GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI

VE

İNSAN TİCARETİ SUÇLARI·

(TCK 201/a ve 201/b)

 

Doç.Dr.Hakan Hakeri*

 

THE CRIMES OF THE SMUGGLING OF MIGRANTS AND THE TRAFFICKING OF PEOPLE

 

DIE STRAFTATEN VON EINSCHLEUSEN VON AUSLÄNDERN UND MENSCHENHANDEL

 

ABSTRACT: This essay is about the criminalising of every kind of collaboration in people trafficking and smuggling of Migrants. The crimes of transfer of foreigners into the country and collaboration in people trafficking, have been considered, which has been added to turkish criminal code at 2002 as new crimes.

 

KEYWORDS: Criminal Law, Crimes, Transfer of Foreigners, modern slavery, Slave trade, The UN Protocol against the Smuggling of Migrants by Land, Air and Sea, supplemantary to the United Nations Convention against Transnational Organized Crime, The UN Protocol against Trafficking in Persons, Especially Women and Children.

2002 yılında Türk Ceza Kanunu’na ilave edilen 201a ve 201b maddeleri ile göçmen kaçakçılığı ile insan ticareti suçları ihdas edilmiştir. Bu suçlar TCK nun hürriyet aleyhinde işlenen cürümler başlıklı ikinci babının “iş ve çalışma hürriyeti aleyhindeki cürümler” başlıklı altıncı faslına eklenmek suretiyle, bu fasıldaki tek suç olan “çalışma hürriyetini bozma” suçunun yanı sıra iki suç daha bu fasılda yer almış bulunmaktadır.

GİRİŞ

3.8.2002 tarih ve 4771 sayılı kanunun 2. maddesi ile ihdas edilen bu iki suç tipi, Avrupa Birliği ile uyum yasaları çerçevesinde ceza kanunumuza dahil edilmiş bulunmakla birlikte, esasen Birleşmiş Milletler tarafından sınır ötesi örgütlü suçlarla mücadele amacıyla çıkarılan sözleşmeye ek olarak hazırlanan ve 30 Ocak 2003 tarih ve 4803 ve 4804 sayılı yasalar ile TBMM tarafından onaylanmış bulunan “göçmenlerin kara, deniz ve hava yollarıyla kaçırılmalarına karşı protokol” ile “insan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesine, durdurulmasına ve cezalandırılmasına ilişkin protokol” çerçevesinde yasalaştırılmıştır. Nitekim her iki protokol de sözleşmeye taraf olan devletlerin, sözleşmede belirtilmiş bulunan eylemleri suç haline getirmek üzere gerekli yasal ve diğer önlemleri almasını amirdir (Göçmen Kaçakçılığına İlişkin Protokolün 6.; İnsan Ticaretine İlişkin Protokolün 5. maddesi).

Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçlarına ilişkin TCK 201/a ve 201/b hükümleri, TCK 2003 Tasarısı’nın 131 ve 132 nci maddelerinde de aynı şekilde düzenlenmiştir[1]. Ancak önemli vurgulamak gerekir ki, bu suçlar tasarının özel hükümler başlığını taşıyan ikinci kitabının hemen başında kişilere karşı suçlar başlıklı birinci kısmının, jenosit ve insanlığa karşı suçların düzenlendiği birinci bölümden sonra gelen göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti başlığını taşıyan ikinci bölümünde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere düzenlenme yeri bakımından yürürlükteki kanun ile tasarı arasında büyük bir farklılık vardır. Yürürlükteki kanunda çalışma hürriyetine karşı suçlar kısmında düzenlenen bu suçlar[2], tasarıda kişilere karşı suçlar kısmında düzenlenmiştir.

2003 Tasarısı üzerinde TBMM Adalet Alt Komisyonu tarafından yapılan değişiklikler sonucunda, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçunun insanlığa karşı suçlarda, soykırım suçuna ilişkin birinci bölümden sonra düzenlendiği görülmektedir. Kanımca, bu iki suçun düzenlenme yerinin aynı yer olması doğru olmayıp, bu suçların ayrı bölümlerde düzenlenmesi gerekmektedir. Esasen insan ticareti suçu yabancı ülke kanunlarında daha çok hürriyet aleyhine işlenen suçlar kısmında düzenlenmektedir. Tasarıda ise insanlığa karşı işlenen suçlar arasında soykırımdan sonraki bir ikinci bölümde düzenlenmesi, özellikle de adam öldürme suçundan dahi önce yer alması isabetli değildir. Göçmen kaçakçılığı suçu ise, esasen çoğu ülkede yabancılar, pasaport kanunu gibi kanunlarda düzenlenmiş olup, genel ceza kanununda düzenlenmesi gerektiği takdirde, örneğin devletin güvenliğine karşı suçlar kısmına konulmasının sistematik bakımından daha uygun olacağı kanısındayım.

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU

(TCK 201a)

 

Bu suça ilişkin ayrıntılı açıklamalara girmeden önce, bu suç tipinin ihdasından önce bu maddede düzenlenen eylemlerin nasıl cezalandırıldığını ve bu madde ile beraber ortaya çıkan yeni durumun sonuçlarını kısaca izah etmekte yarar görmekteyim.

Bu suç ihdas edilmeden önce kaçak göçmenler Pasaport Kanununun duruma göre ya, “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını pasaportsuz veya pasaport yerine kaim olacak bir vesikayı hamil olmaksızın terkeden veya buna teşebbüs eden kimseler hakkında 500 Liraya kadar hafif para veya 3 aya kadar hafif hapis cezası verilir veya her iki ceza birlikte hükmolunur” diyen 33. maddesine, ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her nasılsa pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancılar 250 Liradan 1250 Liraya kadar ağır para veya 1 aydan 6 aya kadar hapis cezasiyle veya her ikisiyle cezalandırılır” hükmünü içeren 34. maddesine yahut “Bakanlar Kurulunca tayin olunan mahallerden başka yerlerden Türkiye'ye giren veya Türkiye'den çıkanlar usulüne uygun pasaport veya vesika taşısalar bile 125 Liradan 250 Liraya kadar hafif para veya bir aydan 6 aya kadar hafif hapis cezasiyle veya her ikisiyle cezalandırılırlar” hükmünü içeren 35. maddesine göre cezalandırılmaktaydılar.

Bu kimselere aracılık yapanlar ise Pasaport Kanununun 36. maddesine göre cezalandırılmaktaydılar. Bu hükme göre, “yolcuları, pasaport ve diğer vesikaların yoklanması için Hükümetçe tayin olunan mevkilerin gayrı olan yerlere bilerek nakleden kara, deniz ve hava taşıtlarını sevk ve idare edenler veya bu hususta kılavuzluk yapanlar 1 aydan 2 seneye kadar hapis olunurlar”.

Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, Almanya’da göçmen ticareti suçunun genel ceza kanununda değil, Yabancılar Kanunu’nda düzenlenmiş bulunduğu görülmektedir. Söz konusu kanunun 92a ve 92b maddesi yabancıların yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması veya bulundurulmasını cezalandırmaktadır. Bu eylemin ticarete dönüştürülmesi veya örgütlü olarak işlenmesi durumunda ceza artırılmaktadır. Alman Yabancılar Kanunu sadece Almanya’ya yabancıların sokulmasını cezalandırmamakta, ayrıca Schengen Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden birine, Avrupa Birliği üyesi veya Avrupa Ekonomik Alan Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin vatandaşı olmayan yabancıların sokulması da aynı şekilde cezalandırılmaktadır.

Benzer şekilde, daha önce Avusturya Ceza Kanunu’nun 104a maddesinde düzenlenen göçmen ticareti suçu, 2000 yılında yapılan bir değişiklikle ceza kanunundan çıkarılarak, Yabancılar Kanunu’nun 104. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu 104. maddenin 1. fıkrasında, sadece Avusturya’ya değil, Avusturya’nın komşusu olan ülkelere göçmen sokulması da cezalandırılmaktadır.

 

MADDİ UNSUR

TCK 201/a’da aslında üç ayrı suçun düzenlendiği görülmektedir[3]. Maddi unsurları itibariyle ele aldığımızda, bunların, göçmen kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı suretiyle ülkeye girmiş bulunanlarının ülkede kalmalarını sağlamak veya ülke dışına çıkarmak ve son olarak da, sahte kimlik veya seyahat belgesi hazırlamak veya temin etmek olduğunu görüyoruz. Hemen ilave edelim ki, bu suçlara teşebbüs de neticesi gerçekleşmiş suç gibi cezalandırılacaktır. Teşebbüsün de tamamlanmış suçlar gibi cezalandırılması göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 6. maddesinin 2(a) bendi hükmünün bir gereği olarak yasada yer almıştır.

Bu suçlar seçenekli hareketli suçlardır. Bu itibarla, maddede gösterilen hareketlerden birinin yapılması suçun gerçekleşmesi için yeterli olup, bu hareketlerden birkaçının yapılması durumunda da tek bir suç söz konusu olacaktır.

Göçmen kaçakçılığı suçları ani suç olarak işlenebileceği gibi mütemadi suç olarak da işlenebilir. Göçmenlerin sınırdan geçirilmeleri ile suç tamamlanacağından, bu suçun ani suç şekli söz konusu olurken; göçmenlerin Türkiye’de kalmasının olanaklı kılınması, bir yerden bir yere nakledilmeleri durumunda ise mütemadi suç söz konusu olacaktır[4].

Suç ihmali hareketle de işlenebilir. Özellikle gümrük görevlilerinin pasaportsuz olarak ülkeye girmek isteyenlere müdahale etmemek suretiyle bunların girişini sağlamaları durumunda göçmen kaçakçılığı suçu ihmal suretiyle gerçekleştirilmiş olur.

 

1. Göçmen Kaçakçılığı Suçunu İşlemek veya Buna Teşebbüs Etmek

TCK 201/a maddesinde göçmen kaçakçılığının tarifi yapılmıştır: Buna göre “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede kalmalarını, bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilir”.

Göçmen Kaçakçılığına ilişkin protokolün 4. maddesinden alındığı anlaşılan bu tanım, söz konusu protokolde şöyle yapılmaktadır: “Göçmen kaçakçılığı, doğrudan veya dolaylı olarak, mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için, bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimi ikametgah sahibi olmadığı bir Taraf Devlete yasadışı girişinin temini anlamına gelir”. Yasadışı giriş ise söz konusu maddenin (b) bendine göre, “giriş yapılan devletin yasal giriş için gerekli şartlarına uymaksızın, sınırı geçmek anlamına gelir”.

TCK 201/a maddesinin ikinci fıkrasına göre, yukarıda tanımı yapılan göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine ya da bu suça teşebbüs edenlere, fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezası verilir.

 

2. Ülkeye Sokulmuş veya Girmiş Kaçak Göçmenleri Ülkeden Çıkarmak, Ülkede Kalmalarına Olanak Sağlamak veya Bu Suçlara Teşebbüs Etmek

TCK 201/a’da düzenlenmiş bulunan ikinci suç tipi, göçmen kaçakçılığı suçu işlenmek suretiyle ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenleri ülkeden çıkarmak veya ülkede kalmalarını sağlamak veya bu suçlara teşebbüs etmektir.

Burada önem arz eden husus, bu ikinci suç tipini işleyenlerin, göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak etmemiş olmalarıdır. Kaçak göçmenleri ülkeden çıkaran veya ülkede kalmalarını temin edenler, esasen göçmen kaçakçılığı suçunu işleyenler veya bu suça iştirak edenler ise, ayrıca bu suçlardan dolayı cezalandırılmayacaklardır. Kaldı ki, maddenin birinci fıkrasında esasen “Türkiye’ye girme veya ülkede kalma veya ülke dışına çıkmalarını sağlama” fiillerinin “göçmen kaçakçılığı suçu” olarak cezalandırılacağı açıkça belirtildiğine göre, bu seçenekli hareketli fiillerden birini veya bir kaçını yerine getirmek tek bir göçmen kaçakçılığı suçuna vücut verecektir. Dolayısıyla bir kimseyi ülkeye kaçak olarak sokup, sonra da kaçak olarak yurt dışına çıkaran kişi, sadece TCK 201/a maddesinin birinci fıkrasına göre sorumlu tutulacaktır.

Burada altı çizilmesi gereken ikinci bir husus da, yurda yasal yollardan girmiş olan kimseleri yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkarmanın veya yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını sağlamanın veya bu suçlara teşebbüs etmenin bu madde kapsamında olmadığıdır[5]. Zira maddede açıkça “daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenler”den bahsedilmektedir. Bu itibarla, bu kimseler zaten kaçak göçmen statüsünde değillerse, yani Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmemişlerse, göçmen kaçakçılığı suçu oluşmayacaktır. Ancak Pasaport Kanunu hükümleri ihlal edilmiş olacaktır. Bununla beraber, yurtdışına yasal olmayan yollardan çıkarılanlar Türk vatandaşları ise 1. fıkra gereğince göçmen kaçakçılığı suçu oluşmuş olacaktır.

 

3. Kaçak Göçmenleri Yurtdışına Yasal Olmayan Yollarla Çıkarmak veya Ülkede Kalmalarını Temin Amacıyla Sahte Kimlik veya Seyahat Belgesi Hazırlamak veya Temin Etmek veya Bu Suçlara Teşebbüs Etmek

Göçmen Kaçakçılığına ilişkin protokolün 4. maddesinde “sahte seyahat veya kimlik belgesi” şöyle tarif edilmektedir:

“Sahte seyahat veya kimlik belgesi”;

(i) Seyahat veya kimlik belgesini bir devlet adına yapmaya veya düzenlemeye kanunen yetkili bir kişi veya kurum dışında, herhangi bir kişi tarafından herhangi bir şekilde maddi olarak sahte bir biçimde yapılmış veya değiştirilmiş ya da,

(ii) Usulüne uyulmadan çıkarılmış veya aldatma, yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde edilmiş ya da,

(iii) Gerçek hamili dışında bir kişi tarafından kullanılan,

herhangi bir seyahat veya kimlik belgesi anlamına gelir”.

Söz konusu protokol gereğince, sahte seyahat veya kimlik belgesi düzenlemek veya bunları aldatma, yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde etmek ya da bunların gerçek hamili dışında kullanılması sözleşmeye taraf devletlerce yaptırım altına alınmalıdır.

Bu manada bakıldığında, 201/a maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş bulunan “sahte kimlik veya seyahat belgelerini hazırlamak veya temin etmek veya bunlara teşebbüs etmek” suçu aslında resmi evrakta sahtekârlık suçunu ve bu suça iştiraki ifade etmektedir. Bu yönüyle de, esasen hukukumuzda zaten yaptırım altına alınmış fiiller olduğundan ayrıca TCK 201/a maddesinde göçmen kaçakçılığı ile ilgili bir suç olarak ihdasına gerek bulunmamaktaydı. Ancak, anlaşıldığı kadarıyla, bu suretle bu tür fiillerin daha ağır cezalandırılması amaçlanmıştır. Nitekim, maddede kullanılan “fiilleri başka bir suç oluştursa bile” ifadesi dolayısıyla, resmi evrakta sahtekârlık suçu ile bu suç arasında mürekkep suç ilişkisi düşünülemeyecek ve bu tip evrakta sahtekârlık yapan veya buna teşebbüs eden kimseler hem resmi evrakta sahtekârlık hem de TCK 201/a maddesi gereğince cezalandırılacaktır.

Altını çizmek gerekir ki, bu suçun söz konusu olabilmesi için, göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak etmemiş olmak gerekir. Aksi takdirde, cezalandırma göçmen kaçakçılığı suçundan olacak ve bu fiiller cezalandırılmayan sonraki eylemler olarak kalacaklardır.

Vurgulanması gereken ikinci bir husus da, yurda yasal yollardan girmiş olan kimseleri yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkarmak veya yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını temin etmek amacıyla sahte kimlik veya seyahat belgesi hazırlamak veya temin etmenin veya bu suçlara teşebbüs etmenin bu madde kapsamında olmadığıdır. Zira maddede açıkça “daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenler”den bahsedilmektedir. Bu itibarla, bu kimseler ülkeye yasal yollardan girmişler, yani kaçak göçmen statüsünde değillerse bu durumda bu kimselerin yurtdışında yasal olmayan yollardan çıkarılmaları için sahte pasaport veya belgeler hazırlamak TCK 201/a kapsamında cezalandırılmayacaktır. Bu durumda, bu kimseler hakkında resmi evrakta sahtekârlık suçundan dolayı kovuşturma yapılacaktır.

 

FAİL

Suçun faili herhangi bir kimse olabilir.

Suçun işlenmesi açısından tek fail yeterli olup, suçun örgütlü olarak işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir (TCK 201a/son). Uygulamada bu suçun faillerinin çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olacakları açık ise de, teorik olarak yabancıların da bu suçun faili olmalarına engel bir husus bulunmamaktadır.

 

MAĞDUR

Ülkeye girme, kalma ve çıkma suçlarının mağdurları ancak, “yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimseler” olabilirler. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının veya Türkiye’de sürekli oturma izni bulunanların bu suçun mağduru olması mümkün değildir. Bu kimselerin ülkeye yasadışı yollardan girmeleri durumunda Pasaport Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır. Bu faaliyetlere aracılık yapan kimseler de yine Pasaport Kanunu’ndaki suçlara iştirakten dolayı yargılanacaklardır.

Yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkarma suçunda ise mağdur Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabilmektedir (TCK 201/a-I).

Suçun yukarıda sayılan mağdurları, ceza hukukunda geçerli olan “mağdurluk ve faillik sıfatı bir kimsede birleşemez” genel kuralı gereğince ayrıca fail olarak da cezalandırılamazlar. Kaldı ki, göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 5. maddesi “göçmenler, bu Protokol’un 6. maddesinde öngörülen eylemlerin konusu olmaktan dolayı bu Protokol’e göre, cezai kovuşturmaya tabi tutulmayacaklardır” hükmünü içermektedir. Ayrıca önemle ilave edelim ki, 201/a maddesinin gerekçesinde de “bu suçta asıl mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlardır. Bu nedenle protokol, adı geçenler hakkında kovuşturma yapılmamasını öngörmektedir” denilmektedir. Bu durum, göçmenlere yönelik bir suç ve ceza siyasetinin sonucu olarak kabul edilmiştir.

Ancak burada tartışılması gereken husus, aşağıda içtima kısmında ele alınacağı üzere, göçmenlerin Pasaport Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmalarının gerek protokole ve gerekse 5 Eylül 1961 tarih ve 10898 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair Sözleşme”nin 31/1 maddesinin “akit devletler hayatları veya hürriyetleri 1. maddede gösterilen şekilde tehdit altında bulunmuş olan memleketten doğruca gelerek müsaadesiz ülkelere giren veya ülkelerinde bulunan mültecilere usulsüz girişlerinden veya bulunuşlarından dolayı ceza vermezler” hükmüne aykırılık teşkil edip etmeyeceğidir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mültecilerin açıkça iltica talebinde bulunması ve bu talebi ülke içinde derhal yapmaları gerekir. Bu şartlarla bir iltica talebi yapıldığında, bu sözleşme gereğince ve göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 5. maddesi gereğince göçmenlerin ayrıca Pasaport Kanunu ve TCK 201/a gereğince cezalandırılmamaları gerekir. Buna karşılık, iltica talebinde bulunmaksızın kaçak olarak ülkeye giren göçmenler her ne kadar söz konusu protokol gereğince TCK 201/a hükmüne göre cezalandırılamayacaklarsa da, bu cezasızlık sebebi sadece göçmen kaçakçılığı suçuna münhasır olup, bunların Pasaport Kanunu hükümlerine muhalefetten dolayı cezalandırılmalarına engel bir husus yoktur.

 

MANEVİ UNSUR

Göçmen kaçakçılığı suçu ancak kasten işlenebilir. Taksirle işlenmesi durumunda, örneğin, yurtdışından gelen bir kimsenin aracına, sürücüden habersiz olarak bir göçmenin saklanması halinde, fail cezalandırılmaz.

Suçun oluşması için özel kast aranmaktadır: Suçun direkt veya dolaylı maddi bir menfaat elde etmek amacıyla işlenmesi gerekir. Başka ifadeyle, göçmen kaçakçılığı maddi bir kazanç sağlama amacıyla yapılmalıdır. Bu durumda örneğin terör amacıyla[6] veya turistik amaçla bazı kişileri ülkeye sokmak veya herhangi bir maddi karşılık beklemeksizin bu kimselere yardım edilmesi amacıyla bunların ülkeye sokulması ve diğer hareketlerin yapılması durumunda bu suç oluşmaz. Özel kast, bu suçu diğer bir çok suçtan ayırmaya da yaramaktadır. Böylece, mağdurun rızasının yanı sıra, faillerin saiki, göçmenlerin ülkeye yasa dışı yollarla sokulması fiilini aşağıdaki şu suçlardan ayırmak için önem arz etmektedir. Nitekim, göçmenlerin “zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak, vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla” ülkeye sokulmaları TCK 201/b maddesinde düzenlenen “insan ticareti” suçuna; bu kimselerin “para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için” kaçırılması TCK 499’daki “adam kaldırma” suçuna; şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kaçırılması TCK 429-431’de düzenlenmiş suçlara vücut verebilecektir.

  

HUKUKA UYGUNLUK SEBEPLERİ

Önemle vurgulamak gerekir ki, mağdurun rızası suçun unsurlarındandır[7]. Dolayısıyla mağdurun rızasının bulunmaması durumunda, yukarıda ifade ettiğim gibi, failin saiki de göz önünde bulundurulmak kaydıyla, ceza kanunumuzda düzenlenmiş bulunan diğer bazı suçların gerçekleşmesi söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda ilk düşünülmesi gereken husus, TCK 201/b maddesinde düzenlenmiş bulunan “insan ticareti” suçudur[8]. Maddede belirtilen saiklerle ve zorla ya da rızanın sağlam olmadığını gösteren olguların varlığını gösteren koşullar altında rıza ile bir kimsenin ülkeye sokulması insan ticareti suçunu oluşturacaktır.

Bunun dışında, rızanın yokluğu durumunda TCK 201/a değil, failin saikine göre, TCK 179; veya 429-431 yahut 499 ihlal edilmiş olabilir.

Burada ele alınması gereken bir konu da yukarıda bahsi geçen “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair Sözleşme”nin 31/1 maddesinin bir ıztırar hali teşkil edip etmeyeceğidir. Bu konuda Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi[9], yurda kaçak giren göçmenlerin “Mültecilerin Hukuki Durumlarına Dair Sözleşmenin 31/1” maddesi gereğince bir ıztırar halinde bulunduklarını, bu sebeple TCK 49/3 gereğince ceza verilmesine mahal olmadığına karar vermiş, bu kararı Yargıtay[10] “Pasaport Kanununun 34. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her nasılsa pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancıların cezalandırılacağı” düzenlenmiş olup, yabancı uyruklu sanıkların pasaportları olmadan yurda giriş yaptıkları anlaşıldığından, dosya kapsamına göre suçun oluştuğu gözetilmeden yazılı gerekçelerle sanıklar hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yasaya aykırıdır” gerekçesiyle bozmuştur.

Kanaatimce de, TBMM tarafından onaylanarak kanun statüsünü kazanmış bulunan söz konusu sözleşmenin 31/1. maddesi kesinlikle TCK 49/3 manasında zorda kalma durumu olarak kabul edilemez. Bununla beraber, bulunduğu ülkede çeşitli sebeplerle yaşamına veya vücut bütünlüğüne yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikenin bulunması dolayısıyla Türkiye’ye giren kimsenin, diğer şartları da gerçekleşmiş olmak kaydıyla, TCK 49/3’de düzenlenmiş bulunan zorda kalma hukuka uygunluk sebebinden yararlanması mümkündür[11]. Bu durumda, tartışılması gereken husus ise, böyle bir kimseyi ülkeye sokan kişilerin TCK 201/a maddesine göre cezalandırılıp cezalandırılamayacaklarıdır. Bilindiği üzere, asli failin bir hukuka uygunluk sebebinden faydalanması durumunda, şeriklerin de cezalandırılması söz konusu olmaz. Ancak ifade etmek gerekir ki, göçmen kaçakçılığında fail, maddi menfaat amacıyla yabancıları ülkeye sokan kişilerdir. Dolayısıyla hukuka uygunluk sebebinin ancak bu kimseler bakımından geçerli olması durumunda bunların cezalandırılması söz konusu olmayacaktır. Halbuki verdiğim örnekte, hukuka uygunluk sebebi göçmenler açısından söz konusudur. Kaldı ki, bu kimseler zaten protokol gereğince ve yine TCK 201/a maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, cezalandırılmayacaklardır. Başka ifadeyle zorda kalma durumu olmasa bile bu kimseler hakkında TCK 201/a hükmü zaten uygulanmayacaktır[12]. Dolayısıyla bu kimseler bakımından bu durumda uygulanmayacak hüküm Pasaport Kanunu 33-35 maddeleri olacaktır.

Burada tartışılması gereken bir diğer konu, iltica etmek maksadıyla yurda kaçak olarak giren kimseler bakımından, Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşmenin 31/1 maddesinin Pasaport Kanunu karşısında bir hukuka uygunluk sebebi oluşturup oluşturmayacağıdır. Her ne kadar, TBMM tarafından onaylanarak bir kanun niteliğini kazanan bu sözleşme hükmünün, bu amaçla ülkeye giren kimsenin TCK 49/1’de düzenlenmiş bulunan “kanun hükmünü icra” hukuka uygunluk sebebinden faydalanmasını sağlayabileceği düşünülebilirse de, kanımca söz konusu sözleşme bir hukuka uygunluk sebebi değil, bir cezasızlık sebebi getirmiştir[13].

 

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

 

TEŞEBBÜS

Göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Her taraf devlet, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

(a) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen bir suçu işlemeye teşebbüs etmek”.

Kanun koyucu protokolün bu hükmüne uygun olarak, etkin bir cezalandırma sağlamak açısından böyle bir düzenlemeyi tercih etmiştir. Böylece, TCK 201/a bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla kanunumuza yeni bir teşebbüs suçu eklenmiştir. Bundan çıkan sonuç, netice gerçekleşmese dahi, suça teşebbüs edilmesi durumunda, teşebbüs tam da olsa, eksik de olsa, failin netice tamamlanmış gibi cezalandırılacağıdır. Dolayısıyla, suça teşebbüsün ayrıca incelenmesine gerek yoktur.

Ancak icra hareketlerinin başlangıcına temas etmekte yarar görüyorum. Buna göre kanımca, göçmenlerin sınırdan içeri alınması ile birlikte icra hareketlerine başlanmış olacaktır. Keza ülke dışına çıkarma bakımından da, göçmenlerin bulundukları yerden araçlara konularak yola çıkılmasıyla  birlikte bu suçun icra hareketleri başlamıştır. Sınırdan girmiş olan kaçakların ülkede kalmasını temine yönelik, bir eve götürme, bir yerden bir yere nakletme gibi hareketler de, göçmenlerin ülkede kalmaları suçunun icra hareketleridir.

 

İŞTİRAK

İştirak bakımından özel bir durum söz konusu değildir. Ancak suçun örgütlü işlenmesi durumunda, örgüt mensuplarının iştirakten dolayı değil, suçun örgütlü işlenmesini öngören TCK 201/a-son gereğince cezalandırılmaları gerekir.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, birinci fıkradaki göçmen kaçakçılığı suçuna iştirak eden kimseler, ikinci fıkradaki suçlardan dolayı ayrıca cezalandırılmazlar (TCK 201/a-II)[14].

 

İÇTİMA

Kanun koyucu etkin bir cezalandırmayı sağlamak açısından, maddede sayılan fiillerin ayrı bir suçu oluşturması durumunda, failin her iki suçtan dolayı cezalandırılacağını ve bu suretle gerçek içtima kurallarının uygulanacağını öngörmüştür[15].

Bu kapsamda ilk akla gelen husus, Pasaport Kanununun hükümleridir. Bu durumda göçmen kaçakçılığı suçunun fail ve mağdurları, söz konusu kanunun 33 ve devamı hükümlerine göre ayrıca cezalandırılacaklardır. Mağdurlar sadece bu kanuna göre cezalandırılırken, failler hem TCK 201a hem de söz konusu kanun gereğince cezalandırılacak, verilen cezalar gerçek içtima kurallarına göre toplanacaktır.

Keza, dolandırıcılık veya resmi evrakta sahtekârlık suçları söz konusu ise, failler bu suçtan dolayı ayrıca cezalandırılacaklardır.

Yine, koşulları gerçekleşmiş olmak kaydıyla TCK 383’üncü maddenin de TCK 201/a maddesiyle beraber uygulanması mümkün olabilecektir. Gemiye çok sayıda göçmen bindirip de, geminin de denize açılmaya elverişli olmaması dolayısıyla batması durumu buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak gemiye kapasitesinin çok üstünde göçmen alma durumunda bilinçli taksir ile muhtemel kast ihtimallerinin de düşünülmesi gerektiğini belirtmek gerekir. Muhtemel kastın bulunması halinde ise artık TCK 383 uygulanmayacaktır.

Göçmen kaçakçılığı suçunun, koşulları gerçekleşmiş ise müteselsil suç şeklinde işlenmesi mümkündür[16].

 

YAPTIRIM

Göçmen kaçakçılığı suçunun ihdası, bu tür fiillerle etkin bir mücadele ve cezanın genel önleme etkisinin geçerli olabilmesi bakımından büyük önem arz etmektedir, zira bu suçun ihdasından önce sadece Pasaport Kanununa göre çok hafif müeyyidelerle karşılanan ülkeye kaçak olarak girme, kalma, çıkma veya bu tür fiillere aracılık etme fiilleri, bu suretle etkin bir şekilde cezalandırılabilme olanağına kavuşturulmuştur.

Müsadereye ilişkin TCK 36’nın genel hükmüne rağmen, maddeye, ayrıca “suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler müsadere edilir” hükmünün konmasının nedeni araştırılmak gerekir. Gerçekten de, suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar veya fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler, bu hüküm olmasa dahi, TCK 36 gereğince müsadere edilecektir. Bu durumda, bu hükmün gereksiz olduğu görülmektedir. Her ne kadar, bu hüküm ile, “taşıtın üçüncü kişilere ait olması durumunda bile müsadere edilebileceğine” ilişkin endişeler ileri sürülmekteyse de[17], gerek genel hüküm niteliğindeki TCK 36’da bu hususun açıklığa kavuşturulmuş bulunması ve gerekse bu yöndeki meclis tartışmaları dolayısıyla[18], üçüncü kişilere ait taşıtların, sahiplerinden habersiz olarak göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılması durumunda, müsadere edilemeyeceği açıktır[19].

Maddenin TCK 36. maddesine nazaran daha dar olan yönü ise, müsadere konusu olabilecek şeylerin sadece suçta kullanılan taşıtlar ve fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatlerden ibaret olması, buna karşılık suçta kullanılan diğer eşyaların bu madde gereğince değil, genel hüküm niteliğindeki TCK 36 gereğince müsadere edilebilecek olduğu ileri sürülmekteyse de[20], kanımca bu suçla ilgili olarak genel hükümden ayrılarak kanun koyucunun, müsadere konusu eşyayı sınırlamış bulunması dolayısıyla, bu suçta kullanılan diğer eşyaların TCK 36 hükümleri uygulanarak müsadere edilmesi mümkün değildir.

Suçun mütemadi suç şeklinde işlenmesi de mümkün olduğunda, bu takdirde zamanaşımının başlangıcı bakımından bu husustaki kurallara dikkat edilmek gerekir.

 

AĞIRLAŞTIRICI NEDENLER

Göçmen kaçakçılığına ilişkin protokolün 6. maddesinin 2 (c) bendine göre “her taraf devlet, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır: Bu maddenin 1. fıkrasında yer alan suçları işlemek üzere başkalarını örgütlemek veya yönetmek”. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre de, “her taraf devlet, aşağıdaki durumların bu maddenin 1 (a), (b) (i) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 2 (b) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda cezayı ağırlaştırıcı nedenler olarak kabul edilmesi için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

(a) Göçmenlerin hayatlarını veya güvenliklerini tehlikeye sokan veya tehlikeye sokması muhtemel durumlar veya,

(b) Bu tür göçmenlerin istismarı dahil, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere yol açan haller”.

Nitekim, 201/a maddesinin üçüncü fıkrasına göre, göçmen kaçakçılığı suçları “kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur kırıcı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılarak hükmolunur”.

Maddenin gerekçesine göre, “örneğin taşıma kapasitesinin çok üzerinde bir gemiye veya uçağa göçmen yüklenmesiyle, kaçak göçmenlerin yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye sokulması” halinde ceza artırılacaktır. Yaşam veya vücut bütünlüğünün tehlikeye sokulması olasılığının, “ciddi, yani var olan delillere göre gerçekleşmesinin güçlü olması gereklidir”. Gerekçede göçmenlerin insanlık veya onur dışı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına örnek olarak “çok kötü taşıma koşullarına tabi kılınmaları” gösterilmiştir. Kanımca, tuvaletsiz bir araçta günlerce nakletme gibi durumlar, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele olarak düşünülebilir.

Maddenin 3. fıkrasında düzenlenmiş bulunan bu ağırlatıcı sebepler kanuna eklenmeseydi, göçmen kaçakçılığı suçunun faillerinin taksirle ve duruma göre muhtemel kast ile müessir fiil veya adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmaları gerekecekti. Ancak bunun için yaşam veya vücut bütünlüğü açısından bir tehlikenin değil, bir zararın oluşması aranacaktı. Bu hükümle cezalandırılabilirlik sınırları öne çekilmiş ve daha zarar oluşmadan önce de ciddi bir tehlikenin varlığı durumunda kişilerin daha fazla cezalandırılması olanağı sağlanmıştır. Bu  durumda bir kişinin ölmesi bu suçun bir ağırlatıcı sebebi olduğundan, TCK 78 gereğince, fail ayrıca taksirle veya muhtemel kastla adam öldürmeden dolayı cezalandırılmayacaktır. Hemen belirtelim ki, göçmen kaçakçılığı suçuna doğrudan bağlı olmayan nedenlerle ölüm neticesinin gerçekleşmesi durumunda gerçek içtima kuralları uygulanacaktır. Örneğin, göçmen kaçakçılığı yapan kişinin, para nedeniyle tartıştığı göçmeni öldürmesi durumunda bu madde değil, TCK 201a ile kasten adam öldürme suçuna ilişkin hüküm (TCK 448 vd.) ihlal edilmiş olacaktır.

Burada ele alınması gereken diğer bir konu, vücut bütünlüğüne yönelik olarak sadece bir tehlikenin meydana gelmesi değil, ayrıca zararın da gerçekleşmesi durumunda faillerin ayrıca müessir fiil suçundan dolayı da cezalandırılıp cezalandırılmayacaklarıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, madde sadece yaşam veya vücut bütünlüğünü tehlikeye sokmayı cezalandırdığına göre, yaşam bütünlüğünün zarar görmesi durumunda artık 3. fıkranın son cümlesi hükmü gereğince ceza artırılarak hükmolunacak, ancak ayrıca (taksirle) adam öldürme suçundan dolayı ceza verilmeyecektir. Bununla beraber, vücut bütünlüğünün zarar görmesi durumunda, iki olasılık düşünülebilir: İlkin, bu husus maddede açıkça bir ağırlatıcı neden olarak öngörülmediğine göre, ayrıca taksirle veya yerine göre muhtemel kastla müessir fiilden dolayı faillerin cezalandırılması ve böylece gerçek içtima kurallarının uygulanması gerekir. İkinci olasılık ise tehlikenin cezalandırılmasının önceki bir evrenin cezalandırılması olması dolayısıyla, sonradan zararın meydana gelmesi durumunda faili sadece meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutmak gerecektir. Kişinin hem yol açtığı tehlikeden hem de sonradan meydana gelen zarardan sorumlu tutulması düşünülemez. Burada geçitli suç söz konusu olmaktadır. Bu ikinci sonuca başka bir yönden de ulaşmak olanaklıdır: Vücut bütünlüğüne yönelik zararın mevcudiyeti halinde, asli norm-yardımcı norm ilişkisi gereğince, faili sadece meydana gelen zarardan sorumlu tutmak gerekir. Tehlike suçu, zarar suçuna nazaran yardımcı norm niteliğindedir. Sonuç olarak, bu ikinci sonucu kabul etmekteyiz.

Burada tartışılması gereken bir diğer konu ise, göçmenlerden bir kaçının ölümü durumunda failin cezasının bir kere mi artırılacağı, yoksa ölen mağdur sayısınca mı ceza verileceğidir. Burada da konuya iki yönden yaklaşmak mümkündür. Öncelikle, ceza hukukundaki genel kural, netice sayısı kadar suçun bulunduğu yönünde olduğuna göre, burada da ölen mağdur sayısınca suç oluştuğunu kabul etmek ve ona göre cezayı artırmak gerekir. Bu durumda, asgari haddi 2 yıl olan göçmen kaçakçılığı suçu, ölüm vukuunda bir kat artırılarak hükmolunacağından, her ölen göçmen için 4 yıl ceza verilmelidir. Kabul ettiğimiz ikinci olasılıkta ise, ölen kişi sayısı ne olursa olsun, ceza bir kez ağırlaştırılacaktır. Gerçekten de, kanun ölüm halinde cezanın artırılacağını öngördüğüne, bunun sayısına önem vermemiştir. Kaldı ki, maddede kullanılan ifadeler de bu sonucu haklı çıkaracak niteliktedir: Maddede, “kaçak göçmenlerin” denilmektedir. Dolayısıyla çoğul ifade kullanıldığına göre, birden fazla kaçak göçmenin ölmesi halinde de cezanın bir kez artırılması gerecektir.

Maddede düzenlenmiş bulunan bir diğer ağırlatıcı sebep ise suçun örgütlü olarak işlenmesidir. Maddenin tasarıdaki gerekçesinde örgüt tanımı için tasarının 4. maddesine bakılması gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre, “örgüt deyiminden, önceden belirlenmemiş suçları işlemek üzere anlaşmış ve birleşmiş birden çok kişinin yapılanmaları ve birleşmenin dıştan gözlemi yapılabilecek biçimde oluşturulmuş bulunması anlaşılır” (2003 Tasarısı md. 4). 4. maddenin gerekçesi ise şöyledir: “Örgüt kavramı tasarının değişik maddelerinde bazen müstakil suç, bazen suçun kurucu unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olarak yer almaktadır. Örgüt, aslında birden fazla kişiler arasında bir anlaşmadır. Ceza hukukunda eylemsiz anlaşma bazı hallerde bir tehlike suçu  olarak yer almaktadır; aslında sadece anlaşma suç oluşturmaz. Bu nedenle örgüte müstakil suç veya ağırlaştırıcı neden olarak kanunda yer verildiğinde, anlaşmanın saptanması gereklidir. Ayrıca iştirak hali ile örgütün de birbirine karıştırılmaması gereklidir. Bu nedenle tanımda “yapılanma” ve “birleşmenin dıştan gözlemi yapılabilecek biçimde oluşturulması” gereklerine yer verilmiştir”. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, tasarıdaki bazı hükümlerin bütünlüğünün bozularak yürürlükteki yasaya aktarılmasının sakıncalarından biriyle karşı karşıya bulunuyoruz. Kanun örgüt kavramından bahsederken, esas itibariyle bunun da tanımını yapmış olması gerekirken, tasarıdaki 4. maddedeki tanımlara ilişkin hükmün eksikliği dolayısıyla “örgüt” kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğunun tartışılması gerekir. Bundan da önce karşımıza çıkan bir sorun, bu kavramın mevcut yasa çerçevesinde mi yoksa 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çerçevesinde mi yorumlanacağıdır. Gerçekten de, mevzuatımızda örgüt kavramının en geniş olarak tarif edildiği hüküm, söz konusu kanunun 1. maddesi hükmüdür.

Kanımca, örgüt kavramını çıkar amaçlı suç örgütünü tanımlayan 4422 sayılı yasa hükümlerine göre değil, Türk Ceza Kanununu’nun genel hükümlerine göre belirlemek gerekir. Bu durumda TCK 313/VI’daki tanımı esas almakta yarar vardır: “Bu maddede yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur”. Böylece, iki veya daha fazla kişinin göçmen kaçakçılığı ve/veya diğer suçları işlemek üzere bir araya gelerek göçmen kaçakçılığı suçunu işlemeleri durumunda TCK 201/a maddesinin son fıkrasında düzenlenen ağırlatıcı nedenin gerçekleştiğini, buna karşılık suçun bir kişi tarafından müstakilen işlenmesi halinde bu ağırlatıcı sebebi uygulamamak gerektiği görüşündeyim.

Göçmen kaçakçılığı suçunun işlenmesi için örgüt kurulması durumunda, göçmen kaçakçılığı suçunun hazırlık hareketleri aşamasında yakalanma halinde, cezalandırma sadece TCK 313. madde gereğince yapılacaktır.   

 

GÖREVLİ MAHKEME

Maddede öngörülen ceza “ağır hapis” olduğundan görevli mahkeme “ağır ceza mahkemesi”dir. Suçun örgütlü olarak işlenmesi durumunda dahi, çıkar amacının varlığına rağmen, cebir unsurunun eksikliği dolayısıyla 4422 sayılı yasa uygulanamayacağından, Devlet Güvenlik Mahkemesi değil, ağır ceza mahkemesi görevli olacaktır.

 

KOVUŞTURMA

Göçmen kaçakçılığı suçu, re’sen kovuşturulan suçlardandır.

 

ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA

Göçmen kaçakçılığı suçu yeni ihdas edilen bir suç tipi olduğundan, bu suçu kanunun yürürlüğe girmesinden önce işlemiş bulunan failler bakımından geçmişe yürümezlik ilkesi (TCK 2) geçerli olacak ve bu kimseler sadece Pasaport Kanunu veya diğer hükümler gereğince (örneğin TCK 504 veya 339 gibi) cezalandırılacaklardır.

Burada ele alınması gereken bir husus, göçmen kaçakçılığına ilişkin protokole ve maddenin gerekçesine göre göçmenler cezalandırılmadığından, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Pasaport Kanununun 33 ve devamı hükümlerine göre cezalandırılan göçmenler bakımından lehe bir düzenlemenin söz konusu olup olmadığıdır. Gerçekten de, bu durumda bu kimselerin Pasaport Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmaması gerekecektir.

Hemen belirtelim ki, söz konusu protokol ve gerekçe, yukarıda da ifade ettiğim gibi, sadece 201/a maddesinden dolayı göçmenlerin cezalandırılmayacağını amir olduğundan, bu kimselerin Pasaport Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmalarına engel yoktur.

 

İNSAN TİCARETİ SUÇU

(TCK 201/b)

 

GİRİŞ

İnsan Ticareti Suçu ile korunan hukuki yarar, kişi özgürlüğü, daha geniş bir ifadeyle, kişinin kendi geleceğini belirleme hakkını maddi olarak gerçekleştirebilme hakkıdır[21]. Özellikle başka ülke vatandaşı kimselerin kendilerine tamamen yabancı olan ülkelere çeşitli vaatlerle götürülerek orada zorla çalıştırılmaları (Brezilya gibi) veya fahişeliğe zorlanmaları (Batı Avrupa gibi) bu suçun, kişi özgürlüğünün yanı sıra kişinin çalışma özgürlüğü ile cinsel yaşamını özgürce yönlendirme hakkını da koruduğunu göstermektedir.

TCK 201/b maddesinin gerekçesinde bu suçun konuluş amacı şöyle açıklanmaktadır: “Şimdiye kadar özellikle kadın ve çocukların sömürülmelerini önlemek ve bu eylemlerle mücadele etmek üzere meydana getirilmiş çeşitli milletlerarası sözleşmeler imzalanmış, kararlar alınmıştır. Ancak anılan protokolün imzalanmasından önce insan ticaretinin bütün yönlerini göz önünde bulunduran ortak bir metin yoktu. 1990’lı yıllardan itibaren suç örgütlerinin, etkinliklerini, sınırlar ötesi alana genişleterek, özellikle kadın, çocuk ve insan ticaretini örgütledikleri ve insanları bu uygar dünyada adeta esarete tabi kıldıkları görülmektedir. İşte bu nedenle, protokolün öngördüğü suçlara hukuk sistemimizde de yer verilmesi uygun görülmüştür”.

Bu suçun hukuk düzeni için önemi küçümsenmemelidir. Özellikle, insan onurunu ve insan haklarını korumaya yönelik çeşitli uluslar arası çabalar göz önünde bulundurulduğunda, bu hükmün, bu yöndeki çabalara katkı sağlayacağı açıktır[22].

Bu suça ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapmadan önce, bu suç tipinin konulmasından önce bu maddede düzenlenen eylemlerin nasıl cezalandırıldığını ve bu madde ile ortaya çıkan yeni durumun sonuçlarını, kısaca ele almakta yarar vardır:

Bu suç ihdas edilmeden önce, maddede sayılan fiiller esas itibariyle, TCK 179. maddede düzenlenmiş bulunan hürriyeti tahdit suçunu oluşturmaktaydı. Nitekim TCK 179’daki suçun maddi unsuru olan, “bir kimsenin hürriyetini gayri meşru surette mahrum etme”, TCK 201/b’de de yer almaktadır. Gerçekten de, TCK 201/b’deki “tedarik etme, kaçırma, bir yerden başka bir yere götürme, sevk etme ve barındırma” hareketleri, TCK 179’daki hürriyeti tahdit suçunun maddi unsuru ile sonuçta aynıdır. Yine TCK 201/b’de düzenlenmiş bulunan ve yine suçun maddi unsuruna dahil bulunan tehdit uygulamak, kötü muamele yapmak, hile kullanmak unsurları da hürriyeti tahdit suçunun ağırlaştırıcı nedenleri olarak TCK 179 uncu maddenin ikinci fıkrasında yer almıştır. Aynı şekilde, “maddi çıkar sağlamak” saiki de, TCK 179/II de hürriyeti tahdit suçunun bir ağırlaştırıcı nedeni olarak açıkça yer almışken, bu saik, TCK 201/b’de açıkça düzenlenmemiş olmakla beraber, insan ticareti suçunun çoğunlukla bu amaçla işleneceği açıktır. Bununla beraber, TCK 201/b’de hürriyeti tahdit suçundan farklı olarak, zorla çalıştırmak, bazı hizmetleri vermeye zorlamak, esaret veya benzeri uygulamalara tabi kılmak, beden organlarından bazılarının verilmesine razı etmek gibi başka saiklere de yer verildiği görülmektedir.

Sonuç itibariyle, TCK 201/b’nin ihdasından önce bu maddede yazılı saik ve yöntemlerle kişilerinin hürriyetinin tahdidi çoğunlukla TCK 179 kapsamında iken, şimdi TCK 201/b’de çok daha geniş kapsamlı ve TCK 179’daki bir çok fiili de içine alan bir düzenleme yapılmıştır. Bu konuya aşağıda içtima bahsinde daha ayrıntılı olarak değineceğim.

Bu suça örnek olarak, çingenelerin dilencilik yaptırmak için çocuk kaçırmaları gösterilebilir. Daha önce TCK 179/II çerçevesinde cezalandırılan bu eylemler, hukukumuzda artık TCK 201/b kapsamında değerlendirilecektir.

 

 

KARŞILAŞTIRMALI HUKUK

Alman Ceza Kanunu’nun 234. maddesinde[23] bir kimse üzerinde cebir, tehdit, hile ile yardım ulaşılamayacak bir duruma sokma, köle veya kul kılma veya yurtdışındaki askeri veya askeri benzeri bir kurumun hizmetine sokmak için fiziki egemenlik kurma, cezalandırılmaktadır[24]. Ayrıca fahişeliğe zorlamak amacıyla kadın veya erkeğin kaçırılması ise ayrı bir maddede (180b, 181) düzenlenmiştir. 1895 tarihli bir kanunla da kölelik için insan kaçırma ve köle ticareti cezalandırılmaktadır.

Avusturya Ceza Kanunu’nun 104. maddesi köle ticaretini düzenlemektedir. Buna göre köle ticareti yapan, bir kimsenin köleleştirilmesine veya kölelik benzeri bir duruma getirilmesine etki eden kimse 10 yıldan 20 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılır.

 

MADDİ UNSUR

Burada esasen hürriyeti tahdit suçunun özel bir şekli söz konusudur[25]. Ancak hürriyeti tahdit suçuna nazaran bu suçun uygulama alanını daraltan husus, failin saikidir[26].

İnsan ticaretine ilişkin protokolün 3. maddesine göre, “insan ticareti, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir”.

TCK 201/b maddesine bakıldığında protokoldeki “cinsel istismar ve kulluk” dışındaki unsurların kanuna ana hatlarıyla alındığı görülmektedir. Bazı ülke kanunlarının insan ticaretini genellikle fuhuş amacına yönelik olması halinde cezalandırdığı görülmekle beraber (örn. Alman Ceza Kanunu, md. 180b) kanunumuz cinsel istismar amacıyla insan ticareti yapılmasını 201/b maddesinde düzenlememiştir. Cinsel istismar amacıyla insan ticaretinin ayrıca TCK 201/b maddesine alınmamasının nedeni açıktır, zira bu fiiller TCK 436 ile cezalandırılmaktadır[27]. Bu sebeple, TCK 201/b maddesine fuhuş ticareti dışındaki diğer amaçlarla insan ticareti dahil edilmiştir.

Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler,

1.                       kişileri tedarik etmek,

2.                       kaçırmak,

3.                       bir yerden başka bir yere götürmek,

4.                       sevk etmek veya

5.                       barındırmaktır.

Görüldüğü gibi, suç göçmen kaçakçılığı suçundan farklı olarak serbest hareketli değil, bağlı hareketli bir suçtur. Ancak suç tipi aynı zamanda seçimlik hareketli bir suçtur, sayılan hareketlerin bir tanesinin yapılması suçun gerçekleşmesi için yeterli olacaktır. Bu hareketlerden birden fazlasının gerçekleştirilmesi durumu için aşağıda içtima bahsinde açıklamalar yapılacaktır.

Ancak bu hareketlerin kanunda gösterilen şekillerde yapılması gerekir. Bu şekiller 201/b maddesinde şöyle sayılmıştır:

1.                       Tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak,

2.                       nüfuzu kötüye kullanmak,

3.                       kandırmak veya

4.                       kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek.

Protokolün üçüncü maddesinin c ve d fıkralarına göre, “bu maddenin (a) bendinde öngörülen yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması “insan ticareti” olarak kabul edilecektir”. “On sekiz yaşının altındaki herkes “çocuk” kabul edilecektir”.

Nitekim bu hüküm kanunumuza da alınmıştır. TCK 201/b maddesinin üçüncü fıkrasına göre, belirtilen bu araç fiillere başvurulmaksızın on sekiz yaşını doldurmamış çocukların bu suça konu edilmeleri durumunda dahi, failler birinci fıkradaki ceza ile cezalandırılacak, başka ifadeyle, on sekiz yaşındaki çocuklar açısından bu araç hareketler yapılmasa bile, failler, yapılmış gibi cezalandırılacaktır. Buna karşılık on sekiz yaşından büyükler bakımından ancak bu araç hareketlerin yapılması durumunda suç oluşacaktır. Ancak hemen belirtelim ki, maddenin ikinci fıkrasında, “birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan eylemler var olduğu takdirde, mağdurun rızası yok sayılır” hükmü karşısında, üçüncü fıkra hükmü bilineni tekrar anlamına gelmektedir. Zira, on sekiz yaşından büyükler bakımından bu araç hareketler yapıldığında, rızanın bulunması suçun gerçekleşmesine engel teşkil etmeyeceğine göre (TCK 201/b, ikinci fıkra), bu araç hareketler olmasa bile on sekiz yaşından büyükler açısından dahi birinci fıkradaki amaçlar bulunduğu müddetçe suç oluşacaktır (TCK 201b/üçüncü fıkra).

Suçun maddi unsuru bakımından belirleyici olan husus, kişinin kendi bedenini özgürce hareket ettirme hakkını kullanmasının engellenmesidir[28]. Kişinin bulunduğu yerde örneğin silah tehdidi ile tutulması durumunda da suç gerçekleşir[29]. Nitekim kanunumuzda “barındırmak”tan bahsolunduğuna göre, kişinin mutlaka bir yerden bir başka yere nakli gerekmemektedir.

Bir yerden bir yere götürmek, ülke içinde olabileceği gibi ülke dışına götürme şeklinde de olabilir[30]. Burada ortaya çıkan bir sorun, mağdurun bayıltılması suretiyle kaçırılmasının bu madde kapsamında olup olmayacağıdır[31]. Kanaatimce maddenin kazuistik düzenlemesinin olumsuz sonuçlarından biri burada karşımıza çıkmaktadır ve bayıltmak, maddede sayılan eylemlerden hiç birine uymamaktadır. Bu nedenle, suçun bu suretle işlenmesi halinde bu madde değil, TCK 179 uygulanmalıdır.

Suçun oluşabilmesi için mağdurun hareket özgürlüğü fiziki olarak engellenmelidir. Buna karşılık, mağdur üzerindeki psikolojik egemenlik tek başına, suçun oluşması için yeterli değildir[32].

Bugün için yabancı kadınların evlenme veya iş bulma amacıyla kandırılarak özellikle Batı Avrupa ülkelerine götürüldükleri ve orada fahişeliğe zorlandıkları bilinmektedir. Bu tip eylemlerin vukuu durumunda, maddede belirtilmiş bulunan “kandırma” unsuru gerçekleşmiş olacağından, diğer unsurlar da gerçekleştiği takdirde suç oluşacaktır.

Keza bir kimsenin seyahat amacıyla bir yere götürülüp, orada kanunda gösterilen eylemlerden birine zorlanması halinde de suç oluşacaktır[33]. Bu itibarla burada dikkat edilmesi gereken husus, mağdurun örneğin yurtdışına çıkarılacağını bilmesi ve fakat kendisine bildirilen amacın, asıl amaçtan farklı olması dolayısıyla mağdurun kandırılması halinde de, insan ticareti suçunun gerçekleşeceğidir[34].

Cebir, tehdit, hile gibi hareketlerin mutlaka mağdur üzerinde gerçekleştirilmesi şart olmayıp, mağdur üzerinde gözetim yetkisi bulunan üçüncü kişiler üzerinde gerçekleştirilerek suçun işlenmesi de mümkündür[35].

İnsan ticareti suçu mütemadi suçtur. Ani suç şeklinde işlenmesi mümkün değildir. Bu suç esasen icrai hareketli bir suç olmakla beraber, ihmali bir hareketle işlenmesi de mümkün olabilir. Örneğin garantörün mağdurun kaçırılmasını engellememek suretiyle suçun işlenmesine seyirci kalması gibi. Alman doktrininde[36] ihmal suretiyle cebir kullanılarak bu suçun işlenmesine örnek olarak, belirli bir süre hipnotize edilmek üzere anlaşmış bulunan mağdurun, bu sürenin bitiminde uyandırılmayarak, bir yerde tutulması olayı verilmektedir.

Suç neticesi harekete bitişik bir suçtur. Kaçırma, tedarik etme, sevk etme, bir yerden başka yere götürme, barındırma gibi hareketlerin yapılmasıyla beraber netice de gerçekleşmektedir.

 

FAİL

Fail herkes olabilir. Suç teorik olarak bir kişi tarafından işlenebilirse de, uygulamada örgütlü işlenen şekillerine daha çok rastlanıldığı açıktır.

Failler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları veya yabancılar olabilir.

Memurun görevi kötüye kullanmaksızın sadece görev sırasında bu işlemesi durumunda ceza TCK 251 gereğince artırılır.

 

MAĞDUR

Mağdur, yaş, ırk, cinsiyet veya kusur yeteneğine bakılmaksızın, herkes olabilir[37]. Suçun gerçekleşebilmesi için mağdurun, bulunduğu yeri değiştirmek hususunda irade yeteneğine sahip olması şartı aranmamaktadır[38].

Mağdur, kaçırılan, bir yerden başka bir yere götürülen, sevk edilen veya barındırılan kimselerdir. Bu suçta ancak gerçek kişiler mağdur olabilir. Bunların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya yabancı olması olanaklıdır.

Bu suçta mağdur, aynı zamanda suçun maddi konusunu da oluşturmaktadır.

 

MANEVİ UNSUR

İnsan ticareti kaçakçılığı ancak kasten işlenebilir. Taksirle işlenmesi zor bir ihtimal olmakla beraber, cezalandırılmaz.

TCK 201/b maddesine göre suç, özel kastla işlenebilen suçlardandır. Failin saiki “zorla çalıştırmak veya hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak veya vücut organlarının verilmesini sağlamak” olmalıdır. Zorla çalıştırma (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, md. 4/2) veya esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak hususunda Köleliğe İlişkin 25.9.1926 tarihli Uluslar arası Sözleşme ve 7.12.1953 tarihli sözleşmeye ek protokol ve Köleliğin, Köle Ticaretinin ve Kölelik Benzeri Kurum ve Uygulamaların Kaldırılmasına İlişkin 7.9.1956 tarihli Uluslar arası Sözleşme esas alınmalıdır[39]. Alman Hukuku’nda bu bakımdan mağdurun köleliğin kabul edildiği veya resmi makamlarca müdahale edilmediği bir ülkeye götürülmesinin amaçlanması aranmaktaysa da[40], hukukumuzda böyle bir şart öngörülmüş değildir ve kanımca kanunumuzun düzenlemesi daha yerindedir, zira bu suretle, kaçırılan kişinin zorla çalıştırmak için Türkiye’de bulundurulması da suçun oluşması için yeterli olmaktadır. Aksi durum, Türkiye köleliği kabul eden veya buna müsamaha gösteren bir ülke olmadığından (bkz. İHAS md.4), suçun oluşmasını engelleyecekti.

Kanunda açıkça belirtilmiş olmamakla beraber, ordu veya benzeri kurumlarda asker olarak görev yaptırmak için bir kimsenin kaçırılması da, TCK 201/b maddesi kapsamındadır.

Başka amaçlarla, örneğin para veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için kaçırma durumunda TCK 499; TCK 499 uncu maddedeki haller dışında maddi çıkar sağlamak amacıyla olursa TCK 179/II; evlenme veya şehvet hissi ile kaçırma durumunda TCK 429 vd. maddeleri; askerlikte kullanılmak üzere mağdurun yabancı bir ülkeye tesliminde TCK 179/II; bunların dışında bir amaçla kaçırma durumunda ise yerine göre TCK 179 veya 182. maddeler ihlal edilmiş olacaktır.

Failin kanunda belirtilen amacı suçun işlenmesinden önce mevcut olması gerekir. Nitekim failin hali hazırda örneğin kapalı bir yerde tuttuğu mağdurun, bilahare aldığı bir kararla vücut organlarını verilmesini sağlamayı amaçlaması durumunda bu suç gerçekleşmiş olmayacaktır[41]. Bu durumda fail diğer şartları gerçekleştiği takdirde hürriyeti tahdit ve müessir fiil veya Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkındaki Kanun’a aykırılıktan dolayı cezalandırılacaktır.

Bu itibarla, failin saiki bu suç bakımından büyük önem arz etmektedir. Esasen suçun ayrıca düzenlenmesinin lüzumu da bu saikten kaynaklanmaktadır. Yoksa, yukarıda sayılan maddeler ile de bu fiillerin cezalandırılması mümkün olmaktaydı.

Suçun oluşması bakımından failin saikinin gerçekleşmiş olup olmaması önemli değildir[42]. Failin saikinin gerçekleşmesi içtima bakımından önem arz eder ki, bu konuya aşağıda temas edilecektir.

 

HUKUKA UYGUNLUK SEBEPLERİ

Mağdurun rızası hürriyeti tahdit suçunda bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmektedir[43]. Rızanın küçük çocuk ile ilgili olarak ebeveyn tarafından verilmesi durumunda, bu rıza geçerli bir rıza olmayacağı gibi, ebeveynin insan ticareti suçuna iştirakten dolayı cezalandırılması söz konusu olabilir[44]. Doğaldır ki, rızanın tehdit, hile veya cebir ile elde edilmesi durumunda, bu rıza geçerli değildir[45]. Keza rızanın insan onurunu ihlal eder nitelikte olması durumunda da, rızanın geçerli bir rıza olmadığını özellikle vurgulamak gerekir[46].

Göçmen kaçakçılığı suçundan farklı olarak insan ticaretinde mağdurun rızası kural olarak yoktur. Kimsenin zorla çalıştırılmak, esaret vb. uygulamalara rıza göstermesi düşünülemez. Bu nedenledir ki, gerek insan ticaretine ilişkin protokolün 3. maddesinin (b) bendi (“İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde mağdurun bu istismara razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir”) ve gerekse TCK 201/b maddesi, mağdurun rızasının yok sayılacağını açıklamaktadır.

Keza, maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği üzere, ”kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden faydalanılarak rızalarını elde etmek” durumunda da bu rıza geçerli bir rıza olarak kabul edilmeyecektir.

TCK 201/b maddesinin üçüncü fıkrası yukarıda da işaret ettiğim gibi, on sekiz yaşını doldurmamış çocukların bu suça konu edilmeleri halinde, bu suça ait araç fiillerden hiç birisine başvurulmamış olsa bile birinci fıkradaki amaçların bulunması durumunda, birinci fıkradaki ceza ile cezalandırılacağını amirdir. Buradan çıkan sonuç, rıza olsun ya da olmasın bu amaçlar bulunduğunda suç oluşacağından, 18 yaşını doldurmuş veya doldurmamış ayırımı yapmanın manasının olmadığıdır. 18 yaşını doldurmuş bir kimsenin rızası olsa bile, belirtilen amaçlarla suç işlenmişse rıza geçersiz sayılacaktır. 18 yaşını doldurmamış bir kimsenin ise, araç fiillere başvurulmasa bile, yani rızası varsa bile rıza geçersiz sayılacaktır. Bu itibarla, yaş grubu ne olursa olsun, rıza geçersizdir. Dolayısıyla kanun koyucunun böyle dolambaçlı ifadeler yerine açıkça, “bu yöntemler veya amaçlar kullanıldığında rıza geçersizdir” demesi yeterli olacaktı.

 

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

 

TEŞEBBÜS

Suç mütemadi suç olmakla beraber, teşebbüse müsaittir. Failin, kişiyi kaçırmaya, bir yerden başka bir yere götürmeye, sevk etmeye veya barındırmaya yönelik doğrudan hareketleri gerçekleştirdikten sonra, iradesine bağlı olmayan nedenlerle mağduru kaçıramadığı veya diğer hareketleri yapamadığı takdirde, teşebbüs gerçekleşir[47]. Failin mağdur üzerinde egemenlik kurduğu andan itibaren artık suç tamamlanmış olur. Suçun tamamlanması için failin saikinin gerçekleşmiş olmasının aranmadığına yukarıda değinmiştim.

Ancak bu suç neticesi harekete bitişik bir suç olduğundan, icra hareketlerinin bitmesine rağmen, neticenin gerçekleşmemesi söz konusu olamayacağından, tam teşebbüse elverişli değildir. Failin mağduru kaçırmak için bağlamaya, bir odaya hapsetmeye veya bir arabaya bindirmeye çalışmasına rağmen, bunu başaramamışsa, eksik teşebbüs söz konusu olacaktır[48].

 

İŞTİRAK

İştirak bakımından özel bir durum söz konusu değildir. Bu suça her şekilde iştirak mümkündür. Suçun mütemadi suç olması dolayısıyla, netice devam ettiği müddetçe bu suça iştirakin mümkün olduğuna işaret edelim.

Bu suç tipi bakımından uygulamada azmettirme sıkça söz konusu olabilir. Nitekim belirli kimselerin talepleri üzerine, insanların kaçırılmaları durumu mümkündür. Ayrıca azmettirme olmaksızın da, insanları kaçırarak talep edecek kimselere sunma olasılığı da düşünülebilir. İlk örnekte bu insanları asıl kullanacak kişiler azmettirmeden dolayı sorumlu tutulacakken, ikinci örnekte bu kimseler ancak duruma göre hürriyeti tahdit, müessir fiil veya TCK 436. maddede düzenlenen suçlardan sorumlu tutulabilir.

Suçun örgüt halinde işlenmesi durumunda, TCK 201b/son uygulanacaktır.

İÇTİMA

Suçun işlenmesi için kullanılan cebir, şiddet, tehdit ve baskı, mürekkep suç kuralları gereğince ayrıca cezalandırılmayacaktır. Keza aynı gerekçelerle, fail ayrıca hürriyeti tahdit suçundan dolayı da cezalandırılmayacaktır.

Ancak TCK 78 gereğince, kaçırılan kimsenin ayrıca köleliğe tabi tutulması, organlarını vermeye zorlanması vb. durumunda bu fiillerden dolayı (örneğin TCK 249, 456; 2238 sayılı Organ Nakli K. md. 15 gibi) ayrıca ceza tayin edilecek ve bu cezalar ile insan ticareti suçunun cezası içtima ettirilecektir[49].

Failin birden çok kişiye karşı aynı suç işleme kararıyla insan ticareti suçunu işlemesi durumunda müteselsil suça ilişkin TCK 80 hükmü uygulanabilir[50].

Suç seçenekli hareketli bir suç olduğundan, suç tipindeki hareketlerden birden fazlası gerçekleştirilse dahi, tek suç söz konusu olacaktır.

 

YAPTIRIM

İnsan ticareti suçunun ihdası, TCK 179 uncu maddede öngörülmüş bulunan yaptırımlarla bu suçla mücadelenin yeterli görülmemesinin bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu itibarla, kanun bu suçun cezası olarak beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası ve para cezası öngörmüş bulunmaktadır.

Suç mütemadi bir suç olduğundan, zamanaşımının başlangıcı bakımından bu husustaki kurallara dikkat edilmek gerekir.

 

AĞIRLAŞTIRICI NEDEN

İnsan kaçakçılığına ilişkin protokolün 5. maddesinin c bendine göre, bu suçu işlemek için başkalarının örgütlenmesi suç haline getirilmelidir. Kanunumuz da, suçun örgütlü olarak işlenmesini ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmiştir. Bu hususta, yukarıda göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin açıklamalara bakılmalıdır.

 

KOVUŞTURMA

İnsan ticareti suçu re’sen kovuşturulan bir suçtur.

Bu suç bakımından ortaya çıkabilecek bir güçlük, suçun ispatının zorluğudur. Bu noktada da en önemli etken mağdurların şahitliğidir. Dolayısıyla yurtiçinde yasa dışı olarak bulunan mağdurların derhal sınır dışı edilmelerinden önce, muhtemel bir insan ticareti suçunun kovuşturulması ve faillerinin cezalandırılabilmesi bakımından, mağdurların ifadelerine başvurulması ve bu yönden yeterince delil toplanması yoluna gidilmesi ihmal edilmemelidir