AB HUKUKU’NDA; ÜYE ÜLKELERİN VE TÜRK İŞÇİLERİNİN SERBEST DOLAŞIM HAKKI

Yrd. Doç. Dr. M.Refik KORKUSUZ*

 

ABSTRACT

The Free Movement of Workers within EU was essential to the creation of common market. The EC Treaty required “abolition, betweeen member states, of obstacles to free movement of persons and services…” and also found in EC Treaty 39-42 and regulations and directives. However number of workers whose benefit from these rights were very limited. There are various obstacles for the free movement of workers within union. Turkey in 1963 signed Ankara Treaty and Additional Protocol with EC to join common market and free movenment of Turkish workers were existed in these Treaties, because of politic turmoils in Turkey steps of the Treaty weren’t accomplished. Thus Turkish workers free movement rights limited with immigrant Turkish workers.

 

KEY WORDS:

Free movement, ECJ, Equal Treatment, worker, Ankara Treaty, Additional Protocol, Limitations.

AB HUKUKU’NDA; ÜYE ÜLKE VE TÜRK İŞÇİLERİNİN SERBEST DOLAŞIMI

İkinci dünya savaşının sona ermesinden, altı yıl sonra birbirine karşı savaşmış olan iki devlet Almanya ve Fransa Avrupa kömür ve çelik topluluğu’nu kurmuşlar, varılan anlaşma ile kömür ve çelik sektörlerinde çalışan işçilerin serbest dolaşımını sağlamışlardır.

Günümüze gelindiğinde bu iki sektörde ve iki ülke arasında başlayan bu gelişimin yirmi beş AB üyesi ve yeni katılacak olan ülkelerle (daha sonraki bir tarihte de olsa) Avrupa vatandaşları, Güney İtalya’dan Kuzey Avrupa ülkelerine kadar yayılan geniş bir alanda serbest dolaşım hakkına sahip olmuşlardır.

AB’de işgücünün serbest dolaşımını incelediğimiz çalışmamızın ilk bölümünde işgücünün serbest dolaşımının tanımı, kapsamı ve gerekçeleri incelenmiş, sonraki bölümlerinde ise işgücünün serbest dolaşımının biçimi tartışılmıştır.

Türk işgücünün serbest dolaşımı da benzer bir yöntemle incelenerek; öncelikle Türkiye-AB ilişkilerinin kısa gelişimi, Türk işgücünün serbest dolaşımına ilişkin hukuksal metinler ve en son olarak da Türk işçilerin serbest dolaşımda yaşadıkları sorunlara ilişkin Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları özetlenmeye çalışılmıştır.

 

I- AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYE ÜLKE VATANDAŞI İŞÇİLERİN SERBEST DOLAŞIMI

A.       İŞGÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMI KAVRAMI

1- Tanımı

AB hukukunun en önemli temel politika alanlarından olan işgücünün serbest dolaşımı, Avrupa Topluluğu (AT) Antlaşmanın 3/1c bendinde düzenlenmiş ve üye devletler arasında; malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımının önündeki tüm engellerin kaldırılmış olması ile karakterize edilmiş bir iç pazar düzenine ulaşmak olarak tanımlanmıştır. ”[1]

İşgücünün serbest dolaşımı; Avrupa topluluğu üyesi devletlerin vatandaşı olan işçilerin uyruğu olduğu devlet dışında, bir diğer üye devlette bu ülke vatandaşı olan işçilerle eşit koşullarda fiilen sunulan bir işe başvurma, bu amaçla üye ülkeler arasında serbestçe dolaşma, işin bulunduğu ülkede oturma ve AB organlarının belirlediği mevzuat esas alınarak oluşturulan koşullarda işe girme ve çalışma hakkını sürdürme[2] imkanını vermektedir. Bu hak; topluluk üyesi ülkeler arasında yer değiştirme halinde Sosyal sigortalar hukuku açısından kazanılmış hakların güvence altına alınmasını, diplomaların ve diğer eğitim ve öğretim belgelerinin karşılıklı tanınmasını da içermektedir [3].

Avrupa’da ortak pazarın (Tek pazar) yaratılması amacıyla üretim faktörlerinin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılması, üretim faktörleri olan mallar, hizmetler, sermaye yanında, AB mevzuatında detaylı olarak düzenlenmiştir.

Avrupa topluluğu antlaşması’ nın 39-42 (eski 48-51) maddeleri işgücünün birlik içinde serbest dolaşımını düzenlemektedir. Buna göre:

·           Bir üye devletin işçileri, kendilerine yapılmış olan iş tekliflerini kabul etme ve çalışmalarını sürdürmek üzere başka bir üye devletlerden ikamet etme hakkına sahiptir (AT. m. 39).

·           Topluluğun önemli bir organı olan Avrupa konseyinde üye devletlerin ulusal mevzuatından yahut üye devletler arasında daha önceden akdedilmiş anlaşmalardan kaynaklanan ve işçilerin serbest dolaşımı için engel teşkil eden idari ve usul ve uygulamalar ile açık bir işe girmek için tamamlanması zorunlu tutulan süre şartlarını sistemli ve biçimde kaldıracak düzenlemelerini gerçekleştirecektir (AT. m. 40) [4].

·  Konsey sosyal güvenlik alanında, çalışanları ilgilendiren konularda düzenleme yapacaktır.

2- Kapsamı

AT antlaşmasının 39. maddesi (Eski 48) AB’de işgücünün serbest dolaşımının kapsamını belirlemiştir. Buna göre herhangi bir AB üyesi ülkenin vatandaşı olan bir işçi, iş bulmak amacı ile AB sınırları içinde serbestçe dolaşma, kendisine yapılmış olan iş tekliflerini kabul etme, iş bulduğu üye ülkede o üye ülke vatandaşı olan işçilerle aynı haklara sahip olarak ikamet etme ve belli koşullara bağlı olarak işin bitiminde istihdam edildiği ülkede kalma haklarına sahiptir.[5]

Yukarıda da belirtildiği gibi bu haklardan yararlanıp yararlanamayacağının temel ölçütü işçinin bir üye devletin vatandaşı olup olmadığıdır. AB hukuku’ nda ( özellikle 1960’lı yıllardan itibaren istihdam edilen üçüncü ülke vatandaşı işçilerin varlığı sebebiyle) “işçi” kavramının “uyruk” kavramından daha kapsayıcı bir nitelik taşımaktadır Bu nedenle Roma Antlaşması temelinde hazırlanan ikincil mevzuatta “uyruk” kavramını öne çıkarılan düzenlemeler serbest dolaşımın kapsamını daraltmak amacıyla kullanılmıştır. Bu yolda atılan ilk adım, 15/61 sayılı Konsey Tüzüğüdür. Buna göre serbest dolaşım hakkı sadece üye ülke uyruğuna sahip olan kişilere tanınmaktadır. Fransızca metinde kullanılan “ ressortissant d’un Etat membre “ kavramı, bir işçinin bir üye devletin “vatandaşı” olması gerektiği anlamına gelmektedir. Daha sonra, 38/64 ve 1612/68 sayılı tüzükler aynı kavramı daha belirginleştirmiş, ulusal mahkeme kararları da bu yoruma kararlarıyla destek vermişlerdir [6].

Birlik üyesi ülkelerin işçilerine tanınan bu serbest dolaşım hakkı diğer bir üye ülkede iş bulma amacıyla serbestçe dolaşım ve çalışma hakkı için ikamet imkanını, üye devletlerde işe talip olma hakkını ve işin bitiminde üye ülkede kalma hakkını vermektedir. Bu hakların kapsamını kısaca şu şekilde belirlememiz mümkündür;

- İş bulma amacıyla serbestçe dolaşım hakkı

Bu hak ATAD tarafından, iş aramak üzere bir üye ülkeye girmeyi de kapsayacak (Royer, 1976) bir şekilde geniş olarak, yorumlanmıştır. Diğer bir üye ülkeye iş aramak üzere giren göçmen işçiler, istihdam olanaklarını araştırmak üzere makul bir süre için bulundukları üye ülkede kalabilirler. Makul bir süre içinde işçi iş bulamamışsa, ikamet hakkı kendiliğinden sona erecektir.[7]

- İşi yapmak için ikamet hakkı

Üye bir devletin uyruğu bir işçi; bir başka üye ülkeye giriş yapma hakkına sahiptir. Fakat ikamet hakkı işçinin iş bulması koşuluna bağlanmıştır. İkamet hakkı anlaşmanın kendisinden neşet eden temel bir haktır. Bir üye ülkeye girmek için sadece bir pasaport veya kimlik kartı yeterlidir (Yönerge 68/360 m. 3). Üye ülkeler kendi ülkelerine giriş yapmak isteyen diğer üye ülke vatandaşlarına ek sınırlamalar getiremezler.

Üye devlet topraklarında ikamet hakkı, sadece çalışan işçiye değil yakın ailesine de tanınmaktadır.

- Üye devletlerde işe talip olma hakkı

Üye devlet vatandaşları; başka bir üye devletteki işlere, ikametgahlarının nerede olduğuna bakılmaksızın o ülkede bulunan yönetsel kurallar gereğince, talip olabilirler.

- İşin bitiminde o ülkede kalabilme hakkı

 Konseyin kabul ettiği 1251/70 sayılı Tüzük gereğince; üye devlet vatandaşı olan bir işçinin bir üye devlette çalıştıktan sonra, bazı şartlarda orada kalmaya devam etme hakkı mevcuttur (ATA m. 39/3). Bu hak; hak sahibi olan işçi ile kendisiyle beraber oturan ailesine de tanınmaktadır. .

B.        İŞGÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMININ GEREKÇELERİ

A.B. antlaşmalarındaki ekonomik, siyasi ve sosyal amaçların gerçekleştirilmesi bakımından işgücünün serbest dolaşımı, özel bir öneme sahiptir. Bu nedenle, bu ekonomik, siyasi ve sosyal gerekçelere kısaca göz atmak yerinde olacaktır.

1.         Ekonomik Gerekçeler

İşgücünün serbest dolaşımının ekonomik gerekçesini anlaşılabilmesi için uluslararası ekonomik bütünleşme kavramı ve türleri bilinmelidir. Türkçe’de, “birleşme”, “bütünleşme” ve “entegrasyon” kelimeleriyle karşılanabilen Latince kökenli “integration” kelimesinin sözlük anlamı “İki veya ikiden fazla şeyin birlikte çalışabilmelerini sağlayacak şekilde birleştirilmesi süreci”dir [8].

Entegrasyon kavramı, ekonomik anlamıyla farklı bağlamlarda ve çeşitli durumlar için kullanılabilmektedir. Ancak, konumuz açısından önem taşıyan ekonomik bütünleşme kavramı; farklı ülkelerin bir bölgesel ekonomik grup (blok) oluşturacak şekilde, bir politika etrafında bütünleşerek, her türlü ayrımcılıkların kaldırılmasıdır. Kuşkusuz ülkeler arasında etkin bir ekonomik bütünleşmeden söz edebilmek için, mal ve hizmetlerin dolaşımı üzerinde coğrafi uzaklık ve ulaştırma masraflarının yüksekliği gibi engellerden daha çok, devletler tarafından uygulanan veya devletler tarafından kaldırılabilecek olan her türlü ayrımcılıkların kaldırılması önem taşıması gerekir. Dolayısıyla, belirtilen anlamda ayırımcı uygulama ya da durumların ortadan kaldırılması gerçekten de mal ve hizmetlerin dolaşımını serbestçe sağlayabileceği anlamına gelir [9].

Avrupa’da II. Dünya savaşı sonrası ortaya çıkan ekonomik entegrasyon fikri, kıta barış ve refahının zorunlu önceliği olarak yorumlanmıştır. Ekonomik özgürlük, özgür ideolojik örgütlenmelere de yansımıştır. Ekonomik entegrasyon Batı Avrupa siyasetinin temel dinamiği niteliğindedir. Belirli bir sürecin ardından, Benelüks ekonomik birliği, Avrupa kömür ve çelik topluluğu, Avrupa ekonomik topluluğu ve Euratom örgütlenmeler; kıta entegrasyonun başlangıcını oluşturmuşlardır[10].

A.E.T.’yi kuran antlaşma, ticaret serbestisi ve ekonomik kaynakların yararlı kullanımı ilkelerini de içermektedir. Daha sonraki süreçte, 1985 yılında hazırlanan Beyaz kitap (White paper) ile Ortak pazar’ın (Tek pazar) kurulmasını sağlayan yasal bir program belirlenmiştir. Beyaz kitap ile piyasanın serbest bir şekilde işleyişini engelleyen mevcut tüm teknik, fiziki ve mali engellerin tanımlanmış, Ortak pazarın sağlıklı işleyişini sağlamak amaçlanmış ve bu engellerin kaldırılması için gerekli 300 hukuki tasarı uygulamaya konulmuştur [11]. Söz konusu programın amacı şu şekilde özetlenebilir:

·           Dört temel dolaşım serbestisinin ( emek, mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı) kurulması amacına yönelik olmak üzere, mevcut tüm fiziksel, teknik ve mali engellerin kaldırılması

·           Üye ülkeler arasındaki sınırlarda sistematik kontrollerin kaldırılması,

·           Üye ülkeler arasında katı rekabet politikaları ile iç rekabetin serbestileşmesi,

Avrupa Birliği ekonomik bütünleştirilme kapsamlı düzenlemelerin etkinleştirilmesi, aşağıda incelediğimiz, kıtanın siyasal entegrasyonu beklentilerini gerçekleştirmede önemli amil olmuştur. Ekonomik politikalarla amaçlanan yüksek düzey refaha kavuşma önceliği, ekonomik refah uyumlaştırma prosedürünü hızlandırmaktadır. Ekonomik bütünleştirme, Avrupa Birliği siyasal entegrasyon hedefinin çok önemli bir aracı konumundadır.[12]

2.         Siyasal Gerekçeler

İşgücünün serbest dolaşımının ekonomik gerekçelerinin yanında siyasi gerekçeleri de vardır. Buna göre, üretimin vazgeçilmez unsurlarından biri olan emeğe yalnızca geniş bir hareket alana sağlanmakla kalınmayacak, aynı zamanda, nihai aşamada, tek bir Birlik vatandaşı yaratılmış olacaktır. Nitekim Avrupa Birliği Anayasası oluşturma yolundaki çabaların bir ürünü olan 20 Temmuz 2003 tarihli Anayasa taslağı’ nda birlik vatandaşlığı (Cıtızenship of the union) şöyle tanımlanmıştır: Her üye devletin vatandaşı aynı zamanda Birlik vatandaşı olacaktır [13].

3.         Sosyal Gerekçeler

 AB’de işgücünün serbest dolaşımının sosyal gerekçelerine baktığımızda, bu dolaşımın sağlanması sayesinde; gerek ihtiyaç fazlası işgücünün ihtiyaç duyulan bölgelere kaydırılması ile işsizliğin önlenmesi, gerekse Topluluk üretiminin artırılması yoluyla Topluluk vatandaşlarının yaşam düzeylerinin yükseltilmesi sağlanmış olacaktır[14]. Bu yaklaşıma göç veren ülkeler açısından bakıldığında, işgücünün göçü nedeniyle işsizlik sorunun azalması ve işsizlik yardımlarının bütçeye yaptığı baskının hafiflemesine olumlu katkısı olacaktır. Ayrıca yurtdışında ikamet eden işçilerin gönderdikleri dövizler sayesinde, bütçe ve ödemeler dengesi sorunlarında azalma görülecektir [15].

C.        İŞGÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMININ HUKUKSAL ÇERÇEVE

AB hukukunun en temel hukuksal normları, antlaşmalardır. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması ( m. 69), Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması ( m. 96), Avrupa Topluluğu Antlaşması (Roma Antlaşması) ( m. 48-51), Amsterdam Antlaşması, Schengen Antlaşması ve Tek Avrupa Senedi bu temel antlaşmaları oluşturmaktadır. Bu antlaşmalar, birincil ( esas hukuk normlarını) oluşturmaktadır. AB ‘nin yetkili organlarınca çıkarılan Tüzükler, yönetmelikler, görüşler ve kararlar hep bu antlaşmalara bağlı olarak kabul edilmektedir.

AB hukukunda, birlik hukukunun temel metinlerinde öngörülen ilkelere ve hedeflere uygun olarak Birlik yetkili organlarınca kabul edilen hukuksal düzenlemeler, İş hukuku alanında da türev hukukunun oluşumunu ifade etmektedir. Bunların başında tüzükler gelmektedir. Tüzükler, hiyerarşik olarak ulusal kanunların üstünde olup üye ülkelerin iç hukuk düzeninde doğrudan uygulama alanı bulan bağlayıcı düzenlemelerdir. Birlik içinde “çalışanların serbest dolaşımı” ilkesinin üye ülkelerde uygulamasını teminen ilkesinin üye ülkelerde uygulamasını teminen kabul edilen tüzükler, Birlik iş hukuku alanındaki en önemli metinleridir. Çalışanların serbest dolaşımını belirleyen 1612/1968 sayılı tüzük bu alanda önemli hukuksal metindir.

 Tüzük, üye ülkelere kendi uyrukları bakımından çalışanların serbest dolaşım ilkesini kabul etmekle beraber; üye olmayan devletlerle ilişkilerde her üye kendi ulusal hukukuna göre yabancı işçi çalıştırma ve ikamet koşullarını belirleyeceği esası getirilmiştir. Ayrıca üye bir ülkede işe girdikten sonra çalışanların ikamet haklarına ilişkin 1251/70 numaralı Tüzük İş hukuku bakımından önem taşıyan bir metindir.

 Tüzüklerden sonra gelen düzenlemeler, yönergelerdir. Konsey tarafından kabul edilen yönergeler sadece öngörülen hedefler bakımından bağlayıcılık niteliği bulunan, buna karşılık üye devletlerin kullanacağı form ve vasıtaların seçiminde serbest bırakan Birliğe has ve çok özel nitelikte kaynaktırlar.

 Tüzük ve yönergeleri takiben türev hukukunun kaynakları olarak karar, tavsiye ve görüş yer almaktadır. Karar; konsey ve komisyon tarafından alınır, bağlayıcı niteliktedir. Tavsiye, üye ülkelerin mevzuatının uyumlaştırılmasını amaçlayan ve bağlayıcı olmayan bir kaynaktır. Görüş ise, komisyonun gerekli gördüğü konularda kanaatini taşıyan bağlayıcı olmayan bir kaynaktır[16] .

AB’de işgücünün hukuksal konumu;temel hukuk normları (antlaşmalar), ikincil hukuk normları (Türev hukuk normları; tüzük, yönerge, karar, tavsiye, görüş) ve üçüncül hukuk normları ile düzenlenmiştir (ATAD içtihatları (case law). Üye devletlerin ulusal hukukları, Milletlerarası hukuk, genel prensipler, temel hakların korunması, eşitlik, hukuki belirlilik gibi ilkeler de bu hukuksal çerçeveye katkıda bulunmuştur ( Bkz. Tablo)[17].

Tablo: Kişilerin Serbest Dolaşımının Serbest Dolaşımının AB Mevzuatında Düzenlenişi

Temel Hukuk
Normları (Birincil-esas hukuk normları)

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması: m. 69

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması: m. 96

Avrupa Topluluğu Antlaşması (Roma Antlaşması): m. 48-51

Schengen Antlaşması

Tek Avrupa Senedi

Amsterdam Antlaşması

İkincil Hukuk Normları (Türev hukuk normları)

İşgücünün Serbest Dolaşımı Hakkında 1612/68 sayılı Konsey Tüzüğü.

İşgücünün İşin Bitiminde Kalabilme Hakkı Konusunda 1251/70 Sayılı Komisyon Tüzüğü.

Üye Devlet İşgücü ve Ailelerinin Toplulukta Seyahat ve Oturma Özgürlüklerine İlişkin Kısıtlamaların Kaldırılması Hakkında 68/360 Sayılı Konsey Yönergesi.

Yabancıların (Ülkeye) Giriş ve Kalmaları Konusunda Kamu Düzeni, Kamu Güvenliği ve Sağlığına İlişkin Özel Hükümlerin Koordine Edilmesi Hakkında 64/221 sayılı Konsey Yönergesi.

Yukarıda Anılan Yönergenin uygulama alanın genişletilmesi hakkında 72/194 sayılı Konsey Yönergesi.

1408/71 sayılı Tüzüğün Uygulanmasına İlişkin 574/72 Sayılı Tüzük.

Üye devlet vatandaşlarının, bir başka üye devlette serbest olarak çalıştıktan sonra o ülkede kalma hakkını düzenleyen 75/34 sayılı Direktif.

İşgücünün Serbest dolaşıma ilişkin temel ATAD içtihatları

Case 66/85, LAWRIE-BLUM v. Baden Württemberg, (1986) ECR 2121.

Case 53/81, LEVIN v. Staatssecretaris van Justitle, (1982) ECR 1035.

Case 344/87, BETTRAY v. Staatsecretaris van Justitle (1989) ECR 1621.

Case 225/85, COMMISSION v. Italy (1987) ECR 2725.

Case 36/75, RUTILI v. Minister for the Interior (1975) ECR 1219.

Case 167/73, COMMISSION v. France (1974) ECR 359.

Case 149/79 COMMISSION v. Belgium (1980) ECR 3881.

 

1. Temel Hukuk Normları (Antlaşmalar)

a)   AKÇT Antlaşması

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Paris Antlaşması ile, 1951 yılında kurulmuştur. Bu topluluğun kurulmasının amacı kömür ve çelik ürünleri için ortak bir pazar yaratmaktı[18]. Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg tarafından imzalanarak 20 Temmuz 1952 yılında yürürlüğe giren AKÇT antlaşması, 69. maddesinde işçilerin serbest dolaşımı ile ilgili hükümleri düzenlemektedir. Buna göre; üye devletlerin, üye devlet vatandaşı olan ve kömür ve çelik üretimi mesleği için gerekli niteliklere sahip işçilerin kömür ve çelik sektöründeki istihdam bakımından uyrukluk esasına dayalı her türlü sınırlamayı kaldırmayı taahhüt ettiklerini hükme bağlamıştır. Bununla birlikte aynı fıkrada, bu taahhüdün sağlık ve kamu düzeni gereklerinden kaynaklanan sınırlamalara tabi olduğu da belirtilmiştir.

b)   AAET Antlaşması

 Avrupa atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması, 25 Mart 1957’de, AKÇT Antlaşmasını imzalayan aynı altı devlet tarafından imzalanmıştır. 1 Ocak 1958’de yürürlüğe giren ve temel amacı; üye devletlerin nükleer enerji sektörlerindeki hayat şartlarının iyileştirilmesi ve diğer ülkelerle ilişkilerin arttırılması ile hızlı bir kurumlaşma ve nükleer enerji sektöründe gelişme sağlanması amacıyla gerekli koşulların oluşturulması olan bu antlaşmanın 96. maddesi, işçilerin serbest dolaşımı ile ilgili hükümlere yer vermektedir. Maddenin ilk fıkrası; üye devletlerin; kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığının gereği olan sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla, diğer üye devlet vatandaşlarının nükleer enerji alanında uzmanlık gerektiren işlerde çalışmasını etkileyen, uyrukluk esasına dayalı her türlü kısıtlamanın kaldırmasını hükme bağlamıştır[19].

c)   AT Antlaşması

Avrupa Topluluğu Antlaşması ( Roma Antlaşması); topluluk amacına ulaşması için işgücüne tanınan serbestinin sektör düzeyinde dar kapsamlı olmasının arzu edilen serbest dolaşımını gerçekleştirmesi nedeniyle 25.3.1957’ de Roma’ da kabul edilmiştir. Bu antlaşma; AKÇT ve AAET Antlaşmalarında öngörülen serbestinin ötesinde tüm sektörlere yayılan bir serbest dolaşım hakkını işgücüne tanımak istemiş ve bu amaca hizmet üzere ortak bir işgücü piyasasının kurulması, işgücünün Topluluk düzeyinde serbest dolaşımına engel teşkil edebilecek tüm kısıtlamaların (restrictions) ortadan kaldırılması hedeflenmiştir [20]. Bu amaçla; AT antlaşmasının 48-51. maddeleri işçilerin serbest dolaşımını düzenlemiştir.

 Gerçekten Antlaşmanın 48. maddesi Topluluğa üye ülkeler arasında işçilerin serbest dolaşımını düzenlemekte ve bunun 12 yıllık bir geçiş dönemi sonunda gerçekleşmesini öngörmektedir. Serbest dolaşım üye ülkelerin işçileri arasında istihdam, ücret ve iş şartları açısından uyrukluğa dayalı ayırım yapılmaksızın bütün ülkelerde çalışabilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır [21].

d)       Schengen Antlaşması

14 Haziran 1985 tarihinde, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg devletleri, Lüksemburg’un küçük bir yerleşim yeri olan Schengen’de, ortak sınırlardaki denetimlerin aşamalı olarak kaldırılmasına ilişkin bir anlaşma imzalamışlardır.

Schengen antlaşması, Schengen alanında yaşayan herkesi, üçüncü ülke vatandaşları da dahil kapsamaktadır. Özellikle, bir Schengen ülkesinde ikamet eden üçüncü ülke vatandaşları, diğer Schengen ülkesine, vizeye tabi olmaksızın sadece ikamet izinlerini göstermek girebilme imkanına kavuşmaktadır.

Antlaşmanın işçileri ilgilerinden tek yönü, serbest dolaşma hakkından yararlanan imtiyazlı gruplardan olmalarına rağmen sınır geçişlerinde tabi oldukları fiziki kontrollere, bu kez belli bir alandaki tüm kişi gruplarına tanınan bir ayrıcalık çerçevesinde tabi olmaları [22] ve kendilerine oldukça kolaylık sağlanmasıdır.

e)   Tek Avrupa Senedi

Senedin ‘’tek’’ olarak adlandırılmasının nedeni, Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalara değişiklik getiren hükümler ile üye ülkeler arasında imzalanan ortak bir Avrupa dış politikası oluşturulmasına ve uygulanmasına ilişkin anlaşma hükümlerini, tek bir hukuki belgede toplamış olmasıdır.

f)         Avrupa Birliği (Amsterdam) Antlaşması

Bu anlaşma, çok sayıda hükümler ihtiva etmekle beraber, konumuz ile ilgili bir kısım ; İşçilerin serbest dolaşımına ilişkin hükümler de ihtiva etmesidir. Bu anlaşma; işçilerin serbest dolaşımını; sadece kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı nedeniyle sınırlanabileceğini olan bu hak, aşağıda belirtilen imkanları tanımaktadır.

- Açık işlere başvurma hakkı,

- Bu amaçla üye ülke topraklarında serbestçe yer değiştirme hakkı,

- Milli istihdam şartlarını düzenleyen kanun, tüzük ve yönetmeliklerin hükümlerine uygun olarak işin yapılabilmesi için o ülkede ikamet etme hakkı.

- İşin sona ermesinden sonra da, Topluluk mevzuatının belirlediği şartlara göre o üye ülkede ikamet etmeye devam etme hakkı (m.38/3).

Bu anlaşmanın 38. maddesinde tanımlanan işçilerin serbest dolaşımını aşamalı olarak gerçekleştirmek için, Konseyin, çıkaracağı tüzük ve yönergeler vasıtasıyla gerekli tedbirleri almasını öngörmektedir. Maddede, söz konusu tedbirlerin neler olacağı sınırlandırılmakla beraber, aşağıdaki dört tedbir özellikle zikredilmiştir;

- Üye devletler iş bulma kurumları arasında yakın işbirliği sağlama,

-Üye devletlerin ulusal mevzuatından yahut üye devletler arasında daha önceden akdedilmiş antlaşmalardan kaynaklanan ve işçilerin serbest dolaşımı için engel teşkil eden idari usul ve uygulamalar ile açık bir işe girmek için tamamlanması zorunlu tutulan süre şartlarını sistemli ve aşamalı bir biçimde kaldırma,

- İş teklifleri ile iş başvurularını buluşturacak ve çeşitli bölge ve sanayilerdeki istihdam düzeyi ile yaşam standardına yönelik tehditlerden kaçınmak amacıyla, iş piyasasındaki arz ve talep arasındaki dengeyi sağlayacak uygun bir mekanizma kurma tedbirleri yer almaktadır[23].

aa) İşçi Kavramı

İşçi kavramı anlaşmada tanımlanmamıştır. İşçi kavramı, Avrupa Adalet Divanına gelen davalar ile oluşan içtihatlara göre belirlenmiştir. ATAD işçi kavramının anlamını geniş bir biçimde yorumlamıştır. Buna göre, bir kişinin işçi tanımlamasına girebilmesi için çalışması ücret karşılığında olmalı ve kişinin bir başkası için onun emir ve talimatları doğrultusunda, belli bir süre hizmet ifa etmesi gerekmektedir. Hizmet ifası kavramına ilişkin olarak, ifa edilen hizmetten gelir sağlayan ve fiili bir hizmet olması gerekmektedir[24]. Divan HOEKSTRA kararında “işçi” ve “ücretli kişi olarak faaliyette bulunmak” kavramlarının Topluluk tarafından kabul edilen anlamı olduğunu ve bu anlamın her bir üye devletin iç hukuklarında bu kavrama verilen anlamdan bağımsız olduğunu; bu kavramların üye devletlerin birbirinden farklı olan ulusal hukuklarına göre belirlenemeyeceğini belirtmiştir[25].

LEVIN davasında (1982) verilen karara göre de, işçi kavramı dar bir çerçevede yorumlanmaması gerektiği ifade edilmiştir. LEVIN kararına konu olan davada, otelde hizmetçilik yapan ve part-time kazancı Hollanda asgari ücret düzeyinin altında olan ve çalışmasını, sadece Hollanda’da ikamet hakkını elde etmek üzere yapan LEVIN’ in Avrupa Topluluğu “işçi” tanımına girdiği kararına varmıştır.[26] Antlaşma hükümlerine göre yalnızca bir ekonomik faaliyette bulunan veya bulunmak arzusunu taşıyan kişilere serbest dolaşım hakkı tanındığı ilgili kararda vurgulanmıştır.

Divan; işçi ve işveren arasındaki iş ilişkisinin, part-time ya da çağrı üzerine çalışılan sözleşmeye dayanmasının, çalışan kişinin işçi sayılmasına engel teşkil etmediğini belirtmiştir. Serbest dolaşım hakkının kullanılması için gerekli görülen faaliyete esas olan, bu faaliyetin genel ekonomik hayata olan etkisinden çok, bir gelirin elde edilmesidir.

bb) İşgücünün Serbest Dolaşımına Getirilen Sınırlamalar

AT’ ın konsolide edilmiş antlaşmasının 39/3 (eski anlaşmanın m. 48/3) maddesine göre serbest dolaşıma getirilebilecek olan sınırlamalar ancak kamu politikası, kamu güvenliği ve kamu sağlılığı nedenlerinden olabilecektir. Bu sınırlamaların yanı sıra ATA 39/4 maddesi ile getirilen bir diğer sınırlama daha vardır o da kamu idaresine ve hizmetine ait işlerle ilgili getirilen istisnadır.

Anılan kısıtlamaları koordine etmek üzere çeşitli yönergeler çıkarılmıştır. Yabancıların kamu düzeni, güvenliği ve sağlığı sebepleriyle seyahat ve ikametlerinin koordine Edilmesine ilişkin 64/221 sayılı yönerge kabul edilmiştir Yönergenin kapsamı sadece işçilere ilişkin olmayıp serbest meslek sahipleri ile hizmet sektörü de aynı hükümlere tabi olduğu belirtilmiştir (m.1). Birlik uyruklu bir kişiye bu düzenlemeleri uygulayacak olan Ulusal otoriteler (Makamlar) bu uygulamalarını haklılaştırmak zorundadırlar[27]. Ulusal otoriteler (makamlar), Birlik uyruklu bir kişiyi, O’ nun davranış veya varlığının kamu politikasını gerçek ve yeterli bir şekilde etkilemediği sürece bu kısıtlamaları uygulayamayacakları hususu açıkça yer almıştır [28].

Kamu düzeni ve güvenliği sebebiyle alınabilecek tedbirler (Yönerge m. 3) dar kapsamda anlaşılmalı ve sadece o kişinin kişisel davranış biçimi ile ilgili olmalıdır. Bu konudaki ilgili çekici örnek van DUYN davasıdır [29]. Hollanda vatandaşı olan Bayan van DUYN, Scientology Kilisesinin Sussex tesislerinde sekreter olarak çalışmak üzere Gatwick Havaalanı’na gelir. Ancak, İngiliz yönetimine Scientology toplumsal bakımdan zararlı bir “sahte-felsefi tarikat” olduğundan, Devlet Bakanlığının, bu kilisede çalışmak ya da onunla iş yapmak amacıyla herhangi bir kişinin İngiltere’ye girmesine izin verilmesini istemediği gerekçesi ile İngiltere’ye girmesine izin verilmemiştir. Oysa ki, İngiliz yönetimi bu kilisenin toplumsal bakımdan zararlı olarak kabul etmekle birlikte bu kilise yasadışı değildir ve İngiliz vatandaşlarının bu kilisede çalışmalarına herhangi bir yasal kısıtlama tespit edilememiştir. Davanın ATAD’ ın önüne gelmesi üzerine, Divan, Kamu düzeni kavramının çok dar bir biçimde yorumlanması gerektiğine, bu kavramın içeriğinin, Topluluk organlarının kontrolüne tabi olmadan üye devletler tarafından tek taraflı olarak belirlenemeyeceğine karar vermiştir. Bununla ancak toplumsal bakımdan zararlı olduğu değerlendirilen bir örgüte bağlı olan diğer ülke vatandaşlarının girişine kamu düzeni nedeniyle izin verilemeyeceğine karar vermiştir[30]. ATAD, bu kararında, kamu düzeni için tehlike kavramının genel, objektif ve herkes tarafından anlaşılabilir bir anlamı olması halinde kabul edilebileceğini ifade etmiştir.

Kamu sağlığı gerekçesiyle bir üye devlet vatandaşının serbest dolaşımının engellenebileceği durumlar da yine 64/221 sayılı Yönergede belirlenmiştir. Buna göre kamu sağlığını tehdit edebilecek hastalıklar şunlardır:

- Dünya Sağlık Örgütünün 25 Mayıs 1951 tarihli ve 2 Nolu Uluslararası Sağlık Tüzüğünde sayılan, karantinaya tabi hastalıklar,

- Aktif veya gelişmeye elverişli verem,

- Frengi,

- İlgili devletin, vatandaşlarını korumak için düzenlemeler getirdiği diğer bulaşıcı hastalıklar.

İşgücünün serbest dolaşımına getirilen bir diğer sınırlama alanı ise kamu sektörü işleridir. AT Antlaşmasının 39/4 ( eski 48/4ncü) maddesi serbest dolaşıma ilişkin topluluk düzenlemelerinin kamu sektöründe istihdama uygulanmayacağını düzenlemektedir. Bu nedenle kamu sektöründe istihdamda vatandaşlık koşulu aranabilir. Bu istisnanın üye devletler tarafından kötüye kullanılması olasılığına karşı ATAD kamu sektörü için söz konusu olan bu sınırlamayı diğer bütün sınırlama alanlarında olduğu gibi dar yorumlamıştır. Bu bakış açısıyla, bu sınırlama kamu sektöründeki tüm işleri kapsamadığı gibi, bir kez atandıktan sonra üye devlet vatandaşı işçilere, çalışma ve ücret bakımından vatandaşlığa dayanan ayrımcılık yapılmasına da izin vermemektedir.

ATAD tarafından oluşturulan içtihatlarla kamu sektörü istisnası içinde yer alan veya yer almayan meslek grupları belirlemiştir. Buna göre, yerel yönetimlerde istihdam edilen müfettişlik, gece nöbetçiliği ve mimarlık, merkezi yönetimde müdürlük ve devlete bilimsel ve teknolojik danışmanlık yapanlar kamu sektörü istisnası içinde kabul edilmektedir. Buna karşılık, savaş zamanlarında güvenlik ve istihbarat görevi yapmaları dışında demiryolu işçiliği, postane çalışanları, devlet hastanelerinde hemşirelik, stajyer öğretmenlik, üniversitede yabancı dil öğretmenliği ve orta dereceli okul öğretmenliği, ayrıca, yerel yönetimlerce istihdam edilen bahçıvanlık ve boyacılık kamu sektörü istisnası içine girmemektedir[31] .

2.   İkincil Hukuk Normları

a) 1612/68 Sayılı Tüzük

Topluluk içinde işçilerin serbest dolaşımına ilişkin, 15 Ekim 1968 tarihli ve (AET) 1612/68 sayılı konsey tüzüğü, dört bölümden ve 48 maddeden oluşmaktadır. Bu bölüm başlıkları sırasıyla ‘’İstihdam ve İşçilerin Aileleri’’, ‘’Açık İşlerin Tespiti ve İş Başvuruları’’, ‘’İşçilerin Serbest Dolaşımına ve İstihdamına İlişkin Konularda Üye Devletler Arasında Yakın İşbirliği Sağlayacak Komiteler’’ ve en son olarak da ‘’Geçici ve Son Hükümler’’den oluşmaktadır.

Tüzük ile işçilerin serbest dolaşımına katkıda bulunacak olan haklarını şu şekilde tanzim etmiştir.

·    Tüzük ile her üye devlet vatandaşının, ikamet ettiği yer dikkate alınmaksızın, diğer üye devletlerin topraklarında, ilgili üye devletin mevzuatına tabi olarak, ücretli bir faaliyette bulunma ve bu faaliyeti sürdürme hakkına ve özellikle, açık işlere, ilgili üye devletin vatandaşlarıyla aynı öncelik hakkına sahip olarak girebilme hakkı sağlanmıştır (m. 1).

·    Tüzüğün ikinci maddesinde bir üye devlet vatandaşının, diğer üye devletlerden birinde faaliyette bulunan bir işyerine, ilgili üye devletin mevzuatına tabi olarak ve fakat, üye devlet mevzuatından kaynaklanan herhangi bir ayrımcı bir muameleye maruz kalmaksızın, karşılıklı iş başvurusu ve iş teklifinde bulunabilmesi, iş akdi yapabilmesi imkanı getirilmiştir.

·    Serbest dolaşımdan yararlanan işçilerin gittikleri ülkede yukarıda belirtilen haklardan yararlanmalarını engelleyici hükümlerin uygulanmaması hükme bağlanmıştır. Ancak yapılacak işin gereği olarak belli bir dilin bilinmesinin şart koşulabileceğini, bir istisna olarak Tüzük’ te yer almıştır.

·    Bir üye devlet vatandaşının, bir diğer üye devlette işe girmesi veya girmek üzere yapacağı sözleşmenin, aynı işe girmek isteyen o ülke vatandaşlarına uygulanan ölçülerle kıyaslandığında, ayrımcı kabul edilebilecek tıbbi, mesleki veya diğer ölçütlere dayandırılamayacağı hükme bağlanmıştır.

·    Serbest dolaşımdan yararlanan işçi, o üye devlet işçileriyle aynı sosyal avantajlardan ve vergi avantajlarından yararlanması ilkesi kabul edilmiştir.

·    Bir üye devlet vatandaşı işçi, diğer bir üye devletin topraklarında, uyrukluğundan ötürü, iş ve çalışma koşulları (özellikle ücret ve işten çıkarılma) ve işsiz kaldığında, yeniden eski işine dönme veya yeni bir işe yerleştirilme bakımından, o üye devlet vatandaşlarından farklı bir muameleye tabi tutulamayacağı hükme bağlanmıştır (m. 7).

·    Tüzüğün 10-12. maddelerinde işçilerin aileleri ile ilgili düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre, işçinin eşi ve 21 yaşın altındaki veya bakmakla yükümlü olduğu alt soyu ve işçinin veya eşinin bakmakla yükümlü oldukları üst soyları, serbest dolaşımdan yararlanan işçiyle birlikte yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

b) 68/360 Sayılı Yönerge

15 Ekim 1968 tarihli üye devlet işgücü ve ailelerin toplulukta seyahat ve oturma özgürlüklerine ilişkin kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik olan bu yönergenin konusu, topluluk içinde üye devlet işçilerinin ve ailelerinin serbestçe dolaşımına ve ikametlerine ilişkin sınırlamaların kaldırılmasıdır.

c) 64/221 Sayılı Yönerge

Yabancı uyrukların dolaşım ve ikametlerine ilişkin olarak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı gerekçeleriyle alınan özel tedbirlerin koordinasyonu amaçlayan 25 Şubat 1964 tarihli ve 64/221 sayılı Konsey Yönergesi, adından da anlaşılabileceği üzere, uyruk farklılığı ile ilgili olarak getirilecek sınırlamaların sınırlarını belirlemeye yönelik bir düzenlemedir.

Yönergenin en önemli hükümlerinden birisi işçiye ikamet izni verilmesini düzenleyen hüküm oluşturmaktadır. Yönergenin 6. maddesine göre işçilerin ikamet iznine ilişkin talepleri mümkün olduğunca çabuk ve her halükarda altı ayı geçmeyecek şekilde yanıtlanmalıdır. İşçinin ikamet iznine ilişkin kararın verilmesine kadar geçen süre içinde, geçici olarak, ilgili üye devlet topraklarında kalmasına izin verilmesi şart koşulmuştur.

d) 1251/70 Sayılı Tüzük

Bu tüzüğün düzenleme konusu, bir üye ülkede çalışan işçilerin çalıştıktan sonra o ülke topraklarında kalma haklarıdır. Tüzükte bir üye devletin topraklarında sürekli olarak kalma hakkı bulunan kişiler sayılmıştır. Bunlar:

·    Aktif çalışma yaşamanın sona erdiği tarihte, o üye devletin mevzuatına göre yaşlılık aylığına hak kazanmak için öngörülen yaşa erişmiş, o üye devlette en az son on iki ay çalışmış ve orada devamlı olarak üç yıldan fazla ikamet etmiş olan bir işçi,

·    Bir üye devlette en az iki yıldır devamlı olarak ikamet etmiş ve orada ücretli bir kişi olarak çalışma hakkı bulunan ancak sürekli işgöremezlik dolayısıyla bu hakkını kullanamayan işçi,.

·    Bir üye devlette kesintisiz olarak üç yıl çalışıp ikamet ettikten sonra, başka bir üye devlette çalışmaya başlayan, ancak ilk üye devlette ikamet etmeye devam edip, bir gün veya en az haftada bir, bu ikametgahına geri dönen işçi.

e) 89/48 Sayılı Yönerge

Yönergenin tam adı; En az üç yıl süreli bir mesleki eğitim ve öğrenimin tamamlanması halinde verilen yüksek eğitim diplomalarının tanınmasına ilişkin 21 Aralık 1988 tarihli ve 89/48 sayılı Konsey Yönergesidir [32]. Bu Yönerge, özellikle, yüksek öğretim diplomalarının denkliği ve diplomaya sahip olanların üye ülkelerde iş bulma imkanlarına olanak tanıyan bir düzenlemedir.

 Kabul edilen ve yürürlüğe konulan bu düzenlemelere rağmen, AB üyesi çalışanların dil, kültür, örf ve adet gibi farklı nedenlerle bu serbest dolaşım hakkından çok fazla yararlanmadıkları anlaşılmaktadır. Zira, Topluluk içi göç incelendiğinde, işçilerin dil ve kültür bakımından kendilerine yakın buldukları ülkeleri tercih ettikleri, elde edilen gelirin ikinci planda tuttukları anlaşılmaktadır. Nitekim, Avrupa Birliğinde, hukuksal zemini sağlam bir şekilde oturtulan işgücünün serbest dolaşımının, uygulamada umulanın çok altında kaldığı resmi raporlara da yansımıştır. AB komisyonu tarafından hazırlanan “1997 yılı İstihdam Raporu”nda, AB içindeki işgücü hareketlerinin çok düşük olduğu, AB ülkelerindeki çalışma çağındaki nüfusun, ancak %2’den az bir kısmının diğer AB ülkelerinden gelen kişilerden geldiği belirtilmektedir.

II. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİNDE İŞGÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMI

A.        GENEL OLARAK TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

Türkiye AB arasındaki ilişkiler 1963 yılında imzalanan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Bir Ortaklık Yaratan Antlaşma (Ankara Antlaşması) ile başlamıştır [33].

Ankara Antlaşması’nın temel amacı; Türkiye ve Topluluk arasında gümrük birliğinin kurulması ile sürekli ve dengeli güçlendirilmiş ticari ve ekonomik ilişkiler kurulması olarak hedeflenmiştir. Antlaşmasının başlangıç bölümünde ve 28. maddesinde zikredilen ikinci bir hedef daha tespit edilmiştir. Bu da “sonraki bir tarihte” Türkiye’nin AET’ye girişini kolaylaştırmak olarak belirlenmiştir [34].

Ankara antlaşması ile Ortaklık üç dönemden oluşan bir yapıda olacaktır. Antlaşmanın 2/3 maddesine göre Türkiye ve AT arasındaki ilişkiler, hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönemden oluşacak olan bir yapıya göre gelişecektir.

Hazırlık dönemi; Türkiye’nin geçiş ve son dönemlere geçişi sürdürebilmesi için AT yardımıyla Türk ekonomisinin güçlendirilmesi amacı güdülerek kabul edilmiştir. Antlaşmada bu ilk dönem için beş yıllık bir süre öngörülmüştü. Türkiye’nin teşebbüsü üzerine, geçiş dönemine geçmek için müzakereler 1968 yılında başlamış ve çalışmalarına süresinde başlamıştır[35] .

Ortaklığın geçiş döneminin uygulamaya konması için yapılan müzakereler sonunda imzalanan Katma Protokol 20 Kasım 1970 yılında imzalanmış ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Katma protokol; Ortaklık Antlaşmasının (Ankara Antlaşması) ayrılmaz bir parçasıdır olduğu belirtilmiştir (KP m. 62). Bir çerçeve bir antlaşma olan Ankara Antlaşmasına göre daha ayrıntılı hükümler düzenlenmiştir[36].

B. AB’DE TÜRK İŞGÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMININ HUKUKSAL ÇERÇEVE

1.         Ankara Antlaşması ve Katma Protokol

Türk işgücünün Topluluk içinde dolaşımı Ankara Antlaşması’nın 12 ve Katma Protokol’ ün 36-40. maddelerinde düzenlenmiştir. Ankara Antlaşması işgücünün serbest dolaşımının gerçekleştirilmesinin, Roma Antlaşmasının 48, 49, 51. maddelerine dayandırılacağını belirtmiştir (Yeni AT Antlaşması m. 38-40) . Serbest dolaşım, Ankara Antlaşması’nın yürürlüğe girişini izleyen 12. yılın sonu ile 22. yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Bu konuda izlenecek yöntemler, Konsey tarafından belirleneceği karara bağlanmıştır (Ankara Antlaşması, m. 12). Diğer bir deyişle, Türk işçilerine serbest dolaşım hakkının 1.12.1976-1.12.1986 tarihleri arasında sağlanacağı hüküm altına alınmıştır [37]. Ancak, araya giren 12 Eylül 1980 darbesi ve Türkiye ile Avrupa arasındaki dondurulan ili