OLAĞANÜSTÜ
HAL VE SIKIYÖNETİM KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERİNİN YARGISAL DENETİMİ MÜMKÜN MÜDÜR?
Seçkin YAVUZDOGAN*
Decrees having the force of law
issued during a state of emergency and martial law were receptioned into our
law system with the 1982 Constitution of Republic of Turkey. Although, the
Article of 148 the 1982 Constitution of Republic of Turkey prohibits judicial
review of above mentioned decrees, Constitutional Court reviews them. In this
study, author discusses whether such review could be done in practice or not.
Giriş
Olağan dönemde çıkarılabilecek
kanun hükmünde kararnameler Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenmiştir. Bu
maddeye göre Bakanlar Kurulu, TBMM.’nin çıkaracağı bir yetki kanununa dayanarak
kanun hükmünde kararname çıkarabilecektir. Ancak, olağan dönem kanun hükmünde
kararnameleri bazı konu sınırlamalarına tabi tutulmuş; temel hak ve ödevlerin,
kişi hak ve ödevlerinin ve siyasi hak ve ödevlerin kanun hükmünde kararnameler
ile düzenlenemeyeceği belirtilmiş, ayrıca yetki kanununda belirtilen amaca,
kapsama, ilkelere, kullanma süresine ve bu süre içerisinde birden fazla kanun
hükmünde kararname çıkarılıp çıkarılamayacağına ilişkin hükümlere de uyulması
gerektiği düzenlenmiştir.
Oysa, olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini düzenleyen Anayasa’nın 121. ve 122.
maddeleri herhangi bir konu sınırlaması getirmemektedir. Anayasa’nın 91.
maddesinin 5. fıkrası olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini
bu maddedeki sınırlamaların dışında tutmuş ve düzenleme alanını genişletmiştir.
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnameleri[1] 1982
Anayasası’nın 121. ve 122. maddelerinde düzenlenmiştir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamesini çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanı başkanlığında
toplanacak Bakanlar Kurulu’na aittir.Cumhurbaşkanının buradaki katılımı işlemin
asli unsurunu oluşturur. Bu nedenle olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnamelerinin çıkarılması esnasında Cumhurbaşkanının da katılması
zorunlu ve gereklidir. Burada, Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu’na başkanlık
etmesi bir anayasa emridir. Cumhurbaşkanının takdir yetkisi yoktur. Anayasa’nın
104. maddesinde belirtilen Cumhurbaşkanının gerekli gördüğünde Bakanlar
Kurulu’na başkanlık etmesi takdiri bir yetkidir, ancak olağanüstü hal ve
sıkıyönetim döneminde Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi
zorunludur.[2]
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamelerini çıkarabilmek için herhangi bir yetki kanununa
ihtiyaç yoktur. Bu yetki doğrudan Anayasa’dan kaynaklanmaktadır. Anayasa’nın
121. maddesinin üçüncü ve 122. maddesinin ikinci fıkrasında olağanüstü hal ve
sıkıyönetim süresince Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar
Kurulu’nun olağanüstü halin ve sıkıyönetimin gerekli kıldığı konularda, kanun
hükmünde kararnameler çıkarabileceği öngörülmektedir.
1982 Anayasası yukarıda sayılan
bağışıklıklarla birlikte olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmüde
kararnamelerini aynı zamanda yargı denetimi dışında da bırakmıştır.1982
Anayasası’nın 148. maddesinin 1. fıkrasına göre “olağanüstü hallerde ve
sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil
ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’nde dava
açılamaz.”
Ancak Anayasa’daki açık hükme
rağmen Anayasa Mahkemesi önüne gelen davaları esastan incelemiş ve olağanüstü
hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini “anayasaya rağmen” iptal
edebilmiştir.
1.
Yürürlükteki Mevzuata Göre Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim Kanun Hükmünde
Kararnamelerinin Yargısal Denetimi
Ülkemizde, Danıştay’ın kanun
hükmünde kararnamenin Anayasaya uygunluğunu inceleme yetkisi bulunmamaktadır.
Zaten, olağan dönem kanun hükmünde kararnameleri için bile Anayasa Mahkemesi’nin
denetimini kabul eden 1982 Anayasası, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnameleri için Danıştay’ın denetimini kabul edemezdi. Danıştay’ın
olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerini “inceleme kabiliyeti bulunmadığı”
gerekçesiyle[3]
reddettiği gözönünde bulundurulursa, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnameleri aleyhine açılan davaları evleviyetle reddedeceği
kuşkusuzdur.
1982 Anayasası’na göre olağan
dönem kanun hükmünde kararnamelerinin siyasi bakımdan denetimi TBMM.
tarafından, yargısal yönden denetimi de Anayasa Mahkemesi tarafından
yapılmaktadır. Anayasa, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini
yargı denetimi dışında tutmuştur. 148. maddenin 1. fıkrasına göre “ olağanüstü
hallerde ve sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde
kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla,
Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamaz” hükmü getirilmiş ve bu tip kanun hükmünde
kararnamelerin yargısal denetim yolu kapatılmıştır. Anayasa’nın 148.
maddesindeki bu düzenleme esas ve şekil açısından iptal davası açılamayacağı
ancak, def’i yoluyla olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamelerininAnayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmesi olanağının saklı
tutulduğu şeklinde yorumlanmıştır.
Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla
anayasa koyucunun asıl iradesi gözönüne alınarak, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamelerinin def’i yoluyla denetimi yolu da kapatılmıştır.
2949 sayılı kanunun 19. maddesine göre, “ olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve
savaş hallerinde Anayasa’nın 121. ve 122. maddeleri gereğince çıkarılan kanun
hükmünde kararnamelere karşı şekil ve esas bakımından iptal davası açılamaz ve
mahkemelerde Anayasa’ya aykırılık iddiası ileri sürülemez” .2949 sayılı Anayasa
Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un[4] yargı yasağını düzenleyen 19. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olduğu ve Anayasa’da düzenlenmeyen bir denetim yasağının
kanunla konduğu için bu kanunun Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilirse de, bu
görüş geçerlik kazanamaz. Çünkü, Anayasa koyucunun asıl isteği, olağanüstü hal
ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin tamamen yargı denetimi dışında
bırakılmasıdır.[5]
Anayasa’da ki durum tamamen bir maddi hatadan ibarettir ve Anayasa koyucu
isteğini Anayasa’ya tam olarak yansıtamamıştır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’de,
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/a maddesinin Olağanüstü Hal Bölge
Valisi’ne tanıdığı yetkinin Anayasa’nın 121. maddesine aykırılığı görüşüyle
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne götüren Diyarbakır İdare Mahkemesi’nin iptal
istemini, başvuran mahkemenin yetkisizliği gerekçesiyle reddetmiştir.[6]
Şunu da belirtelim ki, Anayasa
Mahkemesi’nde dava açmaya yetkili kişi ve makamlar usulüne uygun olarak
düzenlenmiş bir dilekçe ile Anayasa Mahkemesi’ne olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamesinin iptali için başvurabilirler. Bunu Anayasa
sistemimizde engelleyecek bir hüküm yoktur.[7] Ancak böyle bir durum karşısında Anayasa
Mahkemesi’nin nasıl hareket etmesi gerektiği 2949 sayılı kanunun 45. maddesinde
düzenlenmiştir. Buna göre; iptal istemini içeren dilekçe, Anayasa Mahkemesi’nin
görev ve yetkisine girmeyen bir konuda ise reddolunur. Yine, Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesine göre ise, bir dilekçenin Anayasa Mahkemesi’nin
görevine girip girmediği ilk incelemede raportörler tarafından incelenir ve
başkanlığa bildirilir.
1982 Anayasası’nın olağanüstü hal
ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri hakkında Anayasa Mahkemesi’nin
denetimini kapayan 148. madde hükmü doktrinde şiddetle eleştirilmiştir.
Bir görüşe göre, “bu hüküm
olağanüstü hal rejimlerinin, idarenin takdiri yetkilerinin genişlemesine ve
hürriyetlerin normal zamanlara oranla daha aşırı ölçülerde sınırlandırılmasına
rağmen, gene de bir hukuk rejimi olması gerektiği yolundaki yerleşmiş kamu hukuku
ilkesine aykırı düşmektedir. Üstelik, yargısal denetim yokluğu, Anayasa’nın 15.
maddesi ile sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde bile vatandaşlara tanınmış olan
“mahfuz alan”ı fiilen etkisiz kılabilir.”[8] “Böylece
yargı denetimine en çok gereksinme duyulabilecek olası bir sırada yargı
denetimi büsbütün kaldırılmaktadır. Bu durumda olağanüstü, yasa hükmünde kararname
yolu yönetime müthiş bir kolaylık sağlamaktadır ama, yargı denetimine hiç
girmeyen bir kolaylıktır bu: haklar ve özgürlükler için en ciddi tehlikeyi
oluşturan , Anayasa’nın koruyuculuğunu ortadan kaldıran bir kolaylık.”[9]
Bir başka görüşe göre de, “MGK
yasalarından sonra denetlenemez normların insan hakları ve hak arama özgürlüğü
açısından ikinci büyük paketi olağanüstü dönemlerde çıkartılan kanun hükmünde
kararnamelerdir...Olağanüstü dönemlerde yargı denetimine getirilen bu önemli
istisna başka kaçamakları da besleyip özendirmektedir...Anayasa’ya sokulan
“denetimsizlik bölgesi”nin nasıl yayılmaya elverişli bir tehlike oluşturduğunu,
anayasal-siyasal sistemin yeni yasak ve denetimsizlikler üretebilme yeteneğini
de ortaya koymaktadır.”[10]
Tüm bu eleştirilere rağmen ortada
bulunan gerçek, Anayasa’nın olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnameleri için yargı denetimi yolunu kapattığı gerçeğidir.
2.
Yürürlükteki Mevzuata Rağmen Yargısal Denetim Yasağının Aşılması
Kamuoyunda ve basında
sürgün-sansür kararnameleri olarak nitelendirilen 424 ve 425 sayılı kanun
hükmünde kararnamelerin iptali için Sosyal Demokrat Halkçı Parti tarafından
Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Anılan kararnamelerin Anayasa’nın
2,5,6,7,13,15,23,28,29,38,91,103,104,120,121 ve 148. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi 5’e karşı 6 oyla bu kanun hükmünde kararnameleri
inceleyebileceğine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi bu kanun
hükmünde kararnameleri esastan incelemeye başlayacağı sırada hükümet 424 sayılı
kanun hükmünde kararnameyi yürürlükten kaldırarak, onun yerine 430 sayılı kararnameyi
yürürlüğe koymuştur.[11]
Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi, 424 sayılı kanun hükmünde kararname ile ilgili
iptal davasında “davanın konusu kalmadığından incelenmesine yer olmadığına”
karar vermiştir.[12]
425 sayılı kanun hükmünde
kararnamenin ilk üç maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Bakanlar Kurulu’na grev ve lokavt kararlarını erteleme yetkisi veren 1. madde;
İçişleri Bakanı’na, Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne tanınan yetkilerin kullanılması
ve ilgili idari işlemlere karşı açılacak davalarda yürütmenin durdurulması
kararı verilemeyeceğini öngören ikinci madde ve Olağanüstü Hal Kanunu’nun verdiği
yetkilerin kullanılmasından dolayı tazminat davalarının idari yargıda
açılacağını, idarenin kamu görevlisine rücu edebilmesi için kusurun çok açık ve
ağır olması ve rücu davasının ancak İçişleri Bakanı’nın uygun görüşü alındıktan
sonra açılabileceğini düzenleyen üçüncü maddesi iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi
bu hükümlerin Olağanüstü Hal Kanunu’nu değiştirdiklerini oysa olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri ile kanunun değiştirilemeyeceğini ifade
etmiştir. Bu nedenle de bu hükümleri Anayasa’nın 121. ve 148. maddelerinde
düzenlenen ve şekil ve esas bakımından Anayasa Mahkemesi’ne dava açılamayan
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi hükmü niteliğinde görmemiş, Anayasa’ya
aykırı olduklarından iptallerine karar vermiştir. Bunların dışında kalan ve
iptali istenen diğer hükümler olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde
görülerek iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi 1.
maddenin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde olmadığını
vurgularken bu maddenin Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen olağan dönem
kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde sayılabileceğini belirtmiş ancak böyle
bir durumda da yetki yasasına dayanmadığı için Anayasa’ya aykırı olacağını
belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre “ Olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesi kuralı niteliğinde olmayan 1. madde , 1982 Anayasası’nın 91.
maddesi kapsamına giren kanun hükmünde kararname kuralı niteliğinde sayılabilir.
Ancak bu durumda da bu hüküm bir yetki yasasına dayanmadığından Anayasa’nın 91.
maddesine aykırılık oluşturur. Her ne kadar Olağanüstü Hal Yasası’nın 4.
maddesinde kanun hükmünde kararnameden söz edilmekte ise de, bu madde
olağanüstü hallerde çıkartılabilecek kanun hükmünde kararnamelere ilişkindir.
Oysa 91. maddeye göre çıkartılabilecek kanun hükmünde kararnamelerin, amacını,
kapsamını, ilkelerini ve kullanma süresini gösteren yetki yasasına dayanması
zorunludur. 1982 Anayasası’nın 91. maddesi kapsamına giren kanun hükmünde
kararname kuralı niteliğinde görülen 1. madde bir yetki yasasına
dayanmadığından Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır, iptali gerekir....”[13]
430 sayılı kanun hükmünde
kararname ile ilgili iptal davasını, ana muhalefet partisi sıfatıyla Sosyal
Demokrat Halkçı Pati Meclis Grubu açmıştır. Kanun hükmünde kararnamenin hemen
hemen tüm maddelerinin Anayasa’nın 2,5,6,7,10,38,91,120 ve 121. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi 430 sayılı kanun hükmünde
kararnameyi esastan incelerken özetle şu gerekçeleri ileri sürmüştür; Anayasa
Mahkemesi Anayasa’ya uygunluk denetimi için önüne getirilen düzenleyici işlemin
hukuksal nitelemesini yapmak zorundadır, Anayasa Mahkemesi önüne getirilen
metne verilen adla kendisini bağlı sayamaz. Bu nedenle olağanüstü hal kanun
hükmünde kararnamesi adı altında yapılan düzenlemenin gerçekten bir olağanüstü
hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde olup olmadığını incelemek ve bu
nitelikte olmayan düzenlemeler için Anayasa’ya uygunluk denetimi yapmak
zorundadır. Olağanüstü hal yurdun bir bölgesinde ilan edilmişse, olağanüstü hal
kanun hükmünde kararnameleri ile yapılan düzenlemelerin bu bölge dışına
taşmaması gerekir. Bu koşulu taşımayan kararnameler olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesi olarak kabul edilemez. Bunlar olağan dönem kanun hükmünde
kararnamesi sayılabilir ancak bu durumda da yetki yasasına dayanmadığından
iptali gerekir. Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, olağanüstü hal
ilan edilen yerlerde ve olağanüstü hal süresince uygulanacak olmaları nedeniyle
yasalarda değişiklik yapamazlar. Olağanüstü hal bölgesi dışında uygulanacak
kurallar bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi kuralı değildirler.[14]
430 sayılı kanun hükmünde
kararnamenin en çok tartışılan hükümlerinden biri 1. maddenin a bendi idi.
Sözkonusu bend, İçişleri Bakanı’nı “bölge içinde veya dışında basılmış olup
olmadığına bakılmaksızın, her türlü yayın hakkında yasaklama ve gerektiğinde
bunları basan matbaaları kapatma yetkileriyle donatmıştır.[15]
Anayasa Mahkemesi’ne göre bu hüküm, olağanüstü hal bölgesi dışına taşan
kısmıyla bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi kuralı niteliğinde
değildir.[16]
Anayasa Mahkemesi yaptığı
inceleme sonucunda, 430 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 1. maddesinin a
bendinin “...olağanüstü hal bölgesi dışı...”; 5. maddesinin “...olağanüstü hal
bölgesi dışı....”; 6. maddesinin “.....olağanüstü hal bölgesi dışı..”; 9.
maddesinin “....mücavir iller....” ifadelerini olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesi kuralı niteliğinde olmadıklarından iptal etmiştir. Bunun dışında
kalan hükümleri olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi kuralı niteliğinde
görerek iptal istemini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, bir kanun
hükmünde kararnamenin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğini
taşıyabilmesi için, “olağanüstü hal ilan edilen yerlerde”, “olağanüstü hal
süresince uygulanmak üzere” ve “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda”
düzenlemelerde bulunması gerekir.
Anayasa Mahkemesi olağanüstü hal
ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini ilk kez 1990 yılında inceleme
fırsatını bulabilmiştir. 424, 425 ve 430 sayılı kanun hükmünde kararnameler
için inceleme yapmış ve 425 ve 430 sayılı kanun hükmünde kararnameleri esastan
denetlemiştir. 424 sayılı kanun hükmünde kararnameyi esastan incelemeye
geçeceği sırada hükümet 424 sayılı kanun hükmünde kararnameyi yürürlükten
kaldırmış ve onun yerine 430 sayılı kanun hükmünde kararnameyi yürürlüğe
sokmuştur. Anayasa Mahkemesi 425 ve 430 sayılı kanun hükmünde kararnamelerin
anılan maddelerini iptal ederken de yukarıda yer verdiğimiz gerekçelerle
olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetim
yasağını aşmıştır.
3.
Anayasa Mahkemesi İçtihadının Tahlili
Anayasa Mahkemesi’nin olağanüstü
hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetim yasağını
yukarıda aktardığımız gerekçelerle aşan kararları, doktrinin büyük kısmı
tarafından kabul görmüştür. Bu görüşlere göre,
“Anayasa Mahkemesi kararları, Türkiye’de olağanüstü yönetim usullerinin
hukuk devletine aykırılıklarını bir ölçüde torpüleyebilmiş, hukuk dışılığa
sınırlar çizmiştir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi yargıçlarının oynadıkları
pretoryen rol övgüye değerdir.”[17] “
Anayasa Mahkemesi, işlemin onu yapan organ tarafından nitelendiriliş şekli ile
kendisini bağlı saymamış, denetimi için başvurulan olağanüstü hal kanun
hükmünde kararnamelerinin konu, yer ve süre bakımından gerçekten olağanüstü hal
kanun hükmünde kararnamesi olup olmadıklarını araştırmıştır....Anayasa
Mahkemesi 1991 yılında verdiği iki önemli kararında, yaptığı değerlendirmelerle,
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin hukuki rejimini belirlerken, bu
konuda Anayasadaki denetim engellerinin doğurduğu sakıncaları da bir ölçüde
telafi etmiştir.”[18] “
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi, kanun hükmünde kararnameler konusunda,....
Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilmiş olan ve yasama ya da yürütme organları
tarafından yürürlüğe konulan düzenleyici işlemin, o metne verilen isimle
kendini bağlı saymaksızın, hukuksal nitelemesini yapmak durumunda olduğu;
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin, bu niteliğini öncelikle belirleyip,
bu nitelikte olmayan düzenlemeler bakımından Anayasa’ya uygunluk denetimi
yapmasının zorunlu bulunduğu;....türünden önemli standartlar üretmişse de....”[19] “Bu veriler ışığında vurgulanmalıdır ki,
yargı, olağanüstü rejimi demokratik hukuk devletinin sınırları içerisinde tutma
işlevi açısından, bu süreçte zaman zaman ürettiği çekingen ve Ulusalüstü İnsan
Hakları Hukuku standartlarını gereken yoğunluk ve biçimde uygulamamasına
dayanan içtihatlar nedeni ile hak ettiği eleştiriler bir yana, yasama ve
yürütme organlarına göre çok daha aktiftir.”[20]
Bu ve buna benzer görüşler, hukuk
devleti ilkesi ve idarenin her türlü işleminin yargı denetimine tabi olması
gerektiği hukuk ilkesinden hareketle söylenmiştir. Ancak ortada bir gerçek
mevcuttur. O da Anayasa’nın olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamelerinin, Anayasa’ya uygunluğu denetimi yolunu kapattığı gerçeğidir.
1982 Anayasası kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi
ilkesini kabul etmiş, ancak bu .ilkeden olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnamelerini ayrık tutmuştur. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnamelerinin, Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında tutulmuş
olmasının hukuk devleti ilkesi ile çatıştığını ve bu ilkeye aykırı olduğunu
kabul etsek bile, değişen bir şey yoktur. Çünkü, hukuk devleti ilkesini öngören
Anayasa’nın 2. maddesi de; olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamelerini Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında bırakan 148. maddesi de
aynı Anayasa’nın maddeleridir. Bir anayasanın muhtelif normları arasında ise
bir hiyerarşi kurmak mümkün değildir.[21]
Anayasa ilke ve kuralları “üstünlük ve bağlayıcılık” açısından bir farklılık
içinde bulunmadıkları gibi, bir konuyu ana hatlarıyla düzenleyen bir anayasa hükmüyle
bir konuyu ayrıntılı olarak düzenleyen anayasa hükmü nitelik olarak eşdeğerdedir
ve bu hükümler arasında “ast-üst” ilişkisi bulunmaz.[22] Bu
tip kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında
tutulması, asli kurucu iktidarın bir tercihidir. Bu tercihin yerindeliği ile
geçerliliği farklı şeylerdir. Bu tercihin yerindeliğinin eleştirilmesi, onun
geçerliliğini etkilemez.[23]
Kaldı ki, anayasa koyucunun bu tercihinin yerindeliği de savunulabilir. Zira,
olağanüstü hal tedbirleri üzerinde yargı organlarının denetimi siyasi denetim
kadar kolay benimsenmemektedir. Bu tereddütün sebebi, olağanüstü dönemlerde
alınan tedbirlerin genel siyasi muhtevalı olmalarıdır. Böyle bir işlemin yargı
organlarınca denetlenmesi, yerindelik denetimine kayma tehlikesi gösterir.
Hakim, henüz sona ermemiş bir kriz durumunda görüşünü açıklamaya davet
edilmektedir. “ Hele, olağanüstü tedbirlerin alınmasından hemen sonra denetimin
başlatılması durumunda, hakimin tarafsız olması bir efsane olma tehlikesini
taşır; her efsane gibi bu da kamuoyuna sahte garantiler vererek tehlikeli
olabilir.”[24]
Bir başka gerekçe de “hakimler
devleti” olgusunun ortaya çıkma tehlikesidir. Hakimler devleti deyimi,
yargının, bağımsızlık ve teminat şemsiyesi altına girip, hiçbir denetime tabi
olmaması veya hakimlerin kanun koyucuyu da aşarak hukuk yaratması durumunda
ortaya çıkar.[25]
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlara ve geliştirdiği
içtihatlara bakarsak, anayasa koyucunun hiç öngörmediği hatta açıkça
yasakladığı bazı kriterlerin Anayasa Mahkemesi tarafından geliştirildiğini ve
bu kriterlerin arandığını görebiliriz. Dolayısıyla bu tehlike, hayali bir
tehlike değildir.
Şunu açıkça ifade edelim ki,
olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin yargı denetimine
tabi olması gerektiğini ve bir hukuk devleti anlayışında ve demokrasilerde
bunun gerekli olduğunu kabul etmekle birlikte, Anayasa’nın açık hükümleri
karşısında ve Anayasa’nın bu hükümleri değişmediği müddetçe, bu tür bir
denetimin mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnameleri için tek denetim yolu siyasi denetim yani T.B.M.M.’nce
yapılacak olan denetimdir.[26]
Anayasa Mahkemesi 424, 425 ve 430 sayılı kanun hükmünde kararnamelere karşı
açılan iptal davalarını “ yetkisizlik nedeniyle reddetmesi” gerekirken, işin
esasına girip iptal kararı vererek Anayasa’nın 148. maddesini çiğnemiş ve
yetkisini aşmıştır. Bu tutum Anayasa’da ki açık düzenlemelerle çelişmektedir.[27]
Zira, bu tip kanun hükmünde kararnameler meclisce tasdik edilmedikleri sürece,
yargı denetimi dışındadır.
Bir olağanüstü hal ya da
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesinin Anayasa’ya aykırı olup olmaması ile,
bu işlemin Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip denetlenememesi birbirinden
farklı sorunlardır. Bir işlemin Anayasa’ya aykırı olması ve aynı zamanda yargı
denetimi dışında kalması mümkündür.[28]
a.
Anayasa Mahkemesi önüne getirilen metnin hukuki nitelemesini serbestçe
yapabilir mi ?
Anayasa Mahkemesi, yukarıda
zikrettiğimiz kararında; önüne getirilen metnin hukuki nitelemesini yapmak
zorunda olduğunu, önüne getirilen metne konulan adla bağlı olmadığını
vurgulamıştır.[29]
Anayasa Mahkemesi bu kararlarında iki adet olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesini incelemiştir. Bir tespit olarak şunu söyleyelim ki,
Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca, Anayasa’nın 121.
ve 122. maddelerine istinaden çıkarılan kanun hükmünde kararnameler “olağanüstü
hal kanun hükmünde kararnamesi” ya da “sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesi”
adı altında yayımlanmamaktadır. Bu kararnameler “olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnamesi” ya da “sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesi” başlığını
taşımamakta, sadece “kanun hükmünde kararname” başlığını taşımaktadırlar.[30] Dolayısıyla
Anayasa Mahkemesi’nin “önüne getirilen metne verilen adla bağlı olmadığı”
yolundaki görüşü uygulamayla uyuşmamaktadır.
Kamu hukuku işlemleri; biri maddi
diğeri şekli olmak üzere iki kritere göre tanımlanabilir. Maddi kriter, ünlü
Fransız Anayasa hukukçusu Duguit tarafından savunulmuştur. Bu kritere göre;
kamu hukuku işlemleri; işlemin içeriğine, muhtevasına bakılarak belirlenmektedir.
Yasama işlemi daima, genel, sürekli, objektif, kişilik dışı niteliktedir. İdari
işlem ise bireysel ve somuttur.[31]
Şekli kriter ise, yine bir Fransız Anayasa hukukçusu olan Molberg tarafından savunulmuştur.
Şekli kritere göre, kamu hukuku işlemleri, yapan organa ve yapılış şekillerine
göre tasnif edilmektedir. Kamu hukuku işlemleri; yasama organı tarafından
yapıldığında “yasama işlemi”, yürütme organı tarafından yapıldığında “yürütme
işlemi”, yargı organı tarafından yapıldığında “yargı işlemi” olurlar.[32]
Anayasa Mahkemesi, 424, 425 ve
430 sayılı kanun hükmünde kararnameleri incelerken, bunların gerçekten bir
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi olup olmadığını tespit için, bu
kararnamelerin muhtevalarını incelemiş, olağanüstü hal bölgesi dışına taşan
hükümlerini iptal etmiştir. Yani, Anayasa Mahkemesi, bu işlemleri tanımlamak
için maddi kriteri kullanmıştır.Oysa Türk pozitif hukukunda şekli kritere
üstünlük tanınmakta, maddi ölçüte de ikinci derecede yer verilmektedir.[33]
Zira, Anayasa’da yasama işlemlerinin daima, genel, soyut, objektif ve kişilik
dışı olması gerektiğine ilişkin bir hüküm olmadığı gibi, T.B.M.M.’nin sadece
bir kişiyi ilgilendiren kanunlar çıkardığı olmuştur. Aynı şekilde, maddi
kritere göre idari işlemlerin bireysel ve somut olması gerekir. Oysa,
Anayasa’ya göre yürütme; tüzük, yönetmelik gibi genel, soyut, objektif hükümler
içeren düzenleyici işlemler yapabilmektedir. Anayasa Mahkemesi de 1961
Anayasası döneminde bir yargı organından söz edilebilmesi için bu organın
yargısal yöntemler kullanması, üyelerinin hakim statüsünde ve güvencesine sahip
olması gerektiğini gerekçe göstererek Vergiler Temyiz Komisyonu’nun yargı
mercii olmadığına karar vermiştir.[34] Görüldüğü
üzere 1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi de şekli kriteri esas almıştır.
Dolayısıyla, bizim görüşümüz kabul edilecek olursa; Anayasa’nın 121. ve 122.
maddeleri uyarınca çıkarılan bir kanun hükmünde kararnamenin, gerçekten bir
olağanüstü hal ya da sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesi olup olmadığının
tespiti için işlemi yapan organa ve yapılış tarzına bakmak yeterli olacaktır.
Eğer, bu kanun hükmünde kararnameler Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan
Bakanlar Kurulu’nca çıkarılmış iseler, bu unsurun varlığı onların birer
olağanüstü hal ya da sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri olarak kabul
edilmeleri için yeterli olacaktır. Buradan hareketle, 424, 425 ve 430 sayılı
kanun hükmünde kararnamelerin birer olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi
olduklarını söyleyebiliriz.[35]
Çünkü, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca çıkarılmışlardır.
Bu nitelikleri dolayısıyla da Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’nin
denetimi dışında kalmalı idiler.
Bu görüşü kabul ettiğimizde akla
şöyle bir soru gelebilir. Şayet, olağanüstü hal veya sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamesinin kurucu unsurları eksikse durum ne olacaktır? Örneğin, Cumhurbaşkanı’nın
başkanlığında toplanmayan Bakanlar Kurulu bu tip bir kanun hükmünde kararname
çıkarmışsa nasıl hareket etmek gerekecektir?
İdari işlemin şekil öğesindeki
bazı sakatlık halleri yokluk sonucunu doğurur. Örneğin, imza edilmemiş bir
karar, toplantı ve karar nisabına uyulmadan alınmış bir karar, toplantı ve
görüşme yapılmadan elden imza toplayarak alınan kararlar yok hükmündedir.
Yoklukla malul bir idari işlemin yokluğu, hiçbir süreye bağlı olmaksızın her
zaman yargı merciilerince saptanabilir.[36]
İşlem, açıkça yasaya aykırı veya yönetimin yapamayacağı işlemlerden ise bu
işlem yok hükmündedir.[37]
Kanaatimizce, Anayasa Mahkemesi,
bu kadar bariz ve açık bir aykırılık karşısında, işlemin esaslı unsurları
bulunmadığından “yok” bir işlemle karşı karşıya bulunduğunu saptayıp, bu yönde
karar vermelidir. Böylece, hem Anayasa’ya aykırılığı içerik yönünden incelemeye
girişmeyecek, hem de yok hükmünde olan bir işlemin hukuk aleminde yaşamaya
devam etmesine engel olacaktır. Ancak, bu yokluğu saptama yetkisi sadece
Anayasa Mahkemesi’nindir. Her yargı organının bu tespiti yapabilmesi kanımızca
mümkün değildir.[38]
b.
İşlemin Tahvili (Konversiyon Kuramı)
Anayasa Mahkemesi, 424 ve 425
sayılı kanun hükmünde kararnameleri incelerken, bu kanun hükmünde
kararnamelerin bazı hükümlerinin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi
kuralı niteliğinde olmadığından bunların iptaline karar verirken; bu hükümlerin
olağan dönem kanun hükmünde kararnamesi kuralı niteliğinde sayılabileceğini, bu
durumda da bir yetki yasasına dayanmadıklarından iptal edileceklerini
söylemiştir. Anayasa Mahkemesi burada, kamu hukukunda pek kabul gömemiş olan
“konversiyon kuramı”ndan esinlenmiştir.[39] Daha
çok özel hukukta rastlanan bu kuram uyarınca; geçersiz olan bir işlem, tarafların
doğrudan doğruya yapmak istemedikleri, ancak işlemin geçersiz olduğunu bilseler
idi, hiç değilse yapmak isteyecekleri bir diğer işlemin şartlarını gerçekleştiriyorsa,
geçersiz olan işlem geçerli olan ikinci işleme çevrilerek ayakta tutulabilir.[40]
Buradan da anlaşılacağı üzere, dönüştürme kuramının uygulanabilmesi için, her
iki işlemin de aynı sujeden çıkması ve dönüştürülecek işlemin, geçerli olan
ikinci işlemin şartlarını taşıması gerekir.
Oysa olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri ile olağan dönem kanun hükmünde
kararnamelerinde durum farklıdır. İkisini de oluşturan sujeler birbirinden
farklıdır. İkisi de ne aynı organ tarafından yapılmakta ne de aynı yetkiye dayanmaktadırlar.
Bilindiği üzere, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri
Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca; olağan dönem
kanun hükmünde kararnameleri ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılırlar.
Olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerinin bir yetki yasasına dayanmaları
zorunlu iken; olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri bu
yetkiyi Anayasa’dan alırlar. Dolayısıyla bir olağanüstü hal ya da sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamesinin “konversiyon kuramı” uyarınca bir olağan dönem kanun
hükmünde kararnamesine dönüşebilmesi mümkün gözükmemektedir.
Sonuç olarak belirtelim ki,
olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri birer kanun hükmünde
kararname olarak kaldıkları sürece yani Meclisce onaylanıp kanuna
dönüşmedikleri sürece, yargı denetimi dışında kalacaklardır.[41]
Meclisin onayından itibaren kanun haline geleceklerinden Anayasa Mahkemesi’nin
denetimine tabi olacaklardır. Anayasa’da ki mevcut durum karşısında olağanüstü
hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri sadece siyasi denetime
tabidirler. Bu durum hukuk devleti ilkesiyle çelişmektedir. Olağanüstü rejimler
hukuk dışı ve keyfi rejimler değil, tam aksine Anayasa tarafından öngörülen
esaslar içinde devam edebilecek birer rejimdirler.[42] Bu
nedenle olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin yargı
denetimi dışında tutulmuş olması, hukuk devleti ilkesi ile çeliştiği gibi
Anayasa ile de çelişir durumdadır.[43]
Anayasa ise, 15. maddesi ile olağanüstü hal rejiminin esaslarını çizmiş, ancak
bu dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnameleri yargı denetimi dışında
tutmuştur. Dolayısıyla bu dönemde çıkarılan ve Anayasa’nın 15. maddesi hükmüne
aykırı muhtevaya sahip bir kanun hükmünde kararname, yargı denetimine sokulamayacak
ve yürürlükte kalacaktır.
Bütün bu eleştirilerimize rağmen
Anayasa’nın hükümleri gayet açıktır. Mevcut durum karşısında bu tip kanun
hükmünde kararnameler sadece siyasi denetime tabi olacaklardır. Eğer yargı
denetimi de sağlanmak isteniyorsa, Anayasa değişikliği yapmak gerekecektir.
3.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Denetimi
Türkiye, 4 Kasım 1950 tarihli
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, 10 Mart 1954 tarihinde 6366 sayılı “İnsan
Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki
Hakkında Kanun”[44]
ile onaylamıştır. Türkiye’nin onaylama belgesi, Avrupa Konseyi Genel
Sekreterliği’ne 18.5.1954 tarihinde depo edilmiş ve Sözleşme, Türkiye bakımından
bu tarihte yürürlük kazanmıştır.[45]
Türkiye bu sözleşmenin 25.
maddesi uyarınca bireysel başvuru hakkını 22 Ocak 1987 tarih ve 87/11439 sayılı
Bakanlar Kurulu kararı ile tanımış, bu beyan 28 Ocak 1987 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sektererine sunulmuştur. Türkiye 27.9.1989’dan beri de Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 15. maddesi, olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin
rejimini düzenlemektedir. 15. maddeye göre, taraf devletlerin üstlendikleri
yükümlülüklere aykırı önlemler alabilmeleri üç koşula bağlanmıştır. Birincisi,
ulusun yaşamını tehdit eden mevcut ya da çok yakın kamusal tehlikenin varlığı;
ikincisi, alınan önlemlerin kesin olarak durumun gerekleriyle ölçülü olması;
üçüncüsü ise uluslar arası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerle bağdaşır
olmasıdır.[46]
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
taraf devletlerin, olağanüstü dönemlerde yaptığı uygulamaları gerek “durumun
gerektirdiği ölçüde” olup olmadığı, gerekse “ulusun yaşamını tehdit eden
kamusal tehlike”nin mevcut olup olmadığını “look behind the facts” teorisi[47]
çerçevesinde denetlemiştir.
Sözleşme kurumları; Kıbrıs,
Lawless, Yunanistan ve İrlanda olaylarında “ulusun yaşamını tehdit eden kamusal
tehlikenin gerçekten mevcut olup olmadığını incelemiştir. Lawless davasında ise
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; olağanüstü önlemlerin, olağanüstü dönemlerle
sınırlı olduğuna, olağanüstü rejim işlemlerinin sebebe bağlı olduğuna,
olağanüstü rejim sona erdikten sonra aynı önlemlerin sürmesi durumunda, bunun
Sözleşme’ye aykırılık oluşturacağına karar vermiştir.[48]
Anayasal hükümler nedeniyle
yargısal denetimi yapılamayan olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde
kararnamelerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi denetleyebilecektir. Çünkü,
Mahkeme bu denetlemeyi Lawless olayında yapmıştır. İrlanda Anayasa’sı
olağanüstü hal düzenlemelerine karşı anayasaya uygunluk denetimini kapamış
olmasına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olağanüstü hal düzenlemelerini
araştırma yetkisini kendinde görmüştür.[49]
Dolayısıyla iç hukuk yollarının
tüketilmesini takiben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuruda
bulunma hakkı mevcuttur. Bakanlar Kurulu’nun Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
bireysel başvuru hakkının tanınmasına ilişkin kararında[50]
“özel hallerde sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin kısıtlanmasını
gerektirecek durum ve şartlar, Türkiye Anayasası’nın 119. ve 122. maddeleri
ışığında yorumlanmalıdır” şeklinde bir çekince bulunmaktaysa da, bu nitelikte
çekince ve beyanlar geçersiz sayılmaktadır.[51]
Kaldı ki Bakanlar Kurulu daha sonra bu çekinceleri kaldırmıştır.[52]
Netice olarak, Anayasa Mahkemesi’nin yapamadığı olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetimini Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi yapabilecektir.
SONUÇ
1982 Anayasası, 1961’de olduğu
gibi yürütmeye kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vererek yürütmenin
konumunu güçlendirmeye devam etmiştir. 1982 Anayasası’nda, 1961’den farklı
olarak kanun hükmünde kararname çıkarılması için gereken yetki kanununda
yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi zorunluluğu
kaldırılmıştır.
1982 Anayasası’nın en önemli
yeniliği olağanüstü döneme ilişkin düzenlemelerdir. Zira, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin
ilan nedenlerini çoğalttığı gibi, bu dönemlere ilişkin çıkartılacak kanun
hükmünde kararnameler ile de yürütme organının gücü arttırılmıştır. Bu dönemde
Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin ve
sıkıyönetimin gerekli kıldığı bütün konuları çıkaracağı kanun hükmünde
kararnameler ile düzenleyebilecektir. Ayrıca olağan dönem kanun hükmünde
kararnameleri için getirilen konu sınırlaması burada geçerli değildir. Dolayısıyla
olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri ile, yürütme organı
gerekli gördüğü bütün konuları düzenleyebilecek ve hatta Anayasa’da öngörülen
güvencelere aykırı olarak temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını kısmen veya
tamamen durdurabilecektir. Denilebilir ki, 1982 Anayasası’nda içiçe geçmiş iki
Anayasa söz konusudur; olağan dönemleri düzenleyen anayasa ile olağanüstü
dönemleri düzenleyen anayasa.
Bunun yanı sıra olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri için getirilen “gerekli kıldığı
konular”, “durumun gerektirdiği ölçüde” gibi bazı sınırlamalar, bu tip kanun
hükmünde kararnamelerin yargısal denetim dışında tutulmuş olmaları nedeniyle
etkisiz kalmaktadırlar. Çünkü bu kanun hükmünde kararnameler, Anayasa
Mahkemesi’nin denetimi dışında bırakıldıkları gibi, başka bir yargısal denetime
de tabi değillerdir. Bunlar için siyasi denetim yolu olan T.B.M.M.’nin denetimi
öngörülmüşse de siyasal gerçeklikte, iktidardaki parti meclisteki çoğunluğa da
sahip olduğundan, onay işlemi bir formalite olmaktan öteye geçmemektedir. 1982
Anayasası’nın bu konuda eleştirilecek belki de en önemli noktası burasıdır.
Zira, yürütme organını güçlendirmeyi amaçlarken, temel hak ve özgürlüklerin
alabildiğine sınırlandırıldığı veya kaldırıldığı bir dönemde olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini yargısal güvenceden mahrum bırakmak,
“hukuk devleti” ilkesinden bir sapmadır.
Sonuç olarak, yürütme organının
güçlendirilmesi çağımızın bir gereğidir. Temel hak ve özgürlüklerin tehlikeye
düşmesi endişesiyle bu zorunluluğu göz ardı etmek, batıdaki gelişmeye ayak
uydurmamak ve onların gerisinde kalmak demektir. Bunun için yürütme organını
güçlendirmek, ancak buna paralel olarak temel hak ve özgürlüklerin güvencesi
olan yargısal denetimi de en iyi bir biçimde işler halde bulundurmak gerekir.
Ancak, 1982 Anayasası mevcut
haliyle olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerine karşı
yargısal denetim yolunu kapamıştır. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın
bu somut hükmünü ihlal ederek ve yetkisini aşarak olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamelerini denetleme yoluna gitmiştir. Oysa, Anayasa’daki
bir hükmü geçersiz kılmanın veya Anayasa’ya Anayasa’da olmayan hükümler
eklemenin hukuken mümkün bir yolu yoktur. Hukuk normu koymak veya bu normları
ilga etmek irade ve iktidar sorunudur. Bir demokraside ise bu irade ve iktidara
Anayasa Mahkemesi üyeleri değil, milletin temsilcilerinden oluşan yasama organı
sahiptir.
*
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Araştırma
Görevlisi.
[1] 1982
Anayasası’nda olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi, sıkıyönetim kanun
hükmünde kararnamesi gibi bir ifadeye rastlanmamaktadır. Anayasa’nın 121.
maddesinde olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan
Bakanlar Kurulu’nun çıkarabileceği kanun hükmünde kararnameler; 122. maddesinde
de sıkıyönetim süresinde Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar
Kurulu’nun çıkarabileceği kanun hükmünde kararnameler düzenlenmiştir.
Uygulamada da bu kanun hükmünde kararnameler “olağanüstü hal ve sıkıyönetim
kanun hükmünde kararnamesi” adı altında değil “kanun hükmünde kararname” adı
altında çıkarılmakta ve yayımlanmaktadır. Doktrinde bu tip kanun hükmünde
kararnamelere değişik isimler verildiği görülmektedir. Ancak Anayasa’nın 121.
maddesinde “olağanüstü hal süresince çıkarılabilecek kanun hükmünde kararnameler”den,
122. madde de “sıkıyönetim süresinde çıkarılabilecek kanun hükmünde
kararnameler”den söz edildiğine göre bunlara sadece “olağanüstü hal kanun
hükmünde kararnamesi” demek doğru olmayacaktır. Zira, olağanüstü hal, 1982
Anayasası’nın öngördüğü olağanüstü yönetim usullerinden sadece birisidir ve
119, 120, 121. maddelerde düzenlenmiştir. Diğer olağanüstü yönetim usulleri ise
122. madde de düzenlenen sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halidir ve sıkıyönetim
süresinde de kanun hükmünde kararname çıkarılabilir. Dolayısıyla, Anayasa’nın
121. ve 122. maddelerini birlikte kapsayacak şekilde “olağanüstü hal ve
sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri” teriminin kullanılması Anayasa’daki
terminolojiye daha yakın olacaktır. Bkz.Kemal Gözler, Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki Rejimi, 1.bs., Ekin Kitabevi,
Bursa, 2000, s.126.
[2] Burhan
Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk
Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, Kazancı Yayınları, İstanbul,1993,
s.252-253.
[3] DDK,
26.4.1974 tarih ve E.1974/110, K.1974/482 sayılı kararı.
[4] Bkz.
RG. 13.11.1983, sy.18220.
[5] Bkz.
Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı,s.389.
[6] “Anayasa’nın 148. maddesinde Anayasa
Mahkemesi’nin görev ve yetkileri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında;
“Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu
denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve
denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan
kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.” denilmektedir.Fıkranın birinci
cümlesine göre, yasalar, kanun hükmünde kararnameler Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ve Anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi’nin denetimine bağlı
olan normlardır. Kural olarak tüm kanun hükmünde kararnameler, Anayasa’ya uygunluk
yönünden Anayasa Mahkemesi’nin denetimine bağlı bulunmakla birlikte, olağanüstü
haller ile sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde
kararnameler bundan ayrık tutulmuştur.Nitekim, 2945 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 19. maddesi hükmüne göre
“olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde Anayasa’nın 121 ve 122
nci maddeleri gereğince çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere karşı şekil ve
esas bakımından iptal davası açılamaz ve mahkemelerde Anayasa’ya aykırılık
iddiası ileri sürülemez.”Yasa’nın 19. maddesi birlikte değerlendirilmesinden bu
tür kanun hükmünde kararnameler hakkında gerek iptal davası açılması, gerekse
itiraz başvurusunda bulunulması durumlarında bunların Anayasa’ya uygunluğunun
denetlenmesi olanaksızdır.Bu nedenlerle olağanüstü hal kanun hükmünde kararname
kuralı olan itiraz konusu kuralın iptaline ilişkin istemin yetkisizlik
nedeniyle reddi gerekir.” Anayasa Mahkemesi’nin 26.5.1992 tarih ve E.1992/30,
K.1992/36 sayılı kararı. Bkz.www.anayasa.gov.tr.
[7] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi, s.228.
[8] Ergun
Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin
Yayınları, Ankara, 2002,s.213.
[9] Mümtaz
Soysal, 100 Soruda Anayasa’nın Anlamı,
Gözden Geçirilmiş 8.bs., Gerçek Yayınevi, İstanbul,1990,s.220-221.
[10] Bülent
Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları,
İstanbul, Ekim, 1991,s.226.
[11] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı,s.378.
[12] AYM,
E.1990/25, K.1991/1, Kt. 10.1.1991, AYMKD,
sy.26, s.65-129.
[13] Anayasa
Mahkemesi’nin 10.1.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AYMKD,sy.27, C.1, Ankara,1993,s.65.
[14] Şen, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Ceza Hukuku,
Ceza Özel Hukuku, Ceza Yargılaması Hukuku,
Ceza İnfaz Hukuku, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1998,s.115-117.
[15] 430
sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Halin Devamı Süresince Alınacak İlave
Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesinin a bendi Olağanüstü
Hal Bölge Valisine aynı zamanda kitap, gazete, dergi, broşür, afiş ve benzeri
matbuanın basılmasını, çoğaltılmasını, yayınlanmasını ve dağıtılmasını
yasaklayabilme veya izne bağlayabilme yetkisini vermiştir. Oysa Türk Ceza
Hukukuna göre basın yoluyla bir suç işlenebilmesi için, basılmış eserin yayınlanmış
olması her basın suçu için, zorunlu bir icra hareketidir. Adem Sözüer, Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu,
1.bs., Alfa Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1996, s.23.
[16] Anayasa
Mahkemesi’nin 3.7.1991 tarih ve E. 1991/6, K.1991/20 sayılı kararı, AYMKD, sy.27, s.375-421.
[17] İbrahim
Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku,
3.bs.,Afa Yayınları, İstanbul, 1993. s.75.
[18]
Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler
Rejimi, 1.bs.,Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1996,s.196. Ancak
yazar doktora tezinde, aksi fikri savunmuş, olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnameleriyle Anayasa’ya aykırı düzenlemeler yapılması durumunda denetim yapılabilmesi
için T.B.M.M. dışında hiçbir gücün bulunmadığını ileri sürmüştür. “ ....Yürütme
organının Anayasa’ya aykırı düzenlemeler yapması, hatta 15. maddede öngörülen
ilkeleri de çiğnenmesini önleyen T.B.M.M. dışında hiçbir güç bulunmamaktadır.
Anayasa’ya göre olağanüstü dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler Resmi
Gazete’de yayımlanır ve aynı gün T.B.M.M.’nin onayına sunulur. Böylece,
olağanüstü dönemde sadece T.B.M.M., yürütme organının çıkarmış olduğu kanun
hükmünde kararnameleri onaylamayarak reddetmek suretiyle, yürütme organını frenleyebilecektir.”
Yüzbaşıoğlu, “Parlamenter Rejimlerde ve Türkiye’de Yürütme Kuvveti”,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Ünivesitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu
Hukuku Anabilim Dalı, İstanbul, 1986, s.438.
[19]
Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları
Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü
Rejim Standartları, Genişletilmiş 2.bs.,Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş.,
İstanbul,1994,s.271.
[20]
Gemalmaz, Olağanüstü Rejim Standartları,s.272.
[21] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi, s.213.
[22] İlyas
Doğan, Alman ve Türk Anayasa Yargısında
Yürürlüğü Durdurma, 2. bs., Cemre
Yayınevi, Diyarbakır,2000, s.248.
[23] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi, s.213.
[24] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı,s.354.
[25] Ferman
Demirkol, Yargı Bağımsızlığı,
Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 1991,s.135.
[26] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, s.387.; Yüzbaşıoğlu,
“Parlamenter Rejimlerde ve Türkiye’de Yürütme Kuvveti”, s. 438.
[27] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, s.387.
[28] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi, s.219.
[29] Anayasa
Mahkemesi’nin 10.1.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AYMKD,
sy.27, s. 65-129.
[30] Bkz.
259 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, R.G. 14.8.1986, sayı.19195; 387 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname, R.G.,6. 11.1989, sy. 20334; 413 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname, R.G. 10 .4.1990, sy.20488; 421 sayılı Kanun Hükmünde Kararname,
R.G., 13.4 1990, sy. 20491; 424 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, R.G., 10.5.
1990, sy. 20514.
[31] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi,s.9.
[32] Gözler,Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki Rejimi,
s.10.
[33] Giritli
İ,Bilgen P, Akgüner T., İdare Hukuku,
Der Yayınları, İstanbul, 2001, s.803.
[34] Giritli
İ, Bilgen P, Akgüner T., İdare Hukuku,
s.803.
[35] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi, s.222.
[36] Metin
Günday, İdare Hukuku, Yenilenmiş
5.bs.,İmaj Yayıncılık, Ankara,2002, s.153.
[37]
Gözübüyük, Yönetsel Yargı, 11.bs,
Turhan Kitabevi, Ankara, 1997, s.168.
[38] Aksi
görüş için bkz. Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de
Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi, s.188.
[39] Gözler,
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki
Rejimi,s.225.
[40] Hüseyin
Hatemi, Rona Serozan, Abdülkadir Arpacı, Eşya
Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1991, s.557.
[41] Metin
Günday, “ Metin Günday’ın Yorumu”, Anayasa
Yargısı, sy.1, Ankara, 1984; Kuzu, Olağanüstü
Hal Kavramı, s.389; Gözler, Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki Rejimi,s.230.,
Yüzbaşıoğlu, “Parlamenter Rejimlerde ve Türkiye’de Yürütme Kuvveti”, s.440.
[42] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, s.388.
[43] Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, s.388.
[44] RG.
,19.3.1954, sy.8662.
[45] Yokuş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
Türkiye’de Olağanüstü Hal Rejimine Etkisi, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş.,
İstanbul, 1996, s.118.
[46] Necmi
Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında
Anayasallık Bloku, İstanbul
Üniversitesi Yayınları No:3762, 1993, s.318.
[47] Bakır
Çağlar, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Demokrasi”, Anayasa Yargısı, C.7, Ankara, 1990, s.56-58.
[48]
Yüzbaşıoğlu, Anayasallık Bloku,
s.319.
[49]
Aliefendioğlu, “Olağanüstü Yönetim Usulleri”, s.431.
[50]
Bakanlar Kurulu’nun 22.1.1987 tarih ve 87/11438 sayılı kararı.
[51] Yılmaz
Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı,
Yetkin Yayınları, Ankara,1997, s.135.
[52] Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı,s.135.