MEMUR TARAFINDAN İŞLENEN RESMİ EVRAKIN ASLINDA
SAHTEKÂRLIK SUÇU
Doç.Ahmet GÖKÇEN*
ABSTRACT
In our article, forgery on the origin
of the formal document that is committed by public officer, which is devised in
the 339. article of 765 numbered turkish criminal code, is scrutinized. After
general explanations about the type of the crime are given, historical development
is dwelled upon. In the work, the concept of the document is considered at
length in detail and then comparison between identical crimes is made. After
judgements that are made about the perpetrator and aggrieved of the crime, what
the legal benefit means is explained, which is protected with the crime. After
that, information about the elements of the offence is given in detail and
qualitative elements of the crime is dwelled upon. Also, the punishment and the
method of inquiry that is prescribed for the perpetrator of the crime is
considered at length. Finally 204. article of the new turkish criminal code
which is adopted in 2004 the Grand National Assembly of Turkey’s justice
committee that devises the topic and its legal ground are dwelled upon.
Key Words:
Document, Formal Document, Forgery, Public Officer, Trust of Public
Anahtar Kelimeler: Evrak, Resmi Evrak, Sahtecilik, Memur, Kamu İtimadı
Memur
Tarafından İşlenen Resmi Evrakın Aslında Sahtekarlık Suçu, 765 s.lı
TCK.nun İkinci Kitabının, “Ammenin İtimadı Aleyhine Cürümler” başlıklı Altıncı
Babının “Evrakta Sahtekarlık” ismini taşıyan üçüncü faslında, 339 uncu maddede
yer almaktadır[1].
Burada; “Bir memur memuriyetini icrada
tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı
tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi ve hususi bir mazarrat tevellüt
edebilirse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur. Eğer
işbu varaka sahteliği isbat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden ise ağır
hapis cezası beş seneden on iki seneye kadar verilir.
Evrakın
musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği
takdirde, mezkûr suretler hakkında asılları gibi muamele olunur” denilmektedir.
Yukarıdaki
hükümden de anlaşılacağı üzere birinci fıkranın ilk cümlesinde suçun temel
şekli yer almaktadır. İkinci cümlede, sahteliği ispat edilmedikçe geçerli evrak
üzerinde yapılan sahtekârlık (ağırlatıcı sebep) düzenlenmektedir. Maddenin
ikinci fıkrasında ise, kanunen resmi evrakın aslı yerine geçen tasdikli suretlerindeki
sahtekârlıkların, resmi evrakın aslında yapılmış gibi cezalandırılması öngörülmüştür.
Sahtecilik
suçlarının maddi konusunu oluşturan evrak, Arapça “varak” kelimesinin çokluk
hali olup, sözlükte, terim olarak “kâğıt veya kitap yaprağı, yazılmış kâğıt”
anlamına gelir[2].
Hukuk terminolojisinde ise, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere,
“olayları nakleden veya irade beyanlarını içeren ve bir kimse tarafından oluşturulan
her türlü yazılı belge” olarak tanımlanmaktadır[3].
Yine Arapça bir
kelime olan sahtekârlık ise; sözlükte, taklitçilik, sahte şey yapma, kalpazanlık
manasına gelir[4].
Ceza hukuku ıstılahında ise kavram, gerçeğin “hileli şekilde değiştirilmesi”
şeklinde, tanımlanmaktadır[5].
Romalı hukukçu Paulus; gerçekte olmayıp da gerçek olduğu iddia edilen her şey
sahtedir (Falsum est quidquid in verirate non est, sed pro vero adseveratur) demiştir[6].
Genellikle
sahtekârlık, gerçeğin herhangi bir şekilde değiştirilmesini, tahrifini ifade
eder. Sahtekârlık geniş anlamıyla, ceza kanunu tarafından cezalandırılan bütün
yalan şekillerini kapsamına alır. Bu sebeple eski yazarlar, sahtekârlığı sözde,
yazıda ve fiilde olmak üzere üçe ayırmışlardır[7]. Bazı
şekil ve alametlerde yapılan hileler, bunları olduklarından başka bir surette
göstermeğe yönelmiş hareketler dar veya cezai anlamda sahtekârlığı oluşturur.
Bu şekil ve alametlerin başında paralar gelir. Medeniyetler ilerledikçe bazı
mühür ve damgalara, resmi memurların görevleri sebebiyle düzenledikleri evraka,
nihayet özel şahısların rıza beyanlarını yansıtan yazılara güvenilmiş, bu
güvenin ihlal edilmesi suç sayılmıştır[8].
İnceleme konusu
fiil, doktrin ve uygulamamızda genellikle “memur tarafından işlenen resmi
evrakın aslında sahtekârlık suçu” olarak isimlendirilmektedir[9].
Bununla birlikte cürmü, “resmi evrakta maddi sahtecilik[10]”,
“resmi belgenin veya buna denk sayılan yazının aslında sahtecilik[11]”,
“görevli-yetkili memurun resmi belgenin aslında sahteciliği[12]”,
“evrakın aslında sahtekârlık suçu[13]”
olarak isimlendiren yazarlar da bulunmaktadır.
II- TARİHİ
GELİŞİM
Roma
hukukunda sahtekârlık suçları ile ilgili özel düzenleme yapılmamış, bunlar,
genelde yalan tanıklık ve vasiyetnamelerde sahtekârlık fiilleriyle aynı başlık
altında, “falsum” kavramıyla ifade edilmiştir[14].
Bu dönemde, “stellionatus” adı altında yeni bir suç şekli ortaya çıkmış,
bununla falsum arasındaki ayrım belirsiz olduğundan bu yeni suç, bütün hileli
cürümleri ifade eden bir anlam kazanmıştır[15].
Roma hukukunda vasiyetnamelerde yapılan sahtekârlık ilk cezalandırılan fiil
olmuştur[16].
Kilise
hukukunda Papalığa ait mektup veya vesikalarda yapılan sahtekârlıklarla ilgili
düzenlemeler mevcuttu. Böyle bir belgenin sahteliğinin farkına vardığı tarihten
itibaren yirmi gün içinde bunu yok etmeyen kimse, Papa tarafından aforoz
edilir, aynı fiil bir rahip tarafından işlenirse, fail ruhani görevleri
yapmaktan ve ruhban sınıfına mahsus imtiyaz ve dokunulmazlıklardan yasaklanırdı[17].
Ortaçağ
Avrupası’nda sahtekârlık şiddetli şekilde cezalandırılmıştır. Kral Rotari
Emirnamesinde sahtekârlık suçunu işleyen kimse için el kesme cezası
öngörülmüştü[18].
Evrakta
sahtekârlık, Carolina’nın 112 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; sahte
imza, mektup, sözleşme, borç senedi veya defter tanzim edenler hakkında
sahtekârlık fiilini işleme derecesine ve meydana getirilmiş olan zarara göre
cismani cezalar veya ölüm cezası verilirdi[19].
Fransa’da
1680 yılında “Sahtekârlık Fermanı” çıkarılmıştır. Buradaki düzenlemede, sivil
kişiler veya görevleri dışında memurlar tarafından işlenen sahtekârlık
fiillerinin, hâkimin takdirine göre cezalandırılması öngörülmüştü. Bu kimseler
hakkında ölüm cezası verilmesi de mümkündü. Buna karşılık memurlar tarafından
görevleri sırasında işlenen sahtekârlıkların cezası daha hafifti[20].
İslam
hukukunda resmi evrakta sahtekârlık taziren cezalandırılmıştır.
TCK.nun
339 uncu maddesi, 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanununun 275 inci maddesinden
iktibas edilmiş olup, günümüze kadar herhangi bir değişikliğe uğramamıştır.
1- Evrak
(Varaka) Kavramı
TCK.nun 339 uncu maddesinde de
belirtildiği üzere memur tarafından işlenen resmi evrakta sahtekarlık suçunun
oluşabilmesi için sahtekarlığın varaka[21]
üzerinde yapılmış olması gerekir. Bu sebeple diğer hususlara geçmeden önce
varaka kavramı üzerinde durulması yararlı olacaktır.
Varaka TCK.da tanımlanmamıştır.
Yargıtay varakayı, “hukuki bir hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına; bir
olayın kanıtlanmasına yarayan yazılar” olarak tarif etmiştir[22].
Varakadan söz edilebilmesi için yazılı, düzenleyicisi
belli ve bir içeriği bulunan belge akla gelmelidir[23].
Aşağıda bu hususlar üzerinde durulacaktır.
A- Yazılı Olma
Yazı, “irade beyanı veya
açıklamasının, bunu tespite elverişli araç ve harflerle ifade olunması”dır.
Harflerin herhangi bir araçla tespiti yeterli olup araç ve kullanılan dilin
önemi bulunmamaktadır[24].
Yazı kalemle veyahut bilgisayar, daktilo vb. çeşitli makinelerle yazılabilir[25]. Bu
çeşit makinelerle yazılmış olan bir yazının varaka olarak kabul edilebilmesi bu
tür yazının kullanımının kanunen yasaklanmamış olmasına bağlıdır. Örneğin,
Medeni Kanuna göre el yazısı vasiyetname baştan aşağı ölenin el yazısı ile
yazılmadıkça geçerli olmaz[26]. Borçlar
Kanununun 12 .maddesinde “Kanunen tahriri
olması lazım olan bir akdin tadili dahi tahriri olmak lazımdır. Şu kadar ki bu
akdi nakz ve tadil etmeyen mütemmim ve fer’i şartlar bu hükümden müstesnadır”
denilmektedir.
Yazının, kalıcı bir vasıta ile
meydana getirilmiş olmasına gerek yoktur. Silinebilmesi, onun yazı olma
niteliğine zarar vermez. İnceleme konusu suç açısından önemli olan yazının
belirli bir süre kalıcı olmasıdır[27].
Yazının okunma şekli önemli değildir. Gözle okunabilenlerin yanında görme engellilerin
kullandığı kabartma harflere dokunularak okunan yazılar da bu kapsamdadır[28].
Yazının menkul madde üzerine
yazılmış olmasının gerekli olup olmadığı hususu doktrinde tartışmalıdır. Baskın
görüş yazının taşınır bir eşya üzerine yazılması gerektiği yönündedir[29].
B- Düzenleyicisinin Belli Olması
Varakanın düzenleyicisinin belirlenebilir olması
gerekir[30]. Yazının
kim tarafından meydana getirildiği metinden anlaşılmalıdır[31]. Varakayı
düzenleyen kimse ile varakada düzenleyen olarak görülen kişi farklı olabilir.
Burada önemli olan varakanın adına düzenlendiği kişinin anlaşılabilir olmasıdır[32].
Varakayı kimin düzenlediği ya
imzadan ya da yazının muhtevasından tespit edilebilir. Yazının özelliği
sebebiyle imzalanmasına gerek duyulmayan hallerde imzalanmayan yazılar da
varaka olarak değerlendirilecektir. Sigaraların üzerine yapıştırılan Tekel
bandrolleri, tiyatro ve eşya piyangosu biletleri bu kabildendir[33].
İmzanın gerekli olduğu
durumlarda, varakanın bir bölümünü imza oluşturacaktır[34].
İmza kural olarak el ile atılır[35].
İstisnai durumlarda başka bir araçla atılması da mümkündür. Böyle hallerde özel
bir düzenleme bulunmalıdır[36]. Ancak
yazının geçerli olabilmesi için imza taşıması gerekli ise imzasız yazı varaka
sayılmaz ve sahtekarlık suçuna konu teşkil etmez[37].
Fail, varakayı aslında mevcut olmayan bir
kimse adına da düzenleyebilir. Bu durumda da yine düzenleyenin kim olduğu
anlaşılabiliyorsa yazı varaka niteliğini kazanmış demektir. Yargıtay 6.CD. bir
kararında; “sanığın kendisini alacaklı, hayali bir kimseyi borçlu göstermek suretiyle
bono düzenlediği ve suç sübuta erdiği..” tarzındaki ifadesiyle bu hususu vurgulamıştır[38].
C- İçeriğinin Bulunması
Varakanın içeriği olmalıdır. Bu içerik, bir olayın
nakli veya bir irade beyanı şeklinde olabilir[39].
Açığa atılan imzanın kötüye kullanılması durumunda ortada mevcut bir içerik bulunmadığından
evrakta sahtekarlık değil 509. maddede düzenlenen “açığa atılan imzanın kötüye
kullanılması suçu” oluşur[40].
Sahtekârlığın
cezalandırılabilmesi için varaka içeriğinin hukuken önem taşıması, hukuki sonuçlar
doğuracak nitelikte olması gerekmektedir[41].
6.CD.nin bir kararında “özel belge niteliğinde kabul edilen senedin 5.2.1983
olan vade tarihinin 25.3.1983 olarak değiştirilmesinden ibaret olan eylemin
sonuç doğurucu hukuksal bir değer taşımadığı gözetilmeden karar tesisi”nin
bozmayı gerektirdiği belirtilmiştir[42].
Evrak içeriğinin önem taşıyıp taşımadığı genel hukuk kurallarına, kullanıldığı
hukuki ilişkinin özelliklerine göre tespit edilir[43].
İçeriğin herkes ya da belirli
bir grup tarafından anlaşılabilmesi lazımdır. Yazı, yalnızca yazarı tarafından
anlaşılabiliyorsa ya da tüm tekniklerin kullanılmasına rağmen anlamı çözülemiyorsa
varaka niteliği kazanmaz[44].
2- Evrak (Varaka) Çeşitleri
TCK.nun “Evrakta Sahtekarlık
Suçları” adlı üçüncü faslında üç çeşit evraktan bahsedilmektedir. Bunlar; resmi
(TCK. m.339, 342), resmi varakaya benzetilen (TCK m.349/2) ve özel (TCK m.345)
evraktır.
A- Resmi Evrak
TCK, resmi varakayı
tanımlamamış, bunu doktrin ve mahkeme içtihatlarına bırakmıştır. Resmi varaka
genel olarak; “bir memur tarafından, memuriyet görev ve fonksiyonu sebebiyle ve
kanunun öngördüğü usul ve esaslara uygun olarak düzenlenen yazı” olarak tarif
edilebilir[45].
Bu tariften anlaşılacağı üzere resmi evraktan söz edilebilmesi için memur
tarafından düzenlenmesi, varaka ile onu düzenleyen memurun görevi arasında
illiyet bağı bulunması gerekir. Aşağıda bu hususlar üzerinde durulacaktır.
a-
Memur Tarafından Düzenlenme
Resmi evraktan söz edebilmek için, varakanın
bir memur tarafından yapılan görev icabı tanzim edilmesi gerekir[46].
Nitelikleri itibariyle kısmen memur, kısmen özel kişi tarafından düzenlenen
evrakta memurun tanzim ettiği bölüm resmi varaka sayılırken, özel kişiye ait
olan kısım, özel evrak vasfını korur[47].
Yargıtay 6.CD, 17.9.1986 t. ve 4709/9213 s.lı kararında; “... resmi reçetelerin
arkalarındaki ilaç teslimine ait hasta imzalarının sahte bulunduğu ve bu durumuyla
belgelerin özel kesimlerinde sahtecilik suçlarının işlendiği gözetilmeden özel
belgede sahtecilik yerine resmi belgede sahtecilik suçundan karar” verilmesini
yasaya aykırı bulmuştur[48].
Kamu hukukuna ilişkin olan resmi evrak, zorunlu
esas ve şekil şartlarını taşımalıdır[49].
Resmi evrak, imza, tarih ve sayı ihtiva etmelidir. “Resmi yazışmalarda tarih
yanında bir de numara bulunması zorunlu olmasına göre... belgenin bu hali ile
iğfal kabiliyetini taşıyıp taşımadığı hususunun araştırılması gerekir”[50].
b- Varaka ile Onu Düzenleyen Memurun Görevi
Arasında İlliyet Bağı Bulunması
Varakanın tanzimi, memurun görevinden
kaynaklanmalıdır[51].
Aksi halde uygulanacak hüküm, özel kişinin resmi evrakta sahtekarlığını
yaptırıma bağlayan TCK.nun 342 nci maddesidir[52].
Failin başka bir memurun görevine giren varakayı, memurluk sıfatından
yararlanmak suretiyle sahte olarak düzenlemesi halinde de durum aynıdır[53].
Kuruluş kanunlarında, suç
işleyen personelinin memur gibi cezalandırılacağına dair hüküm bulunan[54]
müesseselere ait evrakın resmi belge sayılıp sayılmayacağı doktrinde tartışılmıştır.
Düşüncemize göre konuya ilişkin açıkça hüküm bulunmayan hallerde, sadece suç
işleyen personelin memur gibi cezalandırılacağına dair hüküm, o kuruluşta
tanzim edilen belgelere resmi nitelik vermez. Çünkü bu yöndeki hükümler faillerin
memur gibi cezalandırılmasına ilişkin olup o kurumca düzenlenen belgelerin
niteliğini değiştirme amacı taşımaz. Ancak bu konuda Yargıtay içtihatlarında
istikrar yoktur. Yüksek Mahkeme 01.05.1984 tarihinde vermiş olduğu bir kararında,
kanununda kendisine ait malların devlet malı sayılacağına ve bu mal aleyhine
suç işleyen kuruluş mensuplarının devlet memuru gibi cezalandırılacağına
ilişkin özel bir hüküm bulunmasının aynı kuruluşa ait evrakın resmi evrak sayılmasına
yeterli olmadığını belirtmiştir[55].
Başka bir kararında ise kuruluş kanunlarında bu yönde hüküm bulunan kurumlara
ait belgeler, istisnasız olarak resmi evrak sayılmıştır. Kararda; “2834 sayılı
Kanunun 11. ve 3202 sayılı Kanunun (mülga Ziraat Bankası Kanunu) 54.maddeleri
sahte olarak düzenlenen kredi borç senetlerinin resmi evrak sayılacağını amir
bulunmasına göre, TCK’nun 342/1.maddesi yerine 345.maddesiyle hüküm kurulması,
aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır “ denilmektedir[56].
Evrak yabancı ülkede düzenlenmiş
olsa bile Türkiye’de resmi evrak kabul edilebilir. “Roma yüksek mimarlık
okulundan mezun olduğuna dair sahte diplomayı memleketimizde kullanan ... nin
işlediği fiil ... resmi evrakta sahtecilik suçunu teşkil eder” [57].
Resmi evrakın
aslı ile suretlerinin ispat gücünün farklı olması sebebiyle kanunkoyucu bunlar
arasında ayırım yapmıştır. Resmi evrakın aslı, memur tarafından hazırlanan ilk
nüshadır. Bu evrakın suretlerinin görevli memur tarafından imzalanması halinde,
bunlar da resmi evrakın aslı niteliğini kazanır[58].
Yargıtay kararlarında üzerinde aslına uygun olduğuna dair şerh bulunan
fotokopilerin resmi evrak olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir[59].
TCK.nun 339. maddesinin 2.
fıkrasında; “Evrakın musaddak suretleri
kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği takdirde, mezkur
suretler hakkında asıl gibi muamele olunur” denilmektedir. Fıkrada sözü
edilen belgeler, resmi evrakın yetkili ve görevli bir memur tarafından düzenlenen
ve aslına uygunluğu yine bu nitelikteki memur tarafından onaylanan suretleridir[60].
Onaylama, suretin üzerinde aslına uygun olduğunu gösteren bir yazının bulunmasıdır.
Surette yapılan
sahtekârlık, asıl üzerinde işlenmiş sayıldığından[61] asıl
yerine geçen suret üzerinde işlenen fiiller, evrakın aslına karşı işlenmiş gibi
cezalandırılır. Bu özelliği taşımayan suretlerdeki sahtecilik fiili ise,
341inci maddede (Memur Tarafından İşlenen Resmi Evrakın Suretinde Sahtekarlık
Suçu) yaptırım altına alınmıştır.
B- Özel Evrak
Resmi evrakın hususiyetlerini taşımayan
her türlü yazılı belge özel evrak sayılır. Memurun görevi veya yetkisi dışında
düzenlediği evrak da, özel evrak olarak kabul edilmektedir[62].
C- Resmi Evraka Benzetilen Evrak
TCK.nun 349 uncu maddesinin 2
inci fıkrasında; “Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen kambiyo
senetleri, emtiayı temsil eden evrak yahut ortaklık veya alacaklılık sağlayarak
belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller ve hazine bonoları
gibi kıymetler ile bunlar dışında kalan kıymetli evrak ve mali değerleri temsil
eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrak resmi varaka
hükmündedir” denilmektedir.
Görüldüğü üzere bu hüküm ile
özel evrak niteliğinde olan bazı belgeler resmi evrak statüsüne sokulmuştur.
Maddede sayılan bu varakaların resmi evrak hükmünde sayılabilmesi için, kanunda
öngörülen tüm şartların yerine getirilmiş olması gerekir[63]. Söz
konusu varakalar, resmi evraka yalnızca ceza hukuku bakımından değil, tüm
yönleri itibarıyla benzetilmiştir. Maddede sayılan belgeler üzerindeki
sahteciliğin cezalandırılabilmesi için sahte olarak düzenlenmeleri yeterlidir,
varakanın ayrıca kullanılması şart değildir. Bu varakalar üzerindeki
sahtecilik, memur olmayan kişinin resmi evrakta sahteciliği (TCK. m. 342)
kapsamında cezalandırılır[64].
IV- BENZER
SUÇLARLA MUKAYESE
TCK.nun
6 ıncı babının, “Evrakta Sahtekarlık” adlı 3 üncü faslında memur tarafından işlenen
resmi evrakın aslında sahtekarlık suçuyla benzerlik arz eden başka suçlar da
bulunmaktadır. “Fikri sahtekârlık” (m.340), “memur olmayan kimse tarafından
işlenen resmi evrakta sahtekârlık (m.342), “özel evrakta sahtekârlık” ve
“gerçek varakayı, yok etmek, bozmak” (m. 348) suçları bunların en önemlileridir.
Aşağıda bu suçlarla ilgili açıklamalar yapılacaktır.
1- Fikri
Sahtekârlık Suçu (TCK. m. 340)
Fikri
sahtekarlık suçunu düzenleyen TCK.nun 340 ıncı maddesinde; “Bir memur memuriyetini icra halinde bir varaka tanzim veya tahrir ederken
hakikate muvafık olmayan keyfiyet ve ifadeleri sahih ve huzurunda cereyan etmiş
gibi gösterir yahut zaptına memur olduğu ifadeleri zaptetmez yahut bu ifadeleri
değiştirir ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği
takdirde bâlâdaki maddede yazılı olan cezalarla cezalandırılır”
denilmektedir.
Görüldüğü gibi Kanun, memur
tarafından işlenen resmi evrakta sahtekarlık suçlarında “maddi - fikri”
sahtekarlık ayrımı yapmıştır. Fikri sahtekârlığa “içerik sahtekârlığı” da
denilmektedir.
Doktrinde bazı yazarlar maddi -
fikri sahtekârlık ayrımına ihtiyaç duyarken[65], bir
kısım yazarlar bu ayrımın gereksiz olduğunu ileri sürmektedir[66].
Ayrımı gerekli gören yazarlar,
bu iki sahtekârlık arasındaki farkı tam olarak ortaya koyabilmek için sahte deyiminin
iki anlamı yani “sahih olmayan” ve “gerçek (doğru) olmayan” ibareleri arasındaki
farka işaret ederler[67]. Buna
göre evrakın sahih olmaması halinde maddi, gerçek (doğru) olmaması halinde ise
fikri sahtekârlık söz konusu olacaktır. Sahih olmama deyiminden varakanın
taklit ve tağyir edilmiş olması anlaşılır. Taklit ve tağyir edilmemiş, bir
başka anlatımla sahih bir varakanın doğru olmayan beyanlar içermesi halinde
fikri sahtekârlıktan bahsedilir[68].
Bazı yazarlara göre ise; maddi -
fikri sahtekârlık ayırımı yapılması gereksizdir[69]. İki
kavram arasında hiçbir fark bulunmadığını belirten yazarlara göre, gerek maddi,
gerekse fikri sahtekârlıkta varaka sahte konuma daha düzenleme aşamasında
düşmektedir. Yani başlangıçtan itibaren sahtedir. Her iki halde de varakanın içeriği
sahte olup, sahtelik dış görünüş itibariyle fark edilemez[70].
Maddi ve fikri olarak isimlendirilen sahtekârlık türleri arasındaki tek fark
maddi sahtekârlıkta önceden ortada gerçek bir varakanın bulunmasıdır. Böyle bir
fark ise, sahtekârlık suçları bakımından maddi – fikri sahtekârlık ayrımı
yapılmasını gerektirecek önemde değildir[71].
Kanaatimize göre de Kanunun
maddi - fikri sahtekârlık ayrımı gereksizdir. Fikri sahtekârlık, maddi
sahtekârlık hükümleri çerçevesinde yaptırıma bağlanmıştır. Ayırım
kaldırıldığında suçun oluşması bakımından sahtekârlık yapılması yeterli olacak,
somut olayda fikri sahtekârlık mı yoksa maddi sahtekârlık mı olduğunun araştırılmasına
ihtiyaç kalmayacaktır. Ayrıca ifade edelim ki, TCK.nun mevcut düzenlemesine
göre, özel evrakta fikri sahtekarlık ya da memur olmayan kişi tarafından işlenen
resmi evrakta fikri sahtekarlık suçları cezalandırılamamaktadır. Zira TCK.,
fikri sahtekârlığı m.339’a mahsus addedip memur olmayan kişi tarafından işlenen
resmi evrakta veya özel evrakta fikri sahtekarlık fiillerini cezasız bırakmıştır[72].
Böyle bir düzenlemenin mantiki olmadığı açıktır. Bazı yazarlar, bu durumda
TCK.nun 343 üncü maddesinde düzenlenen “yalan beyanda bulunma suçu”nun uygulanması
gerektiğini belirtir[73].
2- Memur
Olamayan Kişiler Tarafından İşlenen Resmi Evrakta Sahtekarlık Suçu (TCK m. 342)
TCK.nun
342 inci maddesinde; “Bir kimse resmen
memur olmadığı halde 339 uncu maddede gösterilen suretlerle resmi bir varakada
sahtekarlık yaparsa iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Eğer vesika kanunen sahteliği isbat olunmadıkça
muteber olan resmi evrak kabilinden ise dört seneden on seneye kadar ağır hapis
cezası hükmolunur.
Ve eğer sahtekarlık aslın vücudunu farzederek yahut
sahih olan aslına mugayir surette yazarak veyahut sahih bir sureti tahrif
eyliyerek resmi bir varakanın sureti üzerinde işlenmişse bir seneden üç seneye
kadar ağır hapse mahkum olur.
Eğer mezkur varaka kanunen sahteliği ispat
olunmadıkça muteber addolunan evrak kabilinden ise verilecek ceza iki seneden
beş seneye kadar ağır hapistir”
denilmektedir.
Suçun
faili, resmi evrakı düzenlemekle görevli memur dışında herkes olabilir. Bu
itibarla görevi dışında hareket eden bir memur da TCK.nun 342 inci maddesinde
yer alan suçun faili olabilir[74].
“Uyuşmazlık
konusu olayda, Kırşehir Çıraklık Eğitim Merkezinde memur olarak çalışan sanığın
suça konu bordrolar, faturalar ve malzeme alımına ilişkin belgeleri sahte
olarak düzenlediği ve bu belgelerin resmi belge niteliğinde bulundukları
sabittir. Esasen bu konuda herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Ancak Çıraklık
Eğitim Merkezi Müdürlüğünün 27.02.1992 günlü yazısına göre; Merkezde daktilo ve
ambar memurluğu yanında mutemet olarak da görev yapan sanığın, suça konu
belgeleri düzenlemeye yetkili ve görevli olmadığı bildirildiğinden, düzenlenen
sahte belgeler ile sanığın görevi arasında illiyet bağı bulunmadığından, eylemi
TCY.nın 342 inci maddesine uyan suçu oluşturur”[75].
Suçun
maddi unsuru, TCK.nun 339 uncu maddesinde düzenlenen “memur tarafından işlenen
resmi evrakın aslında sahtekarlık” ile aynıdır[76].
Memur
olmayan kişiler tarafından işlenen özel evrakta sahtekârlık suçunun manevi unsuru
kast olup, fail fiilinden bir zarar doğabileceğini bilmeli ve bunu istemelidir[77].
3-
Özel Evrakta Sahtekârlık Suçu (TCK m. 345)
Özel evrakta sahtekarlık cürmü,
TCK.nun 345 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddede; “Bir kimse tamamen veya kısmen sahte olarak hususi evrak ve senedat
tanzim eder yahut sahih olarak tanzim olunmuş bir varaka veya senedin
yazılarını tağyir eylerse bundan umumi veya hususi bir mazarrat tevellüt
edebildiği ve böyle sahte ve muharref bir varaka veya senedi fail yahut bilerek
başkası kullandığı takdirde bir seneden üç seneye kadar hapis cezasına mahkum
olur” denmektedir.
Suçun faili sivil bir kimse
olabileceği gibi memur da olabilir.
Genel evrak kavramına girmekle
beraber, resmi evraktan sayılmayan bütün yazılar, özel evrak niteliğindedir. Bu
sebeple özel evrak deyimi daha çok olumsuz bir kavramdır[78].
Özel evrakta sahtekârlık suçu
tamamen veya kısmen sahte bir varaka düzenleyerek yahut sahih bir varakayı
tağyir etmek suretiyle işlenebilir. Suçun oluşması için ayrıca sahte varakanın
fail veya üçüncü bir kişi tarafından bilerek kullanılması gerekir[79].
Kullanmadan anlaşılan hukuki anlamda kullanmadır. Bu kullanma neticesinde
hukuki bir sonuç doğmalıdır. Örneğin, onaysız bir fotokopinin sunulması ve ona
dayanarak bir işlem yapılmasının istenmesi hukuki sonuç doğurmuyorsa, kullanma
sayılmaz. Buna karşılık sahte olarak tanzim edilen adi belgeye dayanarak icra
takibi yapmak veya sahte oluşturulan teminat mektubu ile ihaleye girme kullanma
sayılır. “Sanığın kendisini alacaklı, müştekiyi borçlu gösteren tanzim tarihi
bulunmadığından özel belge niteliğindeki 395 milyon liralık senedi ödemesi için
elden müştekiye götürüp, fotokopisini vermekten ibaret eyleminde, hukuki sonuç
doğuracak bir kullanma olmaması nedeniyle, unsurları oluşmadığı halde atılı
suçtan beraati yerine yazılı şekilde hükümlülük kararı verilmesi” hukuka aykırıdır[80].
4- Evrakı Yok
Etmek veya Bozmak Suçu (TCK. m. 348)
TCK.nun
348 inci maddesinde; “Bir kimse tamamen
veya kısmen bir varakanın aslını yahut aslın ziyaı takdirinde kanunen makamına
kaim olan suretini ortadan kaldırır veyahut bozar ve bundan umumi veya hususi
bir zarar neşet ederse 339, 342, 343, 344 ve 345 inci maddelerde bildirilen
farklara göre mezkur maddelerde yazılı cezalarla cezalandırılır” denilmektedir.
Evrakı
yok etmek sahtekârlık sayılmamakla birlikte resmi veya özel bir varakayı
ortadan kaldırmak veya bozmak suretiyle var olan bir delilin yok edilmesi ile
kamu ispatlayıcı bir vasıtadan yoksun kalmaktadır[81].
Bu nedenle cürme, ammenin itimadı aleyhine suçlar arasında yer verilmiştir.
Suçun
faili herkes olabilir.
Bu
suçun ihdasıyla resmi veya özel evrakın asılları ile aslın bulunmaması halinde
yerine geçen suretlerin korunması amaçlanmıştır[82].
Suçun
maddi unsuru, 348 inci maddede belirtilen evrakı kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak
veya bozmaktan ibarettir[83].
Suçun manevi unsuru kasttır, fail fiilinden
umumi veya hususi bir zarar doğabileceğini bilmeli ve bunu istemelidir[84].
Evrakı yok etmek veya bozmak suçu inceleme
konumuz olan suçtan faili ve maddi unsuru bakımından farklılık gösterir.
V-SUÇUN FAİLİ,
MAĞDURU VE SUÇLA KORUNAN HUKUKİ MENFAAT
1-Suçun Fail ve
Mağduru
Bu
suçun faili memurdur[85].
Ceza Kanunu uygulamasında kimlerin memur olduğu TCK.nun 279 uncu maddesinde
gösterilmiştir. Suçun oluşumu bakımından memurun görevi dahilinde hareket
etmesi gerekir. Memurun görevli ve yetkili olup olmadığı genel idare hukuku
kurallarına göre tespit edilecektir. İşlenen suçla kamunun güveni (ammenin
İtimadı) korunduğu için suçun mağduru kamudur, devlettir.
2-Suçla Korunan
Hukuki Menfaat
Memur tarafından işlenen resmi
evrakın aslında sahtekârlık suçu ile korunmak istenen hukuki yarar konusunda
yazarlar arasında görüş birliği bulunmamaktadır. Bu konuda “kamunun güveninin,
özel mülkiyetin, devlet idaresinin korunduğu” kabul edildiği gibi, suçla
korunan iki ayrı hukuki yararın bulunduğu da ileri sürülmüştür[86].
Doktrinde en çok kabul gören ve
bizim de katıldığımız görüşe göre suçla korunmak istenen hukuki yarar, kamunun
güvenidir[87].
Kamu güveni[88],
“hukuk düzeninin herhangi bir hukuki olayı ispat yeteneğini tanıdığı şeylerle,
doğruluk ve gerçekliğine herkes tarafından güvenilmesini emrettiği dış şekil ve
alametlerin sahtekârlıktan korunmalarını görmek ve bilmekten ibaret genel ve
toplumsal bir hak ve menfaat” olarak tanımlanmaktadır[89].
VI- SUÇUN
UNSURLARI
1- Genel Olarak
Türk Ceza
Kanununda suç kavramının tanımı yapılmamıştır. Ancak doktrinde genellikle kabul
edilen tanıma göre suç; tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu bir fiildir[90]. Bu
tanımdan da anlaşılacağı üzere[91],
suçun dört unsuru bulunmaktadır. Biz de memur tarafından işlenen resmi evrakta
sahtekârlık suçunu; kanuni unsur, maddi unsur, hukuka aykırılık ve manevi
unsurları açısından inceleyeceğiz.
2- Kanuni Unsur
(Tipiklik)
Kanuni unsur; doktrinde tipiklik[92], suç
kalıbı[93]
olarak da isimlendirilmekte olup işlenen fiilin, ceza kanununda yapılmış
bulunan suç tanımına uygun bulunup bulunmadığının tespiti ile ilgilidir[94].
Bazı yazarlar bu unsurun bağımsız bir niteliği olmadığını, suçta kanunilik
ilkesinin tekrarından ibaret olduğunu ileri sürmüşlerse de kanun tarafından
sınırlı ve benzerlerinden ayırt edilebilecek şekilde tespit edilemeyen bir
fiilin suç sayılamayacağını göstermek, bu tarzda belirtilmeyen diğer hukuka
aykırı fiillerle suç sayılan fiiller arasındaki açık farkı vurgulamak bakımından
suçun unsurları arasında buna yer verilmesi gerekmektedir. Şu halde bir fiilin
suç teşkil edebilmesi için öncelikle, dış alemde değişiklik meydana getiren
hareketin, ceza normundaki tarife yani model veya tipe uygun olması
zorunludur. Böyle bir uygunluk gerçekleşmediği zaman suçun kanuni unsurunun
bulunmadığı ve yapılan hareketin suç olarak vasıflandırılmasının imkansız
olduğu söylenir[95].
Eğer işlenmiş olan fiilin kanundaki suç tanımına uygun olduğu tespit edilirse,
kanuni unsurun mevcudiyeti, başka bir deyişle fiilin tipik olduğu kabul
edilir. İnceleme konusu suçta tipiklik açısından aşağıdaki hususlar üzerinde
durulacaktır.
Sahteciliğin sakat olan evrak
üzerinde yapılması halinde ne şekilde hareket edileceği evrakın sahte olması
veya batıl ve feshi kabil olmasına göre değişecektir[96].
Sahte evrak üzerinde mevcut olan
gerçeğe aykırılığı gidermek amacıyla değişiklik yapılması halinde suç oluşmaz.
Çünkü bu düzeltme sonucunda meydana gelen varaka, sahte olmaktan çıkıp gerçek
ve sahih hale gelmiştir[97].
Sahte varaka üzerinde ikinci bir
sahtekârlık yapılması halinde bu ikinci sahtekârlık cezalandırılmayan sonraki fiil
(straflose Nachtat)[98]
sayılacaktır[99].
Ancak fail ilk suçu işledikten sonra, hukuk düzeninde meydana getirdiği zararı
büyütürse, artık ikinci fiilinden de cezalandırılır. Örneğin, keşidecinin sahte
imzasını taşıyan bir poliçenin sahte olarak ciro edilmesi durumunda olduğu gibi[100].
Fail sahih olduğu zannıyla sahte
bir varakada sahtekârlık yaparsa problem mefruz (sözde) suç kurallarına göre
halledilmelidir[101].
Batıl vesikalarda yapılan tahrifat, bunlar hukuken
varaka sayılmadıkları için evrakta sahtekârlık suçu kapsamında değerlendirilmez[102].
Ancak butlan sebebinin varakadan açıkça anlaşılması gerekir[103].
İptal edilene kadar geçerli bir varakada tahrifat yapılması halinde, bu belge
varaka sayıldığından, eylem evrakta sahtekârlık suçunu oluşturur[104].
Bir düşünceye göre; fail, kendi fiilinin dışında bir sebepten yararlandırılmamalı,
suç işlediğine göre, varakanın muteber olmaması yüzünden cezasız bırakılmamalıdır[105].
Bazı
hallerde kişi sahtekârlık yapmadan elde edebileceği bir sonuca ulaşmak
için sahtekârlık yapar. Doktrinde bu durum “yararsız”, “gereksiz” sahtekârlık
olarak isimlendirilmektedir[106]. Bu
varsayımda fiil, hukuki değer taşıyan bir sonuç meydana getirmeye elverişli
olmadığından evrakta sahtekârlık suçu oluşmaz[107].
“Seçmen kütüklerine mükerrer yazılarak oy kullanan şahısları sanığın ihbarcı
olarak kendi adı ile şikayet etmesinin mümkün olduğu halde, kardeşinin adını
kullanarak müracaatta bulunmasının gereksiz bir işlem olduğu, bu durumda
sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm
kurulması bozmayı gerektirmiştir”[108].
Sahtekârlıktan dolayı küçük de
olsa bir yarar elde edilmiş ise, gereksiz sahtekârlıktan söz edilemeyecektir.
Yargıtay bir kararında; “Müştekinin tahsil için sanığa vermiş bulunduğu emre
yazılı senedin sanık tarafından ciro işlemi yapılmadan tahsiline yasal yönden
olanak bulunup bulunmadığı”nın araştırılması gerektiğini belirterek, ciro
yapılmasının şart olmaması halinde sahtekârlık cürmünün oluşmayacağını belirtmiştir[109].
3- Maddi Unsur
A- Genel Olarak
Suç tipinin yer aldığı TCK.nun
339/1 inci maddesinde “Bir memur
memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya
hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler..se ... mahkum olur”
denilmektedir. Görüldüğü üzere suçun maddi unsuru iki şekilde gerçekleşebilir.
Bunlardan birincisi “tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim etmek”, diğeri
ise “gerçek bir varakayı tağyir ve tahrif etmek”tir. Suç seçimlik olan bu
hareketlerden birinin yapılmasıyla tamamlanır. Suçun oluşması için “kullanma”
aranmaz[110].
Bununla birlikte varakayı sahte olarak düzenleyen kişi bunu kullanırsa
kullanmaktan dolayı ayrıca cezalandırılmaz. Buna karşılık sahtekarlık cürmüne
iştirak etmemiş başka bir kişi tarafından sahte olduğu bilinerek varaka
kullanılırsa fail TCK.nun 346 ncı maddesine göre sorumlu olur.
B-Tamamen veya Kısmen Sahte Bir Varaka Tanzim Etmek
a-Tamamen Sahte Bir Varaka Tanzim Etmek (Taklit)
Maddi unsurun bu şekline taklit de denilmektedir. Taklit, varakanın düzenleyeni gözüken kişiden başka bir kimse tarafından yeniden düzenlenmesi demektir[111]. Bu halde sahte olarak oluşturulan evraktan önce ortada gerçek bir belgenin bulunmas