GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI
VE
İNSAN TİCARETİ SUÇLARI·
(TCK 201/a
ve 201/b)
Doç.Dr.Hakan
Hakeri*
THE CRIMES
OF THE SMUGGLING OF MIGRANTS AND THE TRAFFICKING OF PEOPLE
DIE
STRAFTATEN VON EINSCHLEUSEN VON AUSLÄNDERN UND MENSCHENHANDEL
ABSTRACT: This essay is about the criminalising of every kind of collaboration
in people trafficking and smuggling of Migrants. The crimes of transfer of
foreigners into the country and collaboration in people trafficking, have been
considered, which has been added to turkish criminal code at 2002 as new
crimes.
KEYWORDS: Criminal Law, Crimes, Transfer of Foreigners, modern slavery, Slave
trade, The UN Protocol against the Smuggling of Migrants by Land, Air and Sea,
supplemantary to the United Nations Convention against Transnational Organized
Crime, The UN Protocol against Trafficking in Persons, Especially Women and
Children.
2002 yılında Türk Ceza
Kanunu’na ilave edilen 201a ve 201b maddeleri ile göçmen kaçakçılığı ile insan
ticareti suçları ihdas edilmiştir. Bu suçlar TCK nun hürriyet aleyhinde işlenen
cürümler başlıklı ikinci babının “iş ve çalışma hürriyeti aleyhindeki cürümler”
başlıklı altıncı faslına eklenmek suretiyle, bu fasıldaki tek suç olan “çalışma
hürriyetini bozma” suçunun yanı sıra iki suç daha bu fasılda yer almış
bulunmaktadır.
GİRİŞ
3.8.2002 tarih ve 4771
sayılı kanunun 2. maddesi ile ihdas edilen bu iki suç tipi, Avrupa Birliği ile
uyum yasaları çerçevesinde ceza kanunumuza dahil edilmiş bulunmakla birlikte,
esasen Birleşmiş Milletler tarafından sınır ötesi örgütlü suçlarla mücadele
amacıyla çıkarılan sözleşmeye ek olarak hazırlanan ve 30 Ocak 2003 tarih ve
4803 ve 4804 sayılı yasalar ile TBMM tarafından onaylanmış bulunan “göçmenlerin kara, deniz ve hava yollarıyla
kaçırılmalarına karşı protokol” ile “insan
ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesine, durdurulmasına
ve cezalandırılmasına ilişkin protokol” çerçevesinde yasalaştırılmıştır.
Nitekim her iki protokol de sözleşmeye taraf olan devletlerin, sözleşmede
belirtilmiş bulunan eylemleri suç haline getirmek üzere gerekli yasal ve diğer
önlemleri almasını amirdir (Göçmen Kaçakçılığına İlişkin Protokolün 6.; İnsan
Ticaretine İlişkin Protokolün 5. maddesi).
Göçmen kaçakçılığı ve
insan ticareti suçlarına ilişkin TCK 201/a ve 201/b hükümleri, TCK 2003 Tasarısı’nın
131 ve 132 nci maddelerinde de aynı şekilde düzenlenmiştir[1].
Ancak önemli vurgulamak gerekir ki, bu suçlar tasarının özel hükümler başlığını
taşıyan ikinci kitabının hemen başında kişilere karşı suçlar başlıklı birinci
kısmının, jenosit ve insanlığa karşı suçların düzenlendiği birinci bölümden
sonra gelen göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti başlığını taşıyan ikinci
bölümünde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere düzenlenme yeri bakımından yürürlükteki
kanun ile tasarı arasında büyük bir farklılık vardır. Yürürlükteki kanunda
çalışma hürriyetine karşı suçlar kısmında düzenlenen bu suçlar[2],
tasarıda kişilere karşı suçlar kısmında düzenlenmiştir.
2003 Tasarısı üzerinde
TBMM Adalet Alt Komisyonu tarafından yapılan değişiklikler sonucunda, göçmen kaçakçılığı
ve insan ticareti suçunun insanlığa karşı suçlarda, soykırım suçuna ilişkin
birinci bölümden sonra düzenlendiği görülmektedir. Kanımca, bu iki suçun
düzenlenme yerinin aynı yer olması doğru olmayıp, bu suçların ayrı bölümlerde
düzenlenmesi gerekmektedir. Esasen insan ticareti suçu yabancı ülke
kanunlarında daha çok hürriyet aleyhine işlenen suçlar kısmında
düzenlenmektedir. Tasarıda ise insanlığa karşı işlenen suçlar arasında
soykırımdan sonraki bir ikinci bölümde düzenlenmesi, özellikle de adam öldürme
suçundan dahi önce yer alması isabetli değildir. Göçmen kaçakçılığı suçu ise,
esasen çoğu ülkede yabancılar, pasaport kanunu gibi kanunlarda düzenlenmiş
olup, genel ceza kanununda düzenlenmesi gerektiği takdirde, örneğin devletin
güvenliğine karşı suçlar kısmına konulmasının sistematik bakımından daha uygun
olacağı kanısındayım.
GÖÇMEN
KAÇAKÇILIĞI SUÇU
(TCK 201a)
Bu suça ilişkin ayrıntılı açıklamalara girmeden önce, bu suç tipinin ihdasından önce bu maddede düzenlenen eylemlerin nasıl cezalandırıldığını ve bu madde ile beraber ortaya çıkan yeni durumun sonuçlarını kısaca izah etmekte yarar görmekteyim.
Bu suç ihdas edilmeden
önce kaçak göçmenler Pasaport Kanununun duruma göre ya, “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını pasaportsuz
veya pasaport yerine kaim olacak bir vesikayı hamil olmaksızın terkeden veya
buna teşebbüs eden kimseler hakkında 500 Liraya kadar hafif para veya 3 aya
kadar hafif hapis cezası verilir veya her iki ceza birlikte hükmolunur”
diyen 33. maddesine, ya da “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her nasılsa
pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancılar 250 Liradan 1250
Liraya kadar ağır para veya 1 aydan 6 aya kadar hapis cezasiyle veya her ikisiyle
cezalandırılır” hükmünü içeren 34. maddesine yahut “Bakanlar Kurulunca tayin olunan mahallerden
başka yerlerden Türkiye'ye giren veya Türkiye'den çıkanlar usulüne uygun pasaport
veya vesika taşısalar bile 125 Liradan 250 Liraya kadar hafif para veya bir
aydan 6 aya kadar hafif hapis cezasiyle veya her ikisiyle cezalandırılırlar”
hükmünü içeren 35. maddesine göre cezalandırılmaktaydılar.
Bu kimselere aracılık
yapanlar ise Pasaport Kanununun 36. maddesine göre cezalandırılmaktaydılar.
Bu hükme göre, “yolcuları, pasaport ve diğer vesikaların yoklanması
için Hükümetçe tayin olunan mevkilerin gayrı olan yerlere bilerek nakleden
kara, deniz ve hava taşıtlarını sevk
ve idare edenler veya bu hususta kılavuzluk yapanlar 1 aydan 2 seneye kadar
hapis olunurlar”.
Karşılaştırmalı hukuka
baktığımızda, Almanya’da göçmen ticareti suçunun genel ceza kanununda değil,
Yabancılar Kanunu’nda düzenlenmiş bulunduğu görülmektedir. Söz konusu kanunun
92a ve 92b maddesi yabancıların yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması veya
bulundurulmasını cezalandırmaktadır. Bu eylemin ticarete dönüştürülmesi veya örgütlü
olarak işlenmesi durumunda ceza artırılmaktadır. Alman Yabancılar Kanunu sadece
Almanya’ya yabancıların sokulmasını cezalandırmamakta, ayrıca Schengen
Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden birine, Avrupa Birliği üyesi veya Avrupa
Ekonomik Alan Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin vatandaşı olmayan yabancıların
sokulması da aynı şekilde cezalandırılmaktadır.
Benzer şekilde, daha
önce Avusturya Ceza Kanunu’nun 104a maddesinde düzenlenen göçmen ticareti suçu,
2000 yılında yapılan bir değişiklikle ceza kanunundan çıkarılarak, Yabancılar
Kanunu’nun 104. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu 104. maddenin 1.
fıkrasında, sadece Avusturya’ya değil, Avusturya’nın komşusu olan ülkelere
göçmen sokulması da cezalandırılmaktadır.
MADDİ UNSUR
TCK 201/a’da aslında
üç ayrı suçun düzenlendiği görülmektedir[3].
Maddi unsurları itibariyle ele aldığımızda, bunların, göçmen kaçakçılığı,
göçmen kaçakçılığı suretiyle ülkeye girmiş bulunanlarının ülkede kalmalarını
sağlamak veya ülke dışına çıkarmak ve son olarak da, sahte kimlik veya seyahat
belgesi hazırlamak veya temin etmek olduğunu görüyoruz. Hemen ilave edelim ki,
bu suçlara teşebbüs de neticesi gerçekleşmiş suç gibi cezalandırılacaktır.
Teşebbüsün de tamamlanmış suçlar gibi cezalandırılması göçmen kaçakçılığına
ilişkin protokolün 6. maddesinin 2(a) bendi hükmünün bir gereği olarak yasada
yer almıştır.
Bu suçlar seçenekli
hareketli suçlardır. Bu itibarla, maddede gösterilen hareketlerden birinin yapılması
suçun gerçekleşmesi için yeterli olup, bu hareketlerden birkaçının yapılması durumunda
da tek bir suç söz konusu olacaktır.
Göçmen kaçakçılığı
suçları ani suç olarak işlenebileceği gibi mütemadi suç olarak da işlenebilir.
Göçmenlerin sınırdan geçirilmeleri ile suç tamamlanacağından, bu suçun ani suç
şekli söz konusu olurken; göçmenlerin Türkiye’de kalmasının olanaklı kılınması,
bir yerden bir yere nakledilmeleri durumunda ise mütemadi suç söz konusu
olacaktır[4].
Suç ihmali hareketle
de işlenebilir. Özellikle gümrük görevlilerinin pasaportsuz olarak ülkeye
girmek isteyenlere müdahale etmemek suretiyle bunların girişini sağlamaları
durumunda göçmen kaçakçılığı suçu ihmal suretiyle gerçekleştirilmiş olur.
1. Göçmen Kaçakçılığı Suçunu İşlemek veya Buna Teşebbüs
Etmek
TCK 201/a maddesinde
göçmen kaçakçılığının tarifi yapılmıştır: Buna göre “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek
maksadıyla, yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya
Türkiye’de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan
kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede
kalmalarını, bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan
ülke dışına çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilir”.
Göçmen Kaçakçılığına
ilişkin protokolün 4. maddesinden alındığı anlaşılan bu tanım, söz konusu
protokolde şöyle yapılmaktadır: “Göçmen
kaçakçılığı, doğrudan veya dolaylı olarak, mali veya diğer bir maddi çıkar elde
etmek için, bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimi ikametgah sahibi
olmadığı bir Taraf Devlete yasadışı girişinin temini anlamına gelir”.
Yasadışı giriş ise söz konusu maddenin (b) bendine göre, “giriş yapılan devletin yasal giriş için gerekli şartlarına uymaksızın,
sınırı geçmek anlamına gelir”.
TCK 201/a maddesinin
ikinci fıkrasına göre, yukarıda tanımı yapılan göçmen kaçakçılığı suçunun
faillerine ya da bu suça teşebbüs edenlere, fiilleri başka bir suç oluştursa
bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az
olmamak üzere ağır para cezası verilir.
2. Ülkeye Sokulmuş veya Girmiş Kaçak Göçmenleri Ülkeden
Çıkarmak, Ülkede Kalmalarına Olanak Sağlamak veya Bu Suçlara Teşebbüs Etmek
TCK 201/a’da
düzenlenmiş bulunan ikinci suç tipi, göçmen kaçakçılığı suçu işlenmek suretiyle
ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenleri ülkeden çıkarmak veya ülkede
kalmalarını sağlamak veya bu suçlara teşebbüs etmektir.
Burada önem arz eden
husus, bu ikinci suç tipini işleyenlerin, göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak
etmemiş olmalarıdır. Kaçak göçmenleri ülkeden çıkaran veya ülkede kalmalarını
temin edenler, esasen göçmen kaçakçılığı suçunu işleyenler veya bu suça iştirak
edenler ise, ayrıca bu suçlardan dolayı cezalandırılmayacaklardır. Kaldı ki,
maddenin birinci fıkrasında esasen “Türkiye’ye girme veya ülkede kalma veya
ülke dışına çıkmalarını sağlama” fiillerinin “göçmen kaçakçılığı suçu” olarak
cezalandırılacağı açıkça belirtildiğine göre, bu seçenekli hareketli fiillerden
birini veya bir kaçını yerine getirmek tek bir göçmen kaçakçılığı suçuna vücut
verecektir. Dolayısıyla bir kimseyi ülkeye kaçak olarak sokup, sonra da kaçak
olarak yurt dışına çıkaran kişi, sadece TCK 201/a maddesinin birinci fıkrasına
göre sorumlu tutulacaktır.
Burada altı çizilmesi
gereken ikinci bir husus da, yurda yasal yollardan girmiş olan kimseleri yasal
olmayan yollardan ülke dışına çıkarmanın veya yasal koşullara uymaksızın ülkede
kalmalarını sağlamanın veya bu suçlara teşebbüs etmenin bu madde kapsamında
olmadığıdır[5].
Zira maddede açıkça “daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenler”den bahsedilmektedir. Bu itibarla, bu kimseler
zaten kaçak göçmen statüsünde değillerse, yani Türkiye’ye yasal olmayan
yollardan girmemişlerse, göçmen kaçakçılığı suçu oluşmayacaktır. Ancak Pasaport
Kanunu hükümleri ihlal edilmiş olacaktır. Bununla beraber, yurtdışına yasal olmayan
yollardan çıkarılanlar Türk vatandaşları ise 1. fıkra gereğince göçmen
kaçakçılığı suçu oluşmuş olacaktır.
3. Kaçak Göçmenleri Yurtdışına Yasal Olmayan Yollarla
Çıkarmak veya Ülkede Kalmalarını Temin Amacıyla Sahte Kimlik veya Seyahat Belgesi
Hazırlamak veya Temin Etmek veya Bu Suçlara Teşebbüs Etmek
Göçmen Kaçakçılığına
ilişkin protokolün 4. maddesinde “sahte seyahat veya kimlik belgesi” şöyle
tarif edilmektedir:
“Sahte seyahat veya kimlik belgesi”;
(i) Seyahat veya kimlik belgesini
bir devlet adına yapmaya veya düzenlemeye kanunen yetkili bir kişi veya kurum
dışında, herhangi bir kişi tarafından herhangi bir şekilde maddi olarak sahte
bir biçimde yapılmış veya değiştirilmiş ya da,
(ii) Usulüne uyulmadan çıkarılmış
veya aldatma, yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde
edilmiş ya da,
(iii) Gerçek hamili dışında bir kişi
tarafından kullanılan,
herhangi bir seyahat veya kimlik
belgesi anlamına gelir”.
Söz konusu protokol
gereğince, sahte seyahat veya kimlik belgesi düzenlemek veya bunları aldatma,
yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde etmek ya da
bunların gerçek hamili dışında kullanılması sözleşmeye taraf devletlerce
yaptırım altına alınmalıdır.
Bu manada
bakıldığında, 201/a maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş bulunan “sahte kimlik veya seyahat belgelerini
hazırlamak veya temin etmek veya bunlara teşebbüs etmek” suçu aslında resmi
evrakta sahtekârlık suçunu ve bu suça iştiraki ifade etmektedir. Bu yönüyle de,
esasen hukukumuzda zaten yaptırım altına alınmış fiiller olduğundan ayrıca TCK
201/a maddesinde göçmen kaçakçılığı ile ilgili bir suç olarak ihdasına gerek
bulunmamaktaydı. Ancak, anlaşıldığı kadarıyla, bu suretle bu tür fiillerin daha
ağır cezalandırılması amaçlanmıştır. Nitekim, maddede kullanılan “fiilleri
başka bir suç oluştursa bile” ifadesi dolayısıyla, resmi evrakta sahtekârlık
suçu ile bu suç arasında mürekkep suç ilişkisi düşünülemeyecek ve bu tip
evrakta sahtekârlık yapan veya buna teşebbüs eden kimseler hem resmi evrakta
sahtekârlık hem de TCK 201/a maddesi gereğince cezalandırılacaktır.
Altını çizmek gerekir
ki, bu suçun söz konusu olabilmesi için, göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak
etmemiş olmak gerekir. Aksi takdirde, cezalandırma göçmen kaçakçılığı suçundan
olacak ve bu fiiller cezalandırılmayan sonraki eylemler olarak kalacaklardır.
Vurgulanması gereken
ikinci bir husus da, yurda yasal yollardan girmiş olan kimseleri yasal olmayan
yollardan ülke dışına çıkarmak veya yasal koşullara uymaksızın ülkede
kalmalarını temin etmek amacıyla sahte kimlik veya seyahat belgesi hazırlamak
veya temin etmenin veya bu suçlara teşebbüs etmenin bu madde kapsamında
olmadığıdır. Zira maddede açıkça “daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak
göçmenler”den bahsedilmektedir. Bu itibarla, bu kimseler ülkeye yasal yollardan
girmişler, yani kaçak göçmen statüsünde değillerse bu durumda bu kimselerin
yurtdışında yasal olmayan yollardan çıkarılmaları için sahte pasaport veya
belgeler hazırlamak TCK 201/a kapsamında cezalandırılmayacaktır. Bu durumda, bu
kimseler hakkında resmi evrakta sahtekârlık suçundan dolayı kovuşturma
yapılacaktır.
FAİL
Suçun faili herhangi
bir kimse olabilir.
Suçun işlenmesi
açısından tek fail yeterli olup, suçun örgütlü olarak işlenmesi ağırlaştırıcı
sebeptir (TCK 201a/son). Uygulamada bu suçun faillerinin çoğunlukla Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşları olacakları açık ise de, teorik olarak yabancıların da
bu suçun faili olmalarına engel bir husus bulunmamaktadır.
MAĞDUR
Ülkeye girme, kalma ve
çıkma suçlarının mağdurları ancak, “yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan
veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli oturmasına yetkili mercilerce izin
verilmemiş bulunan kimseler” olabilirler. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının veya Türkiye’de sürekli oturma izni bulunanların bu suçun
mağduru olması mümkün değildir. Bu kimselerin ülkeye yasadışı yollardan
girmeleri durumunda Pasaport Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır. Bu
faaliyetlere aracılık yapan kimseler de yine Pasaport Kanunu’ndaki suçlara
iştirakten dolayı yargılanacaklardır.
Yasal olmayan
yollardan ülke dışına çıkarma suçunda ise mağdur Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olabilmektedir (TCK 201/a-I).
Suçun yukarıda sayılan
mağdurları, ceza hukukunda geçerli olan “mağdurluk
ve faillik sıfatı bir kimsede birleşemez” genel kuralı gereğince ayrıca
fail olarak da cezalandırılamazlar. Kaldı ki, göçmen kaçakçılığına ilişkin
protokolün 5. maddesi “göçmenler, bu
Protokol’un 6. maddesinde öngörülen eylemlerin konusu olmaktan dolayı bu
Protokol’e göre, cezai kovuşturmaya tabi tutulmayacaklardır” hükmünü
içermektedir. Ayrıca önemle ilave edelim ki, 201/a maddesinin gerekçesinde de “bu suçta asıl mağdurlar, çaresizlik ve
yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan
insanlardır. Bu nedenle protokol, adı geçenler hakkında kovuşturma
yapılmamasını öngörmektedir” denilmektedir. Bu durum, göçmenlere yönelik
bir suç ve ceza siyasetinin sonucu olarak kabul edilmiştir.
Ancak burada
tartışılması gereken husus, aşağıda içtima kısmında ele alınacağı üzere,
göçmenlerin Pasaport Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmalarının gerek
protokole ve gerekse 5 Eylül 1961 tarih ve 10898 sayılı Resmi Gazete’de
yayınlanan “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair Sözleşme”nin 31/1 maddesinin “akit devletler hayatları veya hürriyetleri
1. maddede gösterilen şekilde tehdit altında bulunmuş olan memleketten doğruca
gelerek müsaadesiz ülkelere giren veya ülkelerinde bulunan mültecilere usulsüz
girişlerinden veya bulunuşlarından dolayı ceza vermezler” hükmüne aykırılık
teşkil edip etmeyeceğidir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mültecilerin
açıkça iltica talebinde bulunması ve bu talebi ülke içinde derhal yapmaları
gerekir. Bu şartlarla bir iltica talebi yapıldığında, bu sözleşme gereğince ve
göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 5. maddesi gereğince göçmenlerin ayrıca
Pasaport Kanunu ve TCK 201/a gereğince cezalandırılmamaları gerekir. Buna
karşılık, iltica talebinde bulunmaksızın kaçak olarak ülkeye giren göçmenler
her ne kadar söz konusu protokol gereğince TCK 201/a hükmüne göre
cezalandırılamayacaklarsa da, bu cezasızlık sebebi sadece göçmen kaçakçılığı
suçuna münhasır olup, bunların Pasaport Kanunu hükümlerine muhalefetten dolayı
cezalandırılmalarına engel bir husus yoktur.
MANEVİ UNSUR
Göçmen kaçakçılığı
suçu ancak kasten işlenebilir. Taksirle işlenmesi durumunda, örneğin,
yurtdışından gelen bir kimsenin aracına, sürücüden habersiz olarak bir göçmenin
saklanması halinde, fail cezalandırılmaz.
Suçun oluşması için
özel kast aranmaktadır: Suçun direkt veya dolaylı maddi bir menfaat elde etmek
amacıyla işlenmesi gerekir. Başka ifadeyle, göçmen kaçakçılığı maddi bir kazanç
sağlama amacıyla yapılmalıdır. Bu durumda örneğin terör amacıyla[6] veya
turistik amaçla bazı kişileri ülkeye sokmak veya herhangi bir maddi karşılık
beklemeksizin bu kimselere yardım edilmesi amacıyla bunların ülkeye sokulması
ve diğer hareketlerin yapılması durumunda bu suç oluşmaz. Özel kast, bu suçu
diğer bir çok suçtan ayırmaya da yaramaktadır. Böylece, mağdurun rızasının yanı
sıra, faillerin saiki, göçmenlerin ülkeye yasa dışı yollarla sokulması fiilini
aşağıdaki şu suçlardan ayırmak için önem arz etmektedir. Nitekim, göçmenlerin
“zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi
kılmak, vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla” ülkeye sokulmaları
TCK 201/b maddesinde düzenlenen “insan ticareti” suçuna; bu kimselerin “para
veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için” kaçırılması TCK
499’daki “adam kaldırma” suçuna; şehvet hissi veya evlenme maksadıyla
kaçırılması TCK 429-431’de düzenlenmiş suçlara vücut verebilecektir.
HUKUKA UYGUNLUK
SEBEPLERİ
Önemle vurgulamak
gerekir ki, mağdurun rızası suçun unsurlarındandır[7].
Dolayısıyla mağdurun rızasının bulunmaması durumunda, yukarıda ifade ettiğim
gibi, failin saiki de göz önünde bulundurulmak kaydıyla, ceza kanunumuzda
düzenlenmiş bulunan diğer bazı suçların gerçekleşmesi söz konusu olabilecektir.
Bu kapsamda ilk düşünülmesi gereken husus, TCK 201/b maddesinde düzenlenmiş
bulunan “insan ticareti” suçudur[8].
Maddede belirtilen saiklerle ve zorla ya da rızanın sağlam olmadığını gösteren
olguların varlığını gösteren koşullar altında rıza ile bir kimsenin ülkeye
sokulması insan ticareti suçunu oluşturacaktır.
Bunun dışında, rızanın
yokluğu durumunda TCK 201/a değil, failin saikine göre, TCK 179; veya 429-431
yahut 499 ihlal edilmiş olabilir.
Burada ele alınması
gereken bir konu da yukarıda bahsi geçen “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair
Sözleşme”nin 31/1 maddesinin bir ıztırar hali teşkil edip etmeyeceğidir. Bu
konuda Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi[9],
yurda kaçak giren göçmenlerin “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair Sözleşmenin
31/1” maddesi gereğince bir ıztırar halinde bulunduklarını, bu sebeple TCK 49/3
gereğince ceza verilmesine mahal olmadığına karar vermiş, bu kararı Yargıtay[10]
“Pasaport Kanununun 34. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her
nasılsa pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancıların
cezalandırılacağı” düzenlenmiş olup, yabancı uyruklu sanıkların pasaportları
olmadan yurda giriş yaptıkları anlaşıldığından, dosya kapsamına göre suçun
oluştuğu gözetilmeden yazılı gerekçelerle sanıklar hakkında ceza verilmesine
yer olmadığına karar verilmesi yasaya aykırıdır” gerekçesiyle bozmuştur.
Kanaatimce de, TBMM
tarafından onaylanarak kanun statüsünü kazanmış bulunan söz konusu sözleşmenin
31/1. maddesi kesinlikle TCK 49/3 manasında zorda kalma durumu olarak kabul
edilemez. Bununla beraber, bulunduğu ülkede çeşitli sebeplerle yaşamına veya
vücut bütünlüğüne yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikenin bulunması dolayısıyla
Türkiye’ye giren kimsenin, diğer şartları da gerçekleşmiş olmak kaydıyla, TCK
49/3’de düzenlenmiş bulunan zorda kalma hukuka uygunluk sebebinden yararlanması
mümkündür[11].
Bu durumda, tartışılması gereken husus ise, böyle bir kimseyi ülkeye sokan
kişilerin TCK 201/a maddesine göre cezalandırılıp cezalandırılamayacaklarıdır.
Bilindiği üzere, asli failin bir hukuka uygunluk sebebinden faydalanması
durumunda, şeriklerin de cezalandırılması söz konusu olmaz. Ancak ifade etmek
gerekir ki, göçmen kaçakçılığında fail, maddi menfaat amacıyla yabancıları
ülkeye sokan kişilerdir. Dolayısıyla hukuka uygunluk sebebinin ancak bu
kimseler bakımından geçerli olması durumunda bunların cezalandırılması söz
konusu olmayacaktır. Halbuki verdiğim örnekte, hukuka uygunluk sebebi göçmenler
açısından söz konusudur. Kaldı ki, bu kimseler zaten protokol gereğince ve yine
TCK 201/a maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere,
cezalandırılmayacaklardır. Başka ifadeyle zorda kalma durumu olmasa bile bu
kimseler hakkında TCK 201/a hükmü zaten uygulanmayacaktır[12].
Dolayısıyla bu kimseler bakımından bu durumda uygulanmayacak hüküm Pasaport
Kanunu 33-35 maddeleri olacaktır.
Burada tartışılması
gereken bir diğer konu, iltica etmek maksadıyla yurda kaçak olarak giren
kimseler bakımından, Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşmenin 31/1
maddesinin Pasaport Kanunu karşısında bir hukuka uygunluk sebebi oluşturup
oluşturmayacağıdır. Her ne kadar, TBMM tarafından onaylanarak bir kanun
niteliğini kazanan bu sözleşme hükmünün, bu amaçla ülkeye giren kimsenin TCK
49/1’de düzenlenmiş bulunan “kanun hükmünü icra” hukuka uygunluk sebebinden
faydalanmasını sağlayabileceği düşünülebilirse de, kanımca söz konusu sözleşme
bir hukuka uygunluk sebebi değil, bir cezasızlık sebebi getirmiştir[13].
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
TEŞEBBÜS
Göçmen kaçakçılığına
ilişkin protokolün 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Her taraf devlet,
aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri
alacaktır:
(a) Kendi hukuk
sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrasında
belirtilen bir suçu işlemeye teşebbüs etmek”.
Kanun koyucu
protokolün bu hükmüne uygun olarak, etkin bir cezalandırma sağlamak açısından
böyle bir düzenlemeyi tercih etmiştir. Böylece, TCK 201/a bir teşebbüs suçu
olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla kanunumuza yeni bir teşebbüs suçu
eklenmiştir. Bundan çıkan sonuç, netice gerçekleşmese dahi, suça teşebbüs
edilmesi durumunda, teşebbüs tam da olsa, eksik de olsa, failin netice
tamamlanmış gibi cezalandırılacağıdır. Dolayısıyla, suça teşebbüsün ayrıca
incelenmesine gerek yoktur.
Ancak icra
hareketlerinin başlangıcına temas etmekte yarar görüyorum. Buna göre kanımca,
göçmenlerin sınırdan içeri alınması ile birlikte icra hareketlerine başlanmış
olacaktır. Keza ülke dışına çıkarma bakımından da, göçmenlerin bulundukları
yerden araçlara konularak yola çıkılmasıyla
birlikte bu suçun icra hareketleri başlamıştır. Sınırdan girmiş olan
kaçakların ülkede kalmasını temine yönelik, bir eve götürme, bir yerden bir
yere nakletme gibi hareketler de, göçmenlerin ülkede kalmaları suçunun icra
hareketleridir.
İŞTİRAK
İştirak bakımından
özel bir durum söz konusu değildir. Ancak suçun örgütlü işlenmesi durumunda,
örgüt mensuplarının iştirakten dolayı değil, suçun örgütlü işlenmesini öngören
TCK 201/a-son gereğince cezalandırılmaları gerekir.
Yukarıda da ifade
ettiğim gibi, birinci fıkradaki göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak eden kimseler,
ikinci fıkradaki suçlardan dolayı ayrıca cezalandırılmazlar (TCK 201/a-II)[14].
İÇTİMA
Kanun koyucu etkin bir
cezalandırmayı sağlamak açısından, maddede sayılan fiillerin ayrı bir suçu
oluşturması durumunda, failin her iki suçtan dolayı cezalandırılacağını ve bu
suretle gerçek içtima kurallarının uygulanacağını öngörmüştür[15].
Bu kapsamda ilk akla
gelen husus, Pasaport Kanununun hükümleridir. Bu durumda göçmen kaçakçılığı
suçunun fail ve mağdurları, söz konusu kanunun 33 ve devamı hükümlerine göre
ayrıca cezalandırılacaklardır. Mağdurlar sadece bu kanuna göre
cezalandırılırken, failler hem TCK 201a hem de söz konusu kanun gereğince
cezalandırılacak, verilen cezalar gerçek içtima kurallarına göre toplanacaktır.
Keza, dolandırıcılık
veya resmi evrakta sahtekârlık suçları söz konusu ise, failler bu suçtan dolayı
ayrıca cezalandırılacaklardır.
Yine, koşulları
gerçekleşmiş olmak kaydıyla TCK 383’üncü maddenin de TCK 201/a maddesiyle
beraber uygulanması mümkün olabilecektir. Gemiye çok sayıda göçmen bindirip de,
geminin de denize açılmaya elverişli olmaması dolayısıyla batması durumu buna
örnek olarak gösterilebilir. Ancak gemiye kapasitesinin çok üstünde göçmen alma
durumunda bilinçli taksir ile muhtemel kast ihtimallerinin de düşünülmesi
gerektiğini belirtmek gerekir. Muhtemel kastın bulunması halinde ise artık TCK
383 uygulanmayacaktır.
Göçmen kaçakçılığı
suçunun, koşulları gerçekleşmiş ise müteselsil suç şeklinde işlenmesi mümkündür[16].
YAPTIRIM
Göçmen kaçakçılığı
suçunun ihdası, bu tür fiillerle etkin bir mücadele ve cezanın genel önleme etkisinin
geçerli olabilmesi bakımından büyük önem arz etmektedir, zira bu suçun
ihdasından önce sadece Pasaport Kanununa göre çok hafif müeyyidelerle
karşılanan ülkeye kaçak olarak girme, kalma, çıkma veya bu tür fiillere
aracılık etme fiilleri, bu suretle etkin bir şekilde cezalandırılabilme olanağına
kavuşturulmuştur.
Müsadereye ilişkin TCK
36’nın genel hükmüne rağmen, maddeye, ayrıca “suçun işlenmesinde kullanılan
taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler müsadere edilir”
hükmünün konmasının nedeni araştırılmak gerekir. Gerçekten de, suçun
işlenmesinde kullanılan taşıtlar veya fiil nedeniyle elde edilen maddi
menfaatler, bu hüküm olmasa dahi, TCK 36 gereğince müsadere edilecektir. Bu
durumda, bu hükmün gereksiz olduğu görülmektedir. Her ne kadar, bu hüküm ile,
“taşıtın üçüncü kişilere ait olması durumunda bile müsadere edilebileceğine”
ilişkin endişeler ileri sürülmekteyse de[17],
gerek genel hüküm niteliğindeki TCK 36’da bu hususun açıklığa kavuşturulmuş
bulunması ve gerekse bu yöndeki meclis tartışmaları dolayısıyla[18],
üçüncü kişilere ait taşıtların, sahiplerinden habersiz olarak göçmen
kaçakçılığı suçunda kullanılması durumunda, müsadere edilemeyeceği açıktır[19].
Maddenin TCK 36.
maddesine nazaran daha dar olan yönü ise, müsadere konusu olabilecek şeylerin
sadece suçta kullanılan taşıtlar ve fiil nedeniyle elde edilen maddi
menfaatlerden ibaret olması, buna karşılık suçta kullanılan diğer eşyaların bu
madde gereğince değil, genel hüküm niteliğindeki TCK 36 gereğince müsadere
edilebilecek olduğu ileri sürülmekteyse de[20],
kanımca bu suçla ilgili olarak genel hükümden ayrılarak kanun koyucunun,
müsadere konusu eşyayı sınırlamış bulunması dolayısıyla, bu suçta kullanılan
diğer eşyaların TCK 36 hükümleri uygulanarak müsadere edilmesi mümkün değildir.
Suçun mütemadi suç
şeklinde işlenmesi de mümkün olduğunda, bu takdirde zamanaşımının başlangıcı
bakımından bu husustaki kurallara dikkat edilmek gerekir.
AĞIRLAŞTIRICI
NEDENLER
Göçmen kaçakçılığına
ilişkin protokolün 6. maddesinin 2 (c) bendine göre “her taraf devlet,
aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri
alacaktır: Bu maddenin 1. fıkrasında yer alan suçları işlemek üzere başkalarını
örgütlemek veya yönetmek”. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre de, “her taraf
devlet, aşağıdaki durumların bu maddenin 1 (a), (b) (i) ve (c) fıkralarında yer
alan suçlarda ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak
kaydıyla, bu maddenin 2 (b) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda cezayı ağırlaştırıcı
nedenler olarak kabul edilmesi için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:
(a) Göçmenlerin
hayatlarını veya güvenliklerini tehlikeye sokan veya tehlikeye sokması muhtemel
durumlar veya,
(b) Bu tür göçmenlerin
istismarı dahil, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere yol açan haller”.
Nitekim, 201/a
maddesinin üçüncü fıkrasına göre, göçmen kaçakçılığı suçları “kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut
bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur kırıcı muamele
biçimlerine tabi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek
cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılarak
hükmolunur”.
Maddenin gerekçesine
göre, “örneğin taşıma kapasitesinin çok üzerinde bir gemiye veya uçağa göçmen
yüklenmesiyle, kaçak göçmenlerin yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye
sokulması” halinde ceza artırılacaktır. Yaşam veya vücut bütünlüğünün tehlikeye
sokulması olasılığının, “ciddi, yani var
olan delillere göre gerçekleşmesinin güçlü olması gereklidir”. Gerekçede
göçmenlerin insanlık veya onur dışı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına
örnek olarak “çok kötü taşıma koşullarına
tabi kılınmaları” gösterilmiştir. Kanımca, tuvaletsiz bir araçta günlerce
nakletme gibi durumlar, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele olarak düşünülebilir.
Maddenin 3. fıkrasında
düzenlenmiş bulunan bu ağırlatıcı sebepler kanuna eklenmeseydi, göçmen
kaçakçılığı suçunun faillerinin taksirle ve duruma göre muhtemel kast ile
müessir fiil veya adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmaları gerekecekti.
Ancak bunun için yaşam veya vücut bütünlüğü açısından bir tehlikenin değil, bir
zararın oluşması aranacaktı. Bu hükümle cezalandırılabilirlik sınırları öne
çekilmiş ve daha zarar oluşmadan önce de ciddi bir tehlikenin varlığı durumunda
kişilerin daha fazla cezalandırılması olanağı sağlanmıştır. Bu durumda bir kişinin ölmesi bu suçun bir
ağırlatıcı sebebi olduğundan, TCK 78 gereğince, fail ayrıca taksirle veya
muhtemel kastla adam öldürmeden dolayı cezalandırılmayacaktır. Hemen belirtelim
ki, göçmen kaçakçılığı suçuna doğrudan bağlı olmayan nedenlerle ölüm
neticesinin gerçekleşmesi durumunda gerçek içtima kuralları uygulanacaktır. Örneğin,
göçmen kaçakçılığı yapan kişinin, para nedeniyle tartıştığı göçmeni öldürmesi
durumunda bu madde değil, TCK 201a ile kasten adam öldürme suçuna ilişkin hüküm
(TCK 448 vd.) ihlal edilmiş olacaktır.
Burada ele alınması
gereken diğer bir konu, vücut bütünlüğüne yönelik olarak sadece bir tehlikenin
meydana gelmesi değil, ayrıca zararın da gerçekleşmesi durumunda faillerin
ayrıca müessir fiil suçundan dolayı da cezalandırılıp cezalandırılmayacaklarıdır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, madde sadece yaşam veya vücut bütünlüğünü
tehlikeye sokmayı cezalandırdığına göre, yaşam bütünlüğünün zarar görmesi
durumunda artık 3. fıkranın son cümlesi hükmü gereğince ceza artırılarak
hükmolunacak, ancak ayrıca (taksirle) adam öldürme suçundan dolayı ceza
verilmeyecektir. Bununla beraber, vücut bütünlüğünün zarar görmesi durumunda,
iki olasılık düşünülebilir: İlkin, bu husus maddede açıkça bir ağırlatıcı neden
olarak öngörülmediğine göre, ayrıca taksirle veya yerine göre muhtemel kastla
müessir fiilden dolayı faillerin cezalandırılması ve böylece gerçek içtima
kurallarının uygulanması gerekir. İkinci olasılık ise tehlikenin
cezalandırılmasının önceki bir evrenin cezalandırılması olması dolayısıyla,
sonradan zararın meydana gelmesi durumunda faili sadece meydana gelen zarardan
dolayı sorumlu tutmak gerecektir. Kişinin hem yol açtığı tehlikeden hem de
sonradan meydana gelen zarardan sorumlu tutulması düşünülemez. Burada geçitli
suç söz konusu olmaktadır. Bu ikinci sonuca başka bir yönden de ulaşmak
olanaklıdır: Vücut bütünlüğüne yönelik zararın mevcudiyeti halinde, asli
norm-yardımcı norm ilişkisi gereğince, faili sadece meydana gelen zarardan
sorumlu tutmak gerekir. Tehlike suçu, zarar suçuna nazaran yardımcı norm
niteliğindedir. Sonuç olarak, bu ikinci sonucu kabul etmekteyiz.
Burada tartışılması
gereken bir diğer konu ise, göçmenlerden bir kaçının ölümü durumunda failin
cezasının bir kere mi artırılacağı, yoksa ölen mağdur sayısınca mı ceza
verileceğidir. Burada da konuya iki yönden yaklaşmak mümkündür. Öncelikle, ceza
hukukundaki genel kural, netice sayısı kadar suçun bulunduğu yönünde olduğuna
göre, burada da ölen mağdur sayısınca suç oluştuğunu kabul etmek ve ona göre
cezayı artırmak gerekir. Bu durumda, asgari haddi 2 yıl olan göçmen kaçakçılığı
suçu, ölüm vukuunda bir kat artırılarak hükmolunacağından, her ölen göçmen için
4 yıl ceza verilmelidir. Kabul ettiğimiz ikinci olasılıkta ise, ölen kişi
sayısı ne olursa olsun, ceza bir kez ağırlaştırılacaktır. Gerçekten de, kanun
ölüm halinde cezanın artırılacağını öngördüğüne, bunun sayısına önem
vermemiştir. Kaldı ki, maddede kullanılan ifadeler de bu sonucu haklı çıkaracak
niteliktedir: Maddede, “kaçak göçmenlerin” denilmektedir. Dolayısıyla çoğul
ifade kullanıldığına göre, birden fazla kaçak göçmenin ölmesi halinde de
cezanın bir kez artırılması gerecektir.
Maddede düzenlenmiş
bulunan bir diğer ağırlatıcı sebep ise suçun örgütlü olarak işlenmesidir.
Maddenin tasarıdaki gerekçesinde örgüt tanımı için tasarının 4. maddesine
bakılması gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre, “örgüt deyiminden, önceden
belirlenmemiş suçları işlemek üzere anlaşmış ve birleşmiş birden çok kişinin
yapılanmaları ve birleşmenin dıştan gözlemi yapılabilecek biçimde oluşturulmuş
bulunması anlaşılır” (2003 Tasarısı md. 4). 4. maddenin gerekçesi ise şöyledir:
“Örgüt kavramı tasarının değişik maddelerinde bazen müstakil suç, bazen suçun
kurucu unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olarak yer almaktadır. Örgüt, aslında
birden fazla kişiler arasında bir anlaşmadır. Ceza hukukunda eylemsiz anlaşma
bazı hallerde bir tehlike suçu olarak
yer almaktadır; aslında sadece anlaşma suç oluşturmaz. Bu nedenle örgüte
müstakil suç veya ağırlaştırıcı neden olarak kanunda yer verildiğinde,
anlaşmanın saptanması gereklidir. Ayrıca iştirak hali ile örgütün de birbirine
karıştırılmaması gereklidir. Bu nedenle tanımda “yapılanma” ve “birleşmenin
dıştan gözlemi yapılabilecek biçimde oluşturulması” gereklerine yer
verilmiştir”. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, tasarıdaki bazı hükümlerin
bütünlüğünün bozularak yürürlükteki yasaya aktarılmasının sakıncalarından
biriyle karşı karşıya bulunuyoruz. Kanun örgüt kavramından bahsederken, esas
itibariyle bunun da tanımını yapmış olması gerekirken, tasarıdaki 4. maddedeki
tanımlara ilişkin hükmün eksikliği dolayısıyla “örgüt” kavramından anlaşılması
gerekenin ne olduğunun tartışılması gerekir. Bundan da önce karşımıza çıkan bir
sorun, bu kavramın mevcut yasa çerçevesinde mi yoksa 4422 sayılı Çıkar Amaçlı
Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çerçevesinde mi yorumlanacağıdır. Gerçekten
de, mevzuatımızda örgüt kavramının en geniş olarak tarif edildiği hüküm, söz
konusu kanunun 1. maddesi hükmüdür.
Kanımca, örgüt
kavramını çıkar amaçlı suç örgütünü tanımlayan 4422 sayılı yasa hükümlerine
göre değil, Türk Ceza Kanununu’nun genel hükümlerine göre belirlemek gerekir.
Bu durumda TCK 313/VI’daki tanımı esas almakta yarar vardır: “Bu maddede yazılı teşekkül, iki veya daha
fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur”.
Böylece, iki veya daha fazla kişinin göçmen kaçakçılığı ve/veya diğer suçları
işlemek üzere bir araya gelerek göçmen kaçakçılığı suçunu işlemeleri durumunda
TCK 201/a maddesinin son fıkrasında düzenlenen ağırlatıcı nedenin
gerçekleştiğini, buna karşılık suçun bir kişi tarafından müstakilen işlenmesi
halinde bu ağırlatıcı sebebi uygulamamak gerektiği görüşündeyim.
Göçmen kaçakçılığı
suçunun işlenmesi için örgüt kurulması durumunda, göçmen kaçakçılığı suçunun
hazırlık hareketleri aşamasında yakalanma halinde, cezalandırma sadece TCK 313.
madde gereğince yapılacaktır.
GÖREVLİ MAHKEME
Maddede öngörülen ceza
“ağır hapis” olduğundan görevli mahkeme “ağır ceza mahkemesi”dir. Suçun örgütlü
olarak işlenmesi durumunda dahi, çıkar amacının varlığına rağmen, cebir unsurunun
eksikliği dolayısıyla 4422 sayılı yasa uygulanamayacağından, Devlet Güvenlik
Mahkemesi değil, ağır ceza mahkemesi görevli olacaktır.
KOVUŞTURMA
Göçmen kaçakçılığı
suçu, re’sen kovuşturulan suçlardandır.
ZAMAN BAKIMINDAN
UYGULAMA
Göçmen kaçakçılığı
suçu yeni ihdas edilen bir suç tipi olduğundan, bu suçu kanunun yürürlüğe
girmesinden önce işlemiş bulunan failler bakımından geçmişe yürümezlik ilkesi
(TCK 2) geçerli olacak ve bu kimseler sadece Pasaport Kanunu veya diğer
hükümler gereğince (örneğin TCK 504 veya 339 gibi) cezalandırılacaklardır.
Burada ele alınması
gereken bir husus, göçmen kaçakçılığına ilişkin protokole ve maddenin
gerekçesine göre göçmenler cezalandırılmadığından, bu maddenin yürürlüğe
girmesinden önce Pasaport Kanununun 33 ve devamı hükümlerine göre
cezalandırılan göçmenler bakımından lehe bir düzenlemenin söz konusu olup
olmadığıdır. Gerçekten de, bu durumda bu kimselerin Pasaport Kanunu hükümlerine
göre cezalandırılmaması gerekecektir.
Hemen belirtelim ki,
söz konusu protokol ve gerekçe, yukarıda da ifade ettiğim gibi, sadece 201/a
maddesinden dolayı göçmenlerin cezalandırılmayacağını amir olduğundan, bu
kimselerin Pasaport Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmalarına engel yoktur.
İNSAN
TİCARETİ SUÇU
(TCK 201/b)
GİRİŞ
İnsan Ticareti Suçu
ile korunan hukuki yarar, kişi özgürlüğü, daha geniş bir ifadeyle, kişinin
kendi geleceğini belirleme hakkını maddi olarak gerçekleştirebilme hakkıdır[21].
Özellikle başka ülke vatandaşı kimselerin kendilerine tamamen yabancı olan
ülkelere çeşitli vaatlerle götürülerek orada zorla çalıştırılmaları (Brezilya
gibi) veya fahişeliğe zorlanmaları (Batı Avrupa gibi) bu suçun, kişi
özgürlüğünün yanı sıra kişinin çalışma özgürlüğü ile cinsel yaşamını özgürce
yönlendirme hakkını da koruduğunu göstermektedir.
TCK 201/b maddesinin
gerekçesinde bu suçun konuluş amacı şöyle açıklanmaktadır: “Şimdiye kadar
özellikle kadın ve çocukların sömürülmelerini önlemek ve bu eylemlerle mücadele
etmek üzere meydana getirilmiş çeşitli milletlerarası sözleşmeler imzalanmış,
kararlar alınmıştır. Ancak anılan protokolün imzalanmasından önce insan
ticaretinin bütün yönlerini göz önünde bulunduran ortak bir metin yoktu.
1990’lı yıllardan itibaren suç örgütlerinin, etkinliklerini, sınırlar ötesi
alana genişleterek, özellikle kadın, çocuk ve insan ticaretini örgütledikleri
ve insanları bu uygar dünyada adeta esarete tabi kıldıkları görülmektedir. İşte
bu nedenle, protokolün öngördüğü suçlara hukuk sistemimizde de yer verilmesi
uygun görülmüştür”.
Bu suçun hukuk düzeni
için önemi küçümsenmemelidir. Özellikle, insan onurunu ve insan haklarını
korumaya yönelik çeşitli uluslar arası çabalar göz önünde bulundurulduğunda, bu
hükmün, bu yöndeki çabalara katkı sağlayacağı açıktır[22].
Bu suça ilişkin
ayrıntılı açıklamalar yapmadan önce, bu suç tipinin konulmasından önce bu
maddede düzenlenen eylemlerin nasıl cezalandırıldığını ve bu madde ile ortaya
çıkan yeni durumun sonuçlarını, kısaca ele almakta yarar vardır:
Bu suç ihdas edilmeden
önce, maddede sayılan fiiller esas itibariyle, TCK 179. maddede düzenlenmiş
bulunan hürriyeti tahdit suçunu oluşturmaktaydı. Nitekim TCK 179’daki suçun maddi
unsuru olan, “bir kimsenin hürriyetini gayri meşru surette mahrum etme”, TCK
201/b’de de yer almaktadır. Gerçekten de, TCK 201/b’deki “tedarik etme,
kaçırma, bir yerden başka bir yere götürme, sevk etme ve barındırma”
hareketleri, TCK 179’daki hürriyeti tahdit suçunun maddi unsuru ile sonuçta
aynıdır. Yine TCK 201/b’de düzenlenmiş bulunan ve yine suçun maddi unsuruna
dahil bulunan tehdit uygulamak, kötü muamele yapmak, hile kullanmak unsurları
da hürriyeti tahdit suçunun ağırlaştırıcı nedenleri olarak TCK 179 uncu maddenin
ikinci fıkrasında yer almıştır. Aynı şekilde, “maddi çıkar sağlamak” saiki de,
TCK 179/II de hürriyeti tahdit suçunun bir ağırlaştırıcı nedeni olarak açıkça
yer almışken, bu saik, TCK 201/b’de açıkça düzenlenmemiş olmakla beraber, insan
ticareti suçunun çoğunlukla bu amaçla işleneceği açıktır. Bununla beraber, TCK
201/b’de hürriyeti tahdit suçundan farklı olarak, zorla çalıştırmak, bazı
hizmetleri vermeye zorlamak, esaret veya benzeri uygulamalara tabi kılmak,
beden organlarından bazılarının verilmesine razı etmek gibi başka saiklere de
yer verildiği görülmektedir.
Sonuç itibariyle, TCK
201/b’nin ihdasından önce bu maddede yazılı saik ve yöntemlerle kişilerinin
hürriyetinin tahdidi çoğunlukla TCK 179 kapsamında iken, şimdi TCK 201/b’de çok
daha geniş kapsamlı ve TCK 179’daki bir çok fiili de içine alan bir düzenleme
yapılmıştır. Bu konuya aşağıda içtima bahsinde daha ayrıntılı olarak
değineceğim.
Bu suça örnek olarak,
çingenelerin dilencilik yaptırmak için çocuk kaçırmaları gösterilebilir. Daha
önce TCK 179/II çerçevesinde cezalandırılan bu eylemler, hukukumuzda artık TCK
201/b kapsamında değerlendirilecektir.
KARŞILAŞTIRMALI
HUKUK
Alman Ceza Kanunu’nun
234. maddesinde[23]
bir kimse üzerinde cebir, tehdit, hile ile yardım ulaşılamayacak bir duruma
sokma, köle veya kul kılma veya yurtdışındaki askeri veya askeri benzeri bir
kurumun hizmetine sokmak için fiziki egemenlik kurma, cezalandırılmaktadır[24].
Ayrıca fahişeliğe zorlamak amacıyla kadın veya erkeğin kaçırılması ise ayrı bir
maddede (180b, 181) düzenlenmiştir. 1895 tarihli bir kanunla da kölelik için
insan kaçırma ve köle ticareti cezalandırılmaktadır.
Avusturya Ceza
Kanunu’nun 104. maddesi köle ticaretini düzenlemektedir. Buna göre köle
ticareti yapan, bir kimsenin köleleştirilmesine veya kölelik benzeri bir duruma
getirilmesine etki eden kimse 10 yıldan 20 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza
ile cezalandırılır.
MADDİ UNSUR
Burada esasen
hürriyeti tahdit suçunun özel bir şekli söz konusudur[25]. Ancak
hürriyeti tahdit suçuna nazaran bu suçun uygulama alanını daraltan husus,
failin saikidir[26].
İnsan ticaretine
ilişkin protokolün 3. maddesine göre, “insan ticareti, kuvvet kullanarak veya
kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile,
aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya
başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye
veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı
temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim
alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhşunun
istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla
çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları,
kulluğu veya organların alınmasını içerecektir”.
TCK 201/b maddesine
bakıldığında protokoldeki “cinsel istismar ve kulluk” dışındaki unsurların
kanuna ana hatlarıyla alındığı görülmektedir. Bazı ülke kanunlarının insan ticaretini
genellikle fuhuş amacına yönelik olması halinde cezalandırdığı görülmekle
beraber (örn. Alman Ceza Kanunu, md. 180b) kanunumuz cinsel istismar amacıyla
insan ticareti yapılmasını 201/b maddesinde düzenlememiştir. Cinsel istismar
amacıyla insan ticaretinin ayrıca TCK 201/b maddesine alınmamasının nedeni açıktır,
zira bu fiiller TCK 436 ile cezalandırılmaktadır[27]. Bu
sebeple, TCK 201/b maddesine fuhuş ticareti dışındaki diğer amaçlarla insan
ticareti dahil edilmiştir.
Suçun maddi unsurunu
oluşturan hareketler,
1.
kişileri
tedarik etmek,
2.
kaçırmak,
3.
bir
yerden başka bir yere götürmek,
4.
sevk
etmek veya
5.
barındırmaktır.
Görüldüğü gibi, suç
göçmen kaçakçılığı suçundan farklı olarak serbest hareketli değil, bağlı
hareketli bir suçtur. Ancak suç tipi aynı zamanda seçimlik hareketli bir
suçtur, sayılan hareketlerin bir tanesinin yapılması suçun gerçekleşmesi için
yeterli olacaktır. Bu hareketlerden birden fazlasının gerçekleştirilmesi durumu
için aşağıda içtima bahsinde açıklamalar yapılacaktır.
Ancak bu hareketlerin
kanunda gösterilen şekillerde yapılması gerekir. Bu şekiller 201/b maddesinde
şöyle sayılmıştır:
1.
Tehdit,
baskı, cebir veya şiddet uygulamak,
2.
nüfuzu
kötüye kullanmak,
3.
kandırmak
veya
4.
kişiler
üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak
rızalarını elde etmek.
Protokolün üçüncü
maddesinin c ve d fıkralarına göre, “bu maddenin (a) bendinde öngörülen
yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir
yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması
“insan ticareti” olarak kabul edilecektir”. “On sekiz yaşının altındaki herkes
“çocuk” kabul edilecektir”.
Nitekim bu hüküm
kanunumuza da alınmıştır. TCK 201/b maddesinin üçüncü fıkrasına göre,
belirtilen bu araç fiillere başvurulmaksızın on sekiz yaşını doldurmamış
çocukların bu suça konu edilmeleri durumunda dahi, failler birinci fıkradaki
ceza ile cezalandırılacak, başka ifadeyle, on sekiz yaşındaki çocuklar
açısından bu araç hareketler yapılmasa bile, failler, yapılmış gibi cezalandırılacaktır.
Buna karşılık on sekiz yaşından büyükler bakımından ancak bu araç hareketlerin
yapılması durumunda suç oluşacaktır. Ancak hemen belirtelim ki, maddenin ikinci
fıkrasında, “birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan
eylemler var olduğu takdirde, mağdurun rızası yok sayılır” hükmü karşısında,
üçüncü fıkra hükmü bilineni tekrar anlamına gelmektedir. Zira, on sekiz
yaşından büyükler bakımından bu araç hareketler yapıldığında, rızanın bulunması
suçun gerçekleşmesine engel teşkil etmeyeceğine göre (TCK 201/b, ikinci fıkra),
bu araç hareketler olmasa bile on sekiz yaşından büyükler açısından dahi
birinci fıkradaki amaçlar bulunduğu müddetçe suç oluşacaktır (TCK 201b/üçüncü
fıkra).
Suçun maddi unsuru
bakımından belirleyici olan husus, kişinin kendi bedenini özgürce hareket
ettirme hakkını kullanmasının engellenmesidir[28].
Kişinin bulunduğu yerde örneğin silah tehdidi ile tutulması durumunda da suç
gerçekleşir[29].
Nitekim kanunumuzda “barındırmak”tan bahsolunduğuna göre, kişinin mutlaka bir
yerden bir başka yere nakli gerekmemektedir.
Bir yerden bir yere
götürmek, ülke içinde olabileceği gibi ülke dışına götürme şeklinde de olabilir[30].
Burada ortaya çıkan bir sorun, mağdurun bayıltılması suretiyle kaçırılmasının
bu madde kapsamında olup olmayacağıdır[31].
Kanaatimce maddenin kazuistik düzenlemesinin olumsuz sonuçlarından biri burada
karşımıza çıkmaktadır ve bayıltmak, maddede sayılan eylemlerden hiç birine
uymamaktadır. Bu nedenle, suçun bu suretle işlenmesi halinde bu madde değil, TCK
179 uygulanmalıdır.
Suçun oluşabilmesi
için mağdurun hareket özgürlüğü fiziki olarak engellenmelidir. Buna karşılık,
mağdur üzerindeki psikolojik egemenlik tek başına, suçun oluşması için yeterli
değildir[32].
Bugün için yabancı
kadınların evlenme veya iş bulma amacıyla kandırılarak özellikle Batı Avrupa
ülkelerine götürüldükleri ve orada fahişeliğe zorlandıkları bilinmektedir. Bu
tip eylemlerin vukuu durumunda, maddede belirtilmiş bulunan “kandırma” unsuru
gerçekleşmiş olacağından, diğer unsurlar da gerçekleştiği takdirde suç
oluşacaktır.
Keza bir kimsenin
seyahat amacıyla bir yere götürülüp, orada kanunda gösterilen eylemlerden
birine zorlanması halinde de suç oluşacaktır[33]. Bu
itibarla burada dikkat edilmesi gereken husus, mağdurun örneğin yurtdışına
çıkarılacağını bilmesi ve fakat kendisine bildirilen amacın, asıl amaçtan
farklı olması dolayısıyla mağdurun kandırılması halinde de, insan ticareti
suçunun gerçekleşeceğidir[34].
Cebir, tehdit, hile
gibi hareketlerin mutlaka mağdur üzerinde gerçekleştirilmesi şart olmayıp,
mağdur üzerinde gözetim yetkisi bulunan üçüncü kişiler üzerinde
gerçekleştirilerek suçun işlenmesi de mümkündür[35].
İnsan ticareti suçu
mütemadi suçtur. Ani suç şeklinde işlenmesi mümkün değildir. Bu suç esasen
icrai hareketli bir suç olmakla beraber, ihmali bir hareketle işlenmesi de
mümkün olabilir. Örneğin garantörün mağdurun kaçırılmasını engellememek
suretiyle suçun işlenmesine seyirci kalması gibi. Alman doktrininde[36]
ihmal suretiyle cebir kullanılarak bu suçun işlenmesine örnek olarak, belirli
bir süre hipnotize edilmek üzere anlaşmış bulunan mağdurun, bu sürenin
bitiminde uyandırılmayarak, bir yerde tutulması olayı verilmektedir.
Suç neticesi harekete
bitişik bir suçtur. Kaçırma, tedarik etme, sevk etme, bir yerden başka yere
götürme, barındırma gibi hareketlerin yapılmasıyla beraber netice de
gerçekleşmektedir.
FAİL
Fail herkes olabilir.
Suç teorik olarak bir kişi tarafından işlenebilirse de, uygulamada örgütlü
işlenen şekillerine daha çok rastlanıldığı açıktır.
Failler Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşları veya yabancılar olabilir.
Memurun görevi kötüye
kullanmaksızın sadece görev sırasında bu işlemesi durumunda ceza TCK 251
gereğince artırılır.
MAĞDUR
Mağdur, yaş, ırk,
cinsiyet veya kusur yeteneğine bakılmaksızın, herkes olabilir[37].
Suçun gerçekleşebilmesi için mağdurun, bulunduğu yeri değiştirmek hususunda
irade yeteneğine sahip olması şartı aranmamaktadır[38].
Mağdur, kaçırılan, bir
yerden başka bir yere götürülen, sevk edilen veya barındırılan kimselerdir. Bu
suçta ancak gerçek kişiler mağdur olabilir. Bunların Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı veya yabancı olması olanaklıdır.
Bu suçta mağdur, aynı
zamanda suçun maddi konusunu da oluşturmaktadır.
MANEVİ UNSUR
İnsan ticareti
kaçakçılığı ancak kasten işlenebilir. Taksirle işlenmesi zor bir ihtimal
olmakla beraber, cezalandırılmaz.
TCK 201/b maddesine
göre suç, özel kastla işlenebilen suçlardandır. Failin saiki “zorla çalıştırmak
veya hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak veya vücut
organlarının verilmesini sağlamak” olmalıdır. Zorla çalıştırma (İnsan Hakları
Avrupa Sözleşmesi, md. 4/2) veya esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak
hususunda Köleliğe İlişkin 25.9.1926 tarihli Uluslar arası Sözleşme ve
7.12.1953 tarihli sözleşmeye ek protokol ve Köleliğin, Köle Ticaretinin ve
Kölelik Benzeri Kurum ve Uygulamaların Kaldırılmasına İlişkin 7.9.1956 tarihli
Uluslar arası Sözleşme esas alınmalıdır[39].
Alman Hukuku’nda bu bakımdan mağdurun köleliğin kabul edildiği veya resmi
makamlarca müdahale edilmediği bir ülkeye götürülmesinin amaçlanması
aranmaktaysa da[40],
hukukumuzda böyle bir şart öngörülmüş değildir ve kanımca kanunumuzun
düzenlemesi daha yerindedir, zira bu suretle, kaçırılan kişinin zorla
çalıştırmak için Türkiye’de bulundurulması da suçun oluşması için yeterli
olmaktadır. Aksi durum, Türkiye köleliği kabul eden veya buna müsamaha gösteren
bir ülke olmadığından (bkz. İHAS md.4), suçun oluşmasını engelleyecekti.
Kanunda açıkça
belirtilmiş olmamakla beraber, ordu veya benzeri kurumlarda asker olarak görev
yaptırmak için bir kimsenin kaçırılması da, TCK 201/b maddesi kapsamındadır.
Başka amaçlarla,
örneğin para veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için kaçırma durumunda TCK
499; TCK 499 uncu maddedeki haller dışında maddi çıkar sağlamak amacıyla olursa
TCK 179/II; evlenme veya şehvet hissi ile kaçırma durumunda TCK 429 vd.
maddeleri; askerlikte kullanılmak üzere mağdurun yabancı bir ülkeye tesliminde
TCK 179/II; bunların dışında bir amaçla kaçırma durumunda ise yerine göre TCK
179 veya 182. maddeler ihlal edilmiş olacaktır.
Failin kanunda
belirtilen amacı suçun işlenmesinden önce mevcut olması gerekir. Nitekim failin
hali hazırda örneğin kapalı bir yerde tuttuğu mağdurun, bilahare aldığı bir
kararla vücut organlarını verilmesini sağlamayı amaçlaması durumunda bu suç gerçekleşmiş
olmayacaktır[41].
Bu durumda fail diğer şartları gerçekleştiği takdirde hürriyeti tahdit ve
müessir fiil veya Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli
Hakkındaki Kanun’a aykırılıktan dolayı cezalandırılacaktır.
Bu itibarla, failin
saiki bu suç bakımından büyük önem arz etmektedir. Esasen suçun ayrıca
düzenlenmesinin lüzumu da bu saikten kaynaklanmaktadır. Yoksa, yukarıda sayılan
maddeler ile de bu fiillerin cezalandırılması mümkün olmaktaydı.
Suçun oluşması
bakımından failin saikinin gerçekleşmiş olup olmaması önemli değildir[42].
Failin saikinin gerçekleşmesi içtima bakımından önem arz eder ki, bu konuya
aşağıda temas edilecektir.
HUKUKA UYGUNLUK
SEBEPLERİ
Mağdurun rızası
hürriyeti tahdit suçunda bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmektedir[43].
Rızanın küçük çocuk ile ilgili olarak ebeveyn tarafından verilmesi durumunda,
bu rıza geçerli bir rıza olmayacağı gibi, ebeveynin insan ticareti suçuna
iştirakten dolayı cezalandırılması söz konusu olabilir[44].
Doğaldır ki, rızanın tehdit, hile veya cebir ile elde edilmesi durumunda, bu
rıza geçerli değildir[45].
Keza rızanın insan onurunu ihlal eder nitelikte olması durumunda da, rızanın
geçerli bir rıza olmadığını özellikle vurgulamak gerekir[46].
Göçmen kaçakçılığı
suçundan farklı olarak insan ticaretinde mağdurun rızası kural olarak yoktur.
Kimsenin zorla çalıştırılmak, esaret vb. uygulamalara rıza göstermesi
düşünülemez. Bu nedenledir ki, gerek insan ticaretine ilişkin protokolün 3.
maddesinin (b) bendi (“İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden
herhangi biriyle yapılmış olması halinde mağdurun bu istismara razı olup
olmaması durumu değiştirmeyecektir”) ve gerekse TCK 201/b maddesi, mağdurun
rızasının yok sayılacağını açıklamaktadır.
Keza, maddenin birinci
fıkrasında da belirtildiği üzere, ”kişiler üzerindeki denetim olanaklarından
veya çaresizliklerinden faydalanılarak rızalarını elde etmek” durumunda da bu
rıza geçerli bir rıza olarak kabul edilmeyecektir.
TCK 201/b maddesinin
üçüncü fıkrası yukarıda da işaret ettiğim gibi, on sekiz yaşını doldurmamış
çocukların bu suça konu edilmeleri halinde, bu suça ait araç fiillerden hiç
birisine başvurulmamış olsa bile birinci fıkradaki amaçların bulunması
durumunda, birinci fıkradaki ceza ile cezalandırılacağını amirdir. Buradan
çıkan sonuç, rıza olsun ya da olmasın bu amaçlar bulunduğunda suç oluşacağından,
18 yaşını doldurmuş veya doldurmamış ayırımı yapmanın manasının olmadığıdır. 18
yaşını doldurmuş bir kimsenin rızası olsa bile, belirtilen amaçlarla suç
işlenmişse rıza geçersiz sayılacaktır. 18 yaşını doldurmamış bir kimsenin ise,
araç fiillere başvurulmasa bile, yani rızası varsa bile rıza geçersiz sayılacaktır.
Bu itibarla, yaş grubu ne olursa olsun, rıza geçersizdir. Dolayısıyla kanun
koyucunun böyle dolambaçlı ifadeler yerine açıkça, “bu yöntemler veya amaçlar
kullanıldığında rıza geçersizdir” demesi yeterli olacaktı.
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
TEŞEBBÜS
Suç mütemadi suç
olmakla beraber, teşebbüse müsaittir. Failin, kişiyi kaçırmaya, bir yerden
başka bir yere götürmeye, sevk etmeye veya barındırmaya yönelik doğrudan
hareketleri gerçekleştirdikten sonra, iradesine bağlı olmayan nedenlerle
mağduru kaçıramadığı veya diğer hareketleri yapamadığı takdirde, teşebbüs
gerçekleşir[47].
Failin mağdur üzerinde egemenlik kurduğu andan itibaren artık suç tamamlanmış
olur. Suçun tamamlanması için failin saikinin gerçekleşmiş olmasının
aranmadığına yukarıda değinmiştim.
Ancak bu suç neticesi
harekete bitişik bir suç olduğundan, icra hareketlerinin bitmesine rağmen,
neticenin gerçekleşmemesi söz konusu olamayacağından, tam teşebbüse elverişli
değildir. Failin mağduru kaçırmak için bağlamaya, bir odaya hapsetmeye veya bir
arabaya bindirmeye çalışmasına rağmen, bunu başaramamışsa, eksik teşebbüs söz
konusu olacaktır[48].
İŞTİRAK
İştirak bakımından
özel bir durum söz konusu değildir. Bu suça her şekilde iştirak mümkündür.
Suçun mütemadi suç olması dolayısıyla, netice devam ettiği müddetçe bu suça
iştirakin mümkün olduğuna işaret edelim.
Bu suç tipi bakımından
uygulamada azmettirme sıkça söz konusu olabilir. Nitekim belirli kimselerin
talepleri üzerine, insanların kaçırılmaları durumu mümkündür. Ayrıca azmettirme
olmaksızın da, insanları kaçırarak talep edecek kimselere sunma olasılığı da
düşünülebilir. İlk örnekte bu insanları asıl kullanacak kişiler azmettirmeden
dolayı sorumlu tutulacakken, ikinci örnekte bu kimseler ancak duruma göre
hürriyeti tahdit, müessir fiil veya TCK 436. maddede düzenlenen suçlardan
sorumlu tutulabilir.
Suçun örgüt halinde
işlenmesi durumunda, TCK 201b/son uygulanacaktır.
İÇTİMA
Suçun işlenmesi için
kullanılan cebir, şiddet, tehdit ve baskı, mürekkep suç kuralları gereğince
ayrıca cezalandırılmayacaktır. Keza aynı gerekçelerle, fail ayrıca hürriyeti
tahdit suçundan dolayı da cezalandırılmayacaktır.
Ancak TCK 78
gereğince, kaçırılan kimsenin ayrıca köleliğe tabi tutulması, organlarını vermeye
zorlanması vb. durumunda bu fiillerden dolayı (örneğin TCK 249, 456; 2238
sayılı Organ Nakli K. md. 15 gibi) ayrıca ceza tayin edilecek ve bu cezalar ile
insan ticareti suçunun cezası içtima ettirilecektir[49].
Failin birden çok
kişiye karşı aynı suç işleme kararıyla insan ticareti suçunu işlemesi durumunda
müteselsil suça ilişkin TCK 80 hükmü uygulanabilir[50].
Suç seçenekli
hareketli bir suç olduğundan, suç tipindeki hareketlerden birden fazlası gerçekleştirilse
dahi, tek suç söz konusu olacaktır.
YAPTIRIM
İnsan ticareti suçunun
ihdası, TCK 179 uncu maddede öngörülmüş bulunan yaptırımlarla bu suçla
mücadelenin yeterli görülmemesinin bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu
itibarla, kanun bu suçun cezası olarak beş yıldan on yıla kadar ağır hapis
cezası ve para cezası öngörmüş bulunmaktadır.
Suç mütemadi bir suç
olduğundan, zamanaşımının başlangıcı bakımından bu husustaki kurallara dikkat
edilmek gerekir.
AĞIRLAŞTIRICI NEDEN
İnsan kaçakçılığına ilişkin
protokolün 5. maddesinin c bendine göre, bu suçu işlemek için başkalarının
örgütlenmesi suç haline getirilmelidir. Kanunumuz da, suçun örgütlü olarak
işlenmesini ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmiştir. Bu hususta, yukarıda
göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin açıklamalara bakılmalıdır.
KOVUŞTURMA
İnsan ticareti suçu
re’sen kovuşturulan bir suçtur.
Bu suç bakımından ortaya çıkabilecek bir güçlük, suçun ispatının zorluğudur. Bu noktada da en önemli etken mağdurların şahitliğidir. Dolayısıyla yurtiçinde yasa dışı olarak bulunan mağdurların derhal sınır dışı edilmelerinden önce, muhtemel bir insan ticareti suçunun kovuşturulması ve faillerinin cezalandırılabilmesi bakımından, mağdurların ifadelerine başvurulması ve bu yönden yeterince delil toplanması yoluna gidilmesi ihmal edilmemelidir