İDARE HUKUKUNDA “FİİLİ YOL” ve YARGISAL DENETİMİ

 

 

Yrd. Doç. Dr. Yücel OĞURLU*

 

 

ABSTRAKT: In diesem Aufsatz werden “de facto weg” im Verwaltungsrecht und seine gerichtliche Kontrolle behandelt.

 

 

GİRİŞ

Her idari işlem ya da eyleme ilişkin uyuşmazlığın istisnasız idari yargıda çözümleneceği şeklinde mutlak bir kural olmadığı gibi, bir işlem, eylem ya da hareketin yalnızca İdarenin elinden çıkması o işlem ya da eylemin idari olarak nitelendirilmesi sonucunu doğurmaz. Bazen işlem ya da eylem İdarenin elinden çıkmakla birlikte, bu eylem ve işleme idari olma özelliğini yakıştırma imkanı kalmaz. Bu tür istisnalardan biri de “fiili yol” adıyla bilinen ve Özel Hukuktaki haksız fiile benzeyen ancak, İdare Hukukuna uyarlanırken özelleştirilmiş ve daraltılmış hukuksal bir kurumdur.

Bu çalışmada fiili yol kavramının tanımı, varlık şartları ve sonuçları gibi bilinen yönleri dışında, bu tür özel bir kurum oluşturulmasının amacı ve Danıştay uygulaması gibi yönleri ele alınmıştır. Çalışmada İdarenin haksız fiilleri konusu, yalnızca “fiili yol” çerçevesinde düşünülerek sınırlandırılmıştır. Ancak, mülkiyete ilişkin fiili yol örnekleri ile “el atma” şeklindeki haksız filler birbirlerine oldukça benzediklerinden, “el atma”, fiilli yolun özelleşmiş diğer bir türü olarak kısaca değerlendirilmiştir.

 

I.                     FİİLİ YOL KAVRAMI VE TANIMI

 

Fransız hukukunda ortaya çıkan ve geliştirilen bu kavram, Batı’da mülkiyet hakkına ve kamu özgürlüklerine atfedilen değerin bir ürünüdür. Mülkiyet hakkının diğer haklardan ayrı olarak özellikle vurgulanması, Batı’da bu kavramın yüzlerce yıllık gelişimi ve belirli düşünce akımlarının şekillenmesinde merkez olması ile ilişkilendirilebilir. Özel hukuktaki haksız fiil kurumunun kullanılması, İdarenin ajanlarının belirli eylemlerinin yargılanmasında bir boşluk doğmasına engel olsa da Fransız hukukunun geliştirdiği bu kavramın inceliği ve vurgusu farklıdır. Fiili yol kavramının varlık nedeni, kanımızca, İdarenin temel hak ve özgürlüklere müdahalesini makul sınırlar içerisinde tutmayla ilişkilidir. Bu hak ve özgürlükler yanında ve içerisinde özellikle mülkiyet hakkının vurgulanması, Batı’da Kamu Hukukunun gelişiminde en az üç yüzyıllık tarihçesi içerinde mülkiyet kavramına özel önem atfedilmesi ile yakından ilgilidir.

İdari işlemlerin unsurlarındaki sakatlıklar bu işlemlerin iptaline yol açabildiği gibi, idari işlem ve eylemlerin uygulanmasında izlenen hukuka aykırı usuller de bunların idari olma niteliğini değiştirebilir. Bu tür sakatlıklar, “İdarenin usul dışı fiilleri” adı altında, fiili yol (voie de fait) ve elatma (el koyma, emprise) şeklinde iki gruba ayrılmakta İdare Hukukunda haksız fiil teorisinin iki grubunu oluşturur[1] ve İdare Hukukunda geleneksel bir ilke olarak kabul görür[2].

ONAR, fiili yolu, “(İ)darenin icraya taalluk eden maddi faaliyet ve hareketleri sırasında ağır bir surette usulsüz hareketleriyle, diğer bir tabirle, usul dışı sayılacak maddi fiil ve hareketleriyle ferdin mülkiyet hakkına veya amme hürriyetine tecavüz etmesi”[3] şeklinde tanımlamıştır. Yazar, eserinin aynı sayfasında fiili yolu, “İdarenin....ağır bir surette hukuka muhalefetle lekelenmiş ... fiil ve hareketi” olarak nitelendirmektedir.

DURAN, kavramı şu şekilde ifade etmiştir[4]: “İdarenin, ilgiliye tebliğ edeceği icrai bir karara dayanmadan, hususi menkuller ve esaslı amme hürriyetleri üzerindeki tasarrufları, ‘voie de fait’ yahut teaddi mahiyetinde hukuk ve usul dışı fiiller olup, bu halde mal sahipleri ve ilgili şahıslar Adliye Mahkemesinde Medeni Kanunun zilyetlik ve Borçlar Kanununun haksız fiil hükümlerine dayanarak istirdat ve tazminat davası açabilirler.”

TAN/GÖZÜBÜYÜK ise, fiili yolun haksız fiil olduğu ve “İdarenin re’sen icra yetkisinin hukuka aykırı olarak kullanması” ve “mülkiyet hakkına ya da kamu özgürlüklerine, ağır bir biçimde, hukuk dışı bir tutumla ‘saldırı’da bulunması” şeklinde tanımlamıştır[5].

Doktrindeki tanımlamalarda yer alan ortak özellikler dikkate alınarak fiili yol kısaca, bir temel özgürlük ya da mülkiyet hakkına İdarenin ağır bir hukuka aykırı eylemiyle müdahalesi olarak tanımlanabilir[6].

Fiili yol, Fransa’da İçtihadın bir ürünü olarak ortaya çıkan ve gelişen ve günümüzde halen pratik değerini koruyan bir teoridir[7]. Fransa’da gerek içtihat gerekse doktrin İdarenin yalnızca belirli konularda kendi işlevi dışındaki eylem ve işlemlerini değil, bunun yanında idari işlev içinde kalmakla birlikte, yapılan işlerin yasal biçim ve usullere açıkça ve ağır bir şekilde aykırılığını da fiili yol olarak kabul eder[8]. Fransız içtihat ve doktrini fiili yol örnekleri olarak şunlar üzerinde durmaktadır: İdarenin işlerini kolaylaştırmak amacıyla yapılan kamulaştırma ya da geçici işgal usullerine başvurmaksızın bir kimsenin özel mülkünün işgali; yıkılmaya yüz tutan bir binanın yasal usul ve yollar uygulanmaksızın yıkılması; valiliğin, yetkili merciin kararı olmaksızın bir gazeteyi toplatması[9] gibi... Bunun dışında Fransız doktrininde başkaca örnekler de verilmektedir; Örneğin, hukuka aykırı bir şekilde kamulaştırma ve taşınırlara el konulması, haberleşmeye engel olan müdahaleler, bir derneğin yönetimine el konulması, konut dokunulmazlığının İdarece ihlali, tutuklama, gözaltı ya da pasaport talebinin reddi gibi dolaşım özgürlüğünü sınırlandıran her türlü engellemeler vb.[10].

Fiili yolu kısaca tanımladıktan ve örnekledikten sonra, doktrindeki bu tanımlamaların ve görüşlerin yardımıyla fiili yolun varlık şartları şu şekilde belirlenebilir:

 

II.                    FİİLİ YOLUN UNSURLARI ve VARLIK ŞARTLARI

 

1.       İcrai Bir Eylemin Olması

Fiili yolun oluşması için öncelikle, İdarenin elinden çıkan maddi bir hareketin bir başka ifadeyle icrai bir eylemin bulunması gerekir[11]. İdare uygulamaya geçmiş, diğer bir deyişle icrai-maddi bir ameliyede (operation, eylem) bulunmuş olmalıdır[12]. Bu durumda, bir eylem ya da uygulama olmaksızın idari işlemin tek başına fiili yol oluşturması mümkün değildir.

Hukuka aykırı bir kararın yerine getirilmesi ya da bazı hallerde hukuka uygun bir idari kararın hukuka aykırı bir şekilde yerine getirilmesi de fiili yol doğurabilir[13]. Fiili yolun oluşması için, alınan idari kararın fiilen uygulanması ya da uygulamanın yapılacağının “muhakkak sayılmış” olması yeterlidir. Bu çerçevede, İdarece usulüne uygun olarak alınan ve uygulanan cebri icranın fiili yol olmadığı ve idari olma niteliğini henüz koruduğu unutulmamalıdır[14].

Danıştay kararlarına bakıldığında, haksız fiille ilişkili kararlar çoğu kez ortada bir fiili yol bulunduğu izlenimini uyandırır. Halbuki, fiili yolun bulunmasının en önemli göstergelerinden birisi, haksız fiilin İdarece işlenmesidir. Hizmetten yararlananların haksız fiillerinden kaynaklanan idari uyuşmazlıklar, fiili yol doğurmaz. Kanımızca, fiili yol kavramının varlık sebebi, idari uyuşmazlıkların bir kısmında görüleceği üzere, gerçek kişilerin davranışları ve hareketlerine fiili yol gibi özel bir anlam yüklenmesi değildir. Tam aksine, bu kavramla İdarenin hassas belirli konularda özel bir özen gösterme yükümlülüğüne dikkat çekilmesidir. Dolayısıyla, her haksız fiil, fiili yol sonucunu doğurmaz. Bu tür örnekler Danıştay kararlarında fazlasıyla bulunabilir. Örneğin, belediyeye ait bariyerlerin tahrip edilmesi ile belediye mallarına zarar verilmesi dolayısıyla oluşan zarar şeklinde ortaya çıkan kamu alacağının tahsiline ilişkin bir uyuşmazlıkta, ilk bakışta ortada bir idari uyuşmazlık ve haksız fiil bulunmakta ve fiili yolun bulunduğu akla gelmektedir[15]. Halbuki burada, mağdur İdaredir. Fiili yolun varlık nedeni ise, İdarenin elinden çıkan usul dışı ve ağır tecavüz niteliğindeki ihlalleri ve bunların sonuçlarını önlemektir. Dolayısıyla, burada bir haksız fiil bulunsa da mağdur, İdare olduğundan fiili yol bulunmamaktadır.

Danıştay’ın diğer bir kararında da[16], kamu iktisadi teşebbüsü personelinden bir memur, fabrikada bir işçinin geçirdiği iş kazası nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumunca tahakkuk ettirilen tedavi giderini yasal süre içinde yatırmadığı gerekçesiyle ödenmesi gereken para cezasının bir kısmının davacının maaşından kesilmesine ilişkin Yönetim Kurulu kararının kendisiyle ilgili kısmının iptalini istemiştir. İdareye verdikleri zararların karşılanması için Özel Hukuk hükümlerine göre hükmen tahsil yoluna gidilmesi gerektiği Borçlar Hukukunun haksız fiil hükümlerine göre dava açılması gerektiği belirtilmiştir. Maaştan doğrudan doğruya kesinti yapılmasının hukuka uygun olmadığına karar veren Danıştay kararında da yine bir haksız fiil bulunmaktaysa da, mağdurun İdare olduğu düşünülürse fiili yolla hiçbir ilişkisinin olmadığı görülür.

Halbuki, bu örneklerin tam aksine fiili yolun ortaya çıkması için ister bir işlemin uygulanması şeklinde olsun isterse doğrudan bir eylemi olsun mutlaka icrai bir eylemin bulunması ve bu eylemin İdareden kaynaklanması gerekir.

 

2. Hukuka veya Usule Açık Bir Aykırılık (Aykırılığın Bariz Oluşu)

Fiili yolun varlığı için İdarenin hareketinin hukuka aykırılığı tek başına yeterli değildir. Hukuka aykırılık açık ve “derhal görünebilecek”[17] ve eylemin niteliğini değiştirecek derecede ağır bir hukuka aykırılık olmalıdır[18]. Açıkça hukuka aykırı bir kararın uygulanması fiili yola neden olduğu gibi[19], hukuka uygun olsun ya da olmasın bir idari kararın açıkça hukuka aykırı bir şekilde uygulanması da usule ilişkin bir fiili yol oluşturabilir. Uygulamada da fiili yol, acil durumlar ve yasanın açık izinler dışında[20], genellikle, İdarenin zor kullanırken uyması gereken usullere uymamasından kaynaklanan usul hataları şeklinde belirir[21]. Bu durumda idari eylem, önlem ve hareketlerdeki basit hukuka aykırılıklar ve usulsüzlükler fiili yol oluşturmayacaktır[22]. Ağır bir tecavüz derecesine varmayan usulsüz fiiller ise idari olma niteliklerini koruduklarından idari yargı kapsamında kalırlar[23]. İdarenin bir kararı bulunmakla birlikte, eyleme esas olan bu karar sakat bir işlem ise idarilik niteliği kaybolmayacağından[24] idari işlemin olağan denetim rejimine tabi olarak işlem unsurları bakımından denetlenir. Bu durumda, işlemin unsurları üzerinden denetim yapılabilir ve eylemden kaynaklanan sorumluluk yine idari yargıda belirlenir.

Uyulması gereken usullerin izlenmemesi, İdarenin eylem ya da hareketinden önce icrai bir kararın bulunmaması, uygulama araçlarının bir suç oluşturması, bir suç oluşturmadığı durumlarda ise bu araçların kötüye kullanılması, İdarenin re’sen icra yetkisinin bulunmadığı bir durumda ilgililerin bir özgürlük ya da mülkiyet haklarına müdahale ve tecavüzünün olması fiili yolun örnekleridir[25]. Görülüyor ki, müdahalenin birden çok türü ve usulü olabilmektedir. Aslında hukuka uygun bir kararın, hukuka aykırı bir şekilde uygulanması, bir kararda “göze batan bir hukuka aykırılık” (grossierement illégale) ya da herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın yapılan maddi eylemler fiili yola neden olur[26]. Bu durumda, bariz bir hukuka ya da usule aykırılık ve aynı zamanda bir eylem bulunmadıkça fiili yol oluşmaz.

Kavramın, kamu ayrıcalıklarına sahip olan İdarenin, bir görevin ifası ya da uygulamalarındaki ağır hukuka aykırılıklar karşısında bireylerin korunması[27] amacını taşıdığı görülür. Bu durumu belirleme ve nitelendirmede İdare hakiminin takdir yetkisi vardır.

Fransız İdare Hukukundaki mevcut durum ile bu hususu açıklamanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Fiili yol problemi Fransız İdare Hukukunun çözümü en müşkül konularındandır. Fransız Ceza Hukukundaki içeriğinden biraz farklı olarak, fiili yol İdarenin, idari sayılamayacak tarzda “çirkin ve ağır” bir muameleye girişmesi olarak ifade edilir[28]. Ancak bu tarz muamelenin fiili yola neden olabilmesi için yalnızca ağır bir hukuka aykırılık yeterli olmamakta, aşağıda inceleneceği gibi, İdarenin elinden çıkan ihlalin kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı ya da mülkiyet hakkı gibi temel hakları ihlal etmesi gerekmektedir[29].

 

3. Mülkiyet Hakkı veya Bir Kamu Özgürlüğüne Tecavüz

 

Fiili yolun diğer bir şartı olan bu unsur gereğince, İdarenin eylemi “mülkiyet hakkına ya da kamu özgürlüklerine bir saldırı”[30], ağır bir müdahale niteliğinde olmalıdır[31]. Anayasa, bazı insan haklarına diğerlerine göre daha fazla önem vermiş, onlara tam bir güvence sağlayarak Yasamanın bile kanunla sınırlayamayacağı, ek bazı güvenceler getirmiştir. Bu durumda, İdarenin bu ek güvenceleri kaldıracak kolluk faaliyetlerine girişmesi de doğal olarak imkansızlaşmaktadır. İdarenin bu haklara müdahalesi, sınırlandırma girişimi ya da ortadan kaldırmaya kalkışması, faaliyetin fiili yola dönüşmesine sebep olur. Örneğin “Basın Hürriyeti” (AY. md. 28) ile “Süreli ve Süresiz Yayın Hakkı” (AY. md. 29), “Dernek Kurma Hürriyeti” (AY. md. 33), “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı” (AY. md. 34) bu tür temel hak örneklerindendir. Kanun koyucunun keyfi bir şekilde basını sansürü, süreli ve süresiz yayınları, dernek kurmayı ya da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeyi izne bağlaması, Anayasanın açık düzenlemeleri karşısında ihlalin niteliğine göre fiili yol doğurabilir. Aşağıda değinileceği gibi fiili yol ya da el atma halinde davanın çözümü ve sonuçlarının giderilmesinde adli yargı yetkili olmaktadır.

Bu durumda, her hangi bir hak ihlali fiili yol için yeterli olmamakta, yapılan müdahale, taşınır ve taşınmaz mülkiyetine, kişi özgürlükleri ya da “basın, mezhep, vicdan, çalışma, seyahat hürriyetleri” gibi kamu özgürlüklerine bir tecavüz niteliğini taşımalıdır[32]. Bir kamu görevlisinin işkence yapma hakkı ve yetkisi bulunmadığından ve bu eylemin bir suç olduğu dikkate alınırsa, ortada bir haksız fiil, İdare Hukuku terimiyle bir fiili yol vardır[33].

Taşınmaz mülkiyetine el konulması ya da işgali, mülkiyete el atma (emprise) adıyla dava konusu olur. Taşınırlara ve diğer kamu özgürlüklerine ağır bir hukuka aykırılık el atmaya benzese de bu müdahale diğer bir tür fiili yoldur[34]. Bu ayırıma aşağıda daha geniş bir şekilde değineceğiz.

 

III. FİİLİ YOLUN TÜRLERİ

 

1. Esas Yönünden Hukuka Aykırılık

 

İdarenin hiçbir hukuki esasa dayanmayan, dolayısıyla idari niteliği olmayan eylem ve hareketleri iptal davasına konu olamayacağı gibi, tam yargı davasına da konu olamaz. Bunlara karşı, “haksız fiil davası” açılabilir[35]. Aynı şekilde, yok hükmündeki işlemlere dayanılarak yapılan icrai eylemler ve alınan önlemler fiili yola dönüşür. Örneğin, yetki gaspı ve fonksiyon gaspı gibi ağır yetki tecavüzünün neden olduğu yok hükmündeki işleme dayanılarak icrai eylem ve hareketlere girişilmesi, yine icrai karar bulunmadan ya da icrai karar için gereken belirli neden ve şartlar henüz oluşmadan icrai eylem ve hareketlere geçilmiş olması, idare mahkemesinin iptal ettiği bir karara dayanan kamu görevlisinin hareketleri, fiili yolun diğer örneklerini oluşturur[36]. İdare tarafından yapılmakla birlikte, idare işlevine girmeyen ya da bir hukuk kuralına dayanmaksızın İdarece yapılan işlemler de idari karara konu olsalar ve hatta ilgililerine tebliğ edilseler bile fiili yol sayılırlar[37]. Görüleceği üzere, bu tür eylemler dayanaktan yoksun eylemlerdir. Bunların, ne yasal, ne yargısal, ne de idari bir dayanakları bulunmamakta, dolayısıyla bunlar temel alınarak girişilen eylem ve hareketler fiili yolu ortaya çıkarmaktadır.

Yine aynı şekilde ve fiili yolun diğer unsurları bulunmak kaydıyla kamu personelinin kamu yararına ayrı bir amaç gütmesi de yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, “hukuk eksikliği”nden ya da diğer bir ifadeyle esas yönünden hukuka aykırılık içeren fiili yol örnekleridir[38].

 

2. Usul Yönünden Hukuka Aykırılık

 

İdarenin suç oluşturan bir usule ya da kendisine yasaklanmış bir usule başvurması da icrai eylem ve önlemlerin açık bir usulsüzlükle kullanılması anlamına gelir. Bu da fiili yolun usul eksikliğine dayanan türüdür. Örneğin, İdarenin idari usullerle tahsil edemeyeceği bir kamu alacağını re’sen tahsil etmesi, bir başka ifadeyle re’sen icra yetkisi yokken bu yetkisi varmışçasına hareket ederek eylemde bulunması gibi[39]. Kamu alacaklarının takip ve tahsilindeki idari eylem ve hareketlerin dayanması gereken icrai karar alınmamışsa bu eylem ve hareketler idarilik vasfını yitirir ve fiili yola dönüşür[40]. Örneğin, Danıştay’ın bir kararında[41] ilgilinin babasının ölümünü bildirmeyerek maaşını almaya devam etmesini haksız fiil olarak değerlendiren Emekli Sandığı, emeklinin sandığa verdiği zararı bir yargı kararına dayanmaksızın mahsup etmiştir. Kararda, “ilgililerin aleyhine açılacak davada zarar ve kusur oranı belirlenerek Sandık lehine hüküm verilmesi halinde hükmün infazı suretiyle tahsil edilebileceği” ifade edilmiştir.

Bu konuya aynı yönde diğer bir örnek daha vererek geçmek istiyoruz[42]: Davacı, belediyede jeneratör makinisti olarak görev yapmaktadır. Belediye jeneratörüne alınan mazotun normal süresinden önce bitmesi üzerine yapılan araştırma sonucunda bir miktar mazotun eksik olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu eksiklikten, belediye encümeni kararı ile motor bekçisi ile birlikte davacı sorumlu tutularak mazot bedeli, davacının aylığından kesinti yapılarak tahsil edilmiştir. Danıştay, memurun İdareye karşı sorumluluğunun, İdare tarafından uğranılan zararın tazmini için memur aleyhine adli yargıda açılan dava sonucunda belirlenebileceğine, İdarenin memurlar tarafından verilen zararlarda memura karşı re'sen icra yetkisini kullanarak aylıktan kesinti yapamayacağına karar vermiştir.

 

IV. FİİLİ YOL’UN ÖZEL BİR TÜRÜ OLARAK ELATMA

 

İdarenin kamulaştırma ya da benzeri diğer bir hukuki dayanağı olmaksızın ya da henüz kamulaştırma işlemi tamamlanmadan, adeta tamamlanmışçasına bir kimsenin taşınmazına “geçici veya kesin elkoyması” , İdarenin haksız fiillerindendir ve “elatma” adıyla fiili yolun bir türünü oluşturur[43]. Ağır bir hukuka aykırılık taşıyan elatmada, yasal dayanaktan yoksun ve usul dışı eylem, idari eylem niteliğini kaybetmiş ve haksız fiile dönüşmüştür[44]. Çoğu kez sonuçta, özel mülkiyet konusu taşınmaz İdarenin mülkiyetine geçmektedir[45]. Ancak mülkiyete ilişkin fiili yol oluşması, yalnızca elatma ile sınırlı değildir. Taşınır ya da taşınmaz mülkiyetine İdarece yapılan usulsüz ya da hukuka açıkça aykırı, ağır nitelikte diğer müdahaleler de yukarıda belirtildiği gibi fiili yola neden olur.

Elatma ile fiili yol arasındaki ilişkiye bakacak olursak, öncelikle her elatmanın bir fiili yol oluşturmadığını belirtmek gerekir. Geçici işgal ve kamulaştırmadaki usulsüzlüklerin açık ve ağır olması durumunda elatmadan çok, yapılan eylemin fiili yola dönüşmesi ihtimali vardır. Ancak daha hafif diğer tür usulsüzlükler fiili yol anlamına gelmez[46]. Usule uygun olarak yapılan kamulaştırma sonucu olarak zilyetliğin ele geçirilmesinde hukuka uygun bir elatma sözkonusudur[47]. Ancak, yasayla öngörülen sınırlı hallerde, örneğin suç alet ve araçlarına, yasak ve kaçak eşyalara el konulması gibi istisnai durumlar dışında, bir mala bedelsiz bir şekilde zorla malik olunması anlamına gelen müsadere, İdare tarafından yapıldığında mal ya da mülkiyet hakkına tecavüz anlamına gelir. Bu da, fiili yol olarak idari olmayan bir eylem sonucunu doğurur[48].

Belki her ikisi arasındaki en önemli fark; elatmanın yalnızca taşınmaz mülkiyetinde sözkonusu olmasıdır.[49] Ancak elatma, taşınmaz mal üzerindeki bütün ayni ve şahsi haklarda değil, yalnızca zilyetliğe tecavüz halinde doğar[50]. Halbuki fiili yol, mülkiyetin her türünde uygulandığı gibi, temel özgürlüklerde de uygulanır[51]. Elatmada bir taşınmazın zilyetliğine sürekli ya da geçici bir tecavüz sözkonusudur. Bir başka ifadeyle, taşınır mallarda elatma teorisi geçerli olmayacağı gibi, taşınmazların ayni haklarında da uygulanamaz. Eğer taşınır bir mala usulsüz bir şekilde elatılırsa artık fiili yol ortaya çıkar[52]. Bu durumda fiili yolun uygulama alanının ve kapsamının elatmadan daha geniş olduğu görülür[53].

Fransız hukukunda fiili yol için mutlaka ağır bir hukuka aykırılık gerekirken elatmadaki hukuka aykırılığın derecesinin fiili yola göre daha basit olması da yeterli görülmektedir[54]. Hukuka aykırılık nispeten basit olabilse de, kanımızca, eylemin idari niteliğini değiştirecek ağırlıkta olması gerekir. Aksi halde ortada, idari yargıda görülebilecek nitelikte bir uyuşmazlık bulunur.

Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bir kararında da belirtildiği gibi[55], “kamulaştırma hükümleri dışında davacının taşınmaz malına el atılması olayı idari bir eylem sayılamaz… Davacının tapulu taşınmaz malında kamulaştırma yapmaksızın kanal açmış olması olayı bir haksız eylem niteliğindedir… Bu nedenle, idarenin kanal açmak suretiyle haksız eylemi sonucu meydana gelen zararın Borçlar Yasası’nın 41. ve 51. maddeleri gereğince ödetilmesine ilişkin davaların adli mahkemelerde görülmesi gerekir.” Sözügeçen kararda da ifade edildiği gibi, elatma durumunda da adli yargı yetkili olmakta ve mülkiyete elatılması ile verilen zararın tespitinde yetkili olmaktadır. Adli yargı hakimi, “mülkiyetin koruyucusu” sıfatıyla, elatmanın neden olduğu zararların tazmini ile ilgili işlem ve eylemlerin yokluğuna hükmetme yetkisine sahiptir[56]. İdarenin el atması, ilgilinin mülkiyet hakkına son vermediğinden, ilgilinin saldırıyı durdurmak için müdahalenin men’i, taşınmazı geri alabilmek içinse istihkak davası açması gerekir. Müdahalenin men’inin doğuracağı zorluklar hatta imkansızlıklar düşünüldüğünde fiili yola maruz kalan kimse, İdare lehine mülkiyet hakkından vazgeçerek taşınmazın bedelini dava ile talep edebilir[57]. Bu yollar, kamulaştırmasız el atmayı engellemediğinden, özel yasal düzenlemelerle malikin zilyetlik davası açmasına imkan tanınmış ve böylece kamu hizmetinin sürekliliği ilkesini zedeleyecek sonuçların doğması önlenmeye çalışılmıştır[58]. Ancak bu noktada, özel yarar ile kamu yararı arasında gözetilmesi gereken hassas dengeye dikkat edilmelidir.

V. FİİLİ YOLUN SONUCU ve SORUMLULUK

 

1. Eylemin “İdarilik” Niteliğinin Değişmesi

 

Kamu ayrıcalıklarından yararlanan İdarenin temel özgürlükler ve mülkiyete haklı olarak müdahale etmesinin olağan sonuçları, idari yargıda dava edilerek işlemin iptalinin ve işlemin uygulanmasından kaynaklanan zararın tazmininin talep edilmesidir. Ancak belirli bir ağırlık derecesini aşan hukuka aykırılıklar, eylemi idare işlevinden çıkarır[59]. İdari eylem ve önlem, fiili yolun unsurlarını taşıyorsa Medeni Hukukun kapsamına girmekte ve haksız fiile dönüşmektedir. İdarilik niteliklerini kaybettikleri oldukça açık olduğundan “idari bir usul” olmaktan çıkmakta ve “adi bir fiil ve hareket”e dönüşerek fiili yolu doğurmaktadır[60]. Burada, eylem, idari niteliğini bütünüyle kaybederek “mahiyeti değişmektedir”(dénaturasition)[61]. İcrai bir karara dayanmayan ya da yoklukla malül bir karara dayanan veya idari usullere uymayan eylemler, idarilik niteliğini kaybedeceklerinden haksız fiile dönüşmektedir[62]. Aynı şekilde, kamulaştırmasız elatma örneklerinde de, İdarenin elinden çıkan bir idari bir karar olmadan elatma gerçekleştiğinden ortada bir idari eylem bulunmadığı ve haksız fiil olduğu kabul edilmektedir[63].

Eylemin idari kimliğini kaybetmesiyle İdare, bulunduğu “ayrıcalıklı konumundan düşmekte” (déchue) ve sonuçta eylemin vasfı değişmektedir[64]. İdarenin, kamu özgürlüklerine müdahalede olağan dışı fiil ve usullere başvurması ve bir saldırıda bulunması, artık bu işlem ya da eylemin idarilik niteliğini sona erdirdiğinden idari yargıda görülme ayrıcalığını da kaybederek uyuşmazlığın adliye mahkemelerinde görülmesini sonuçlandırmaktadır. Böylece, artık İdarenin ajanının eyleminden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümü, herhangi bir kimsenin eylemiymişçesine adliye mahkemelerine kalmış olur[65]. “İdari eylemin niteliğinin değişmesinin” (dénaturation de l’acte administratif) bir sonucu olarak, aşağıda da belirtildiği üzere, adli yargı hakiminin verebileceği kararlar ve yargı yetkisi de genişlemektedir[66].

Danıştay da, haksız fiilde adli yargının görevli olduğunu ifade eder. İdarenin bu tür eylemleri, haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve bunlardan kaynaklanan zararlar için adli yargıda tazminat davası açılabilmektedir. Örneğin, bir yol yapımı sırasında kamulaştırma olmaksızın “bağın yola katılması” örneğinde idari eylemden değil, haksız bir fiil olarak nitelendirilmesi gereken bir eylem ve bundan kaynaklanan bir zarar bulunduğundan, adli yargıda görülmesi gereken bir uyuşmazlık doğmaktadır[67].

 

2. Sorumluluğun Değişmesi

 

Olağan şartlar altında, kamu görevlilerinin yetkilerinin sınırlarını aşmaları, bu kimselerin çoğu kez bir soruşturma ve disiplin cezasına çarptırılmalarıyla sonuçlanabilir. Diğer yandan, yetki sınırının aşılması idari sorumluluk sebebi olarak tam yargı davasına konu olabilir. Ancak, ihlalin fiili yola varması durumunda, bir ceza davasıyla hapis ve adli yargıda tazminat ödemeye kadar, ihlal edilen temel özgürlüğün ya da mülkiyet hakkının önemiyle paralel geniş ve ağır sonuçlar doğabilir.

Fiili yol, idari rejimin ve dolayısıyla İdarenin faaliyetlerinin idari yargıda denetlenmesinin bir istisnasıdır[68]. Fiili yolda İdare Hukuku esaslarına göre değil, bütünüyle Medeni Hukuk ve Borçlar Kanununa dayanan bir sorumluluk karşımıza çıkar[69]. Her ne kadar, fiili yola neden olan eylem, sorumluluk yönüyle İdare tüzel kişiliğine isnat edilebilecek nitelikte olsa da, fiilin idari niteliğini kaybetmesi, sorumluluğun da Özel Hukuk çerçevesinde belirlenmesini gerektirir. Bu yönüyle dernekler ve ortaklıklar gibi tüzel kişiliklerin sorumluluklarına benzer bir şekilde idare tüzel kişiliğinin sorumluluğu ortaya çıkmaktadır[70].

Fiili yol ve İdare tüzel kişiliğinin sorumluluğu varken idarenin ajanının sorumluluğunun da olması mutlak şart değildir. Adliye hakimi, fiili yol ve bundan doğan sorumluluğun tespiti yanında, kamu görevlisinin kusurunun sorumluluğu doğuran eylemden ayrılıp ayrılamayacağını ve eylem ile zarar arasında olması gereken illiyet bağını da dikkate alarak olayı çözer. Buna göre, fiili yolun bulunması, her zaman, kusurun fiilden ayrılabileceğini ve kişisel kusurun bulunduğunu göstermez[71]. Bununla birlikte, çoğu kez, memurun kişisel kusuru nedeniyle, haksız fiilden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu ortaya çıkar. Bu durumda hakim, gerek memur gerekse İdare aleyhinde açılan davayı aynı hukuki esaslara dayanarak çözer. Çünkü İdarenin fiili yola dönüşen usulsüzlüğü, kamu hizmeti ve kamu gücü ile eylem arasındaki bağı koparmaktadır. Sonuç olarak İdare, haksız fiil işleyerek kusuru olan memur ile aynı duruma düşmekte ve aynı sorumluluğa tabi olmaktadır[72]. Fiili yol ve elatma, idari eylem niteliğini yitirmenin bir sonucu olarak İdarenin idari sorumluluğunun dışında, yalnızca bir tüzel kişi olarak Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku çerçevesinde hukuki sorumluluğu sonucunu doğurur[73].

Eylem “tam anlamıyla bir suç”a ve haksız fiile dönüştüğünden adliye mahkemeleri önünde ilgili kamu görevlisinin kişisel sorumluluğu ileri sürülebileceğinden[74] cezai sorumluluk da sözkonusu olabilmektedir. İdare ve kamu görevleriyle eylem arasında ilişki kalmadığından, tutum veya davranış suç ve haksız fiile dönüşmekte, uyuşmazlığın çözümü adliye mahkemelerinin görev alanına girmektedir[75].

Burada hizmet kusurundan farklı bir durum sözkonusudur. İdarenin, fiili yoldan doğan sorumluluğu hizmet kusurundaki gibi tespit edilmez. Sorumluluğun ve sonuçlarının belirlenmesi adliye mahkemesinin görevi içerisindedir[76]. Fiili yol, eylemin, kamu hizmetinden kopması anlamına da gelir. Bu durumda eylemin sonuçlarının hizmet kusuru ile ilişkisi kalmadığı açıktır. Yine aynı şekilde fiili yolun kişisel kusurun sonuçları açısından da farklı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü, bu durumlarda yine de İdareye ve kamu hizmetine ilişkin bir durum sözkonusuyken fiili yol ya da elatmada, yukarıda belirtildiği gibi idarilik niteliği bütünüyle kaybedilmekte, dolayısıyla eylemin hiçbir şekilde hizmetle ilişkilendirilmesi imkanı kalmamaktadır. Kişisel kusurun fiili yol gibi adliye mahkemelerinde dava edilebilme imkanı olsa da, fiili yolun varlık nedeni olan belirli hak ve özgürlükler gibi özel konuların korunması amacı kişisel kusurda bulunmaz. Bu durumda kişisel kusur daha genel ve geniş bir amaca yönelir. Halbuki fiili yol, yalnızca mülkiyet hakkı ve kamu özgürlüklerine yöneldiğinden daha dardır. Ayrıca fiili yolda hukuka ya da usule aykırılık açık ve gözle görülebilir nitelikte olmalıdır. Kişisel kusurda ise hukuka aykırılık ya da usulsüzlüğün bu dereceye varmasına gerek yoktur. Bu durumda, bir kamu özgürlüğünü ya da mülkiyet hakkını ağır bir hukuka aykırılıkla zedelemeyen durumlarda kişisel kusur örnekleri ortaya çıkabilir.

Fiili yola dönüşen hareket ve davranışlara girişen kamu görevlisi, Anayasanın 129/5 maddesinde düzenlenen, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusur işlemeleri durumunda açılacak tazminat davasında husumetin İdareye yöneltilmesi gerektiği şeklinde hükmün getirdiği korumadan yararlanma imkanını da kaybeder. Bireylerin kamu özgürlüklerine, mülkiyet haklarına veya kişilik haklarına yapılan hareket ve davranışlar, idari eylem veya işlem sıfatını kaybetmekte ve artık muhatap, İdare değil, bizzat kamu görevlisi olmaktadır. Burada sorumluluk konusu, adliye mahkemelerince Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku çerçevesinde bir Özel Hukuk uyuşmazlığına dönüşmektedir[77]. Örneğin kamulaştırmasız el atmada da zararın tazmini için İdarenin Borçlar Kanunu’nun 41 inci maddesine göre sorumluluğunun bulunup bulunmadığı adli yargının görevindedir[78].

 

VI. Fiili Yolda Adliye Hakiminin Görev ve Yetkisi

 

Fiili yol ve elatmada adli yargı makamı, “özel mülkiyet ve temel hakların koruyucusu olma ilkesi” [79] gereğince farklı bir sıfatla önümüze çıkar. Adli yargı, bireyin korunmasının güvencesi olarak fiili yola ilişkin uyuşmazlığı çözerken[80] gerek yargısal denetiminde gerekse doğan zararın sonuçlarının telafisinde tek yetkili yer olmaktadır[81]. Fransız hukuku, kişi özgürlükleri ve mülkiyet haklarına müdahalelerde adliye hakiminin ilgilileri daha iyi koruyacağı düşüncesiyle idari yargının değil, aşağıda da inceleyeceğimiz gibi adli yargının görevli olacağını kabul etmektedir