A.B.D.’DE AYRIMCILIK POLİTİKASI, SİYAH İNSANIN EŞİTLİK MÜCADELESİ VE

MARTİN LUTHER KİNG

Yrd. Doç. Dr. M. Emin Ruhi*

ABSTRAKT: In diesem Aufsatz werden der Kampf der schwarzen Leute um Gleichheit, die Diskriminierungspolitik in den USA und Martin Luther King behandelt.

GİRİŞ

 “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; Kardeşçe yaşamayı...” [1]     Martin Luther King

Amerika Birleşik Devletleri’nde çok yakın bir zamana kadar devam eden üstü kapalı ırk ayrımcılığı politikası, bu ülkenin demokratik düzeninin ihmal edilemez bir ayıbını oluşturmaktadır. Bugün bile gerek siyah insanların, gerekse yerlilerin ekonomik ve sosyal açıdan, beyazlarla aynı durumda olmadığı gözlemlenmektedir. Ancak, günümüzde ırk ayrımcılığının hukuki boyutunu yitirdiği ve sosyolojik alana özgü kaldığı söylenebilir.

A.B.D. Bağımsızlık Bildirgesinde yeralan “Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaratan, insanları başkalarına devredemeyecekleri bazı haklarla donatmıştır; hayat, hürriyet ve mutluluğu arama bu haklar arasındadır [2] şeklindeki düzenleme 1970’lere kadar siyah insanlar için büyük ölçüde geçerli olmadı. Yasa önünde eşitlik ilkesi uygulanmadı. Siyasal yaşama katılma hakkı engellendi. Siyah insan, derisinin renginden dolayı ayrımcılık politikasıyla karşılaştı; hep hor görüldü.

Bu çalışmada, A.B.D.’de siyah insanın verdiği eşitlik mücadelesi, bu mücadelede son derece önemli bir yere sahip olan ve siyah toplumun liderliğini üstlenen Martin Luther King’in yaşamı etrafında ortaya konulmaya çalışılmaktadır.

A- A.B.D.’DE AYRIMCILIK POLİTİKASI

I. A.B.D.’de Siyah İnsanın Tarihi ve Kölelik Çıkmazı

A.B.D. de köleliğin tarihi çok uzun yıllar öncesine dayanmaktadır. 1492 de Amerikanın, Christopher Columbus tarafından keşfedilmesinden sonra zamanla, Afrika’dan çok sayıda siyah insan Amerika’ya köle olarak getirilmiş, ağır işlerde, büyük çiftliklerde sahipleri için çalışmak zorunda bırakılmıştır.

Amerika’ya köle olarak ilk grup Afrika’dan 1518’de ulaşır. Bu tarihten, Amerika’da köleliğin kaldırıldığı 1865 tarihine kadar 15 milyonun üzerinde siyah insanın –erkek, kadın, çocuk- gemilerle Amerika’ya getirildiği tahmin edilmektedir. Kölelerin çoğu Batı Afrika sahillerinde yaşayan krallar tarafından yakalanarak köle tacirlerine satılan kimselerdi. Köleler gemilerde oldukça ağır şartlar altında taşınmakta; yaklaşık 3 ay süren bu taşıma sırasında çok sayıda köle ölmekteydi [3] . Kölelik karşıtı düşünceyi benimsemiş ve köleliğin kaldırılmasında önemli etkisi olmuş insanlardan biri olan Thomas Paine’in “Amerika’daki Afrikalı Köleler” başlıklı denemesinde bu durum şu şekilde ifade edilmektedir:

Bizzat köle ticareti yöneticileri ve başka kişiler şuna tanıklık etmektedirler. Verimli topraklarda ikamet eden bu Afrikalı ulusların pek çoğu çalışkan çiftçilerdir, bolluktan yararlanmaktaydılar, ve savaştan uzak, barış içinde yaşamaktaydılar. Bu, Avrupalıların tatlı alkollü içki ile Afrikalı ulusları ortalığa dökmeden, onlara birini diğerine karşılık rüşvet olarak vermeden; ve aslında bunu yapma hakları bulunmasa da teb’alarını satmak konusunda krallarını teşvik ederek onları çalmak, ve mahpusları yakalamak üzere bir klanı diğeri ile savaştırmak yollarıyla bu suçsuz halkları köleleştirmeden önceydi. Bu aşağılık ve insanlık dışı yöntemlerle, söylendiğine göre, İngilizler yıllık olarak yüz bin kişiyi köleleştirmişlerdir; bunların da otuz bininin ilk yıl içinde barbarca muamele sonucu öldüğü sanılmaktadır…” [4] .

1713’ten sonra İngiltere en çok köle taşıyan ve bundan büyük paralar kazanan ülke olmuştur. Onlar Amerika’ya yılda yaklaşık 100 bin köle taşımaktaydılar [5] . 1787’de  İngiltere’de Anti-Kölelik Cemiyeti kurulur. 25 Mart 1807 tarihinde Kral George III döneminde kabul edilen “Siyah Köle Ticaretinin Yasaklanması” (Abolition of The Negro Slave Trade) Yasası ile Afrikalı köle ticareti yasaklanır. Fakat, uygulamada karşılaşılan aksaklıklar dolayısıyla 28 Ağustos 1833 tarihinde kabul edilen “Abolition of Negro Slavery” Yasası ile kolonileri de kapsayacak tarzda daha geniş bir yasaklama getirilir. Bu yasaya göre, “Herhangi bir köle, İngiliz topraklarına ayak bastığı anda özgür olacaktır” [6] .

1800’lü yıllarda Avrupalı binlerce insan için Amerika, daha iyi bir yaşam şansına sahip olabilme, özgürlük ve umut demekti. Oysa, Amerika’daki siyah insan için durum çok farklıdır. 300 yıl süresince milyonlarca Afrikalı, vatanlarından koparılarak Amerika’ya getirilmişti. Onlar Amerika’da beyaz insanın topraklarında ve evlerinde çalıştırılmak üzere, köle olarak satıldı. Kocalar eşlerinden, çocuklar ailelerinden koparıldı. Kölelerin nerede yaşayacağı yada nerede çalışacakları konusunda seçme şansları bulunmamaktaydı. Onların özgürlüğü yoktu. Onlar kendilerini ölesiye çalıştıran efendilerine aittiler. Onlara yeteri kadar yiyecek verilmedi, sık sık dövüldüler ve hatta öldürüldüler.

1774’de Birleşik Devletlerin Kurucuları, köle ithalatı için izin vermeyi reddettiler. 1783 de köle ticareti durduruldu. Onlar Amerika’da köleliğin tamamen kaldırılmasını istiyorlardı. Onlara göre, “Bir insana başka bir insanın sahip olması yanlıştı”. Amerikanın Kuzey Devletleri, 19. yüzyılın başlarında köleliği kaldırdılar [7] . New Jersey 1804 de köleliği kaldıran en son devlet oldu. Fakat, ekonomisi tamamen tarıma dayanan Güney Devletleri –başta Güney Carolina ve Georgia olmak üzere- buna karşı çıktılar. Onlar çiftliklerinin işletilebilmesi için köleye ihtiyaçları olduğunu savunmaktaydılar. 19. yüzyılın başlarından itibaren Kuzey devletleri köleliğin tamamen kaldırılması için çalışır. Sonuçta, 1861’de 11 Güney Devleti, Federasyondan ayrılma kararı alırlar. Bu durum Amerikan Sivil Savaşı’na neden olur. 4 yıl süren savaş Kuzey Devletlerinin zaferiyle sonuçlandı. Savaşın sona ermesinden kısa süre önce 1863’te köleliğin, “Kurtuluş İlanı” (The Proclamation of Emancipation) ile kaldırıldığı ilan edilse de, Anayasanın köleliği yasaklayan ancak 13. Ekim 1865’te yürürlüğe girecektir [8] . Fakat, Güney Devletleri eski alışkanlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Onlar siyah insana eşit hakların verilmesini reddetti. Siyah insan toprak sahibi kılınmamıştı, siyah insana eğitim verilmemişti. Siyah insanlar korkunç yaşamlarını sürdürmeye uzun süre daha devam edecekti [9] .

Siyah insana yardım etme düşüncesinde olan Başkan Lincoln, 1865’de suikast sonucu öldürülür. Bu olay Güneydeki liderlerin, siyah insan lehine yapmayı düşündükleri temel medeni haklar konusundaki yasal düzenlemeleri durdurmalarına neden olsa da, onların bu tavrı 1868’da Birleşik Devletler Anayasasında değişiklik yapılmasını sağlayacaktı. Bu değişiklikle (Ek 14. madde) bütün Birleşik Devletler vatandaşlarına yasaların himayesinden eşit yararlanma hakkı (yasa önünde eşitlik ilkesi) verilir [10] .

Sivil Savaştan sonra Amerika zenginleşir. Bir çok insan için yaşam kolaylaşırken, siyah insan için –artık köle olmamasına karşın- yaşam son derece zordur. Onlar toprağa sahip değildi. Onlar beyaz insanın yapmak istemedikleri işleri yaptılar. 1930’lu yıllardaki ekonomik kriz, siyah insanı beyaz insandan daha fazla vurdu. Böylece, hemen hemen köleliğin kaldırılmasından yüzyıl kadar sonra bir çok siyah insan için yaşam 1865’lerden daha kötü durumdaydı. Bir çok beyaz insan kendilerinin siyah insandan daha üstün olduğuna inandılar. Onlar bütün siyah insanların tembel ve aptal olduğunu savundular [11] .

1870’de Anayasada yapılan diğer bir değişiklikle bütün Birleşik Devletler vatandaşlarına ırk ve renk ayırımı yapılmaksızın oy verme hakkı tanındı [12] . Bununla birlikte Güney devletleri, siyah insana karşı olan tutumunda değişiklik yapmayarak keyfi davranmaya devam etti. Yasa tarafından siyah insana oy hakkı verilmiş olmasına karşın, Güneyde bu hakkın kullanılması neredeyse imkânsızdı. Bunun nedeni ise siyahların seçmen kütüklerine kayıtlarının yapılmaması idi. Siyahların sadece %5’i kayıt yaptırmayı başarabilmişti. Sonuçta, 1970’li yıllara kadar hemen hemen siyahların tamamının oy kullanmasına izin verilmedi [13] . 1900’lü yıllarda Ku Klux Klan’ın (KKK) yeniden şekillenmesiyle çok daha kötü şeyler olmaya başladı. 1889-1919 yılları arasında yaklaşık 3 bin siyah insan KKK üyeleri tarafından öldürüldü.

İşte, 1950’lerde Martin Luther King’in önderliğinde yapılan eşitlik mücadelesi sonucunda siyah insanın durumu düzelmeye başlayacaktır. Aşağıda bu konu ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

II. Ayrımcılık Politikasının Yaratılması (Eşit Fakat Ayrı Kuralı yada Jim Crow)

Ek 14. maddenin 1. bölümüyle getirilen “Hiçbir Eyalet, Birleşik Devletler yurttaşlarının, yurttaşlık hak ve görevlerini ve dokunulmazlıklarını kısıtlayan bir yasa yapamaz ve uygulayamaz, ve yine hiçbir Eyalet, bir kişiyi yasal usullere uyulmaksızın hayatından, özgürlüğünden ve mallarından yoksun bırakamaz ve yargı yetkisi altında bulunan bir kişiye yasaların eşit korumasını uygulamayı reddedemez.” hükmüyle A.B.D. anayasal sistemine yasal eşitlik sistemi giriyordu. Daha sonra Kongre tarafından 1875’de kabul edilen Civil Rights Act ile bu anayasal düzenlemenin hayata geçirildiğini görüyoruz. Bu yasaya göre “otellerde, lokantalarda, denizde ve karadaki kamuya açık yerlerde, tiyatrolarda ve diğer genel kullanıma sunulmuş yerlerde” ırka dayalı bir ayrımcılık yapılması yasaklanıyordu [14] . Ancak Anayasa ve söz konusu yasayla getirilen bu düzenlemelerin tam anlamıyla uygulanması uzun yıllar boyunca mümkün olmadı. Bunun başlıca nedeni, Yüksek Mahkemenin, yasal boşluklardan yararlanılarak, çeşitli maskeler altında ırk ayrımcılığının yapıldığı uygulamalara ve yasama faaliyetlerine destek vermesiydi.

1873 yılında verdiği ve Slaughterhouse Cases olarak adlandırılan bir dizi kararla Yüksek Mahkeme, Ek 14. maddede yer alan “Birleşik Devletlerde doğmuş ya da yurttaşlığa alınmış ve onun yargı yetkisine tabi olan herkes Birleşik Devletlerin ve ikâmet ettiği Eyaletin yurttaşıdır” hükmünü yorumlayarak, anayasada “çifte vatandaşlık” sisteminin öngörüldüğünü kabul etti. Buna göre, Ek 14. madde sadece Birleşik devletler vatandaşı olma özelliğine bağlanabilecek bazı vatandaşlık hak ve görevlerini ve dokunulmazlıklarını, eyalet işlemlerine karşı koruyordu. Korunan bu haklar, 1876 yılında verilen U.S. v. Cruisebank kararında, Birleşik Devletlere serbestçe girip çıkabilmek ve denizaşırı ve yabancı devletlerin kontrolü altındaki bölgelerde can, mal ve özgürlük güvenliğinin sağlanmasını isteyebilmek olarak saptanıyordu. Ayrıca bu kararlarla özel kişi işlemi-devlet işlemi ayrımı getiriliyor ve 14. maddedeki “due process” korumasının ve diğer yasaklayıcı hükümlerin sadece devlet işlemleri için geçerli olduğu saptanıyordu. Bu yorumlardan hareket eden Yüksek Mahkeme, 1883 yılında verdiği ve Civil Rights Cases olarak adlandırılan bir dizi kararla Civil Rights Act’ı anayasaya aykırı bularak iptal etti [15] .

Daha sonraki yıllarda Yüksek Mahkeme, daha da ileri giderek, aradaki eşitliği sözde gözeterek beyazlar ve siyahlar için ayrımcılığı öngören “eşit ama ayrı kuralı” üzerinde temellenen eyalet yasalarını anayasaya uygun bulmaya başladı. Plessy ve Ferguson (1895) kararında, demiryolu işletmelerine beyazlar ve siyahlar için ayrı vagonlar ayrılmasını emreden kanunu Anayasaya uygun buldu [16] . 1899’da verdiği Cummins v. County Board of Education kararında sadece beyazların okuduğu okullara ayrılan bir ödeneğin verilmesini onayladı. Yüksek Mahkeme 1908’de Berea College v. Centucky kararında özel okullara ayrı renklerden öğrencilerin bir arada kabul edilmesini yasaklayan bir yasayı Anayasaya uygun buldu. Böylece bir aldatmacadan başka bir şey olmayan “eşit ama ayrı kuralı” (separate but equal) A.B.D. hukukunda yerini almış oluyordu [17] . Bu kuralın “yasaya karşı hile” olduğunu Yüksek Mahkeme yargıçlarından Harlan, Plessy v. Ferguson kararına yazdığı karşı oy yazısında açıkça ortaya koyuyordu. Yargıç Harlan’a göre, bu kural sadece yurttaşların eşitliği ilkesine değil, aynı zamanda kişi özgürlüğüne de aykırıdır. Burada beyazların siyahlara ayrılan yerlere girmesinin yasaklanması amacı değil, fakat tam tersine, siyahların beyazlara ayrılan bölümlere girmesini engelleme amacı takip edilmektedir [18] .

III. “Jim Crow” ve Ku Klux Klan

Kölelik, Sivil Savaş sonrasında kaldırılmış olsa da, Güney Devletleri uzunca bir süre  siyah ve beyaz ayrımcılığına dayanan yasalar yapmaya devam etti. Bu ayrımcı yasalar, ünlü bir siyah şarkısının adından esinlenerek “Jim Crow” olarak adlandırıldı. Jim Crow,  daha çok fiziksel ayrımcılık anlamına kullanılmaktadır. Demiryolları ve otobüs bekleme salonlarında, sinema ve tiyatroda ayrı bölümler, okul, restoran ve kiliselerin ayrılması vb. bu ayrımcılığa örnek olarak gösterilebilir [19] .

Sivil Savaş sonrası Güney Devletlerinde bazı ırkçı beyazların Ku Klux Klan adı altında örgütlendiği görüldü. Bu halen varolan korkunç bir organizasyondur. KKK üyeleri beyaz insanların bütün diğer insanlardan daha üstün olduklarına inanmakta; siyah insanın en aşağı ırk olduğunu söyleyerek, onların Amerika’da bir güç sahibi olmalarını istememektedirler. Onlara göre, ırklar arasında ayrımcılık yapılmalıdır. Bu amaçla KKK üyeleri, siyah insanı korkutmak, sindirmek için eylemlerde bulunur. Eğer bir siyah insan KKK’ın hoşuna gitmeyen bir şey yaparsa bu durumda o öldürülecektir. Kuruluşundan itibaren KKK üyelerini yaşadıkları yerleşim birimlerinin önemli insanları oluşturacaktır. Örneğin, onların çoğu polistir. KKK üyeleri işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılmayacaklarından emindiler. 1950’lerden beri Güney Devletlerinde az sayıda öldürme olayı olmasına karşın bugün, siyah insan hâlâ  KKK’dan çok korkmaktadır. Bugün bile bazı güney devletlerinde, KKK hâlâ  çok sayıda üyeye sahip bulunmaktadır.

1865’ten sonraki yıllarda Amerika’da, birçok insanın siyah insan için adalet ve eşitlik elde etmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak 1950’li yıllara kadar hâlâ  gidilecek çok uzun bir yol bulunmaktadır. Onlar bu konuda kendilerine öncülük edecek bir lidere ihtiyaç duyuyorlardı. İşte, 1950 ve 1960’lı yıllarda bu lider, rahip Dr.Martin Luther King oldu. O, Amerikalı siyah insanın liderliğini yaptı. O, Amerika’da milyonlarca insanın tutumunu şekillendirecek; şiddete dayanmayan protesto (non-violent protest=pasif direniş=sivil itaatsizlik) metodunu geliştirdi [20] . Martin, İngiltere’ye karşı Hindistan’ın bağımsızlığını savunan Mahatma Gandhi’den etkilendi. Amerikalı siyahların da Gandhi’nin pasif direniş metodunu izlemelerini istedi. O, ancak bu yolla siyah insanın beyaz insanla eşit hakları elde edebileceğine inandı [21] .

B- SİYAH İNSANIN EŞİTLİK MÜCADELESİ VE MARTIN LUTHER KING [22]

I.                     Martin Luther King’in Çocukluğu

Martin Luther King 15 Ocak 1929’da Amerika’nın güneyinde yeralan Atlanta/Georgia’da dünyaya geldi. O’na geçmişte köle olan büyük babası Martin Luther’in ismi verilir. Babası bankerdir ve aile olarak rahat bir yaşama sahiptirler. Atlanta’da siyah toplumda önemli bir kişi olan baba King aynı zamanda Ebenezer Baptist Kilisesi’nde de rahiplik görevini üstlenmiş durumdaydı [23] .

Martin, Atlanta’da rahat bir yaşantıya sahip olmasına karşın, O, her gün ırkçılıkla karşılaştı. O, kamuya ait olmasına rağmen sadece beyaz insanlara tahsis edilmiş belirli tuvaletleri kullanamadı. Eğer dondurma almak isterse O, dükkanın yan tarafındaki pencereye gitmek zorundaydı. Eğer O, sinemaya gitmek isterse, sinemanın arkasında ve üst katta oturmak zorundadır. O, beyaz çocuklarla birlikte okula gidemedi, aynı kütüphaneleri ve parkları kullanamadı. Yaşamında her gün yüzlerce yolla ırkçılıkla karşılaştı. Daha çok küçükken beyaz arkadaş edinme girişiminde bulunmuştu, ancak bu başarısızlıkla sonuçlanır. Beyaz çocukların annesi ona bir daha evlerine gelmemesini; çocuklarının siyah çocukla oynayamayacak kadar büyük olduklarını söylemişti. Ogün Martin çok kırıldı.

Martin için yaşamının en kötü anlardan biri de 15 yaşında karşılaştığı olaydır. O, lisede son sınıf öğrencisi iken, Atlanta yakınlarında yapılan “Amerika’da siyah insanın hakları” konulu yarışmada ödül kazanır. O, yarışmaya öğretmeniyle katılmıştı ve dönüş yolunda tatsız bir takım şeyler oldu. Otobüs son derece kalabalık olmasına rağmen onlar, otobüste oturabilecek bir yer bulabilmişlerdi. Ancak o dönemde beyaz insanın istemesi halinde, siyah insanın otobüsün koltuklarını boşaltarak arkaya gitmesi gerekmektedir. Yolculuk sırasında otobüse iki beyaz insanın binmesi üzerine şoför onları yerlerini boşaltması konusunda uyarır. Martin daha sonra bu olayı yaşamındaki en kötü anlardan biri olarak değerlendirir.

Martin’in babası siyah toplumda önemli bir kişi olsa da, çoğu beyaz insanın onun hakkındaki düşüncesi; “sadece diğer zencilerden biri”dir (just another nigger). Martin başka bir gün diğer olumsuz bir olayla karşılaşır: Babasıyla birlikte arabayla giderken polis tarafından durdurulur ve polis, baba King’e “Hey çocuk sürücü belgeni göster” der. Baba King ise polise: “Ben çocuk değilim, çocuk orada, ben bir adamım” diyecektir. O dönemde Güney Devletlerinde bütün siyah erkekler yaşları ne olursa olsun “çocuk” diye çağrılmaktadır. Babasının bu davranışı o gün Martin’i gururlandırmıştır. Martin’in babası ırkçılık ve ayrımcı yasalardan hep nefret etti. Bir defasında O, “Bu sistemi kabul etmem asla mümkün değil. Onunla ölünceye kadar savaşacağım” demişti. Genç Martin, babasının bu sözlerini hiçbir zaman unutmadı.

Martin 15 yaşındayken koleje gitti. Bu, onun Amerika’da yaşıtlarına göre 3 yıl daha önce okula gitmesi anlamına gelmektedir. O, Atlanta’da Morehouse College’e gitti (1944). Bu kolej Amerika’daki siyah kolejlerinin en iyilerinden birisidir. Martin şanslı olduğunun bilincindedir. Çünkü, o dönemde çok az siyahın böyle bir koleje gitme şansı bulunmaktadır. Martin’in babası onun din adamı olmasını ister. O ise, eğer doktor yada avukat olursa, siyah topluma daha faydalı olabileceği düşüncesini taşımaktadır. Fakat, okul müdürü Dr. Benjamin Mays de Martin’in babası gibi düşünmekte ve kilisede çalışması durumunda, Amerikalı siyah insana çok daha fazla yardım edebileceği konusunda onu ikna edecektir.

O, 1948’de bir rahip  olarak göreve atanmadan kısa süre önce, Atlanta’da babasının kilisesinde ilk vaazını vererek gelecekte iyi bir din adamı olacağını herkese göstermiştir. Martin kısa süre sonra baba King’in kilisesinde rahip yardımcısı olarak göreve başlar. 1949 sonbaharında  Chester/Pennsylvania’daki Crozer Teoloji okuluna, teoloji ve felsefe okumak üzere gider. O, bu sırada Henry Thoreau’nun düşüncelerinden hoşlanır. Thoreau köleliğe karşı çıkmış, kaldırılması için mücadele etmiş ve bu yüzden de 1840’larda hapse gönderilmişti. Thoreau, “hükümet köleliği durdurmadığı sürece vergi vermeyeceğini” söylemişti.

Ayrıca Martin, Hindistan’ın İngiltere’ye karşı bağımsızlığı için mücadele eden Mahatma Gandhi’den etkilenir. Gandhi yaşamı boyunca pasif direniş metoduna inanmıştı. O, halkına her zaman için hapse girmeye hazır olmaları gerektiğini söyledi. Hatta bağımsızlık için ölüme hazır olmalarını söylemişti. Fakat, kimseyle kavga etmeden, kimseyi öldürmeden ve hatta kimseye zarar vermeden; daima barışçıl yollarla çalışılacaktı. Martin de Amerika’da siyah insanın, Gandhi’nin düşüncelerini izlemesi gerektiğine inandı [24] .

1960’lı yıllara kadar pek çok siyah insan kendi problemlerinin çözümünde pasif direnişi yeterli görmemişti. Onlar için bu yöntem etkisizdi ve sonsuza kadar bekleyemezlerdi. Bu sırada şiddet yanlısı siyah örgütlenmeler ortaya çıkacak ve giderek büyüyecektir. Başkanlığını Stokely Carmichael’in yaptığı, “Siyah Güç Hareketi” bunlardan biridir. Carmichael, siyah insanın her ne pahasına olursa olsun güç kullanması gerektiğine inanmaktadır. Los Angeles’dan Chicago’ya, Boston’a kadar bütün şehirlerde büyük isyanlar yapılmalıdır. Martin, bu hareketleri doğru bulmamış ve düşüncelerini hayata geçirmeye -şiddete başvurmaksızın- devam etmiştir.

Martin, 1953 yılında Coretta Scott ile evlendi. Daha sonra 1954’de Martin Dexter Avenue Baptist Kilisesi’nde/Montgomery rahip olarak işe başladı. Artık Martin eşiyle birlikte siyah insanın daha iyi bir yaşama kavuşabilmesi için mücadele etme yönündeki düşüncesini uygulamaya koyma imkânı bulmuştu. Diğer taraftan Martin 1955’te doktorasını bitirerek doktor unvanını kazanır [25] .

II. Değişim İhtiyacı ve Eşitliğe Giden Yol

1938 yılında, Missouri ex rel, Gaines v. Canada kararıyla “eşit ama ayrı” kuralının eyaletlerin sınırları içinde uygulanması gerektiğine karar verilmişti. Olayda bir siyah, eyaletteki hukuk fakültesine, komşu eyalette ayrımcılık güdülmeyen bir okula gidebileceği gerekçesiyle kabul edilmemişti. Yüksek Mahkeme (Supreme Court) bu işlemi Anayasaya aykırı buldu. 1947 yılında verilen Wrighten v. Board of Trustees, 1948 yılında verilen Sipuel v. Universty of The Oklahama kararlarında, Eyalet Mahkemelerinin, Federe Hükümete siyahlar için okullar açması için süre vererek, siyah davacıların okullara kabul edilmeleri yolunda yaptıkları başvuruları reddeden kararlarını bozdu [26] .

1950 yılında verilen Sweat v. Painter kararıyla Yüksek Mahkeme, ayrımcılık ilkesi gözetilerek kurulan yüksek okulların eğitim düzeyi, tesisleri, kütüphanenin kapasitesi, sosyal imkânları, mezunların iş bulma şansı vb. konuları eşitliğin gereği sayar. Dava konusu olayda bir siyah Texas Hukuk Fakültesine gitmek istemiş, fakat kabul edilmemişti. Federe devlet mahkemesi, konu önüne geldiğinde, yüksek eğitim alanında siyahların da beyazlarla eşit haklara sahip olduklarını, bu nedenle de federe devletin gereken düzenlemeyi yapması gerektiğini karara bağlamaktadır [27] .

1950 yılında bir siyah, Oklahama Üniversitesine okumak üzere başvurur. Bu başvuru beyazların sınıfına, kütüphanesine, yemekhanesine girmemesi şartıyla kabul edilir. Siyah öğrencinin diğer öğrencileri görmeksizin, hocanın konuşmasını duyacak şekilde küçük bir odadan dersi dinlemesine izin verilir. O kütüphanenin imkânlarından bodrum katında yararlanabilecek, yemeklerini ise diğer öğrencilerin yemek saati dışında ayrı bir bölümde yiyecekti. Olaya ilişkin davada (Mc Laurin v. Oklahama State Regents) Yüksek Mahkemeye göre, yüksek öğrenim yalnızca dersleri dinlemek, kütüphaneden yararlanmak değildir; tartışmalara katılmak, görüşlerini açıklamak da gereklidir. Oysa davacı siyah öğrenci bu imkânlardan tamamen yoksundur. Dolayısıyla, Yüksek Mahkeme ırk ayrımcılığını esas alan uygulamaları anayasaya aykırı bulmaktadır [28] .

Yine, 17 Mayıs 1954’de Brown v. Board of Education kararıyla Yüksek Mahkeme ayrımcılık politikasının Ek 14. maddenin son cümlesinde yeralan “yasaların eşit koruması”nın eyaletlerce sağlanması ilkesine aykırı olduğuna karar verir. Bu kararla, beyazların okullarına alınmayan zenciler konusunda, Anayasadaki eşitlik ilkesinin bozulduğu, başka bir deyişle, siyah çocukla beyaz çocuğun aynı okula gitmesinin zorunlu olduğu kabul edilmekteydi [29] . Karar Güneydeki pek çok beyaz insanı kızdırır, ancak, 1955 sonbaharına kadar Montgomery’de değişen bir şey olmaz. Siyah çocuklar ile beyaz çocuklar ayrı ayrı okullara gitmeye devam ederler [30] .

Bu kararlarla “eşit ama ayrı” kuralı üniversiteler düzeyinde geçersiz kalmaya mahkum olur. Çünkü bir çok eyalet, çok büyük harcamalara katlanarak beyaz okullarına sağlanan imkânların hepsini siyah okullarına da sağlamak yerine üniversiteler her iki ırkı bir arada kabul etmeye başlar. Ancak, bu geçiş süreci uzun bir zaman alacağı gibi, oldukça sancılı gerçekleşecekti [31] .

Güneyde siyah insanın gerilimi giderek artar. Onlar okullarda ayrımcılığın kaldırılması konusunda düzenleme yapılmasının yanında, ayrıca, seçim konusundaki kuralların da değişmesini istemekteydiler. Seçmen olabilmek için seçmen kütüğüne kayıtlı olmak gerekmektedir, ancak Güneyde beyaz insan, kayıtları siyah insan için durdurmuş durumdadır. Örneğin, Montgomery’de 38 bin siyah insandan sadece 2 bini oy kullanmak için kaydını yaptırabilmişti. Siyah insanların çoğu KKK saldırısından yada işlerini kaybetmekten korktukları için bu haklarını talep edemeyecek durumdadırlar. Böylece, onlar çok kızgın olmalarına karşın bir tepkide bulunamamaktadır. Genç Martin ayrımcılığa dayanan bu sistemi kabul etmeye devam edildiği sürece, siyah insan için durumun düzelmeyeceğini anlamıştır.

a) Eşitliğe Giden Yolun Başlangıcı [32]

Montgomery’de otobüslerin ön koltukları sadece beyaz insanlar içindi. Siyahlar arkada oturmak yada ayakta durmak zorundaydılar. Siyah insan  ancak hiçbir beyazın oturmak istememesi durumunda otobüsün orta kısmına oturabilmekteydi.

1 Aralık 1955 akşamı, Rosa Parks isimli siyah bir kadın evine gitmek için otobüse bindi. O, son derece yorucu geçen bir günün ardından işten çıkmış, alış veriş yapmış ve elleri dolu bir şekilde otobüse binmişti. Siyah insanlar için ayrılan bütün koltuklar dolu olduğu için Bayan Parks orta koltuklardan birine oturdu.

Bir sonraki durakta otobüse bazı beyaz insanlar biner ve biri hariç hepsi ön tarafta yer bulur. Bir beyaz ayakta kalmıştır. Düzenlemeye göre, orta sırada bir beyaz insan oturacaksa, bütün siyah insanlar orta koltukları boşaltarak otobüsün arkasına gitmek durumundadır. O akşam orta koltuklarda 4 siyah insan oturmaktadır. Şoför arkaya gitmeleri konusunda onları uyarır. Bayan Parks hariç diğer üç siyah arkaya giderler. O, şöyle düşünür: “Bir beyaz insan için neden 4 koltuk. Neden kalkmak zorundayım”. Şoför ikinci defa uyaracak; boşaltmaması halinde polis çağıracağını söyleyecektir. Bayan Parks koltuğu boşaltmayı ikinci kez reddeder. Şoförün çağırması üzerine gelen polis, Bayan Parks’ı gözaltına alır. Çünkü O, yasalara –ayrımcı nitelikte de olsa- karşı gelmiştir. Montgomery’deki siyah insanlar olayı duydukları zaman infiale kapılır. Sonunda ırkçılık ve ayrımcılıktan nefret eden herkesin birleşme zamanı gelmiştir [33] .

b) Boykot Planı

Siyah insan, otobüslerde uzun süredir devam eden bu adaletsiz duruma karşı çıkar. Bayan Parks’ın gözaltına alınması üzerine Martin ve siyah toplumun önde gelen diğer liderleri toplanır. Bazıları bütün siyah insanların bu otobüsleri kullanmamaları durumunda, otobüs şirketlerinin zarar edeceği, bu nedenle de adaletsiz durumun düzeltilebileceği düşüncesini ileri sürerler. Boykot olarak adlandırılacak  bu eylemi yapmanın tam zamanıdır.

5 Aralık Pazartesi günü otobüsleri boykot kararı alınır ve herkese duyurulur. Pazar günü siyahlara ait bütün kiliselerde bu boykot kararını destekleme yönünde açıklamalar yapılır. Martin ve diğer siyah liderler şehirdeki siyahların sahibi olduğu bütün taksi şirketleri ile görüşerek; onların boykota katılan insanları otobüs fiyatına -10 cent- taşımaları konusunda anlaşırlar. Taksi şirketlerinin 210 arabası bulunmaktadır.

Pazartesi sabahı hiçbir siyah insan otobüsü kullanmaz. Genellikle her gün 17 500 siyah yolcunun kullandığı otobüsler boş kalır. Bu sayı otobüslerin taşıdığı yolcuların %75’ini oluşturmaktadır. O gün otobüs şirketleri büyük zarara uğrar. Aynı gün öğleden sonra toplanan siyah liderler, yeni bir organizasyon oluşturmaya karar verirler: Montgomery Geliştirme Derneği (Montgomery Improvement Association). Başkan olarak da sadece 1 yıldır Montgomery’de yaşayan ve henüz 26 yaşında olan rahip Martin seçilir. O’nun başkan olarak yaptığı ilk iş ise, o gece miting düzenlemek olur. O, kilisede toplanan binlerce kişiye seslenir. İnsanların büyük kısmı kilisenin dışında kalmıştır. Martin, öncelikle bayan Parks’ın tutuklanmasını eleştirir. Ayrıca, boykot kararının devam edip etmemesi için oylama yapılmasını ister. Daha sonra ırkçılığa karşı mücadele edebilmek için birlikte hareket etme gerekliliğini ortaya koyar.

Konuşmasında üç talebi (three demands) dile getirir:

1.                      Otobüs şoförleri bütün siyah insanlara karşı saygılı olmalıdır.

2.                      Otobüs şirketleri siyah şoförleri de işe almalıdır.

3.                      Otobüse ilk kim binerse –beyaz yada siyah- koltuğa oturma hakkı ona ait olmalıdır.

Bundan sonra haksızlığa ve adaletsizliğe karşı birlikte mücadele edilecektir. O ayrıca, karşılaşılabilecek tehlikelerden söz ederek, şiddete karşı şiddetle tepki göstermemeleri konusunda uyarılarda bulunur. Martin kalabalığa “beyaz kardeşlerinize karşı nefret duymayın, onlara sevginizi gösterin” demektedir.

Martin Luther King Amerika’da siyah insanın eşit haklar kazanmasında büyük bir lider olarak ortaya çıkmaktadır. Güneyin siyah insanı sonunda kendine bir lider bulmuştur. Martin Luther King onlara cesaret, umut ve dayanışma gücü vermiştir. O, adalet arayışında olanlara yardım edecektir [34] .

Martin bu talepler konusunda halkın onayını ister. Bütün insanlar ayağa kalkarak bu duruma destek verirler. Amerika’da “Sivil Haklar Hareketi” (The Civil Rights Movement) böylece doğmuş olmaktadır [35] . Martin ve diğer siyah liderlerle buluşan Montgomery Belediye Başkanı W.A. Gayle “otobüslerdeki ayrımcılığın durdurulmayacağını ve ilk yağmurlu günde bütün zencilerin otobüslere binmek zorunda kalacaklarını” söyler. Fakat, o yanılmaktadır. Durum beklenen yönde gelişmez. Bu durumda polis ve belediye başkanı taksilerin 10 cente yolcu taşımasını engeller. Bu engelleme üzerine Montgomery Geliştirme Derneği, araba havuzu oluşturmaya karar verir. Üç yüzden fazla araba sahibi, siyah yolcuların taşınmasında kullanılmak üzere kendi arabalarını tahsis ederler. Bu uygulama son derece başarılı olur. Bununla birlikte bir çok siyah insan, protestolarının herkes tarafından görülebilmesi için işlerine yürüyerek gitmeyi tercih etmekteydi.

Martin’in önderliğinde Montgomery Geliştirme Derneği’nin ortaya koyduğu boykot eylemi gazete, radyo ve televizyonlar tarafından bütün dünyaya duyurulur. Bu olaylar karşısında Montgomery’deki ırkçı beyaz insan giderek kızmaktadır. Çünkü, bütün dünya onlara gülmektedir.

Montgomery’nin en güçlü iki adamı olan belediye başkanı ve polis şefi siyah protestoculara karşı sertliğe başvurma yönünde karar alır. Polis siyah insanları taşıyan arabaları sık sık durdurarak taciz hareketlerinde bulunur. Polise göre onlar yasalara karşı gelmektedir. Bununla da kalınmaz; Martin polis tarafından gözaltına alınarak cezaevine gönderilir. Bu durum siyah halkın büyük tepkisine ve protestosuna yol açar. Martin kısa süre sonra kefaletle serbest bırakılır. Bu, Martin’in daha birçok kereler ziyaret edeceği cezaevine ilk girişidir.

   Bu siyah örgütlenme karşısında, Ku Klux Klan örgütünün de eylemlere giriştiği görülür. Haziran 1956’ya kadar King ailesi her gün 30-40 tane tehdit mektubu almaktadır. Martin’in tutuklanması olayından 4 gün sonra evinin önünde bir patlama olur. Ancak kimse yaralanmaz. Bu olay üzerine Martin’in evi etrafında toplanan ve ellerinde bıçak ve taşlar taşıyan kızgın kalabalığı yatıştırma görevi de Martin’e düşer. Çünkü, orada bulunan polis şefi ve belediye başkanının kalabalığı yatıştırmaları pek mümkün değildir. Martin “Ben, eşim ve çocuklarım iyi. Ben hepinizin evlerine dönmenizi istiyorum… Bu problemi şiddetle çözemeyiz. Biz nefreti sevgiyle karşılamalıyız. Unutmayın.” der ve devam eder: “Eğer ben durdurulursam, bu hareket durmayacak, Tanrı bu hareket ile birliktedir”. Bu tehlike böylece atlatılır herkes evine döner.

1956’nın ilk aylarına kadar -382 gün süreyle- devam edecek olan bu boykot süresince, hiçbir siyah insan şehirdeki otobüsleri kullanmadı. Belediye başkanı ve birçok diğer beyazlar boykotu kırmaya uğraştılar, ancak bunu başaramadılar. Onlar “boykotun yasa dışı” olduğunu söyleyen eski Alabama Kanunu’nu bulurlar ve bu kanuna dayanarak Martin ve diğer 88 kişi tutuklanır. Martin, bu kanuna göre suçlu bulunan ilk kişi olmaktadır [36] .

Bu sırada, Montgomery Geliştirme Derneği, otobüste yapılan ayrımcılığın yasalara aykırı olduğu iddiasıyla Federe Mahkemede dava açar. Haziran ayında Federe Mahkeme yapılan ayrımcılığı yasalara aykırı bulur. Ancak belediye başkanı, bu karara karşı Yüksek Mahkeme’de itiraz eder. Yüksek Mahkeme, Kasım 1956’da araba havuzu konusunu yasalara aykırı bulacaktır.

c) Yüksek Mahkeme Kararları

Martin, 13 Kasımda mahkeme önüne çıkarılır. O, suçlamayı dinlediği zaman ümitsizliğe kapılır. Aniden bir gazete muhabiri ona bir kağıt parçası uzatır. Bu Washington’dan gelen bir telgraftır. Bu kağıtta, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin Alabama’da otobüslerde yapılan ayrımcılık konusunda Federe Mahkeme ile aynı yönde karar verdiği yazılıdır. Sonunda Montgomery Geliştirme Derneği kazanmıştır.

Martin bu yargı kararının ayrımcı beyazlar tarafından kolaylıkla kabul edilmeyeceğinin bilincindedir. O, haklı çıkar. KKK tarafından yürüyüşler düzenlenir. Bir gece siyahların 4 kilisesinde ve 2 siyah rahibin evinde patlama meydana gelir. Kısa süre sonra Martin’in evine ikinci bomba atılır, fakat patlamaz.

Sonuçta 21 Aralık 1956’da otobüsteki ayrımcılık kaldırıldığında ilk siyah yolcular Martin Luther King ve Rosa Parks –hareketi başlatan cesur kadın- olacaktır. O döneme kadar onlara karşı mücadele etmiş beyaz toplumun liderleri de orada bulunmaktadır.

Montgomery sadece bir başlangıçtı. Bu gelişmeler Amerika’nın güneyindeki devletlerde yaşayan bütün siyah halka cesaret ve umut verdi. Pek çok yerde yeni protesto ve boykotlar başladı. Fakat, siyah toplumun birlikte hareket etmeleri gerekmektedir. 14 Şubat 1957’de Martin Luther King’in başkanlığında Güney Hıristiyan Liderler Konferansı toplanır. Martin, artık siyah Sivil Haklar Hareketi’nin lideridir. O güneydeki siyah insanın problemlerini bütün dünyaya anlatmak için çok çalıştı; 1957-1958 tarihleri arasında 208 konuşma yaptı.

10 Eylül 1958’de Martin, yazmış olduğu kitapların imza gününde orta yaşlarda akıl hastası bir kadının bıçaklı saldırısı sonucu yaralanır. 1959 Kasım ayının sonunda Montgomery’den ayrılarak Atlanta’ya taşınmaya karar verir.

III. Ayrımcılık Politikasının Terk Edilmesi

a) Özgürlüğe Yolculuk

Otobüsteki ayrımcılık güneyde siyah insanın karşılaştığı problemlerden sadece biridir. 1960’ta Greensboro/Kuzey Carolina’da üç siyah öğrenci otobüs istasyonundaki restorana girer. Restoranda onlara hizmet verilmez. Bunun üzerine üç öğrenci protestoya başlar. Birkaç gün sonra çok daha fazla öğrencinin katılımıyla yine aynı restorana gidilir. Onlara yine hizmet verilmez. Gazetelerin olayı duyurmaları üzerine oturma eylemi bütün güneye yayılacaktır. Bütün restoranlar, dükkanlar, tiyatrolar, kütüphaneler siyah insana hizmet verilmeyen her yere gidip oturma eylemine girişilir.

Martin öğrencilere destek verdi; zaman zaman bu eylemlerinde onlara katıldı. Haziran 1960’da Atlanta’daki bir oturma eyleminde Martin ve diğer 75 eylemci tutuklanır. Birkaç gün sonra Martin dışındakiler serbest bırakılır. Martin mahkeme tarafından suçlu bulunur ve 4 ay eyalet cezaevinde çalışma cezasına çarptırılır. Bu ağır bir karardı. Ertesi sabah karısı Coretta, Amerika’da sonbaharda yapılacak başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti adayı olan John F. Kennedy tarafından aranır. Kennedy, Martin hakkındaki kararın kendisini şok ettiğini ve yardım etmek istediğini söyler. Birkaç gün sonra Martin tekrar evindedir. John’un kardeşi Robert Kennedy, olaya bakan yargıçla görüşmüş ve ceza paraya çevrilmiştir.

Oturma eylemi iyi işlemişti. Bir çok restoran ve büyük dükkanlar siyah insana hizmet etmeye başladı. Fakat, hâlâ  ayrımcılık yapılan pek çok yer bulunmaktaydı. Bunlardan biri de devam etmekte olan eyaletler arası otobüs ayrımcılığıydı. Mayıs 1961’den itibaren yeni bir protesto tarzı geliştirilir. “Özgürlüğe yolculuk” olarak adlandırılan ve çeşitli şehir ve kasabalara turlar düzenleyerek, otobüs istasyonlarında oturma eylemleri gerçekleştirilmeye başlanır. On gün her hangi bir sorunla karşılaşılmaz. Ancak, özgürlük yolcuları Alabama’ya ulaştıklarında, KKK üyeleri tarafından saldırıya uğrar ve bir çok öğrenci öldürülür, otobüsleri ateşe verilir.

1961’in yaz ayları boyunca özgürlük yolcularına karşı beyaz şiddet devam eder. Bu olaylar dünyada büyük tepkilere neden olur ve sonunda Amerikan Yüksek Mahkemesi, eyaletler arasındaki otobüs yolculuğu sırasında yapılan ayrımcılık ile otobüs istasyonlarındaki ayrımcılığı eyaletler arası ticareti güçleştirdiği gerekçesiyle Interstate Commerce Act’a aykırı bulur. Fakat, hâlâ  eşit haklar elde edebilmek için uzun bir yol bulunmaktadır. Bu nedenle Martin, protesto hareketlerinin daha da yaygınlaştırılması gerektiğini düşündü. Bütün ülkenin tutumunun değiştirilme zamanı gelmiştir. Bu amaçla, güneyin en zengin şehri olan Birmingham’da, ayrımcılık karşıtı eylemler yapılması yönünde bir düşünce geliştirilir. Eğer Birmingham’da ayrımcılık sona ererse, belki de bütün Amerika’da ayrımcılık son bulacaktı.

Nisan 1963’te beyazlarla eşit çalışma şartlarına sahip olabilmek ve ayrımcılığın sona erdirilmesi amacıyla protestolar başlar. Ayrımcı beyaz liderlerden “Boğa Connor” (Bull Connor) lakaplı T. Euqene Connor –ki kendisi Birmingham Emniyet Müdürüdür- “Ayrımcılık kaldırılmadan önce Birmingham sokaklarında kan akacak” demektedir ona göre bütün siyah insanlar “pis zenciler” (dirty niggers)dir.

b) Birmingham Cezaevinden Mektup

12 Nisandaki büyük protesto sonrasında Martin ve pek çok arkadaşı tutuklanır. Martin Birmingham cezaevinde tutulmaktadır. Martin cezaevinde iken bazı beyaz din adamları tarafından Birmingham gazetelerine verilen demeçte; “Martin’in Birmingham’a ait olmadığı, O’nun Birmingham’a gelme hakkının bulunmadığı, şehirdeki siyah insanlar tarafından yapılan bütün protestoların durdurulması gerektiği” ifade edilmektedir.

Din adamlarının bu demeci Martin’i çok üzer. Fakat, o nasıl cevap verecektir? Çünkü, cezaevinde kağıt bulunmasına polis izin vermemektedir. O, yazı yazmak için gazete sayfalarının kenar kısımlarını ve tuvalet kağıtlarını kullanmak zorunda kalır. O, inandığı her şeyi yazar. “Birmingham Cezaevinden Mektup” (Letter From Birmingham Jail) olarak ünlenecek olan bu yazılar, Amerika’daki Sivil Haklar Hareketi’nin en önemli belgelerinden birini oluşturmaktadır [37] .

O, pasif direnişin gerekliliğini izah eder. O, halka yanlış olan bir şeylerin olduğunu bu şekilde anlatmaya çalışmaktadır. Siyah insanın yıllardır işittiği tek şey: “Bekle” kelimesidir. Martin’e göre, bunun anlamı “asla”dır. Bu yazılar kısa sürede gazetelere, dergilere ve broşürlere yansır.

8 gün sonra Başkan Kennedy’nin devreye girmesiyle Martin serbest bırakılır. Ancak, protesto ve yürüyüşler devam eder. Pek çok kişi tutuklanır. Bunun üzerine Martin ve diğer siyah liderler, okul çocuklarının da protestolarda kendilerine katılmalarının hareketleri için yararlı olacağı düşüncesine ulaşırlar. 2 Mayıs 1963 Salı günü binin üzerinde çocuk “Özgürlük istiyoruz” diye haykırmaktadır. Günün sonunda 800 kişi cezaevine gönderilir. Yüzlerce çocuk gözaltına alınır. Ertesi gün daha fazla çocuk ve öğrencinin gösterilere katıldığı görülür. Bunu önlemek için göstericilerin üzerine itfaiye tarafından basınçlı su sıkılır. Basınçlı suyun etkisiyle çocuklar, bir kağıt parçası gibi yerlerde sürüklenir. Ciddi yaralanmalar meydana gelir. Bazı protestocular polisle çatışmaya başlar. Polisler köpeklerini göstericilerin üzerine salar. Boğa Connor, sadece gülmektedir. Bu görüntüler –gülen polisler, kızgın köpekler, korkutulmuş; sırılsıklam yerlerde sürüklenen çocuklar- televizyonlarda gösterilince bütün Amerika’da halk şok olur.

Boğa Connor, Amerikan Halkının ilk defa olarak siyah insan hakkında vicdanıyla düşünmesine yol açmıştı. O, Birmingham’da Emniyet Müdürlüğünü ve gelecek seçimleri kaybetti. Kennedy, daha sonra bu konuda: “Boğa Connor’ın sivil haklar konusuna katkısı en az Abraham Lincoln kadar olmuştur!” demektedir.

 c) Pasif Direnişin Zaferi

Birmingham’da protestolar hiç durmadı. Her gün sokaklara çıkıldı ve her gün polis şiddetiyle karşılaşıldı. Her gün özgürlük şarkısı söylenmeye devam edildi. 5 Mayıs 1963’de ciddi bir gelişme olur. Bazı siyah din adamları önderliğinde cezaevine doğru yürüyüşe geçilir. Cezaevi, polis barikatı ile çevrilmiş durumdadır. Göstericiler, polisi görünce diz çöküp kısa süre dua ettikten sonra, ayağa kalkıp harekete geçer. Boğa Connor da oradadır ve görevlilere bağırır: “Basınçlı suyu açın”. Ancak, ne itfaiyeciler ne de polis harekete geçer. Onlar göstericilerle göz göze gelir ve sonra geriye çekilirler. Bu pasif direnişin zaferidir.

Sonunda, Birmingham’daki beyaz iş adamları, çalışma alanında siyahların beyazlarla eşitliğini kabul eder. Şehirde oluşturulan özel bir grup, siyahlarla beyazların arasındaki problemleri çözmek için harekete geçer. Gözaltına alınanlar serbest bırakılır. Daha da önemlisi federal yasalarda medeni haklara ilişkin değişiklikler yapılır. Başkan Kennedy, Amerikan Kongresi’ne yeni bir medeni haklar belgesi sunar.

d) 1963 Washington Yürüyüşü ve Barışçıl Değişim Hayali

"Bir hayalim var...
Bir hayalim var ki bir gün siyah erkek ve siyah kızlar, beyaz erkek ve beyaz kızlar ile kardeşçe elele tutuşabilecekler.
Bugün bir hayalim var".
[38] Martin Luther King 

28 Ağustos 1963’de Washington’da büyük bir yürüyüş planlanır. Pennsylvania Caddesi’nden Lincoln Anıtı’na kadar 250 bin kişi yürür. Martin ve Coretta oraya ulaştıklarında o an onların kalbi duracak gibi olur. Kalabalık onları heyecanlandırmıştır. Durumun daha da sevindirici tarafı, yürüyenlerin yarısının beyaz olmasıdır. Bu giderek daha fazla beyaz insanın, siyah insanın problemlerini anlamaya başladığını göstermektedir. İnsanlar yürürken yüzlerine eşitlik talebini simgelemek üzere “= (eşittir)” işareti yapmışlardı.

Kölelik, Sivil Savaş sırasında 1863 yılında kaldırılmıştı. İşte, bu yıl köleliğin kaldırılışının tam 100’üncü yıl dönümüydü. Yürüyüşçülerin taşıdıkları pankartlarda da bu durum ifade edilmektedir: “Bize 1863’te söz verilen özgürlüğü 1963’te verin”.

Martin, o gün tarihe silinmez harflerle yazılacak olan ünlü konuşmasını yapar. O, defalarca tekrarlar: “Bir hayalim var…”. Martin’in hayali: Amerika’da bütün insanların eşitliğinin uygulamaya konulmasıydı. O’nun hayali; kölelerin çocuklarıyla, köle sahiplerinin çocuklarının bir gün arkadaş olabilmeleriydi. O’nun hayali; en sonunda bütün Amerika Devletlerine özgürlük ve adaletin gelmesiydi. O’nun hayali; bütün halkların elele vererek ünlü siyah ilahisini söylemeleriydi: “Sonunda özgürüz. Sonunda özgürüz. Teşekkürler. Her şeye gücü yeten Tanrım. Biz en sonunda özgürüz!”.

O, Amerika’da Sivil Haklar Hareketi’ne bir ses vermişti. Ertesi gün gazeteler Martin için “O siyah Amerikanın Başkanı oldu” yazdı. 28 Ağustos 1963 günü Amerika tarihinin ve Martin’in yaşamındaki en büyük günlerinden biri oldu. Yürüyüşle yasal ırk ayrımı ve siyahların politik güçsüzlüğü sona erdirilmişti, ancak birçoklarının yaşam koşulları hâlâ değişmedi.

Martin ve diğer on binlerce Amerikalı o gün, Birmingham zaferinin bütün ülkeye yayılacağı umuduna kapılmıştı. Fakat, kısa sürede  bu umutlar sona erdi. Birkaç hafta sonra 15 Eylülde, Birmingham’da Onaltıncı Cadde Baptist Kilisesi’nin önünde patlayan bombayla 4 siyah kız çocuğu ölürken, 21 kişi ağır şekilde yaralanır. Sadece 1 ay sonra 22 Kasım 1963’de Başkan Kennedy, Dallas/Teksas’da uğradığı suikast sonucu öldürülür. Martin çok üzülür ve endişeye kapılır. Çünkü, Başkan Kennedy sivil haklar konusunda çok şeyler yapmıştı. Gelecek ne getirecekti? Başkanın yerini alacak olan başkan yardımcısı Lyndon Johnson güneyliydi. Sivil Haklar Hareketi’ne karşı nasıl bir tutum sergileyecekti?

Ancak, Martin’in bu endişeleri yersizdir. Gelişmeler Martin’i şaşırtır. Kennedy suikastından sadece 5 gün sonra Johnson, Kongreden yeni bir sivil haklar belgesi üzerinde çalışmalarını talep eder ve sonunda bu çalışma (Civil Rights Bill), 2 Temmuz 1964’de yasalaşır [39] .

Martin, kendisine verilen Nobel Barış Ödülü’nü almak üzere Ekim 1964’de Norveç’e gitti. Hiç kuşkusuz o gün, hayatının en önemli günlerinden biriydi. Martin, o güne kadar bu ödüle layık görülenler arasındaki en genç kişidir. O sadece 35 yaşındaydı [40] .

e) Siyah İnsanın Siyasal Yaşama Katılma Hakkı

"Birinci sınıf bir demokrasi, ikinci sınıf insanların olmasına izin vermemelidir" [41] . Martin Luther King

İç Savaştan önce, bazı Kuzey Eyaletlerinde siyah insana oy hakkı tanınmış bulunmaktadır. 1870 yılında yürürlüğe giren Ek 15. madde ise, Eyaletlere ve Federal Hükümete ırk, renk ve geçmişteki kölelik hali nedenlerine dayanılarak oy hakkını kaldırmama ve kısıtlamama yasağını getirmiştir. Ancak bir çok Güney Eyaletinde, belli bir süre ikamet etme, belli oranda vergi ödeme, Anayasanın mantıklı yorumunu yapabilme, okuma yazma bilme, belli bir eğitimden geçmiş olma gibi çeşitli nedenlere dayanılarak oy hakkının sınırlandırıldığı görülmektedir. Bu kıstasların büyük oranda siyah insanın siyasal yaşama katılmasını engelleme amaçlı olduğu bilinmektedir [42] . Örneğin, 1947 yılında Ratton v. Misisippi kararında Yüksek Mahkemeye göre, nüfusunun üçte biri siyah olan Misisippi Eyaletinde oy hakkına getirilen sınırlamalar nedeniyle her dört yüz beyaza karşı sadece bir siyah insan oy kullanma hakkına sahip bulunmaktadır [43] .

Yüksek Mahkeme, siyah insan için oy hakkını kullanılmaz hale getiren sınırlamaları Anayasaya aykırı bulmaz. Mahkemeye göre, Ek 15. madde hiç kimseye mutlak anlamda oy kullanma hakkını tanımamıştır. Bu durum siyahlar için de geçerlidir. Siyahların da ayrım gözetilmeksizin bütün yurttaşlara uygulanacak kısıtlamalara tabi olması doğaldır [44] . Ancak, Yüksek Mahkeme, 1915 yılında verdiği Guinn v. U.S. kararıyla, Güney eyaletlerinin Anayasalarının bir çoğunda yeralan ve “büyükbaba kuralı” olarak adlandırılan hükümleri anayasaya aykırı bularak iptal eder. Söz konusu hüküm, Ek 15. maddenin yürürlüğe girmesinden önceki bir tarihte oy kullanma hakkına sahip olan birinin soyundan gelmeyi, başka hiçbir koşula bakılmaksızın yeterli saymaktadır ve Anayasalarca öngörülen oy hakkı sınırlamalarının beyaz yurttaşları etkilememesini amaçlamaktadır [45] .

Siyasal eşitlik alanında siyahlara getirilen önemli bir kısıtlama da, siyasi partilerin, seçimlere katılacak adaylarını saptamak için yaptıkları önseçimlere siyahların katılmalarını engellemeleridir. Yüksek Mahkeme önceleri bu yasaklamanın devlet tarafından değil, özel şahıslar tarafından getirildiği gerekçesiyle, bu tür sınırlamaları Anayasaya aykırı bulmaz. Mahkemeye göre, öngörülen yasaklama sadece devletin işlemleri için geçerlidir. Ancak, Yüksek Mahkeme 1944 yılında verilen Smith v. Allwright kararıyla, devlet fonksiyonlarının geniş bir yorumunu yaparak, önseçimlerin de anayasal bir kurum olduğu, dolayısıyla bu seçimlerde de genel seçimlerde uygulanan koşullara uyulması gerektiğine hükmeder. 1957 yılında verilen Terry v. Adams kararıyla da, “önseçim öncesi seçim” diye bir yöntem icat eden ve siyahların bu seçimlere katılmasını yasaklayan Demokrat Parti uygulamasını –her aşamada, eşitlik esasına dayanan seçim yaptırmanın Devletin görevleri arasında olduğu gerekçesiyle- Anayasaya aykırı bulur [46] .

Bu aşamada belirtelim ki, siyah insanın jüriye girmesi konusunda da bazı sıkıntılar yaşanmıştır. 1880 yılında verilmiş olan Stauder v. West Wirginia kararıyla, siyahların jürilerde yer almasını yasaklayan yasaların Anayasaya aykırı olduğuna karar verilmişti [47] . 1935 yılında verilen Norris v. Alabama kararıyla, siyahların jüriye girmesini yasaklayıcı hiçbir yasal düzenleme bulunmasa bile, bir Eyalette uzun zaman aralığında [48] , jüri listelerinde hiçbir siyahın yer almamasının ırk ayrımcılığı güdüldüğüne dair kuvvetli bir karine oluşturacağına ve bu şekilde oluşturulan jürilerin yer aldığı mahkemelerin verdikleri kararların geçersiz olacağına hükmedilmiştir [49] . 1953 yılında verilen Avery v. Georgia kararında ise Yüksek Mahkeme, jüriye girecek beyazların ve siyahların adlarının ayrı renkte listeler üzerine yazılmasını Anayasaya aykırı bulur [50] .

Selma/Alabama’da Seçmen Kütüğüne Kayıt Sorunu [51]

Martin, Nobel Barış Ödülü’nü almak için gittiği Norveç’ten Amerika’ya geri döndüğünde hala çözülmesi gereken büyük sorunlar bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri, -yukarıda değinilen- on binlerce siyah insanın seçimlerde oy kullanabilmesi için gereken seçmen kütüğü kayıtlarının yapılmaması sorunudur. Martin ve diğer sivil haklar liderleri bu konuda onlara yardım etmeye karar verirler ve bu amaçla çalışmak üzere, 15 bin siyah insandan sadece 150’sinin seçmen kütüğüne kayıtlı olduğu Selma/Alabama seçilir.

Martin, 18 Ocak 1965’de Selma’da 400 kişilik siyah insan grubuna kayıt yaptırabilmeleri konusunda liderlik eder. Onlara kayıt ofisinin kapalı olduğu söylenir. Onlar kayıt yaptıramazlar. 1 Şubat’ta Martin ve geniş siyah insan grubu Selma’da tekrar kayıt girişiminde bulunurlar. Onların hepsi tutuklanır. Martin serbest bırakıldığında siyah insanların kayıt yaptırabilmesi için, Montgomery Valiliğine başvurulmasının sorunu çözülebileceğini düşünmektedir. Bu amaçla, 7 Mart Pazar günü Selma’dan Montgomery’e bir yürüyüş planlanır. Selma’dan yürüyüşe 500 kişi başlar. Fakat, yürüyüşçüler hemen kasabanın dışında polis tarafından engellenir. Bununla birilikte polis yürüyüşçülere sert davranmıştır, 57 kişi ağır şekilde yaralanır.

Martin, 9 Martta ikinci bir yürüyüş daha planlar. Bu defa Amerika çapında pek çok dini liderin de desteği sağlanmıştır. Fakat, yürüyüş Federe Mahkeme tarafından yasaklanır. Eyleme destek vermek üzere gelenler geldikleri yerlere geri dönmek zorunda kalırlar. Ancak, bu sırada eyleme katılmak üzere Boston’dan Selma’ya gelen Sivil Haklar Hareketi üyesi üç rahip KKK tarafından saldırıya uğrar. Bir kişi ölür. Bütün Amerika şok olur. Beyaz ayrımcıların şiddeti Güneyde tekrar ortaya çıkmıştır.

Başkan Johnson, 15 Martta Kongre’de yaptığı konuşmada oy verme konusunda yeni düzenlemelerin gerektiğini dile getirmektedir. Başkan, Selma’da şiddetin derhal durdurulması için bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındadır.

İki gün sonra Selma’dan Montgomery’e yürüyüş yasağı kaldırılır. Sonunda, 21 Mart Pazar günü yürüyüş yapılır. Bu yürüyüş sırasında 4 bin asker yürüyenlerin güvenliğini sağlamaktadır. Yürüyüş 5 gün sürmüştür ve sona erdiğinde katılanların sayısı 30 bin kişiye ulaşmıştır. Selma’daki gelişmeler sonunda oy kullanma hakkına ilişkin yeni yasal düzenlemeler 1966’da yasalaşır. En sonunda Birleşik Devletlerdeki siyah insanlar da siyasal yaşama katılma hakkını elde etmeyi başarmışlardı. Böylece, Federal Hükümet bu konularda düzenleme yapma gücünü kendinde bulabilmişti [52] .

f) Kuzeydeki Durum

Aslında, Kuzeydeki siyah insanın da durumu çok parlak değildi. İnsanlar yoksuldu. Çoğu işsizdi. Martin, Nisan 1968’de Memphis/Tennessee’ye gitmeyi planlar. Şehirde siyah çöpçülere, beyaz çöpçülere oranla daha az ödeme yapılmaktadır. Siyah çöpçü eşit işe eşit ücret talebiyle ortaya çıkmaktadır. Martin’in 3 Nisanda  Atlanta’dan kalkacak uçağı, bomba olduğu ihbarı üzerine ertelenir. Bomba yoktur ama, Memphis’deki mitinge geç kalmıştır. O, ulaştığında son derece yorgun ve sinirlidir. O, kendisinin ve ailesinin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikelerden söz eder: “Herkes gibi ben de uzun zaman yaşamak istiyorum  ama endişelerim var” demektedir. O’nun bu konuşması hoşça kalın der gibidir. Ertesi gün Martin arkadaşlarıyla otel odasında çalıştı. Onlar Memphis’de yapılması düşünülen protestoda atacakları adımları planladılar. Akşam üzeri Martin kaldığı odanın balkonuna çıkar. Aniden silah sesi duyulur. Martin yere düşer. O, çok ağır yaralanmıştır. Hastaneye götürülür ancak, o ölmüştür.

Martin Luther King’in öldürülmesi insanları şok eder. Çoğu siyah Amerikalı için o bir umuttu ve şimdi yoktu. O’nun bütün yaşamı pasif direniş yolunu izlemekle geçti. Fakat, onun ölümünden sonra, bütün ülkede büyük bir ayaklanma dalgası meydana geldi. Bu olaylarda 39 kişi öldü ve yüzlerce insan yaralandı.

g) Sonunda Özgür

Yüzlerce ünlü ve önemli insan, dünyanın her yerinden televizyon kameraları cenaze törenindeydi. Törene yüz binin üzerinde insan katıldı, 120 milyon Amerikalı televizyondan izledi. Martin uzun bir yaşama sahip olamadı.  Öldüğünde sadece 39 yaşındaydı. Fakat, O’nun yaşamı milyonlarca siyah Amerikalının yaşamını değiştirdi. Onun mezar taşının üzerinde şimdi, 1963’de Washington’da yaptığı konuşmasında söylediği ünlü siyah ilahisinin şu sözleri yazmaktadır: “Sonunda özgürüm. Sonunda özgürüm. Teşekkürler. Her şeye gücü yeten Tanrım. Ben en sonunda özgürüm” (Free at last. Free at last. Thank God Almighty, I’m free at last).

Martin Luther King, Alabama’nın ve Amerika’nın acı çeken ve hoşnutsuz siyah toplumunu toparlayıp mücadeleye sevk etti. İnsanları harekete geçirmedeki yeteneği onu önder kıldı. Boykotun ardından yüksek mahkeme, kamuya ait taşıt araçlarında ırk ayırımına son verdi. Bu olaydan sonra Martin Luther siyahların medeni hakları için girişilen savaşa öncülük etti.

1986’dan beri her yıl ocak ayının üçüncü pazartesi günü Martin Luther King’in doğumu, yaşamı ve hayalini kutlamak amacı ile Amerika'da ulusal gün olarak kutlanmaktadır. Bütün okullar, federal iş yerleri, postaneler, ve bankalar o gün tatildir. Bu gün, King'in haksızlığa karşı verdiği savaşı ve bütün insanların ve ırkların özgürlüğü, eşitliği ve saygınlığı için yaptığı mücadeleyi hatırlama günüdür.

Martin Luther King’i anma günü kutlamaları nedeniyle verilen resepsiyonda, A.B.D. Ankara Büyükelçisi’nin yaptığı, itiraflarla dolu konuşması oldukça dikkat çekicidir:

O (Martin Luther King), bir vaiz, eylemci ve sivil haklar hareketi lideri olarak Amerika'yı değiştirdi. Ülkemizi Bağımsızlık Bildirgemizde yeralan Thomas Jefferson'un meşhur ilkesine her zamankinden daha fazla yaklaştırdı. Bu ilke şudur: ''Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır. Yaradan, her insana yaşama, özgürlük ve mutluluğa ulaşma da dahil olmak üzere, devredilemez haklar bağışlamıştır.''

Çalışmaları ve diğer sivil haklar liderlerinin çabaları sayesinde 21 inci yüzyılda Birleşik Devletler daha insancıl ve adil bir toplum oldu. Bütün vatandaşlarına eşit muamele amacı doğrultusunda ilerleme kaydetti.

Güney kenti Atlanta'da doğan rahip King, çocukluğundan itibaren siyah Amerikalıların maruz kaldığı adaletsizliklerin farkındaydı. Yirmili yaşlarda, ilahiyat eğitimi aldığı sırada, Hindistan'ın büyük lideri Gandi'nin şiddete başvurmadan gerçekleştirdiği direniş stratejileri ile tanıştı. Rahip King tüm Amerikalıların eşit haklara kavuşması için mücadele etmeye karar verdi ama bunu şiddete başvurmadan yapacaktı.

Şiddete başvurulmayan yöntemler kullanarak, ırkçılığa ve önyargıya karşı savaştı. Birleşik Devletler hükümetini adil olmayan ayrımcılık politikalarından dolayı eleştirdi. Yürüyüşler, toplantılar ve gösterilere öncülük etti. Bir çocuğun derisinin rengi ile değerlendirilmediği bir Amerika hayalini hitabet yeteneği ile anlattı.

Rahip King yaşamı boyunca tehdit edildi, dövüldü ve hapsedildi. Daha 39 yaşındayken bir suikastla yaşamını yitirdi. 1983'te A.B.D. Kongresi onun onuruna ulusal bir gün ilan etmeye karar verdi. Kongre, seçimle gelinen bir makamda hiç hizmet etmemiş bu kişiyi, ilk Başkanlar ve Amerika'nın Avrupalı kaşifi ile aynı kategoriye koydu.

Hükümetimiz onu her yıl saygıyla anarak, aynı zamanda tüm sivil toplumun katkılarına da saygısını ifade etmektedir. Şiddete başvurmayan eleştirinin ülkemizde olumlu yönde değişiklik kaydedilmesi için hayati unsur olduğunu bilmekteyiz.

İnanıyorum ki Martin Luther King Jr.'e milli bir bayramla saygımızı ifade etmemizin bir diğer nedeni de çalışmasının henüz tamamlanmamış olmasıdır. Birleşik Devletlerin hâlâ  tüm Amerikalılara eşit fırsat ve muamele temininde mühim eksikleri var. Şehirlerimizde ihtilaflar mevcut. Polisin şiddet uyguladığı olaylar var. Daha kat edeceğimiz uzun bir mesafe bulunmakta.

Bu bin yılın şafağında Dr. King'in kendi vatandaşlarına ve dünyaya verdiği mesaj her zamanki kadar önemlidir. 1964'de Nobel Barış Ödülünü kabul ettiğinde ''her yerde yaşayan insanların bedenleri için günde üç öğün yemek yiyebilecekleri, zihinleri için eğitim ve kültür alabilecekleri ve ruhları için şeref, eşitlik ve özgürlüğe sahip olacaklarına inanma cüretini gösteriyorum'' demişti.

Amerika'nın ''bir hayali olan'' en cesur kişisini selamlıyoruz ve biliyoruz ki Amerika hakkındaki vizyonu bize yeni yüzyılda da yol göstermeye devam edecektir [53] .

SONUÇ

Martin Luther King’in önderliğinde siyah insanın durumu düzelmeye başlamıştır. Ancak bugün bile, Martin Luther King’in ölümünün üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen yerleşim alanlarında ayrımcılık fiilen hâlâ  devam etmektedir. Siyahlarla beyazlar ayrı semtlerde ve sokaklarda oturmaktadırlar. 100 yıl önce kuzey şehirlerine siyahların ilk göç dalgası başladığında siyahların kiraladıkları yada satın aldıkları evlerin yakınındaki beyazlar taşındılar. Böylece siyahlarla beyazların oturdukları yerleşim birimleri ayrılmış oldu. Ancak bu durum bir çok şehrin bütün karakteri, politikası ve eğitim sistemini etkilemektedir. Okullar kanunla ayrılmamıştır ama, siyah bir çocuk evine en yakın okula gittiğinden orada ayrımcılığı yaşayacaktır. Çünkü, onların yaşadığı çevrede beyazlar yaşamadığından aynı okula gitme durumları söz konusu olamamaktadır [54] .

Yine de bugün her şey daha iyi. Güneyde siyah insanlar 1970’li yıllarda seçmen kütüğüne kayıtlarını yaptırabilmeyi başardıktan sonra, kısa sürede önemli yerlere seçilme yada atanma şansını yakaladılar. Güneyin en önemli kentlerinde -Atlanta, Chicago, Philadelphia, Detroit, Cleveland ve Washington’da- siyah belediye başkanları seçildi. Yine siyahlar önemli görevlere -Kabine yada Yüksek Mahkeme’ye- atandılar. Siyasal yaşama katılma hakkının elde edilebilmesi için mücadeleye başlamadan önce, seçilmiş siyah kamu görevlisi sayısı 200’ün altında iken, 1970’lerde 1470, 1980’lerde 4912 ve 1986’da 6500’ün üzerine ulaşmıştır. Bu sadece 490 bin seçilmiş kamu görevlisinin %1.3’dür. 1988 rakamlarıyla siyah belediye başkan sayısı 290 –ki bu belediye başkanlarının 28’inin görev yaptığı şehir yada kasabanın nüfusu 50 binin üzerindedir- civarındadır.

Fakat bütün bunlar siyah insanların durumunun her alanda iyi olduğu anlamına gelmemektedir. Onların yaşam standartları beyazlara oranla daha kötü; beyazlara oranla gelirleri daha az, genç siyahlar arasında işsizlik daha yaygın. 1959’da siyah ailelerin %55’i çok yoksulken, 1987’lerde bu oran %31’lere düşmüş bulunmaktadır. 1989’da ortalama bir siyah ailenin kazancı, ortalama bir beyaz ailenin kazancının sadece %55’i kadardı. Amerika’da çoğu büyük şehirde olmak üzere –örneğin, Detroit, Buffalo, Chicago ve Cleveland- çok sayıda siyah insan işsizdir.

Bununla birlikte çok sayıda siyah insan bugün büyük başarılar kazanmıştır. 1987 de Bill Cosby eğlence alanında dünyanın en fazla kazanan kişisiydi. Siyahlar dünya çapında ün kazandılar; pop starları, sporcular, film yıldızları oldular. Şimdilerde sadece spor yada eğlence alanında değil, iş alanlarında da siyah milyonerler bulunmaktadır. Bugün, doktor, avukat, banker ve yönetici olan binlerce sıradan siyah Amerikalı insan bulunmaktadır [55] .

Martin Luther King, Amerikanın daha adil, daha eşitlikçi, daha insancıl bir toplum olması için çok çalıştı ve bunu da büyük ölçüde başardı. Sonuç olarak bugün için “O’nun hayali”nin tümüyle olmasa da büyük ölçüde gerçekleştiği söylenebilir.



* Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.

[1]    http://e-bazaar.freeservers.com/guzel.htm

[2]    TANİLLİ, Server. Anayasal ve Siyasal Belgeler, İst. 1976, s.425

[3]    Amerika kıtasında hayatta kalma şansı elde eden az sayıdaki Amerikan yerlileri köleliğe zorlandıkları gibi, bunların sayısı yetersiz olduğundan özellikle tarım ekonomilerinin egemen olduğu güney devletlerinde emek gücü ithali zorunluluk oluşturmuş durumdadır. Afrikalıları kaçırma eski yöntemlerinin işlemez hale gelmesiyle bir üçgen trafiği oluşturulacaktır. Avrupa gemileri Avrupa’dan yükledikleri mallarla Gine Körfezine gitmekte, burada kölelerle değişmekteydi. Daha sonra gemiler, genelde 200 kölelik bir kargoyla Batıya doğru yola çıkmakta; hedefe varan gemiler de, sağ kalan köleleri satıp -kölelerin %10 ila %25’i yolda ölmekteydi- Amerikan ürünleri ve değerli madenlerle yeniden Avrupa’ya dönmekteydiler. 15-19. Yüzyıllar arasında en az 15 milyon Afrikalının köleleştirilerek Amerika’ya getirildiği ifade edilmektedir. HEATON, Herbert. Avrupa İktisat Tarihi: İlkçağdan Sanayi Devrimine, (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay), İmge Kitabevi, Ankara 1995, s.219-220; Bu konuda ayrıca bkz. GEMALMAZ, Mehmet Semih. Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 1997, s.198

[4]    PAİNE, Thomas.

African Slavery in America (1775), The Thomas Paine Reader, Penguin Classics, London 1987, Michael Foot/Isaac Kramnick (edited by), s.52-53’den aktaran: GEMALMAZ, s.206

[5]    HEATON, s.220

[6]    Bu konuda bkz. GEMALMAZ, s.199

[7]     36 derece 30 enlem dairesinin kuzeyinde kalan federe devletler köleliği kabul etmeyen kuzey devletlerini, altında kalan devletler ise köleliği kabul eden güney devletlerini oluşturmaktaydılar. GÖZE, Ayferi. Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, Beta Y., 7. Bası, İst. 1995, s.500

[8]    GÖZE, s.501; GEMALMAZ, s.200; A.B.D. Anayasası Ek 13. maddenin (6 Aralık 1865) 1. bölümüne göre: “Birleşik Devletler ülkesi üzerinde veya onun yargı yetkisinin geçerli olduğu hiçbir yerde, ne kölelik, ne de, bir suçlunun usulüne uygun bir şekilde çarptırıldığı cezanın çektirilmesi hali hariç, zorunlu hizmetkarlık var olacaktır.” Anayasa metni için bkz. GÜRBÜZ, Yaşar. Anayasalar, Filiz Kitabevi, İstanbul 1981, s.39

[9]    http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[10] A.B.D. Anayasası Ek 14. madde (9 Temmuz 1868) 1. bölümüne göre: “Birleşik Devletlerde doğmuş ya da yurttaşlığa alınmış ve onun yargı yetkisine tabi olan herkes Birleşik Devletlerin ve ikamet ettiği Eyaletin yurttaşıdır. Hiçbir Eyalet, Birleşik Devletler yurttaşlarının, yurttaşlık hak ve görevlerini ve dokunulmazlıklarını kısıtlayan bir yasa yapamaz ve uygulayamaz ve yine hiçbir Eyalet, bir kişiyi yasal usullere uyulmaksızın (without due process of law) hayatından, özgürlüğünden ve mallarından yoksun bırakamaz ve yargı yetkisi altında bulunan bir kişiye yasaların eşit korumasını uygulamayı reddedemez.” GÜRBÜZ, s.39

[11] BROMHEAD, Peter. Life in Modern America, New York: Longman 1988, s.34-37

[12] A.B.D. Anayasasının Ek 15. maddesinde (3 Şubat 1870), hiç kimsenin ırk, renk veya geçmişteki kölelik durumuna bağlı olarak oy hakkından yoksun bırakılamayacağı öngörülecektir. Ek 15. maddenin 1. bölümüne göre: “Birleşik Devletler yurttaşlarına ait olan oy hakkı, ne Birleşik Devletler, ne de herhangi bir Eyalet tarafından ırk, renk ya da geçmişteki kölelik hali nedenlerine bağlı olarak kaldırılamaz ve kısıtlanamaz.” GÜRBÜZ, s.40

[13] BROMHEAD, s.35

[14] HOFFMANN, S. La Discrimination Contre Les Noire et Le Droit Contitutionnel des Etats-Unis, Revue de Droit Public et de la Science Politique, 1955, s.119

[15] HOFFMANN, La Discrimination…, s.120; TUNC, A. Les Tendances Recentes de la Cour Supreme des Etats-Unis en Matiere de Libertes Publiques, Revue de Droit Public et de la Science Politique, 1952, s.423; TUNC, A. Le Systeme Constitutionnel des etats-Unis d’Amerique, C.I, Paris 1954, s.218-219; GÖZE, s.503

[16] GÖZE, s.504 vd.

[17] TUNC, Les Tendances…, s.424; GÖZE, s.504 vd.

[18] ANGELL, E. Les Aspecs Constitution des Libertes Publiques aux Etats-Unis, Paris 1964, s.53

[19] BROMHEAD, s.34

[20] Sivil itaatsizlik, 'şu ya da bu ölçüde adil' ilişkilerin hüküm sürdüğü çeşitli devlet sistemlerinde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkânların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesini bulan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasadışı politik bir edim olarak tanımlanmaktadır. Sivil itaatsizlik olgusunun temel unsurları ise: "Yasadışılık', 'Alenilik, hesaplanabilirlik', 'Politik ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi', ‘Şiddetin reddedilmesi', 'Ortak adalet anlayışına, kamu vicdanına yönelik bir çağrı', 'Sistemin geneline değil tekil haksızlıklara karşı ortak eylem', 'Eylem ciddi haksızlıklara karşı yapılır ve haksızlıkla makul bir ilişki içindedir', "Haksızlıklarla ilgili çifte standart kullanılamaz.". Martin Luther King ve içinde yer aldığı Yurttaş Hakları Hareketi’nin eylemleri tam bir sivil itaatsizlik örneği teşkil etmektedir. http://www.ozgurpolitika.org/2002/02/11/hab17.html

[21] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[22] Martin Luther King ve siyah insanın eşitlik mücadelesi konusunda geniş bilgi için bkz. FARRIS, Christine King. Martin Luther King, Jr.: His Life and Dream. Lexington: Silver, Burdettee and Ginn, Inc., 1986; KING, Coretta Scott. My Life with Martin Luther King, Jr. New York: Holt, Rinehart & Winston, Inc., 1969; LEWIS, David L. King: A Critical Biography. Baltimore: Penguin Books, Inc., 1970; WITHERSPOON, Roger. Martin Luther King, Jr.: To the Mountaintop. Garden City: Doubleday & Co., Inc., 1985; PHILIPS, Donald T. Martin Luther King, Jr. On Leadership. New York: Warner Books, 1999; BROMHEAD, Peter. Life in Modern America, New York: Longman 1988, s.34-37;

http://www.thekingcenter.org/mlk/bio.html; http://www.thekingcenter.org/mlk/legacy2.asp; http://www.thekingcenter.org/mlk/chronology.html; http://www. thekingcenter.org/mlk/KingPapers.html; http://www.mezun.com/Icerik/Bilgi_Bankasi/Amerikada_Yasam/6_9_1-5.cfm; http://search.biography.com/print_record.pl?id=16554; http://search.biography.com/print_record.pl?id=22973; http://search.biography.com/print_record.pl?id=18274; http://www.lib.lsu.edu/hum/mlk/srs218.html; http://www.lib.lsu.edu/hum/mlk/srs216.html; http://www.evrensel.net/00/12/16/dosya.html; http://www.ozgurpolitika.org/2002/02/11/hab17.html; http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm; http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/excerpts.htm; http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/sketches.htm; http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/movement.htm.

[23] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[24] COONEY, Robert and Helen MICHALOWSKI. Power of the People: Active Nonviolence in The United States. Philadelphia: New Society, 1987; GREGG, Richard. The Power of Nonviolence. Canton: Greenleaf Books, 1984

[25] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[26] HOFFMANN, La Discrimination…, s.128 vd.

[27] HOFFMANN, La Discrimination…, s.129; GÖZE, s.508

[28] GÖZE, s.509

[29] HOFFMANN, La Discrimination…, s.150; GÖZE, s.509-510

[30] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[31] Örneğin, 1962’de Missisippi Üniversitesine ilk defa bir siyah öğrenci kabul edilir. Ancak, öğrenci şiddet eylemleriyle karşılaştığı için askeri birlikler korumasında okula gitmek durumunda kalır. BROMHEAD, s.35

[32] ROBINSON, JoAnn. The Montgomery Bus Boycott and the Women Who Started It: The Memoir of JoAnn Gibson Robinson. Knoxville: University of Tennessee Press, 1987

[33] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[34] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[35] MORRIS, Aldon. The Origins of The Civil Rights Movement. New York: Free Press, 1984

[36] Kimi zaman yasaya uygun bir davranış ahlaki açıdan yanlış olabilir, kimi zaman da mevcut yasalara aykırı bir eylem ahlaken pekala meşru olabilir. Amerika'da siyahlara karşı ırk ayrımcılığına izin veren yasaları protesto eden Martin Luther King'in yürüttüğü pasif direniş eylemi bunun en tipik örneğini oluşturmaktadır. Bundan çıkan sonuç şu: Yasalar ahlaki açıdan sağlam bir ahlaki zemine oturmalı, adil olmalıdır. Bir toplumda yasal olanla ahlaki olan arasında ne kadar örtüşme varsa, toplum o kadar istikrarlı ve huzurlu olacaktır.

http://www.insankaynaklari.com/bireyler/trends/edusunce/ahlaktaryas.asp

[37] http://www.usemb-ankara.org.tr/IRC/MLK2003/dream.htm

[38] Martin tarihi konuşmasında şunları söylemektedir: “Bugün size diyorum ki dostlarım, şu anın getirdiği güçlüklere ve engellemelere rağmen bir hayalim var benim. Amerikan hayaline derinden kök salmış bir hayaldir bu.

Bir hayalim var. Gün gelecek bu ulus, ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak. “Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.”

Bir hayalim var: Gün gelecek eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.

Bir hayalim var: Gün gelecek Missisippi Eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.

Bir hayalim var: Gün gelecek dört küçük çocuğu, derilerinin rengine göre değil karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün bir hayalim var benim.

Bir hayalim var; Gün gelecek Alabama Eyaleti Valisinin ağzından hep müdahale etme ve izin vermeme yönünde sözler dökülen o eyalet, küçük siyah oğlanlarla küçük siyah kızların, küçük beyaz oğlanlar ve küçük beyaz kızlarla el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.

Bugün bir hayalim var benim. Bir hayalim var: Gün gelecek bütün vadiler yükselip bütün tepeler ve dağlar alçalacak, engebeli yerler düzlük yapılıp, girintilerle çıkıntılar düzleşecek ve Tanrı’nın şanı yeryüzüne inecek ve bütün canlar hep birlikte görecek onu.

Bizim umudumuzdur bu. Güneye dönüşümde içimde taşıyacağım inançtır. İşte bu inanç sayesinde umutsuzluk dağını yontup bir umut anıtı yaratacağız. Ulusumuzu saran ahenksiz bağırtıları, bu inanç sayesinde güzel bir kardeşlik senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde, bir gün özgür olacağımızı bilerek hep beraber çalışacak, hep beraber dua edecek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek, özgürlük için hep beraber ayağa kalkacağız.

İşte o gün Tanrı’nın bütün çocukları, yepyeni bir anlamla söyleyecekler bu ilahiyi:

Benim ülkem, senin ülken,

Özgürlüğün güzel yurdu,

İşte söylüyorum sana:

Atalarının öldüğü toprak burası,

Hacıların gururu olan toprak,

Her bir dağın yamacından,

Özgürlük yankılanacak.</