VERGİ HATALARININ YARGISAL ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN BAZI SORUNLAR

Yrd. Doç. Gökhan Kürşat YERLİKAYA*

ABSTRACT

This paper’s aim is relating to solves of judgement of tax errors in according to Turkish Tax Law and Turkish Administrative Law. First, In this paper definetions of tax errors will be made in Tax Procedure Code (VUK). The amendment process will be explain in according to TPC. Last, judicial’s solve of tax errors will be searched in Turkish Administrative Procedure Code (İYUK). Some problems retail to judgement will be discussed in according to Turkish Conseail D’Etat’s doctrine.

Keywords: Tax errors, amendment, procedure of amendment, administrative amendment, judicial amendment.

GİRİŞ

Bilindiği gibi vergi hatalarının düzeltimine ilişkin kanuni düzenleme, Vergi Usul Kanunu'nun 116. ve 126. maddeleri arasında yerini almıştır. Bu maddelerden anlaşılacağı üzere vergi hatalarının düzeltimi idare ve yargı aşamasından mürekkep olmak üzere birbirinden farklı iki aşamada gerçekleşebilmektedir[1]. Başlangıçta 30 günlük dava açma süresi tükenmeden idari çözüm aşamasına gidilmeyip doğrudan yargı aşamasına gidilebilmesi de mümkün bulunmaktadır. Ancak uygulamada çözümün kısa zamanda gerçekleştirilebilmesi, yargı organlarının gereksiz yere meşgul edilmesi gibi hoş olmayan durumların ortaya çıkmaması bakımından idari çözüm, ilk aşama olarak görülmekte ve önerilmektedir[2]. Düzeltme müessesesi, “hata üzerinden vergi alınmaması” ilkesi üzerine kuruludur[3]. Bu yüzden bu kurum türlü hallerde ortaya çıkan vergi hatalarının taraflar lehine giderilmesi ve hakkın adilane dağıtılması için tesis edilmiştir. Bir bakıma idarenin yaptığı eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi olacağı güvencesini veren anayasanın 125. maddesinin vergi alanında bir uzantısı sayılabilir.

Vergi hatalarının idari aşama dışında yargı yolu ile düzeltilmesi durumunda vergi yargı hukukunun yargılamada kendine ait bir yargılama usulü bulunmadığından izlenecek yol idari yargının yargılama usulü olacaktır. Zira ülkemizde vergi yargısı idari yargının bir cüzünü oluşturmaktadır. Ancak bu durum yargılama esnasında zaman zaman bazı sorunlara yol açmaktadır. İdare hukuku formatında hazırlanmış bir usul kanununun bir kamu hukuku dalı olarak kabul edilse de ondan çok farklı olan vergi hukuku alanında da cari olması bazı aksaklıklara neden olabilmektedir[4]. Nitekim bu bağlamda bu çalışmada asıl inceleme konusunu vergi hatalarının yargı aşamasında düzeltilmesi durumunda İYUK 10 ve 11. maddelerinin uygulanabilirliği sorunu oluşturmaktadır. Yani İYUK 10 ve 11. maddelerinden hangisi hangi aşama da uygulanmalıdır ya da her ikisi de uygulanabilir mi[5]? Asıl inceleme konusuna geçmeden önce vergi hataları hakkında bazı ön bilgilerin verilmesi konunun irdelenmesi bakımından yerinde olacaktır.

I. VERGİ USUL KANUNUNA GÖRE VERGİ HATALARI

Türk Vergi Hukukunda vergi hataları; hesap hataları ve vergilendirme hataları şeklinde iki kola ayrılmaktadır. Nitekim VUK’nun 116 ile 126. maddeleri arasında vergi hataları ayrıntılı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. VUK’nun 116. maddesine göre; “Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi alınmasıdır.„

VUK'un 117. maddesinde hesap hataları; matrah hataları, vergi miktarında hatalar ve verginin mükerrer olması hallerinden ibarettir. Buna göre matrah hataları; Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır. Vergi miktarında hatalar ise vergi ve oran ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsuplarının yapılmamış olması, yukarıda sayılan belgelerde verginin eksik veya fazla hesaplanmış olması ya da gösterilmesidir. Verginin mükerrer olması da aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır. Çifte vergilendirme uluslararası alanlarda elde edilen gelirlerin bir vergilendirme dönemi içerisinde çeşitli vergi otoriteleri tarafından vergilendirilmesi halinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durumun engellenmesi için uluslararası çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları yapılmaktadır[6]. Bu madde de hesap hataları tahdidi olarak sayıldığından bunlar dışında kalan hataların re’sen düzeltilmesi ya da düzeltilmesinin istenmesinin kanunun ruhuna aykırı düşeceğine kanaat edilmektedir[7].

Vergilendirme hataları Maliye Bakanlığınca; “mükellefin belli edilmesi bakımından yapılan yanlışlıklar„ şeklinde tanımlanmaktadır[8]. VUK'un 118. maddesi de vergilendirme hatalarını aşağıdaki gibi düzenlemiştir. Bu hükme göre mükellefin şahsında hata; bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi ve alınmasıdır. Diğer taraftan mükellefiyette hata ise açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır. Aynı şekilde mevzuda hata da açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi ve alınmasıdır. Vergilendirme ve muafiyet döneminde hata ise tahsil edilmek istenen verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibarıyla eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır.

II. DÜZELTME SÜRECİ

Esasında “düzeltme” kurumu sadece vergi mükelleflerine tanınan bir hak olmayıp aynı zamanda vergi idarelerine de tanınmış bir hak durumundadır. Yani vergi idarelerinin de yaptığı bir hatadan dolayı eksik vergi tarh etmişse, zamanaşımı süresi içinde idare kendi lehine de düzeltme yapabilmektedir[9]. Düzeltme sürecinde düzeltme talebinin mükellef dışında vergi sorumluları tarafından da yapılabileceği duraksama konusudur. Kanun gereği vergi hatalarında düzeltme talebini ancak mükellefler yerine getirebilmektedirler (VUK, m.122)[10]. Bu konuda çokça Danıştay kararları da bulunmaktadır[11]. Ancak yine de düzeltme talebinde bulunabilme hakkının vergi sorumlularında[12] da olup olmadığı hep tartışma konusu olmuştur. Örneğin 1994 yılında, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca “….Düzeltme ve şikayet yollarının, vergi sorumluları tarafından istenebileceğine…” hükmetmiştir[13]. Yine son dönem DVDDGK, bir davada vergi sorumlusu sıfatıyla sehven fazla yatırılan vergi için düzeltme başvurusunda bulunulabileceği hükme bağlanmış ve VUK’nun 8/4. maddesinde yer alan “Bu Kanun’un müteakip maddelerinde geçen mükellef tabiri, vergi sorumlularına da şamildir.” Hükmünü gerekçe göstermiştir[14]. Son dönem Danıştay’ca verilen bu kararlara göre vergi sorumlularının da düzeltme talebinde bulunmaları mümkün görülmektedir.

Düzeltme işlemi yargı kararına konu olmuş hususlar ile ödeme emri aşamasındaki uyuşmazlıklar hakkında uygulanamamaktadır. Bu bakımdan düşünüldüğünde düzeltme süreci, ancak verginin tarh aşaması ile verginin tahsilinden sonraki aşamada işleyebilmektedir. Yani herhangi bir verginin tahsil işlemleri yürütülürken düzeltme talep edilemeyecektir. Diğer taraftan yargı kararına konu olmuş hususlarda da düzeltme işlemi yapılamamaktadır. Nitekim VUK’nun 125. maddesine göre de düzeltmenin yapılabilmesi için hatalar hakkında alınan yargı mercileri tarafından bir karar verilmemiş olması şart bulunmaktadır. Ödeme emri aşamasındaki uyuşmazlıklarda da Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. hükmü ile VUK hükümlerinin birlikte topluca değerlendirilmesi sonucu bu aşamada düzeltme yoluna başvurulmaması yolunda içtihat[15] yerleşmiştir[16].

Bunların dışında uygulama şöyle gelişmektedir. Vergi hataları idarece re'sen düzeltilebilir (VUK, m.121). İdarenin vergi hatalarını düzeltebilmesi için hataların açık ve kesin olması gerekmektedir. Ancak vergi idaresinin re’sen düzelttiği vergi, mükellefin aleyhine bir sonuç doğuruyorsa bu düzeltme işlemine karşı mükellef dava yoluna gidebilir[17] (VUK, m.121). Bundan ayrı bir vergi hatasının düzeltilebilmesi düzeltmeyi talep eden mükellefin başvurusuna bağlıdır (VUK, m.122). Vergi hatalarının düzeltilmesi, ilgili vergi dairesi müdürünün kararına bağlıdır (VUK, m.120). Düzeltme talebinin yerinde olduğuna karar veren vergi dairesi müdürü, düzeltmenin düzeltme fişine dayanılarak yapılmasını sağlar. Söz konusu hata mükellef aleyhine ise; aynı fişe dayanılarak terkin edilir. Eğer vergi tahsil edilmiş ise, durum bir yazı ile mükellefe bildirilir ve bu bildiri tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde müracaat etmesi halinde kendisine geri ödenir ya da gelecekteki vergi borçlarına mahsuben tutulur (VUK, m.122).

Mükellefçe yapılan düzeltme talebinin Vergi Dairesi müdürünce yerinde görülmediği takdirde durum farklı bir seyir kazanacaktır. Bu durumda idari başvurudan çözüm bulamayan mükellefe dava yolu kalmakta ve bu durumda yargı yoluna gidilebilmesi için VUK'da hüküm bulunmadığından İYUK 10. ve 11. maddelerinin uygulamaya yönelik öngördüğü sürelere uyulması gerekmektedir. Bu aşamadan sonra mükellef kanunen tanınmış dava açma süresi içerisinde ilgili vergi mahkemesine dava açabilir. Eğer dava açma süresi zamanaşımına uğramış ise bu durumda mükellef 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde (VUK, m.114) maliye teşkilatında en üst makam olan Maliye Bakanlığına[18] şikayet yolu ile başvurup hatanın düzeltilmesini talep edebilir (VUK, m.124). Bu konuda VUK Genel Tebliği de bulunmaktadır[19]. İl Özel İdare vergileri hakkında valiliğe ve Belediye vergileri hakkında Belediye Başkanlığına müracaat edilebilir (VUK, m.124). Üst makamlardan yani Maliye Bakanlığından bulunulan düzeltme talebi yerinde görülürse ilgili vergi dairesine bir yazı gönderilerek düzeltimin yapılması istenir.

III. DÜZELTME TALEBİNİN İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU’NA GÖRE DURUMU

Bilindiği üzere vergi hukuku kamu hukuku'nun bir cephesini ve vergi idaresi de kamu idaresinin bir cephesini oluşturmaktadır. Bundan dolayı çeşitli vergi idareleri tarafından yapılan işlemler de birer idari işlem olarak kabul edilmektedir. Yine anayasal kural gereği (m.125/1) idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması durumu bilfiil vergi idaresini de kapsamaktadır. Bundan dolayı yukarıda bahsedilen çeşitli vergi hataları, hataya dayanan haksız bir işlem ve mükellefin mamelekinde azaltma yaratacağından usulen düzeltmeye tabi tutulmaları anayasal hakkın devamı şeklinde kabul edilebilir. Aynı zamanda düzeltme başvurusu idare hukukunda idari denetim türlerinden “isti’taf başvurusu„na (aynı mercie başvuru), şikayet yolu ile başvuru ise“hiyerarşik idari başvuru„ya tekabül etmektedir[20].

1. Kısa Bir Tarihçe

Geçen zaman içerisinde vergi hatalarının yargısal yolla düzeltilmesini sağlayan hükümler de yer yer değişikliğe uğramış bulunmaktadır. Örneğin evvelden 2686 sayılı Kanun’la[21] VUK’nun 123. maddesinde yapılan değişiklikle, itiraz süresi içerisinde yapılan düzeltme taleplerinin reddi halinde, söz konusu düzeltme talebi dilekçesinin itiraz dilekçesi sayılması uygulamasına son verilmiş ve yerine de düzenleyici bir hüküm konulmamıştır. Bu bağlamda mükellef, İYUK’nun 10 ve 11. maddeleri çerçevesinde ve süresi içinde hak araması gerekmekteydi. Bu dönemde İYUK’nun 10 ve 11. maddelerinin son bentleri“Vergi Usul Kanunu’nda yer alan vergi hatalarının düzeltilmesi istemleri dışında bu madde vergi uyuşmazlıklarında uygulanmaz.„ şeklindeydi. Daha sonra 3622 sayılı Kanun ile söz konusu bentler “Bu madde hükümleri vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlülüklerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.„ şeklinde düzenlenmiştir. Ancak çok geçmeden 18.06.1994 tarihinde 4001 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonucu söz konusu son bentler yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Diğer taraftan 4001 sayılı Kanun, İYUK’nun 37. maddesine eklediği (b) bendi ile şikayet yolu ile vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlerde;vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesinin yetkili mahkeme olduğunu düzenlemiş bulunmaktadır. Ancak 4001 sayılı Kanun getirdiği bu düzenlemeye muhalif kalan 2575 sayılı Danıştay Kanunu’ndaki m.24/j bendindeki hükmün düzenlenmesini ihmal etmiş bulunmaktaydı. Danıştay Kanunu’nun m.24/j bendindeki hüküm de; şikayet yolu ile düzeltme taleplerinin reddi halinde doğan uyuşmazlıklara Danıştay ilk derece mahkemesi olarak bakmaktaydı. Bu iki yargı mercii arasında görev ve yetki çatışması husule getirmekteydi. Bu ikilik 2 Haziran 2000 yılında çıkarılan 4575 sayılı Kanun’un[22] 2. maddesi ile Danıştay Kanunu’nun 24. maddenin (j) bendi kaldırılmış bulunmaktadır. Bu vesileyle vergi hatası davalarında Danıştay’ın temyiz mercii olması hariç ilgili vergi mahkemeleri görevli ve yetkili bulunmaktadır. Görüldüğü gibi vergi yargılaması, yargılama usulü bakımından İdari Yargılama Usulü Kanununa bağlı bulunmaktadır[23].

2. İdare Hukuku Bakımından

Vergi hatası ve bunun yargı yolu ile düzeltimine ilişkin İYUK'ta uygulama özelliği taşıyan iki madde bulunmaktadır. Bunlardan ilkini "idari makamların sükutu" başlığını taşıyan İYUK'un 10 maddesi oluşturmaktadır. Diğerini ise yine İYUK'un "üst makamlara başvuru" başlığını taşıyan 11. maddesi oluşturmaktadır. Bu konuda doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır[24]. Bir kısım görüşler söz konusu her iki maddenin kendine özgü aşamalarında uygulanabileceğini savunmaktayken bir kısım görüşler de vergi hatalarının düzeltimi açısından yalnız İYUK’nun 11. maddesinin uygulanabilir nitelik taşıdığını ileri sürmektedirler. Ancak İYUK’nun 10 ve 11. maddelerinin vergi hatasına ilişkin davalarda uygulanması sorunu, idari davalara nazaran daha kompleks bir havaya bürünmektedir. Bu bağlamda bu madde hükümlerinin öncelikle idare hukuku ve idari yargı alanında belirginleştirmekte yarar bulunmaktadır.

İdare hukuku doktrininin 10. madde hakkında temel eğilimini; “ilgili hakkında aynı konuda daha önce tesis edilmiş bir işlem veya eylemin bulunmaması gerektiği bunun aynı zamanda 10. maddenin uygulanabilme şartını oluşturduğu„ şeklinde özetlemek mümkündür[25]. İYUK’un 10. maddesine göre ortada henüz bir idari eylem ya da işlem olmadığından yapılacak başvuru genelde bir “ilk başvuru„ olarak kabul edilmektedir. Böylece idareye yapılan başvuru idareden bir işlem ya da eylemin yapılmasını istemek yönünde olacaktır[26]. Böylece kamusal idarelerin yönetilenlerin haklarına uymasında yargı denetimi getirilmiş olmaktadır[27]. İdarenin yapmış olduğu bir işlem ve bir eylem olmadığından dava açma yolu ve dava açma süresi de tabiyatiyle bulunmayacaktır. Bu durumda idareden talep edilen işlem ya da eylemin yapılmaması halinde ya da talebin zımnen veya açıkça reddedilmesi veya hiç cevap verilmemesi halinde 10. maddeye istinaden dava yoluna gidilebilecektir[28].

İYUK’nun 11. maddesinin yapısına bakıldığında “eylem„ kavramından bahsedilmemekte sadece idari işleme karşı bir “itiraz„ın varlığı dikkat çekmektedir. Yani söz konusu itiraz, idarenin ilgili hakkında aynı konuda yapmış olduğu bir işleme yönelik olacaktır. Böylesi bir durumda ilgili 11. maddeye istinaden ilgili idareden yaptığı işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasını isteyebilir[29]. İYUK’nun 11. maddesinin bir diğer önemli özelliği de hiyerarşik başvuruyu zorunlu kılmasıdır. Yenice/Esin’in de belirttiği gibi bu husus vergi hatalarının düzeltilmesi bakımından teknik bir hata olarak zuhur etmiştir[30]. Zira VUK’nun 124. maddesi gereği vergi dairesine düzeltme başvurusunda bulunulmadan şikayet yoluyla Maliye Bakanlığına gidilmesi mümkün görülmemektedir. Bunun dışında söz konusu idari işlem, idare tarafından ilgiliye yazılı olarak bildirilmişse dava süresi işlemeye başlamış olacaktır. İYUK’nun 11. maddesi üst makamlara başvuru başlığı altında düzenlendiğinden idare ile muhatap arasında bir uzlaşmanın da vaki olabileceği imkan ve ihtimalini sağlamaktadır[31]. İYUK’nun 10 ve 11. maddelerinde idarenin 60 günlük cevap verme süresine sahip bulunduğunu bu süre içinde cevap vermemesi halinde zımni red kararı verdiğinin kabulüyle dava yoluna gidilmesinin açık bulunduğu ortak bir özellik olarak görülmektedir. Bu noktada Sarıca, ilk başvuru ile itiraz arasında bir farkın olmadığını ifade etmektedir[32]. Ancak bu 10 ve 11. maddeler geçen zaman içerisinde bir çok anlam ve işlev değişikliğine uğramışlardır. Nitekim Zabunoğlu ortada idari bi işlem varken ilgili, idareye başvurarak hakında yeni bir idari işlemin yapılmasını istemesi halinde 10. maddenin kullanılmasının artık mümkün olmadığını böylesi bir durumda 11. maddenin uygulanması gerektiğini ve hatta bunun bir zorunluluk taşıdığını düşünmektedir[33]. Esasında Duran’ın da belirttiği gibi İYUK’nun 10. maddesi içeriği, başvuru konusu hakkında idareyi etkili karar almaya yöneltme ve yetkili ve her türlü ve derecede idari makamların susmasına karşı kullanılabilme niteliğine haiz bulunmaktadır[34]. Yine 11. maddenin birinci fıkrasının içeriğinde geçen “idari dava açma süresi içerisinde„ ibaresi İYUK’nun 7. maddesine atfen düzenlenmiş olumsuz bir idari işleme karşı dava açma süresini hatırlatmakta hatta uyarmaktadır. Oysa 10. madde içerisinde böyle bir ibareden bahsetmemiz mümkün bulunmamaktadır. Çünkü 10. madde, ilgilinin başvurusuyla idareyi bir eylemi ya da işlemi yapmaya davet etmektedir. Bu yüzden bu noktada idarece düzenlenmiş bir idari işlemin ya da eyleminden bahsedemediğimiz için o işlem ya da eyleme karşı bir dava açma süresinden bahsedilmemektedir. Ancak burada idarenin bir eylem ya da işlem yapmamasını genel anlamda her zaman için olumsuz algılamamalıyız. İdarenin bir konuda eylemsiz durması yine aynı idarenin aynı konuda olumsuz işlem yapmasına da işlevsel olarak tekabül edebilir. Görüldüğü üzere İYUK 10. maddesi, idarenin kendiliğinden idari eylem ya da işlem yapmaması veya yapmak zorunda olmaması durumlarında, idare edilenlerin kendileriyle ilgili olarak davaya konu edilebilecek nitelikteki idari işlem ve eylem yapılması için idareye başvuru hakkını vermektedir. İdare, yapılan başvurulara, Anayasa’nın 74. maddesi ile 3071 sayılı Dilekçe Hakkının kullanılmasına Dair Kanunun 7. maddesi hükümlerinin uzantısı olarak İYUK’nun 10. maddesi gereği 60 gün içinde cevap vermesi gerekmektedir[35]. İYUK 10. maddesinin hükmü; halinde idarece yapılmış, idari davaya konu edilebilecek bir nitelikte bir işlem ya da eylemin bulunmaması halinde ve ilgili idari makamın cevap vermemesi (zımni red kararı[36])halinde geçerli olacaktır[37]. Sonuç itibariyle görülen şudur ki İYUK’nun 10 ile 11. maddeleri, idari işlem bakımından birbirlerinden farklılık arzetmektedir.

3. Vergi Hukuku Bakımından

Konu, vergi hatasına kaydırıldığında durum bazı ince nüanslarla nezaket arzetmektedir. Esasında her ne kadar her türlü vergilendirme işleminin aynı zamanda birer idari işlem olduğunu kabul etsek te vergi hukukunda yasallık ilkesinin çok daha sıkı bir rejimde olmasıı[38] vergilendirme işlemlerinin mükellef hakkında yasaya uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi ve kesinlik kazanması önem arzetmektedir[39]. Vergilendirme işlemleri mükellefe uygulandığında sübjektif bir karakter arzedeceğinden[40] “kanun ile bağdaşma ilişkisi„ daha da önem kazanmaktadır[41]. Bu yüzden idare hukukunda idarenin bağlı yetki çerçevesinde kullandığı takdir yetkisi vergi hukuku alanında hemen hemen yok derecesindedir ve varsa da bunu belirleyen bir yasal dayanağın olması gerekmektedir. Bu sebeple vergilendirme işlemleri mükellef ya da ilgili hakkında kesinleşmiş, yürütülmesi zorunlu ve edimsel bir işlem niteliğindedir. Bunun içinde vergi hatasından ve düzeltmeden bahsedebilmemiz için söz konusu vergilendirme işleminin tarh edilmesi mükellefe ya da ilgiliye tebliğ edilmesi böylece tahakkuk aşamasına gelmiş olması gerekmektedir. Bu da mükellefin haberdar olduğu bir idari işlem niteliğindedir. Türk vergi hukukunda vergi tarhiyatı normal tarhiyat biçimi olarak kabul edilen beyanen tarhiyat dışında ikmalen, re’sen, idarece ve uzlaşma yoluyla tarhiyat ile yapılabilmekte ve bunlar da birer ihbarname ile mükelleflere iletilmektedir. Esasında inceleme konumuz olan düzeltme de bir tarhiyat biçimidir. Bütün bu tarhiyat biçimleri de son haliyle kesinleşmiş ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak mükellefin bilgisine sunulmaktadır.

Görüldüğü üzere idare hukukunda İYUK’un 10. maddesi ilk başvuruyu ve 11. maddesi de itirazı düzenlemektedir. Yani ilk başvuruda bir işlemin yapılması talep edilirken itirazda yapılmış bir idari işlemin geri alınması, kaldırılması ya da değiştirilmesi talep edilmektedir. Bu bakımdan ele alındığında, vergi hatası kesinleşmiş bir vergilendirme işleminde bulunacağından İYUK’nun 10. maddesinin düzenlediği ilk başvuru yolunun kullanılması tabiyatiyle zor görülmektedir. Bu durumda ortada var olan bir vergilendirme işlemi bulunduğuna göre ve bu da bir hata içeriyorsa o zaman 11. maddenin kullanılması yani var olan hatalı vergilendirme işleminin geri alınma, kaldırılma veya değiştirilmesi yolunda itirazda bulunulabilir.

Burada 10. madde uygulamasını kompleks hale getiren nedenleri; vergi hatasının ancak kesinleşmiş bir idari işlemde bulunması ve İYUK’nun 7. maddesinde geçen 30 günlük genel dava açma süresi olarak sıralayabiliriz. Her ikisi de 10. maddenin yapısına uymamaktadır. Zira tebliğ edildikten sonra hatalı vergilendirme işlemine karşı 30 gün içerisinde dava açılması gerekmektedir ki 10. maddede böyle bir dava açma süresi düzenlenmemiştir. Diğer taraftan bir idari işlemin varlığı da 10. maddenin yapısına uymamaktadır. Zira bu ölçüt 11. maddeye ait bulunmaktadır. Bu sebeplerden ötürü 30 günlük dava açma süresi içinde hem idari başvuruda ve hem de dava açma yolunda 11. maddenin kullanılması gerektiğidir.

Vergi hatası ve düzeltmeye 10. madde açısından baktığımızda ise artık 30 günlük dava açma süresi kalmamamıştır. Yani dava açma hakkı sakıt olmuştur. Bu aşamadan sonra söz konusu vergilendirme hatası kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak mükellefi ödemeye zorlayacak veya mükellef ödemiş olacaktır. Bu aşamadan sonra mükellef VUK’nun 124. maddesi gereği ilgili vergi dairesinden düzeltme talebinde bulunacaktır. Esasında burada mükellefin düzeltme istediği hatalı vergilendirme işlemi, mükellefin hakkında aynı konuda var olan bir idari işlem olması sebebiyle 10. maddenin aradığı “ilgilinin hakkında aynı konuda daha önce yapılmış bir idari işlem olmaması„ koşulu zedelenmiş olmaktadır. Ancak bu koşulu geri plana atan İYUK’nun 10. maddesi hükmüne göre daha özel bir hüküm olan VUK’nun 124. maddesinin getirdiği hak arama yoluna ilişkin hükümdür. Burada 10. maddeyi uygun bulmamızın nedeni, dava açma süresi koşulunu aramaması ile idari makamlara başvuruda idari makamların susmasına karşın getirilmiş süre kısıtlamalarıdır. Bu özelliği, mükellefin vergi hatasını 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde 10. maddeye dayanarak hak aramasını ve nihayetinde yargı yolunu sağlaması bakımından 11. maddeye nazaran çok elverişlidir. Beş yıllık zamanaşımı süresi içinde 11. maddenin uygulanabilir olduğunu düşündürten şey ise 11. maddenin “üst makamlara başvuru„ yolu ile VUK’nun 124. maddesinin düzenlediği “şikayet yolu ile müracaat„ yolunun özdeş olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa 124. maddede düzenlenen şikayet yolu ile müracaat İYUK’nun 11. maddesinin aradığı hiyerarşik idari başvurudan farklıdır. İYUK’nun 11. maddesi idari işlemlerin istenilen şekilde düzeltilmesi için idari başvurularda önce üst makamlara başvurmayı, üst makam yoksa daha alt makamlara ve en son olarak işlemi yapmış olan makama başvurmayı zorunlu kılmaktadır. Oysa VUK’nun 124. maddesi hak arama hiyerarşisini İYUK’nun 11. maddesinin istediği usulün tersine önce alt makamlardan başlatmakta sonra olumsuz cevap alınması halinde üst makam olan Maliye Bakanlığına yönetmektedir. Bu yüzden 30 günlük dava açma süresi geçtikten sonra yapılan düzeltme talepleri hiyerarşik yolların denenmesi bakımından da 10. maddenin uygulanmasını gerektirmektedir. Esasında 30 günlük dava açma süresi içinde düzeltme taleplerinde 11. maddenin kullanılması gereğini belirtirken 11. maddenin aradığı hak aramayı önce üst makamlardan başlatma koşulu düzeltme talepleri bakımından bir çelişki ve bir engel bir durum oluşturmaktadır. Yani düzeltme talepleri 30 günlük dava açma zamanı içerisinde de VUK’nun 122. maddesi ile 124. maddesi gereği önce Maliye Bakanlığına değil ilgili vergi dairesine yapılacaktır. Ama yine de bu husus hak arama ve yargılama sürerecinde gözardı edilir.

Doktrine baktığımızda Candan da 11. madde hususunda böyle düşünmektedir. Yazara göre vergi hatalarının idari yoldan düzeltilmesi ile ilgili olan başvuru yolunun, vergilendirme işlemine karşı idari dava açma süresinin geçmesinden sonra işleyen bir idari başvuru yolu olması sebebiyle, İYUK’nun 11. maddesinde düzenlenen hiyerarşik başvurusu ile ilgisi bulunmamaktadır. Candan dava açma süresinden sonra 11. maddenin değil 10. maddenin kullanılmasını düşünmektedir. Yazara göre düzeltme başvurusu, idarenin kendiliğinden idari işlem veya eylem yapmaması ya da yapmak zorunda olmaması durumunda idare edilenlerin kendileriyle ilgili olarak davaya konu edilebilecek nitelikte bir idari işlem veya eylem yapılması için idareye başvuru haklarının ve bu hakkın kullanılmasının Yargılama Hukuku bakımından sonuçlarını düzenleyen 10. maddesine uygun bir başvuru olduğunu bir Danıştay kararı[42] ile de örneklendirerek ileri sürmektedir[43]. Candan, 10. maddenin kullanılmasına yatkında olsa vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan ve uyuşmazlık çıkması halinde vergi mahkemelerinin görevlerine giren ve vergi mükelleflerinin aleyhine borç yaratan, onların malvarlıklarında azalmaya neden olan böylesi işlemlerin idareden istenilmesini mükellefler açısından yararlı bulmamaktadır. Ancak düzeltme taleplerinin yargılama hukuku ve usulü açısından 10. maddenin bir uygulaması olarak görülmesi gereğini savunmaktadır[44]. Bu açıdan 10. maddenin vergi hatalarına ilişkin uygulama örneği olarak, mükellefçe beyanen tarhedilen vergilerde vergi hatasının bulunması ve bu hatayı idarenin görmemesi üzerine mükellefin kendi yararına düzeltici işlemin yapılmasını idareden isteyebilmesi olarak gösterilmektedir. Candan’a göre böylesi bir durumda idarenin hiç bir işlem yapmaması durumu mükellefin mamelekinde azaltma yaratacağından İYUK 10. maddenin vergi hatalarınına uygulanma yetisine pozisyon açabilecektir[45]. Bu konuyu destekler bir Danıştay kararı da bulunmaktadır. Söz konusu karara göre: “…213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 124 üncü maddesinde vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri öngörülmüştür. Bu takdirde ortaya çıkacak durumu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10 uncu maddesi kapsamında değerlendirmek mümkündür. Düzeltme talebi üzerine 60 gün içinde cevap verilmemesi halinde istem reddedilmiş sayılarak şikayet merciine başvurulabileceği gibi vergi dairesinin red cevabı üzerine Maliye Bakanlığı’na başvuru da söz konusu olabilir. İlgililerin şikayet merciine başvuruları bir süreyle kısıtlanmamıştır. Ancak şikayet merciinin olumsuz cevabının tebliğinden itibaren otuz gün içinde davanın açılması gerekmektedir. 60 gün içinde cevap verilmezse talebin reddedildiği sonucuna varılarak, bu sürenin bitiminden itibaren dava açma süresi içinde dava açılabilir. Dava açılmamışsa, fakat şikayet mercii kendiliğinden cevap vermişse bu cevap üzerine dava hakkı yeniden doğar[46]….„ denilmektedir. Yine bir başka Danıştay kararında da; “Dava açma süresi geçirildikten sonra yapılan düzeltme talebinin reddi üzerine şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına veya Belediye Başkanlığına gidilmeksizin doğrudan mahkeme nezdinde açılan davanın görev yönünden reddi gerekir[47].„ denilmektedir.

Kocahanoğlu da Candan’a yakın görüşler içerisindedir. Bu yazara göre ise; mükellef hakkında herhangi bir işlem ve tarhiyat yapılmadan mükellef yaptığı hatayı idareden önce farkeder ve düzeltilmesi için idareye başvurursa ve idarede düzeltme talebini reddederse bu durumda 10. maddenin uygulanması gerektiğini, oysa mükellef hakkında zaten var olan bir vergilendirme işlemine karşı mükellefin düzeltme talebinde bulunması halinde ise 11. maddenin uygulanması gerekmektedir[48].

Yenice/Esin, 10. maddenin kullanılabilmesi için ilgili hakkında daha önce bir işlemin tesis edilmiş olmaması gerektiğini ileri sürerek 10. maddenin kullanılabilmesi için 30 günlük dava açma süresi içerisinde ilgili vergi dairesinden düzeltme talebinde bulunulması gerektiğini, aksi takdirde dava açma süresinin geçmesi ve 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde ise 11. maddeye göre hak aranabileceğini ileri sürmektedirler[49].

Özbalcı, düzeltme talebinin dava açma süresinin geçirilmesinden sonra yapılması halinde, vergi dairesinin red kararı üzerine Maliye Bakanlığına yapılan başvurunun açık veya zımni reddi suretiyle Danıştay'a açılacak davalarda 10. maddenin uygulanacağını, dava açma süresi geçirildikten sonra gidilecek yargı yolunda ise 11. maddenin uygulanacağını ileri sürmektedir[50].

Kızılot, 10. madde gereği vergi hatalarının düzeltilmesi ile ilgili başvurulurda ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, 11. maddenin ise, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içerisinde istenebileceğini ifade etmektedir[51]. Yine Kızılot’a göre 10. madde, ilgili hakkında daha önceden aynı konuda herhangi bir işlemin uygulanmamış olduğu hallere özgü bulunmaktadır. Ancak 11. maddede ise ortada bir idari işlem bulunmakta, ilgili dava açma süresi içerisinde üst makama, üst makam yoksa işlemi tesis eden makama, söz konusu işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni işlem yapılması için başvurmaktadır[52]. Yani Kızılot, dava açma süresi içinde yapılan düzeltme taleplerinin reddi halinde İYUK’nun 11. maddesinin uygulanması gerektiğini dile getirmektedir[53].

Şu ana kadar yalnız İYUK 10. maddenin kullanılması gerektiği ve yine 10. ve 11. maddelerin kendine özgü aşamalarında ortak olarak kullanılabileceği şeklindeki görüşlere yer verildi. Bunlardan ayrı diğer görüşlerde yalnız 11. maddenin kullanılması gereğine ait görüşlerdir. Zaten bu hususta Danıştay kararları da belli bir anlayış birliği ve istikrarı içinde değildir.

Bilindiği üzere 11. maddenin uygulanabilmesi için önceden idarece yapılmış idari bir işlem ve eylemin mevcut olması, ilgilinin dava açma süresi içerisinde üst makama, üst makam yoksa işlemi tesis eden makama, söz konusu işlemin geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için başvuruda bulunması gerekmektedir. Aslında 10. madde ile 11. madde arasında yeterli bir farkın ya da açıklığın bulunmaması uygulamada karmaşaya neden olmaktadır. Nitekim bu konuda Danıştay kararları[54] arasında da birliktelik bulunmamaktadır[55]. Akkaya yukarıda geçen Candan'ın görüşlerine muhalif şekilde fikirler ileri sürerek vergi hatalarının düzeltilmesi hususunda İYUK'un 10. maddesinin yararlandırıcı vergilendirme işlemleri bakımından incelenmesi gerektiğini, bu tür işlemlerde yapılan hatalarda veya idarelerin yararlandırıcı işlem yapmamaları hallerinde, genel idari işlem teorisi içinde İYUK'un 10. maddesinin uygulanabilme imkanı bulabildiğini ancak bu uygulamanın VUK ile ilgilendirilmesi imkanının bulunmadığını beyan etmektedir[56]. Devamen Akkaya bu konuda 11. maddenin uygulanması gerektiğini ileri sürerek VUK hükmünün özel düzenleme olması nedeniyle başvurunun işlemi yapan vergi dairesine yapılması gerektiğini ve 11. maddenin üst makamlara başvuru ibaresinin bu açıdan fazla önem taşımadığını ifade etmektedir[57]. Kaneti de, hem dava açma süresi içerisinde hem de bu süre geçirildikten sonra yapılan düzeltme taleplerinin reddi üzerine yargı yoluna gidildiğinde 11. maddenin uygulanması gerektiği yönündeki görüşü benimsemektedir[58]. Keza Öncel/Kumrulu/Çağan, düzeltme talepleri ile ilgili idari başvurularda 11. maddenin geçerli olması gerektiğini ileri sürmektedirler[59].

V. KONUYA İDARİ İŞLEM ve SÜRE KRİTERLERİ IŞIĞINDA BAKMAK

Konu irdelenirken idari işlem ve süre şeklinde iki kriter ön plana çıkmaktadır. Konunun aydınlığa kavuşturulması için bu iki kriteri ön plana çıkarmanın gerekliliği inancındayım. Konuya ilkin, vergi hatasını içeren vergilendirme işleminin kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olması kriteri ve bunun İYUK’nun 10. ve 11. maddeleri olan ilişkisinin irdelenmesi ile yaklaşmak gerekmektedir. İkinci basamakta da konuya süre kriteri bakımından yaklaşmakta fayda bulunmaktadır. Ancak süre kriterinde VUK ile İYUK meri olduğu için konu üzerinde uyuşmayan ayrıntıları da bulunmaktadır.

1. İdari İşlem Kriteri Bakımından

Bu başlık altında vergi hatasını içeren vergilendirme işleminin idari işlem kimliği ve niteliği ile bunun İYUK’nun 10. ve 11. maddeleri ile olan ilişkisine bakacağız. Bu hususta daha öncede değinildiği gibi ortaya konulması gereken kriter; vergi hatasını içeren tarh ve tahakkuk ettirilmiş bir vergilendirme işleminin bireysel, sübjektif, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinde olmasıdır[60]. (Nitekim Danıştay da verdiği bir kararda bu hususa değinmiştir[61]). Başka bir deyişle, ortada tarh ve tahakkuk ettirilmiş bir vergisel işlemin yani subjektif bir idari işlemin bulunması gerekmektedir. Diğer taraftan vergilendirme ile ilgili bir hatanın vergi hatası sayılabilmesi için kanunen sayılan bu hataların içinde bulunması ve ilgiliye de yazılı olarak bildirilmesi gerekmektedir[62]. Nitekim Danıştay da verdiği bir kararda “Hesap ve vergilendirme hatalarına ilişkin bir idari işlem niteliğinde olmayan işlemin Danıştay’da incelemek olanağı yoktur.„ demek suretiyle bu hususa açıklık kazandırmıştır[63]. Bu bağlamda tarh işlemi mükellefi genel, kişilik dışı hukuki durumdan çıkartıp özel ve kişisel bir duruma soktuğu gibi aynı zamanda mükellef ile vergi idaresi arasında sübjektif bir ilişki kurulmasına da sebep olmaktadır. Bundan dolayı vergi tarhı bireylere belli yükümlülükler getirdiğinden yararlandırıcı idari işlem değil bilakis mükellefiyet getirici işlemler kategorisine girmektedir (burada mükellef lehine yararlandırıcı işleme örnek olarak teşvik tedbiri olarak bir vergi indirimi veya bir vergi muafiyetini verebiliriz)[64]. Bu yüzden tarh işlemi kesin ve yürütülmesi zorunlu yani lazimülicra işlem niteliğiyle asli işlem durumundadır[65]. Böyle bir işlem ise işlemin uygulanmaya hazır, tamam-nihai bir işlem niteliğinde olduğunu göstermektedir[66]. Bu bağlamda kesinlik arzetmeyen ve vergi tarh işlemine hazırlık mahiyetinde olan ön işlemlerde yapılan yanlışlıkları vergi hatası olarak kabul etmek olası görülmemektedir[67]. Nitekim bir Danıştay kararında; “Tahakkuk işleminden önce düzeltme isteminde bulunulamaz ise de, düzeltme istemi hakkında idarece henüz karar verilmeden tarh ve tahakkuk yapılmışsa, düzeltme isteminde bulunabilmek için kanunun öngördüğü şartın gerçekleştiğinin kabulü gerektiğine hükmetmiştir[68].„

Bu aşamadan sonra tarhedilen vergi, mükellefe tebliğ edilerek bildirilir. Bu bir resmi bildirimdir. Mükellef bu bildirimden sonra ya vergi borcunu kabul eder ve öder ya da reddedip söz konusu vergilendirme işlemine karşı hukuki yollara başvurur. Bu noktada tebliğ işlemi, vergi borcunun belirginleşmesini sağlayan ve tahakkuk aşamasıyla bağlantı kuran bir köprü vasfındadır[69]. Mükellefe tebliğ edilen vergi, vergilendirme sürecinde tahakkuk aşamasına denk gelmektedir. Tarh ve tebliğ edilen bir verginin tahakkuk aşamasına gelebilmesi için ya itiraz süresinin geçirilmesi gerekmekte ya da ilgili vergi yargı organı tarafından mükellefin talebinin reddedilmesi ya da aleyhine karar verilmesi gerekmektedir. Bu husus ta tahakkuk işlemine “kendiliğindenlik„ özelliği katmaktadır. Diğer taraftan bu aşamalardan sonra tahakkuk eden vergi de artık tahsil aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Tahakkuk aşaması vergi hatası bakımından da ayrı bir hasasasiyet arzetmektedir. Şöyleki bir vergilendirme işlemi tarhedilip mükellefe tebliğ edilse ve mükellefte 30 günlük itiraz süresi içerisinde itirazda bulunmasa ve dava açmasa söz konusu vergilendirme işlemi tahakkuk aşamasını bitirip kesinleşmiş olacak ve tahsil aşamasına gelmiş bulunacaktır. Esasında dava açılması ve yürütmenin durdurulması kararı da tahsilata engel bir durum değildir[70]. Oysa söz konusu bu vergilendirme işleminde vergi hatasının bulunması durumunda, dava açma zamanını geçiren mükellefin -VUK’nun 114. maddesi gereği vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar diyen genel hükümüyle yine 126. maddesi gereği düzeltmede zamanaşımına ait özel hükümler çerçevesinde- beş ya da altı yıla varan süre içerisinde vergi hatasını düzeltme talebinde bulunabilmesi tahakkukun böyle uzun bir döneme yayılmasını sağlayabilmektedir.

Vergilendirme işleminin niteliğini böylece belirledikten sonra şimdi de bu kriteri İYUK’nun 10. ve 11. maddelerine uygulayalım. Gördük ki vergi hatasına ilişkin bir düzeltme talebinde bulunulabilmesi için söz konusu vergilendirme işleminin kesin, yürütülmesi zorunlu ve sübjektif bir işlem olması ve mükellefin mamelekinde azaltıcı bir etkide bulunması gerekmektedir. Hülasa ortada tam manasıyla kemale ermiş bir işlem bulunmaktadır. İYUK’nun 11. maddesine bakıldığında böyle bir tipe benzer bir idari işlemin varlığından ve bu işlemin kaldırılması, geri alınması ve değiştirilmesinden bahsedilmektedir. Burada idari işlem/menfaat koşulunun birebir ilişkisi görülmektedir. İdarenin yapmış olduğu bir işlemin ilgilinin menfaatinde ya da mamelekinde menfi bir etki oluşturması söz konusudur. Bu yüzden 11. madde, ilgiliye ya da mükellefe, hukuka aykırı bulduğu söz konusu işlemin ilgili idare tarafından geri alınması, kaldırılması veya değiştirilmesini talep hakkı tanımaktadır. Nitekim vergi hatası bakımından da düşünüldüğünde de ilgili vergi idaresi ilgili mükellef hakkında yükümlendirici ve lazimülicra bir işlem tesis etmiştir ve mükellefte varolan bu işleme karşı düzeltme yolunu kullanacaktır. Bu ikisinin çatalında uygulanması gereken İYUK’nun 11. maddesi olarak gözükmektedir.

Oysa 10. maddeye bakıldığında; ilgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurulabileceği düzenlenmektedir. Bu madde hükmünden anlaşılan şu ki idarenin yapmış olduğu bir işlem söz konusu değildir. Yani ilgili idare, ilgililer üzerinde onların durumunu olumsuz etkileyecek bir işlem tesisinde bulunmamıştır. İYUK’nun 10. maddesi ilgililere söz konusu idareden haklarında yararlandırıcı bir işlemde bulunmalarını sağlamak için yasal bir hak tanımaktadır. Yine burada da menfaat koşulu ile idarenin sessiz kalması arasında ya da işlem yapmaması arasında hukuka aykırı bağıntıyı hukuka uygun bir bağıntı haline getirme çabası söz konusudur. Nitekim 10. madde de tam bu nokta da “…haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurulabileceği…„ hükmünü idareden bu maksatla ilgili yada mükellef lehine yararlandırıcı bir işlem yapmasını zorunlu kılmak istemektedir. Yine bu yüzden idareden böyle bir işlemin talep edilmesi halinde ilgilinin haklarını ve menfaatlerini korumak için zımn-i red kurumunu tesis etmiş ve ilgiliye 60 günlük bekleme süresi tayin etmiştir. İlgili bu süre içinde cevap alamazsa bunu red cevabı olarak kabul edip dava yoluna gidebilir. İlgili isterse bu 60 günü beklemek zorunda da değildir. Yine bu 60 günlük süre içerisinde ilgili kesin bir cevap alamazsa isterse kesin cevabı almak için altı ay bekleyebilir yine beklemek istemezse hemen dava da açabilir. Maluma ilişkin yapılan bütün bu uzun uzadiye açıklamalar 10. maddenin kurgusunun, yapılmış olan menfi bir işlemin kaldırılmasına yönelik değil bilakis ilgili hakkında ilgilinin hak ve menfaatlerini gözeten yararlandırıcı bir işlem ya da eylem yapılmasına davet niteliğindedir. Bütün bu nedenlerden dolayı idari işlem kriteri bakımından 10. maddenin vergi hatasına ilişkin düzeltme taleplerinde kullanılması zor görülmektedir. Söz konusu İYUK’nun 10. maddesi, vergilendirme işlemlerinde Öncel/Kumrulu/Çağan’ın da belirttiği gibi ancak mükellef lehine yararlandırıcı işlem kategorisinde teşvik tedbiri olarak bir vergi indiriminden veya bir vergi muafiyetinden yararlanmak[71] için mükellefin ilgili vergi idaresine başvurusunda kullanılabilir. Eğer idare böyle bir talebi redderse bunun sonucunda idarenin yapmak istemediği bir işlemden dolayı mükellef zarara uğrayacak ve bu da 10. madde kapsamında dava konusunu oluşturacaktır.

Durumu idari işlem kriteri bakımından ele aldığımızda bu başlık altında sonuç olarak söylenebilecek olan şudur ki İYUK’nun 10. maddesinin vergi hatasına ilişkin düzeltme taleplerinin kullanılmasında uygun olmadığını söylemek için “idari işlem“ kriterini “süre kriteri“ ile beraber değerlendirmek gerekmektedir. Zira böyle bir yargıyı sadece idari işlem kriterine dayanarak vermemiz zor gözükmektedir. Ancak özet olarak 10. maddenin yararlandırıcı işlem yapılmasında bir ilk başvuru yolunu düzenlediğini söylemek mümkün görülmektedir. Şimdi konuya süre kriteri bakımında yaklaşalım

2. Süre Kriteri Bakımından

İYUK’nun 10. ve 11. maddelerinin kullanımının yerindeliğinin saptanması hakkında değerlendirilecek bir diğer kriter de süre kriteridir. Yalnız süre kriteri, İYUK’nun tanıdığı 30 günlük dava açma süresi ile VUK’nun tanıdığı 5 yıllık düzeltme zamanaşımı sürelerinin varlığından dolayı oldukça kompleks bir yapıya sahiptir. Süre kriterinin kompleks olmasında VUK ile İYUK sürelere ilişkin örtüşmeyen hükümlerinin varlığı önem kazanmaktadır. Yani VUK’nun m.114 ve m.126 da öngörülen düzeltme zaman aşımı süreleri ve yine m.124 düzenlenen şikayet yolu ile İYUK’nun m.7, m.10 ve m.11’de düzenlenen “dava açma süresi„ arasındaki uyuşmazlıkların vergi hatasına ilişkin yargılama üzerinde oluşturduğu bulanık görüntüdür. Sorunu daha iyi anlayabilmek için her iki kanunun da ilgili maddelerini irdelemek gerekmektedir.

Bir kere VUK ile İYUK arasındaki temel çelişki VUK’nun vergilendirmeye ilişkin bir usul kanunu olmasına karşın İYUK’nun ise idari yargılamaya ilişkin bir usul kanunu olmasından kaynaklanmaktadır. Yine vergilendirmeye ilişkin türlü uyuşmazlıklarda idari yargının görevli ve yetkili olduğu da hem VUK’nun ilgili maddelerinin vergi yargısına bulunduğu atıfla ve hemde 2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2576 sayılı BİM Kanunu ve 2577 sayılı İYUK’nun ilgili maddelerinin hükümleriyle kayıt altındadır. Bu ilişki içerisinde vergilendirmeyle ilgili işlemler de idari işlem olarak kabul edilmekte ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda idari yargının içinde bulunan vergi yargısı içinde görülmektedir. Buna göre vergilendirme ile ilgili düzenlenmiş bulunan VUK kendi sürelerini koyarken “vergilendirme rasyonalitesi“ni gözönüne almış bulunmakta ve bu hususta normal idari işlemin rasyonalitesine uygunluk arzetmemekte ve bu hususlar da yargılama aşamasında aksaklıklara neden olmaktadır. Zira vergilendirmenin fiskal yani mali amacı ön planda iken diğer idari işlemlerde ise kamu yararı ve kamu düzeni ile bireyin hukukunun karşılıklı denge içinde düzenlenmesi ön planda bulunmaktadır. Dolayisiyle her ikisi arasında bir zihniyet sorunu vardır. Nitekim vergi mevzuatımızda fiscalite konsepti içkinliğindedir. Hal böyle olunca idari yargı anayasal düzlemde çözümlenmemiş bir sorunu hep bireysel davalarda çözmek zorunda kalmaktadır. Bunda geçen zaman içerisinde vergi yargısının idari yargı kapsamında kabul edilmesine karşın vergilendirmeye ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde uygun idari kodifikasyon uyarlamalarının yapılmaması da etkendir. Diğer taraftan vergi kanunlarında değişikliklerin çokluğu mali sahada uygulanan kanunların da sayısını artırması, bu değişiklikler sonucunda kanunlar arasında oluşan çelişkiler ve uyumsuzlukların önüne geçilememesi ve böylece bunların arasında sağlıklı ve net bir bilginin elde edilmesi de zorlaşmaktadır. Kanunların çokluğu dolayısiyle hem usul ile sürelere ve hem de müeyyideler ve cezalara ilişkin hükümlerin farklı kanunlarda düzenlenmesi hususu bunlar arasında ahenksizliklerin oluşmasına neden olmaktadır[72].

Süre kriterinin uygulanmasını kolaylaştırmak için vergi hatasına ilişkin VUK’unda ve İYUK’unda ilgili bulunan süre hükümlerinin envanterinin çıkarılması yararlı olacaktır. Vergi hatalarının vergi yargılamasında çözümlenmesini sağlayan İYUK’nun hükümlerine onun yönelimini etkileyen ilk düzenleme VUK’nun şikayet yolunu düzenleyen 124. maddesidir[73]. Bu madde hükmüne göre; “Vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler.„ Kanunun hükmüne dikkat edildiğinde vergi mahkemesinde dava açma süresi geçen bir işlemden bahsedilmektedir. Demek ki burada idari işlem kriteri kendi varlığını devam ettirmektedir. Yani ortada dava açma süresi geçmiş ve tahsil aşamasına gelmiş ve mükellefin mamelekini azaltıcı kesinleşmiş, yürütülmesi zorunlu ve bireysel bir işlem söz konusudur. Yine bu kanun hükmüne yakından baktığımızda mükelleflere, dava açma süresinin geçirilmesinden sonra “düzeltme talebi“ adında yeni bir talep hakkı vermekte ve bu talebin muhatabını da ilgili vergi dairesi olarak gösterilmektedir. Bunun vergi dairesi olduğunu yine VUK’nun 124. maddesinin “….düzeltme talepleri reddolunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler…“ ifadesinden anlamaktayız. Gerçi VUK’nun 122. maddesi zaten vergi dairelerinden düzeltme talebinde bulunulacağını hükme bağlamaktadır ancak bu düzeltme talebinin 30 günlük dava açma süresinin öncesinde ve sonrasında ya da her iki aşamada yapılabileceğini vurgulamadığından değerlendirmeye VUK’nun 124. maddesini de katarak düzeltme talebinin 30 günlük dava açma süresinin öncesinde ve sonrasında da yapılabileceğini saptamaktayız. Ancak 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesinden sonra düzeltme talebinin de bir limiti bulunmaktadır ki VUK’nun düzeltilme talebi zaman aşımını düzenleyen 126. maddesinde beliritlen 5 ile özel duruma göre 6 yıllık süredir. Bu aynı zamanda bir hak düşürücü süredir[74]. Görüldüğü gibi İYUK’nun 30 günlük dava açma süresi geçirildikten sonra VUK düzeltmeye ilişkin süre de dahil olmak üzere kendi özel hükümlerini ortaya koymaktadır.

Burada sorun düzeltme talebi, ortada varolan bir idari işleme karşın yapıldığından İYUK’nun 10. maddesine uymamaktadır. Zira İYUK’nun 10. maddesinin içeriğinde ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek yararlandırıcı işlem yapmaya davet söz konusudur. Yani 10. madde itibariyle ortada dava konusu edilebilecek herhangi bir işlem söz konusu değildir. Bu bakımdan İYUK’nun 10. maddesi idari işlem kriteri bakımından uygulanır gözükmemektedir. Bu çıkarsamadan geriye İYUK’nun 11. maddesinin kaldığını düşünebiliriz. Ancak bu konuda dava açma süresi bakımından bir sorun bulunmaktadır.

İYUK’nun 7. maddesi idari yargıda genel dava açma sürelerini düzenlemektedir. Bu hükme göre özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde dava açma süresi 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Görüldüğü gibi vergi mahkemelerinde dava açma süresi 30 gündür ve bu süre de mükellefe tebliğ ya da tebliğ yerine geçen işlemlerin yapıldığı tarihi izleyen günden başlamaktadır. Ancak burada vergi hatası bakımından dikkati çeken bir husus bulunmaktadır. Şöyleki İYUK’nun 7. maddesinin (b) bendi “Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda:....„ başlığıyla başlamakta ve bu başlık içerisinde geçen “uyuşmazlıklar„ kavramının daha öncede genişçe tartışmış olduğumuz vergi hatası ve düzeltme kavramından farklı olduğudur. Elbette İYUK’nun 7. maddesinin hükmünün bu kadar dar anlamda değerlendirmemiz pek uygun görülmemektedir. Ancak burada dikkat çekilmek istenen nokta İYUK ile VUK arasındaki dil farklılığıdır. Burada belki bir an için vergi mahkemelerinde 30 günlük dava açma süresinin vergi hatası ve düzeltme yolunda kullanılamayacağı, tam tersine 60 günlük idari dava açma süresinin kullanılacağı ve buna gerekçe olarak ta vergi hatasına ilişkin düzeltme işleminin pür anlamda bir idari işlem olduğu ve bu anlamıyla da vergisel anlamda hukuki bir uyuşmazlıktan farklı olduğunu gösterebiliriz. Bu bağlamda Maliye Bakanlığına şikayet yolu kullanılarak yapılan düzeltme taleplerinin reddedilmesinde Maliye Bakanlığınca verilen red cevabının bir işlem olarak kabul edilip bu işleme karşın ilgili vergi mahkemesinde dava açılması da dayanak olarak gösterilebilir. Böylece hukuki uyuşmazlıktan farklı olarak kabul ettiğimiz vergi hatası ve düzeltme işleminin mahiyetini yargılama hukuku bakımından tam ya da net olarak belirleyemediğimizden idari dava açma süresi olan 60 günlük sürenin de geçerli olabileceğini de düşünebiliriz. Esasında bu konu doktrinde de net değildir. Ancak ötedenberi uygulanagelen ve ihtiyaten tavsiye edilen 30 günlük vergi dava açma süresine uymaktır.

Bu konuya değindikten sonra İYUK’nun 7. maddesi bakımından vergi hatası için olabilecek uygulama şöyle olacaktır: Söz konusu hatalı vergilendirme işlemi mükellefe tebliğ edildikten sonra yani ertesi gün 30 günlük dava açma süresi işlemeye başlamaktadır[75]. Mükellef bu 30 günlük dava açma süresi içerisinde doğrudan dava yoluna da gidebilir ya da hatalı vergilendirmeyi yapan vergi dairesine vergi hatasının düzeltilmesi için talepte de bulunabilir[76]. Mükellefin idareden düzeltme talebinde bulunmadan dava açma süresi içinde doğrudan vergi mahkemesinde açması halinde İYUK’nun 7. maddesi gereği normal yargı seyri başlamış olmaktadır. Bu konuda bir sorun yoktur. Ancak mükellef yargı yolununun meşakkatli sürecini yaşamak istemeden bunu düzeltme müessesesi kapsamında halletmek ister ve yine 30 günlük dava açma süresi içinde vergi dairesine düzeltmenin yapılması için başvurursa dava açma süresi ne olacaktır? Burada dava açma süresi duracak mıdır yoksa işleyecek midir? Kanaatimce burada İYUK’nun 11. maddesi uygulama kabiliyetine sahip bulunmaktadır. Nitekim 11. maddeye baktığımızda ilgililerin idari dava açılmadan önce, idari işlemin, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa, işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilmektedir. Üstelik bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini de durdurmaktadır (m.11/1). Aynı zamanda dikkat edilirse bu hüküm önceleri düzeltme talebi için ilgili vergi dairesine yapılan başvuruların (adi isti’taf dilekçesi) dava açma zamanını durdurma gibi bir hakkı da mükelleflere yeniden bahşetmektedir. Bu 11. madde hükmünün başlığının “üst makamlara başvurma„ da olsa bu madde hükmünün içeriği başlığından daha geniş bir çerçevede düzenlenmiştir. Tekrar 11. maddenin 2. bendine bakıldığında; idareye başvuran ilgili/mükellef ilgili idareden/vergi dairesinden 60 gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ki buradaki istek pektabii vergi hatasının düzeltilmesi isteğidir. Yine 11. maddenin 3. bendi de isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden başlayacağını ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba katılacağını bir hak olarak kayıt altına almıştır. Dikkat edilirse vergi hatası üzerinde İYUK’nun 11. maddesinin uygulama alanı ancak İYUK’nun 7. maddesi uyarınca 30 günlük dava açma süresi içinde doğrudan vergi yargısı yoluna gidilmeyip te ilgili vergi dairesinden düzeltme talebinde bulunulması halinde mükellefin sahip olduğu 30 günlük dava açma zamanının korunması üzerine geçerlidir. Bu bakımdan İYUK’nun 11. madde hükmü geçerli bulunmaktadır.

Şimdi konuya mükellefçe 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesinden sonraki oluşacak duruma bakalım. Bilindiği gibi İYUK’nun 7. maddesi vergi davalarında 30 günlük dava açma süresini düzenlemekte ve mükellefler de bu süre içinde dava yoluna gidebilmektedirler. Bu 30 günlük dava açma süresi bir hak düşürücü süredir[77]. Bu sürenin geçirilmesinden sonra mükellef itiraz etme ve dava açma hakkını kaybeder. İdare hukuku disiplininde mutlak ve cari durum budur. Ancak burada tekrar İYUK’nun 7. maddesinin 1. bendinde “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde…„ ibaresini dava açma süresi geçtikten sonra vergi hatası ve düzeltme kapsamında değerlendirmemiz mümkün görülmektedir. Zira 30 günlük dava açma süresi içinde değerlendirilmeyen düzeltme başvurusu genel hükümler gereği zamanaşımına uğramakta ve varsa bu aşamadan sonra özel hükümlere tabi olması mümkün görülmektedir. Nitekim bu noktada VUK’nun “şikayet yolu ile müracaat„ başlıklı 124. maddesi özel hüküm niteliğindedir. Ancak şarta bağlı bir özel hüküm niteliğindedir ve bu şartta İYUK’nun genel hükümler getiren 7. maddesi gereği 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesidir. Tam da bu noktada VUK’nun 124. maddesi “Vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler.„ hükmünü belirterek yeni bir zaman ve yeni bir usül geliştirmektedir. Burada dikkat edildiği gibi 124. madde de kendi uygulanmasını 30 günlük genel dava açma süresinin geçirilmesine ve bir de 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesinden sonra hatalı vergilendirme işlemini yapan vergi dairesinden talepte bulunmasına ve reddedilmesine bağlamaktadır. VUK’nun 122. maddesi de mükelleflerin vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebileceklerini kayıt altına almaktadır. VUK’nun 123. maddesi de düzeltme merciinin düzeltme talebini yerinde görmemesi halinde bunun düzeltmeyi isteyen mükellefe yazı ile bildirileceğini kayıt altına almaktadır. Dava açma süresinin geçirilmesinden sonra VUK’nun 114. maddesinin tanımış olduğu 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır ki bu süre de işlemin yapıldığı takvim yılının bitiminden sonra başlamaktadır. Bir de VUK’nun 126. maddesindeki özel hükümleri düşünürsek artı bir yılda oradan gelebilmektedir ve bazan süre 6 yıla çıkabilmektedir. Dolayısiyle bakıldığında VUK vergi hatasının düzeltilmesi hususunda 30 günlük dava açma zamanı geçirildikten sonra tamamen İYUK’nun genel hükümlerinde bulunan süre ve usülden farklı ve kendine has süre ve usül ihdas etmektedir. Şimdi bu ilişkiler yumağında İYUK’nun 10 ve 11. maddelerinin durumuna bakalım.

Otuz günlük dava açma süresini geçiren mükellef VUK’nun düzeltme hükümleri uyarınca ilgili vergi dairesine yazılı başvuruda bulunarak söz konusu vergi hatasının lehine düzeltilmesini isteyecektir. İdare bu talebi yerinde görmeyip düzeltmeyi reddederse bu durumda mükellef VUK’nun 124. maddesi gereği Maliye Bakanlığına şikayet yolunu kullanarak söz konusu vergi dairesince reddedilen düzeltmenin üst makam olan Maliye Bakanlığının marifetiyle düzeltilmesini sağlamak olacaktır. Bakanlığın red cevabı üzerine ilgili vergi mahkemesinde dava yoluna gidilebilir. Peki burada İYUK’nun hangi maddesi 10. mu yoksa 11. maddesi mi uygulanacaktır.

Deminde gördüğümüz gibi 11. madde 30 günlük dava açma süresi içinde idari makamlarda hak aramayı ve zamanaşımını ve dava yolunu düzenlemektedir[78]. Yine 11. maddenin uygulanmasına ilişkin bir diğer şart da ortada idari bir işlemin bulunmasıdır. Ancak 30 günlük dava açma süresi geçtikten sonra 11. maddenin kullanılma kabiliyeti zayıflamakta ve bu durumda idari dava açma süresini şart koşmayan 10. maddenin önünü açmaktadır. Ancak bu seferde 10. maddede ortada itiraza tabi herhangi bir idari işlem olmadığından idari işlem kriteri bakımından 10. maddenin de uygulama kabiliyeti azalmaktadır. Bu sorunu nasıl çözmemiz gerekmektedir. Esasında sorunun net olarak çözümü zor görülmektedir. Zira düzeltme ile İYUK’nun 10 ve 11. maddeleri arasında idari işlem ve süre kriterleri bakımından yapısal uyumsuzluklar vardır. İYUK’nun 11. maddesi, hiyerarşik başvuru hususu hariç 30 günlük dava açma süresi içinde hem idari işlem kriteri bakımından ve hem de dava açma süresi bakımından tamamen uygun bulunmaktadır. Ancak sorun 30 günlük dava açma süresi geçirildikten sonra çıkmaktadır. Bu aşamadan sonra 30 günlük dava açma süresi geçirildiği için her ne kadar idari işlem kriterini bünyesinde barındırsa da İYUK’nun 11. maddesi artık uygulanır olmaktan çıkmaktadır. Zira 11. maddenin idari işlem kriteri de 30 günlük dava açma süresi ile anlam bulmakta ve 30 günlük dava açma süresi geçirildikten sonra artık idari işlem kriteri de kıymetini yitirmektedir. İYUK’nun 10. maddesi ise ortada bir idari işlem olmamasına rağmen hak arama için bir süre koşulu öngörülmediğinden VUK’nun 126. maddesinde geçen 5 ile 6 yıllık düzeltme zamanaşımına tabi olmaktadır. İdari işlem kriterinin gözardı edilmesi pahasına mükellefler 10. maddeye dayanarak hak düzeltme talebinde bulunabilirler mi?

Bir an için idari işlem kriterine dönersek; 30 günlük dava açma zamanının geçirilmesinden sonra hatalı vergilendirme işlemi varlığını devam ettirecek midir? Bu sorununu cevabı evet olmalıdır. Zira söz konusu hatalı vergilendirme işlemi “yükümlülük getirici„ bir işlemdir ve mükellef üzerinde onun malvarlığını azaltıcı etkide bulunacaktır. Bu noktada İYUK’nun 10. maddesini düşünürsek; bu madde hükmünün içeriğinde hak arama yolu “yükümlülük getirici işlem„e yönelik değil “yararlandırıcı işlem„e yönelik bulunmaktadır. Peki 30 günlük dava açma süresi geçtikten sonra söz konusu hatalı vergilendirme işlemi bu aşamadan sonra “yararlandırıcı işlem„ niteliğine dönüştüğünü söyleyebilir miyiz? Bu konuda cevabımız hayır olmalıdır. Zira sık sık tekrarladığımız hatalı vergilendirme işleminin her durumda “yükümlülük getirici işlem„ olmasından dolayı ve hep bir işlemin varlığından dolayı “yararlandırıcı işlem„ olarak kabul edemeyiz. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken nokta hatalı vergilendirme işleminin düzeltme zamanaşımı süresi içinde idari ya da yargı yolu ile mükellefin lehine düzeltilmesini sağlamaktır. Bu bakımdan 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesinden sonra uygulama özelliği kalmayan 11. maddenin yerine, idari işlem kriterini içeriğinde bulundurmasa da düzeltme zamanaşımı süresi içerisinde getirdiği hak arama yolu ile 10. maddenin uygulama kabiliyetinde olduğunu saptamaktayız. Burada idari işlem kriterini sağlamaması yüzünden 10. maddeyi vergi hatalarının yargısal yolla düzeltilmesinde kullanılmasını reddedemeyiz. Esasında 10 ve 11. madde hususunda Zabunoğlu’nun dadediği gibi kanunun lafzına gereğinden fazla önem verilmektedir[79].