili olan kurullar almaktadır.
Ancak, çıkarılan İçtihadı Birleştirme Kararı benzer olaylarda da bağlayıcı
kabul edildiğinden – daha önce
belirtildiği gibi- yasa niteliğinde kabul edilmiş ve Yargının yetkisi dışında
olması hasebiyle eleştirilere maruz kalmıştır. Eğer sadece ilgili davada
bağlayıcı kabul edilseydi bu eleştiriler de olmazdı. Nitekim Avrupa hukuk
sisteminde de İçtihadı Birleştirme Kararı olduğu ancak benzeri olaylarda
bağlayıcı kabul edilmediği belirtilmekte ve bizdeki İçtihadı Birleştirme
Kararının bize özgü bir karar olduğu dile getirilmektedir.[9]
Burada şunu belirtmek
isterim ki, İslam hukuku kaynaklarında (Fıkıh kitapları) olduğu gibi Türk Hukuk
Tarihi kaynaklarında da, İslam hukukunun üçüncü kaynağı olarak kabul edilen
İcma’ın “İtiraz kabul etmez ve ondan farklı bir görüş ileri sürülemez.” nitelikte olduğu belirtilmektedir.[10] Bu
özellikler ise –ilerde açıklanacağı gibi- sahabe döneminden sonraki icma’ın
özellikleridir ve Osmanlı hukuk sisteminin kaynağı olarak kabul edilen Hanefi
mezhebi de bu tür icma’ı kabul etmiştir.[11] Buna
dayanarak, modern hukukumuzdaki İçtihadı Birleştirme Kararının yasa
niteliğindeki bağlayıcı özelliğinin de, hukuk tarihimizde yer alan İcma’ın bir
özelliğinin yansıması olduğunu söylemenin, fazla yadırganacak bir yorum
olmayacağı kanaatindeyim.
3. Her ikisinin de
bağlayıcılık nedeni, bütün hukuk bilim adamları tarafından oy birliğiyle kabul
edilmeleri değil yetkili kişiler tarafından çıkarılmalarıdır. İlerde
açıklanacağı gibi, sahabe döneminden sonraki icma’ın bağlayıcılık nedeni, bütün
fıkıh müçtehitleri tarafından oy birliğiyle kabul edilmesi olarak
gösterilmiştir.
4. Her ikisi de,
oluşturulduğu yolla değiştirilebilirler. Her birine ayrı birer örnek verelim.
a) Sahabe dönemindeki bir İcma’ın yine bir İcma’
ile değiştirilmesine örnek olarak şunu verebiliriz: Sahabe arasında “Kayıp
develerle karşılaşıldığında ne yapmak gerekir ? “ sorusu tartışılmış ve
Peygambere sorulmuştur. Peygamber “ Ona karışmayın. Sahibi bulana dek, o kendi
su ve yiyecek ihtiyacını temin eder.” emrini vererek karışılmama yönünde hüküm
vermiştir. Toplumda mal güvenliğinin tam olarak sağlanmış olmasının bir sonucu
olan bu hüküm, ilk iki halife döneminde de aynen devam etmiştir. Ancak,
şartların değiştiğini ve kayıp develere karışmamanın hırsızlıklara zemin
hazırladığını düşünen üçüncü halife Hz. Osman, devenin yakalanıp satılmasını ve
sahibi ortaya çıkıncaya dek parasının muhafaza edilmesini öngören bir karar
almış ve bu karar İcma’ ile kabul edilmiştir. Parası yerine devenin, sahibine
teslim edilmesinin daha uygun olacağını düşünen dördüncü halife Hz. Ali, sahibi
ortaya çıkıncaya dek masrafları Beytülmalden karşılanmak üzere, devlet
tarafından tahsis edilen yerde tutulmasını öngören bir karar almış ve bu karar
İcma’ ile kabul edilmiştir.[12]
Burada, Hz. Osman döneminde alınan İcma’ kararı ile şartların değişmesinden
dolayı Sünnetin uygulamadan kaldırıldığı görülürken, Hz. Ali döneminde alınan
İcma’ kararı ile de, önceden alınmış bir İcma’ kararının değiştirildiği açıkça görülmektedir.
b) İçtihadı
Birleştirme Kararının yine bir İçtihadı Birleştirme Kararı ile değiştirilmesine
Borçlar Hukukundan bir örnek verelim: Türk Borçlar Kanunu 83/1 maddesi şöyle
demektedir.” Mevzuu para olan borç memleket parasıyla ödenir.” Buradaki “Memleket Parası”ndan maksat nedir ?
Başka bir ifade ile, Osmanlı döneminde para olarak kabul edilen “Altın
Sikkeler” şimdi de para sayılır mı ? Bu
konuda farklı içtihatlar ortaya çıkınca, Yargıtay Genel Kurulu 4.6.1941
tarihinde çıkardığı İçtihadı Birleştirme Kararında, altın sikkeye para niteliği
verilemeyeceği ve artık kanuni rayıcı olmayan misli bir mal hükmünde olduğuna
dair içtihatta bulunurken, sonradan bu kararını değiştirmiş ve 1.4.1953
tarihinde çıkardığı yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararında, altın sikkeleri
tedavülden kaldıran bir kanun hükmü olmadığını ileri sürerek bunların milli
para sayılmaları gerektiğine dair bir içtihatta bulunmuştur.[13] Bu örnekte açıkça görüldüğü gibi, bir
İçtihadı Birleştirme Kararı sonradan çıkarılan yeni bir İçtihadı Birleştirme
Kararı ile değiştirilmiş ve eski hüküm ortadan kalkmıştır.
11.
SAHABE
DÖNEMİNDEN SONRAKİ İCMA’
Sahabe döneminde
İcma’, Halife ve Şura’sı tarafından alınan ve hukuki bir uygulamada birliği
sağlamaya yönelik bir karar iken, daha sonra bundan uzaklaşmış ve –netice
itibariyle - barika-ı hakikatı ortaya çıkaran müsademe-ı efkarı temsil eden
ilmi içtihatlar (Doktrin-öğreti ) arasındaki ihtilafı ortadan kaldırmaya
yönelen bir karar olmuştur. Bu durumu tam olarak açıklayabilmek için ilk önce
bu İcma’ için verilen tarifi ele alacağız Daha sonra da bu İcma’ın sahabe
dönemindeki İcma’dan ve modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararından farklı
olan noktalarını açıklayacağız ve bu İcma’ hakkındaki eleştirileri ele alıp
değerlendireceğiz.
A.
Tarifi
İslam hukuk sisteminde
hukukun üçüncü kaynağı olarak kabul edilen İcma’, İslam hukuku metodolojisi
(Usulü’l-Fıkh ) kitaplarında genellikle şöyle tarif edilmektedir: “ İcma’,
Muhammed (sav) in ümmetinden olan müçtehitlerin, onun vefatından sonraki
herhangi bir asırda hukuki bir hüküm hakkında ittifak etmeleridir.” [14]
Tariften de açıkça
anlaşıldığı gibi bu icma’, Sahabe Dönemindeki İcma’dan ve modern hukuktaki
İçtihadı Birleştirme Kararından
farklıdır.Hem mahiyeti hem de sonuçları itibariyle bu İcma’ı sahabe
dönemindeki İcma’ ve modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararından ayıran
önemli noktaları ele alalım.
B. Farklı Olduğu Noktalar
1. Bu İcma’daki
ittifak, yetkililerin değil ilim adamları olan müçtehitlerindir. Bu müçtehitler
de bir ilin, bir bölgenin,bir devletin veya bir kıtanın müçtehitleri değil bütün
İslam ümmetinin müçtehitleridir. Yani İcma’ın oluşabilmesi için o asırda
yaşayan ve içtihat derecesinde olan bütün İslam alimlerinin ittifak etmesi
gerekir. İslam hukukçularının çoğunluğuna göre; bir kişinin muhalefeti bile
icma’ın oluşmasını engeller.[15] Oysa
Sahabe Dönemindeki İcma’ ve modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararında,
bütün hukuk ilim adamları değil sadece yetkili olanlar bulunmaktadır. Burada
şunu belirtmek gerekir ki, Sahabenin icma’ını oluşturan yetkililer aynı zamanda
müçtehittirler ama bu icma’a bağlayıcılık özelliği veren unsur, icma’da
bulunanların yetkili olmalarıdır.[16]
Sahabe Döneminden sonraki icma’da ise, icma’da bulunanların yetkili kişiler
olması gerektiğine dair bir şart zikredilmemiştir. .
2. Bu İcma’, “ Ona itiraz edilemez ve ondan
farklı bir görüş ileri sürülemez “ özelliği itibariyle, toplumda kargaşa
meydana getiren ve toplumun hukuka olan güvenini sarsan farklı uygulamaları ortadan
kaldırmaya – en azından ilk aşamada- yönelik değil, İslam hukukçuları
tarafından ilmi içtihat sahasında ileri sürülebilecek olan farklı ve yeni
içtihatların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik olmuştur. İmam Ebu Hanife’nin de
içinde bulunduğu İslam hukukçularının çoğunluğu (Cumhur ), bu icma’a dayanarak
şu içtihatta bulunmuşlardır: Eğer Sahabe, belirli bir konuda sadece iki farklı
görüşe sahip olmuşlarsa, artık bu görüşlere üçüncü bir görüş eklenemez. Çünkü
sahabenin bir konuda sadece iki görüşe sahip olmaları o konuda icma’
oluşturacağından, üçüncü bir görüşün ortaya atılması icma’ın ihlali anlamına
gelecektir. [17]
Hatta bazı İslam
hukukçuları, bundan daha da ileri gidip şöyle demişlerdir: Eğer hukuki bir
hüküm üzerinde İcma’ oluşmuşsa o hüküm artık tartışılamayacağı gibi, icma’da
bulunanların o hüküm için gösterdikleri gerekçeyi bozacak nitelikte –hükmün
kendisini destekler mahiyette olsa bile- yeni bir gerekçe veya yorum da ileri
sürülemez.[18].
Bu görüşler, sahabe
döneminden sonraki icma’ anlayışının –gayesi bu olmamakla birlikte, netice
itibariyle- İslam Hukuku (Fıkıh ) alanındaki ilim adamlarını nasıl olumsuz
etkilediğini açıkça gösterdiği kanaatindeyim.
3. İslam hukukçularının çoğunluğuna göre
İcma’, başka bir İcma’ ile neshedilemez
yani iptal edilemez.[19] Çünkü iptal edilmesi onun hatalı olmasını gerektirir,
halbuki bütün İslam müçtehitleri tarafından alınan bir icma’ kararı hatalı
olamaz.
Çoğunluk bu görüşte
iken, bazı İslam hukukçuları şu görüşü dile getirmişlerdir: Eğer birinci
icma’daki kamu yararı (maslahat ) ortadan kalkarsa onun hükmünün de bir anlamı
kalmaz ve bu yararı gerçekleştirecek yeni bir İcma’ kararının alınması gerekir.[20] Hanefilerden Serahsi ise, mezhebinin de görüşü
olduğunu ileri sürerek şu takdire değer içtihatta bulunmuştur: Eğer herhangi
bir hüküm üzerinde icma’ oluşur ancak daha sonra bu konuda yeni bir durum
ortaya çıkar ve bundan dolayı o hüküm üzerinde ihtilaf meydana gelirse artık
önceki icma’ bağlayıcı değildir.[21]
Şunu belirtmek gerekir
ki, çoğunluğun bu görüşü, İslam hukukunun üçüncü kaynağı olan İcma’ı, nesh konusunda
Kur’an ve Sünnet’ten daha üstün bir konuma getirmektedir. Çünkü Kur’an ve
Sünnet’in, kendi içlerinde neshi yaşadıklarını sayıca daha fazla bir çoğunluk
dile getirmektedir. [22]
Kanaatimce, bu durumu
hukuk mantığıyla açıklamak çok zor ve hatta imkansız denilse yeridir. Çünkü
Kür’an ve Sünnetin İcma’ı neshetmeleri –zaman itibariyle- düşünülemez ve
İcma’ın İcma’ ile neshedilmesi ( değiştirilip yenilenmesi ) de kabul
edilmeyince, İcma’ ile verilen bir hüküm insanlık var oldukça ( dini tabirle
kıyamete kadar) devam edecek demektir. Bu da beraberinde şu soruyu akla
getirmektedir: Hem kutsallık hem de hiyerarşik yapı bakımından İcma’dan daha
üstün konumlarda olan Kur’an ve Sünnetin, peygamberlik süresi olan yirmi üç yıl
boyunca değişen şartlar gereği nesih geçirmelerine rağmen, bir asrın
müçtehitlerinin ittifakla aldıkları bir karar olduğu kabul edilen İcma’ın
kıyamete kadar devam etmesinin hikmeti ve mantığı nedir ? İcma’a bu evrenselliği veren nedir ?
Aslında, İcma’ ile
alınmış bir kararın tartışılmaya ve değiştirilmeye müsait ve açık olduğunu Hz.
Ali’nin, ölüm cezası olmadığı halde uygulandığında ölümle sonuçlanabilen
cezalar hakkında söylediği şu sözünden çıkarmamız mümkündür. Hz. Ali şöyle
demiştir: “Cezasının infazı sonucu ölen hiçbir kişiye acımam, ama içki cezası
hariç, çünkü o bizim görüşlerimizle belirlendi.” [23] Görüldüğü gibi Hz. Ali, İcma’ ile alınmış
bir kararla belirlendiği vurgulanan içki cezasının infaz edildiğinde ölümle
sonuçlanması durumunda kendisini içten rahatsız edeceğini ( tedirginlik ve
endişe duyacağını ) açıkça ifade etmektedir. Bunun nedeni de, cezanın
belirlenirken gereğinden fazla ağır olarak belirlenmiş olma ihtimalidir. Bu cezanın belirlendiği
şurada bir üye olarak yer alan Hz. Ali’nin, kendi önerisi olan bu cezada daha
sonraki yıllarda indirime gittiği de bazı kaynaklarda yer almaktadır.[24]
Hz. Ali’nin bu sözüne
dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Eğer İcma’ ile alınmış bir karar
mutlak doğru, tartışılmaz ve değiştirilemez nitelikte olsaydı Hz. Ali bu
cümleyi kullanmazdı..
C. Bu İcma’ İle İlgili
Eleştiriler
Bu eleştirilerden
bazıları çok eski olup fıkıh mezheplerinin imamları tarafından da dile
getirilmiştir.Bazıları ise yeni ve çağdaş nitelikte eleştirilerdir.Bundan
dolayı bu eleştirileri ikiye ayırarak ele alacağız.
1. Eskiden Var Olan Eleştiriler
Bunlar, bu İcma’ın oluşup oluşmadığı ve bağlayıcı
olup olmadığı ile ilgili olan dikkate değer eleştirilerdir ve şunlardır:
a) Oluşması ve mümkün
olup olmaması durumu. Bazı İslam hukukçuları, dört sebepten dolayı böyle bir
İcma’ın imkansız olduğunu söylemişlerdir.
Birincisi: Hukuki bir
konuyu Dünyada yaşayan bütün İslam müçtehitlerine arz etmek, yani onları
içtihatta bulunmaya zorlayacak şekilde gündemlerine getirmek imkansızdır.
İkincisi: Arz edilse
bile aynı görüşe varıp ittifakta bulunmaları çok zordur ve bu ittifakın
oluştuğunu söylemek de zannidir ve tahmine dayanır.
Üçüncüsü: İttifak
edilmiş olsa bile konunun bize tevatüren ( yalan olma ihtimali olmayacak
şekilde ) intikal etmesi imkansızdır.
Dördüncüsü: Bütün bu
müçtehitlerin, bulundukları içtihatta ısrar ettikleri ve hiç birinin içtihadını
sonradan değiştirmediği nerden bilinecektir ve bunu öğrenmek de imkansızdır.
Bu sebeplere dayanarak
bir çok İslam hukukçusu (Fıkh alimi), böyle bir İcma’ın sadece ilk iki halife
döneminde oluşmuş olabileceğini ve diğer dönemlerde bunun imkansız olduğunu
söylemişlerdir.[25]
Fakihler, Sahabilerin icma’ından başka İcma’ üzerinde ittifak edememişlerdir,
çünkü onların icma’ı mütevatir iken diğerlerinin mütevatir değildir.[26] Aslında ilk iki halife döneminde de İcma’ diye
kabul edilen ittifak, bütün müçtehitlerin değil içtihada ehil olup da hazır
olanların ittifakıdır, çünkü muhtelif yerlerde olan sahabenin bütün
müçtehitlerinin fikirleri öğrenilinceye kadar herhangi bir hukuki hükmün
geciktirildiği duyulmamıştır.[27] Ayrıca,
bu kararın bağlayıcılığı da onun bütün müçtehitlerin ittifakıyla oluştuğundan
dolayı değil, Ulü’l-Emre itaat ilkesinin bir sonucudur. Bundan dolayı Hanbeli mezhebinin
imamı Ahmed b. Hanbel “ Kim İcma’ın oluştuğunu iddia ederse o yalancıdır.”
demiştir.[28]
b) Bağlayıcı olup
olmaması durumu. Başta İmam Gazali olmak üzere bazı İslam hukukçuları,
müçtehitlerin ittifakı olan böyle bir İcma’ın bağlayıcılığı için kaynak olarak
kabul edilen ayet ve hadislerin başka anlam ve yorumlara da elverişli olduklarını
ve dolayısıyla İcma’ın bağlayıcılığını açık ve kesin bir şekilde ifade
etmediklerini detaylı bir şekilde açıkladıktan sonra şöyle demişlerdir: “ Böyle
bir İcma’a açık ve kesin bir şekilde kaynaklık edecek ne bir Kur’an ayeti ve ne
de mütevatir bir Sünnet mevcuttur. İcma’ın İcma’ ile kabul edildiğini iddia
etmek ise saçmalıktır. Kişisel bir yorum olup zanni olan “Kıyas”ın da İcma’
için kaynak gösterilme durumu yoktur. Öyle ise, icma’ın arkasında örf ve
adetten başka bir şey kalmadı.”[29] Hukuk mantığı kullanarak bu cümlelere şu
sonucu eklemek mümkündür: Tek kaynağı olarak, değişken olan örf ve adetin
gösterildiği böyle bir İcma’a değişmez ve süresiz bağlayıcı bir konum vermek
uygun değildir. Unutmamak gerekir ki, bunlar sadece Sahabe Döneminden sonraki icma’
için söylenebilir. Bağlayıcılığını “ Ülü’l- emre İtaat” ilkesinden alan Sahabe
Dönemindeki İcma’ için bunlar söylenemez.
2. Çağımızdaki
Eleştiriler
Çağdaş hukuk mantığıyla değerlendirildiğinde,
böyle bir İcma’a şu eleştirilerde bulunulabilir.
a) Ona kaynaklık
edecek bir ayet veya mütevatir bir hadis bile olmamasına rağmen, süresiz bir
şekilde hem yargısal (kazai) hem de ilmi içtihatların önüne set çekecek
nitelikte geniş bir bağlayıcılığın böyle bir İcma’a verilmesi, İslam hukukunun
gelişmesine ve ilerlemesine değil duraklamasına ve gerilemesine hizmet
etmiştir. Nitekim modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararı, yeni bir
İçtihadı Birleştirme Kararı ile değiştirilmesine ve ilmi içtihatlara
karışmamasına rağmen sadece hakimlerin içtihatlarına set çektiği için
eleştirilmektedir.[30]
b) İlmi içtihatların
önüne set çekecek nitelikte bir bağlayıcılığın verildiği böyle bir İcma’ın
oluşmasını zorlaştıracak şartlar aranması gerekirken, İslam hukukçularının
çoğunluğu bunu kolaylaştıracak şu şartlar ileri sürmüşlerdir.[31]
Birincisi; İcma’ın
oluşması için, İcma’ kararını alan kişilerde sayı çokluğu aranmaz. Yani eğer
bir asırda sadece iki veya üç müçtehit varsa ve bunlar bir konuda ittifak
etseler İcma’ oluşur.[32]
Sonraki asırda binlerce müçtehit yetişse de artık o İcma’a aykırı bir içtihatta
bulunamazlar.[33]
İkincisi: İcma’ın
oluştuğunu bize haber verenlerde de sayı çokluğu aranmaz. Yani bir fıkıh alimi,
kendisi İcma’da bulunanlardan biri olmamasına rağmen, geçmişte bir konuda
İcma’ın oluştuğunu bize kitabında haber veriyorsa bu da İcma’ın varlığı için
yeterli delil olarak kabul edilmiştir.
Üçüncüsü: İcma’da
bulunanlardan birisinin sonradan görüşünü değiştirmemiş olması da şart
değildir. Çünkü İcma’ oluştuktan sonra artık İcma’da bulunanlar da –cumhura
göre- farklı bir içtihatta bulunamazlar.[34]
Bazı İslam hukukçuları
bu şartları kabul etmeyip daha ağır şartlar ileri sürmüş ise de, bu şartları
kabul eden görüşün cumhura ait olması, İslam-Osmanlı hukuku geleneğinde İcma’ın
çokça oluştuğu kanaatini meydana getirmiştir. Bundan dolayı, bir konunun hukuki
hükmü üzerinde İcma’ın var olduğu ileri sürülmüş ise, o konuda yeni bir içtihat
ve yorumla yapılacak olan ilmi araştırmanın sahası daraltılmıştır.
SONUÇ
Hukukla ilgili önemli
iki ihtilaf vardır.Biri fikir ve düşüncelerdeki ihtilaf olup ilim adamları ile
ilgili iken, diğeri uygulamadaki ihtilaf olup yetkilileri ilgilendirir.
Birincisi, hakikat ışığını ortaya çıkaran fikirlerin çatışması niteliğinde bir
ihtilaf olduğundan dolayı, olumlu ve hatta olması gereken bir ihtilaf iken,
ikincisi uygulamaya yönelik bir ihtilaf olup toplumda ayrımcılığa sebep olan ve
toplumun adalete olan güvenini sarsan nitelikte bir ihtilaf olduğundan olumsuz
ve ortadan kaldırılması gereken bir ihtilaftır. İşte, Sahabe dönemindeki İcma’
ve modern hukuktaki İçtihadı Birleştirme Kararı, olumsuz ve zararlı olan
uygulamadaki ihtilafları ortadan kaldırmaya yönelik kararlar iken, Sahabe
döneminden sonraki İcma’, gayesi bu olmamakla birlikte netice itibariyle, olumlu
ve yararlı olan hukuk ilim adamlarının ilmi içtihatlarındaki ihtilafı ortadan
kaldırmaya yönelmiştir. Sadece var olan ihtilafları ortadan kaldırmakla
yetinmemiş, ihtilaf olmasın diye farklı içtihatların ortaya çıkmasını baştan
önleyen bir müessese haline gelmiştir. İslam hukukçularının çoğunluğu
tarafından kabul edilen İcma’ın değişmezlik (neshedilmezlik) özelliği, İcma’ın yeni ilmi içtihatların
ortaya çıkmasını önleyici özelliğini pekiştirmiş ve güçlendirmiştir.
* Dicle Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi
[1]
Bkz. Razi Fahreddin.
el-Mahsul fi İlmi Usulil-Fıkh. Farazdak mat. Yay. Riyad. c. 2 s. 190
Esnevi Cemaleddin. et-Temhid
fi Tahrici’l-Furu’ ala’l-Usul. Risale
yay. Beyrut. s. 139 ; Gazali Muhammed.
el-Mustasfa min İlmi’l-Usul. Daru ihyai’t-Turasi’l-Arabi yay. Beyrut. c. 1 s. 205 ;Amedi
Seyfeddin. el-İhkam fi Usuli’l-Ahkam. Daru’l-Marife yay. Beyrut. c. 1 s. 278
Şaban Zekiyyuddin. İslam Hukuk İlminin
Esasları. Çev. İbrahim Kafi Dönmez. Türkiye Diyanet Vakfı yay. Ankara.
1990 s. 102 ; Eşkar Ömer Süleyman. Tarihü’l-Fıkhi’l-İslami. Darü’n-Nefais yay.
Kuveyt 1989 s. 78
Genel olarak
İslam hukukunda icma’ın 763 konuda oluştuğu zikredilmektedir. Bkz. Nisaburi Muhammed. el-İcma’. Daru’n-Nedve yay. ( 3. baskı) İskenderiye.
Kitapta konular rakamlar verilerek
sıralanmıştır.
[2]
Birinci örnekte yetkili kişiler yoktur diye bir soru akla
gelebilir.Ancak şunu unutmamak gerekir ki, Ehl-i Sünnet anlayışına göre
halifenin seçimi halka bırakıldığı için, o zamanki şartlarda halkı temsilen
istişareye katılan bu etkin kişiler aynı zamanda o konunun yetkili kişileri
olarak kabul edilirler
[3]
Bkz. Erdoğan Mehmet. İslam
hukukunda Ahkamın Değişmesi. Marmara Ünv. İlh. Fak. Yay. İstanbul 1990. s. 60
[4]
Bkz. Önder Ayhan. Türk Ceza
Hukuku Özel Hükümler. Beta yay. (2. baskı ) İstanbul. 1987. s. 302
[5]
Bkz. Bilge, Necip. Hukuk
Başlangıcı. Ankara Ünv. Hukuk Fak. Yay. Ankara. 1975. s. 126
[6]
Bkz. 6 ocak 1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu md.40 ve 27.06.1972 tarih ve 1660 sayılı Askeri
Yargıtay Kanunu md.32.
[7]
Bkz. Teziç, Erdoğan. Anayasa
Hukuku. Beta yay. İstanbul. 1986. s.70
[8]
İcma’ için “ Her asırda, ortaya çıkan yeni problemleri halli ve İslam
hukukunun dinamizmini temin için önemli bir müessesedir.” Denilmiştir. Bkz. Cin, Halil – Akgündüz, Ahmet. Türk
Hukuk tarihi. Osmanlı Araşt. Vakfı yay. İstanbul 1995 s. 158. Bu özelliğin sadece Sahabe dönemindeki icma’
için rahatlıkla söylenebileceği kanaatindeyim.
[9]
Bkz. Bilge, Necip. İçtihatların
Birleştirilmesi Yolu İlgili Bazı Sorunlar. Ankara Ünv. Huk. Fak. Yay. No:415.
Ankara. 1977. s. 12, 13
[10]
Bkz. Subki, Ali. el-İbhac fi
Şerhi’l-Minhac. Darü’l-Kütübi’l-İlmiye yay. Beyrut. C. 2 s. 254;
Uçok Coşkun, Mumcu Ahmet. Türk
Hukuk Tarihi. Ankara Ünv. Huk. Fak. Yay. 4. baskı. Ankara. 1982. s. 51, 52 ; Bu
konuda Molla Hüsrev şöyle der: İcma’
kesin bağlayıcıdır, çünkü onun nassların önüne geçmesi bunu gerektirmektedir.
Kesin olmayan, kesin olanın önüne geçemez. Bkz. Molla Hüsrev. Mir’a tü’l- Usul fi Şerhi Mirkati’l- Vusul. Eser
Kitabevi yay. İstanbul. s. 422; İzmiri de, bu durumu açıklarken aynı
eser üzerindeki Haşiyesinde şöyle der: İcma’ın,
nassların ( Kitab ve Sünnet) önüne geçmesinin sebebi onun neshedilmeme özelliğidir, çünkü nasslar
kesin olmasına rağmen neshe uğramışlardır.
Aynı görüş için bkz. Büyük Haydar
Efendi. Usul-i Fıkıh Dersleri. Üçdal yay. ( 2. baskı ) İstanbul 1966 s. 341
[11] İcma’, bütün İslam hukukçularını
bağladığı için kazai yönden İçtihadı Birleştirme Kararına benzetilebileceği
zikredilmiştir. Bkz. Cin,
Halil-Akgündüz, Ahmet. Türk Hukuk Tarihi. Osmanlı Araştırmaları vakfı yay.
İstanbul 1995. c. 1 s. 157
[12] Bkz. Zeydan Abdülkerim. el-Medhal. Risale yay. Beyrut. 1996. s. 104; Her
iki halifenin de aldığı kararlar, Sahabe
dönemindeki İcma’ tanımına göre icma’
olarak nitelendirilir. Müellif bu kararlar için “icma’” tabirini kullanmadığı
gibi, daha önce zikrettiği “Müellefe-ı kuluba zekat verilmemesi kararı”nı da
icma’ olarak nitelendirmemiştir. Halbuki bu karar sahabe icma’ına
dayanmaktadır. Bkz. Zuhayli Vehbe.
el-Fıkhu’l-İslami ve Edilletuh. Daru’l-Fikr yay. Şam. c. 2 s. 872
[13]
Bkz. Tekinay, Selahattin Sulhi.
Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Filiz Kitapevi yay. (6. baskı) İstanbul. 1988.
s. 1028 vd.
[14]Bazı kaynaklarda farklı kelime ve
tabirler kullanılmışsa da bu tarif, İcma’ın özünü dile getirme açısından en
uygun tarif olarak kabul edilmektedir. Geniş bilgi için bkz Amedi Seyfeddin, el-İhkam fi
Usuli’l-Ahkam. Daru’l-Marife yay. Beyrut. c. 1
s. 199 ; Razi Fahreddin. a.
g. e. c. 2 s. 20, vd. Buhari Abdülaziz. Keşfü’l-Esrar an Usuli’l-Bezdevi. Daru’l-Kutubi’l-Arabi
yay. Beyrut. c. 3 s. 227 Şevkani Muhammed. İrşadü’l-Fuhul ila Tahkiki’l-Hak min İlmi’l-Usul. Mustafa
el-Halebi mat. Yay. Kahire. s. 71 Gazali Muhammed. el-Mustasfa. a. g.
e. c. 1
s. 173 Şaban Zekiyyüddin. İslam Hukuk İlminin Esasları. Çev. İbrahim Kafi
Dönmez.TDV yay. Ankara. s. 91 Türk
Hukuk Lugatı. Türk Hukuk Kurumu . Başbakanlık Basımevi yay. 4. baskı Ankara
1998. İcma mad. s. 141
[15]
Bkz. Büyük Haydar Efendi. a. g. e. s. 340
[16]
Sahabe döneminde, icma’da bulunanların başında yetkililer bulunmaktadır.
Bu yetkililer aynı zamanda müçtehittir. Ama genel anlamda “Müçtehit “ olabilmek
için “ Yetkili olmak “ şart değildir. Bkz.
Dönmez İbrahim Kafi. İslam
Hukukunda Müçtehidin Naslar Karşısındaki Durumu ile Modern Hukuklarda Hakimin
Kanun Karşısındaki Durumu Arasında Bir Mukayese. Marmara Ünv. İlahiyat Fak.
Dergisi. S. 4 İstanbul 1986 s. 31
[17]
Bkz. Tehanevi Muhammed Ali.
Keşşafu İstilahati’l-Funun. Kahraman yay. İstanbul. 1984. c. 1 s. 239 ; Buhari
Abdülaziz. a. g. e. c. 3 s. 235
Serahsi Muhammed. Usul.
Darü’l-Marife yay. Beyrut. c. 1 s.
310 el-
Hudari Muhammed. Usulü’l- Fıkıh. el-Mektebetü’t-Ticariye yay. Mısır 1969 s.
271 Büyük Haydar
Efendi . a. g. e. s. 342,344 ;Bu konuda Hanefi usul alimlerinin ittifakı
olduğu da dile getirilmektedir. Bkz. İslam
Ansiklopedisi. TDV yay. “ İcma” mad. (Yaz: İbrahim Kafi Dönmez ) İstanbul.
2000 Molla Husrev. Mir’atü’l- Usul fi Şerhi Mirkati’l- Vusul. Eser
Kitabevi yay. İstanbul. s. 428
[18]
Bkz. Mahalli Celal. Şerhu
Cem’il-Cevami’. Darü’l-Kutubil-İlmiye yay. Beyrut. c. 2 s. 234, 235
Aslında İcma’, görüş
ayrılıklarını azaltma yöntemi olarak alınmamalıdır. Pratik sonucu itibariyle,
islamı temsil eden temel hükümlerle ilgili nasslar üzerinde zorlanmış yorumlara
başvurma kapısını kapatarak, her zaman ve mekanda Müslümanların birliğini
temsil eden temel hükümlerin korunmasını sağlayan bir ilke olarak
düşünülmelidir. Bkz. İslam Ansiklopedisi.
TDV yay. “ İcma” mad. İstanbul 2000. s. 429
[19]
Bkz. Isfahani Şemseddin.
Şerhü’l-Minhac li’l-Beyzavi. Mektebetü’r-Rüşd Yay. Riyad. 1999. c. 1 s.
484
Sübki Ali. a. g. e. c. 2 s. 254
Amedi Seyfeddin. a. g. e.
c. 3 s. 173 Aynı görüş için bkz. Ebu Zehra Muhammed.
İslam Hukuku Metodolojisi. Çev. Abdulkadir Şener. Fon mat. Yay. Ankara 1981. s.
183 Çevirmen ise dipnotunda, İçtihat içtihadı nakzetmez diyerek bunu mümkün
görmektedir.
[20]
Bkz. Şirbini Abdurrahman.
Takrir bi’l-Hamiş ala Cem’iL-Cevami. Darü’l-Kutubi’l-İlmiye yay. Beyrut. c. 1,
s. 237 Hukukta yararların sağlanması (
Celbü’l- Mesalih ) ve zararların önlenmesi ( Der’ül- Mefasid ) kesin olarak
istenmekte ve külli bir kaide olarak kabul edilmektedir.Bkz. İbn Aşur Muhammed Tahir. İslam Hukuk
Felsefesi. Çev. Vecdi Akyüz. Mehmet Erdoğan. Rağbet yay. İstanbul 1999 s. 121
[21]
Bkz. Serahsi. a. g. e. c. 2
s. 116 Ayrıca bkz. Hamidullah Muhammed. İslamda Devlet
İdaresi. Çev. Kemal Kuşçu. Nur yay. Ankara 1979. s. 61,62
[22]
Bkz. Amedi. a. g. e. c. 3
s. 173 Isfahani. a. g. e. c. 1
s. 477,478 Azınlığın görüşünü
dikkate almadan, Ayetin Ayet ile ve Sünnetin sünnet ile neshedildiği konusunda
ittifakın olduğunu ileri sürenler de vardır. Bkz. Endülüsi İbn Hazm. el-İhkam fi Usuli’l-Ahkam. Darü’l-Hadis yay.
Kahire. c. 4 s. 505
[23] Şurb haddinin 80 sopa olarak Hz.
Ömer döneminde icma’ ile belirlendiğine dair
Bkz. Serahsi. a. g. e.
c. 1 s. 301
[24] Şurb haddinin Hz. Ömer’in vefatından
sonra 80’den 40’a indirildiğine dair
Bkz. Endülüsi İbn Hazm
el-İhkam fi Usuli’l-Ahkam. Darul-Hadis yay. Kahire. c. 4
s. 505 Ancak İbn Hazm, bu
indirimi tazir olarak eklendiğine inandığı 40 sopa için geçerli olduğunu
söylemektedir.Çünkü ona göre, icma’ değiştirilemez ve ona muhalefet edilemez.
[25]
Bkz. Isfahani. a. g. e. c. 2
s. 581 Attar Hasan. Haşiye ala Cem’il-Cevami’. Darü’l-Kutubi’l-İlmiye
yay. Beyrut. c. 2 s. 229
Cuveyni Abdulmelik. el-Burhan
fi Usuli’l-Fıkh. Darü’l-Vefa yay. Kahire. c. 1
s. 432 el-Hudari Muhammed. Usulü’l-Fıkıh el-Mektebetü’t-Ticariye yay.
Mısır 1969. s. 274, 275 el-Hudari Muhammed İslam hukuk tarihi. Çev. Haydar Hatipoğlu.
Kahraman yay. İstanbul s. 144 Aydın
M. Akif. Türk Hukuk Tarihi. Beta yay. (3.baskı ) İstanbul 1999 s. 37 Şaban Zekiyyüddin. İslam hukuk İlminin
Esasları. Çev. İbrahim Kafi Dönmez. Türkiye Diyanet Vakfı yay. Ankara. S. 101,
102 Zerka
Ahmed Çağdaş Yaklaşımla İslam Hukuku. Çev. Servet armağan. TİMAŞ yay.
İstanbul c. 1 s. 62
İslam Ansiklopedisi. TDV yay.
İcma’ mad. s. 429 Ayrıca bkz. Bilmen Ömer Nasuhi. İstilahat-ı Fıkhiye
Kamusu. İstanbul. 1967. c. 1 s. 170 İmam Şafii’nin icma’ın imkanına itirazı için
bkz Ebu Zehra Muhammed. İslam Hukuku Metodolojisi. Çev. Abdulkadir Şener.
Fon mat. Yay. Ankara 1981 s. 172, 173
[26] Bkz. Ebu Zehra Muhammed. a. g.e. s. 183
Ayrıca bkz. Ahmed Hasan The
Classical Definition of İjma: The Nature of Consensus. İslamic Studies Winter
1975/4 s. 263 vd.
[27]
Bkz. Hallaf Abdulvahap. İslam
Hukuk Felsefesi. Çev. Huseyin Atay. Ankara Ünv. İlahiyat Fak. Yay. s. 230 vd. .
[28]
Bkz. Şevkani Muhammed.
İrşadu’l-Fuhul. Darü’l-Fikir yay. Beyrut. 1992. s. 134 Bu itibarla “Sahabilerden başkalarının icma’ını
bilmiyoruz “ diyenlerin sözünde gerçek payı vardır. Ahmed b. Hanbel, üzerinde
icma’ olduğu iddia edilen meseleler hakkında “ Bu konuda ihtilafı bilmiyorum.”
demekle yetinirdi. Bkz. Ebu Zehra
Muhammed. İslam Hukuku Metodolojisi. Fon mat. Yay. Ankara 1981 s. 175 Zahiriler de sadece Sahaba icma’ını kabul ederler. Bkz. Goldziher İgnoz. Zahiriler. Çev. Cihad Tunç. Ankara Ünv. İlh.
Fak. Yay. Ankara 1982. s. 30, 31
[29]
Bkz. Gazali Muhammed.
el-Menhul min Ta’likati’l-Usul. Daru’l-Fikir yay. Şam. ( 2. baskı ) s. 306 Cuveyni.
a. g. e. c. 1 s. 435
Attar Hasan. a. g. e.
c. 2 s. 210 İmam Şafii, İcma’ı sadece farizalarda
(hükümleri nasslarla sabit olanlar ) kabul eder. Buna göre icma sadece teyit edici
niteliktedir. Bkz. Ebu Zehra Muhammed. eş-Şafii. Darul-Fikr
yay. Şam s. 266
[30]
Bkz. Teziç Erdoğan. Anayasa
hukuku. Beta yay. İstanbul. 1986. s. 70
Kuru Baki. İçtihatların
Birleştirilmesi Yolu İle İlgili Bazı Sorunlar. Ankara Ünv. Hukuk Fak. Yay.
Ankara. 1977. s. 11
[31]
Bu şartları dile getiren çoğunluk ve karşı çıkan bazı İslam
hukukçularının görüşleri için bkz. Mahalli
Celal. Şerhu Cem’il-Cevami’. Darü’l-Kutubi’l-İlmiye yay. Beyrut. c. 2 s. 213, 214 vd. Isfahani.
a. g. e. c. 2 s. 628 vd. Serahsi. a. g. e. c. 1
s. 302 Buhari Abdülaziz. a. g. e. c. 3
s. 260
[32]
Bkz. Büyük Haydar Efendi.
a.g.e. s. 341
[33]
“Cemaat en az üç kişiden oluşur “ ilkesinden yola çıkarak “ İcma’da en
az üç müçtehidin olması şarttır.”
diyenler de olmuştur. Bkz.
el-Hudari Muhammed Usulü’l-Fıkıh.a.
g. e. s. 270
[34]
Müçtehit, icma’dan sonra içtihadından dönerse, dönüşü muteber değildir.
Bkz. Büyük haydar Efendi. a. g. e.
s. 341