YEDİEMİNLİK GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇU İLE İLGİLİ YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NUN BİR KARARI ÜZERİNE İNCELEME

  Dr. Çetin ARSLAN*

ABSTRACT

In our study, we examined a decision of a the General Board of the Criminal Panels of the Turkish Supreme Court of Appeals abaut  the misuse of duty of a trustee. This judgment dated 03,19,2002 and whose  number is 2002/4-87-216, includes special and important data.

The General Board of Criminal Panels of the Turkish Supreme Court of Appeals, in this decision, in parallel to its past sentences made the fallowing decision “…provided that the sale of an attached movable thing isn’t demanded by the government in a three month period, then the attachment won’t be valid and the offense won’t came into existance…”.

İn this article, first of all, we try to illustrate the event and the development of this event. Besides, we put the concept of the decision in the article. Afterwards, the disagreement of the crime with the law and abuse of the duty of the trustee are informed and then the decision is examined according to the factor of the disagreement of crime with law.

Keywords: trustee, turkish supreme court, turkish criminal code,  article 276, money owed to the state

ÖZET

Çalışmamızda, “yedieminlik görevinin kötüye kullanılması suçu”nun (TCK md.276) hukuka aykırılık unsuruna, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yaklaşımına ilişkin önemli veriler ihtiva eden 19.03.2002 tarih ve 2002/4-87 E, 2002 /216 K sayılı kararı incelenmiştir.

Yargıtay CGK somut olayda, önceki kararlarına paralel şekilde, 6183 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun”a göre haczedilen taşınır bir malın satışının, haczinden itibaren üç ay içinde tahsil organınca talep edilmemesi halinde, haczin geçersiz kalacağını ve bu durumda suçun hukuka aykırılık unsurunun – ve dolayısıyla suçun- oluşmayacağını kabul etmektedir. 

Makalede önce karara konu olayın gelişimi ve kararın metni aktarılmış, bilahare hukuka aykırılık unsuru ile  yedieminlik görevinin kötüye kullanılması suçu hakkında kısa bilgi verilmiş ve ardından karar -hukuka aykırılık unsuru açısından- ayrıntılı olarak incelenerek, kararın hukuka uygun olmadığı düşünülen yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

Anahtar kelimeler: yedieminlik, yargıtay, kamu alacağı, TCK 276, 6183 sayılı kanun

GİRİŞ

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.03.2002 tarih ve 2002/4-87E, 2002 /216 K sayılı kararı, Yargıtay’ın “yedieminlik görevinin kötüye kullanılması suçu”ndaki  hukuka aykırılık unsuruna yaklaşımına ilişkin önemli veriler ihtiva ettiğinden, bu yönü ile incelenmeye değer niteliktedir.

I- OLAY VE GELİŞİMİ

Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı 1999/761 sayılı iddianamesiyle fail MY hakkında “yedieminlik görevini kötüye kullandığından” bahisle TCK’ nin 276/1. maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açmış, Yerel Mahkeme suçu sabit görerek sanığın, TCK’ nin 276/1, 72, 94 ve 647 sayılı Kanun’un 4 ve 6. maddeleri gereğince sonuç olarak 240.000.000 TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Kararın sanık tarafından temyiz üzerine tebliğnamesini düzenleyen Cumhuriyet Başsavcılığı, hukuka uygun olduğu düşüncesiyle kararın “onanması” talep ederek dosyayı  4. Ceza Dairesine tevdi etmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi yerel mahkemenin hükmünü “...6183 sayılı Kanunun 84/1. maddesi ve fıkrası uyarınca taşınır malları haciz tarihinden itibaren 3 ay içerisinde satışa çıkarılıp çıkarılmadığının araştırılması, haczin geçerliliğinin ve hukuka aykırılık öğesinin oluşup oluşmadığının tartışılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik soruşturma (ve) yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması...” şeklindeki 2001/ 15464-16720 sayılı kararıyla bozmuştur.

Karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca itiraz edilmiştir.

II-YARGITAY 4.CEZA DAİRESİ İLE CUMHURİYET BASŞAVCILIĞI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK VE İTİRAZ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile 4.Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık “haczin geçerli olup olmadığı ve buna bağlı olarak suçun hukuka aykırılık unsurunun oluşup oluşmadığına ilişkindir”.  Gerçekten 4. Ceza Dairesi, haczedilen malların 3 ay içerisinde satışa çıkarılmamasını 6183 sayılı Kanunun 84/1. maddesine aykırı görmüş ve bu durumun haczi geçersiz kılacağını kabul ederek, suçun hukuka aykırılık unsurunun oluşmayacağına hükmetmiştir. Buna karşılık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, somut olayda haczin 18.11.1997 tarihinde yapılarak mahcuz malın yediemin olarak sanığa teslim edilmiş olduğunu, 6.8.1999 tarihinde ise malların satış için tesliminin istendiğini, dolayısıyla kamu alacağı için 6183 sayılı Yasada öngörülen beş yıllık tahsil zamanaşımı süresinin dolmamış olduğunu, bu yüzden haczin geçerliliğini, dolayısıyla suçun hukuka aykırılık unsurunu kaldıran herhangi bir durumun söz konusu olmadığını, suçun hukuka aykırılık unsuru dahil tüm unsurlarıyla oluştuğunu ve  araştırılması gereken başkaca herhangi bir husus da olmadığından yerel mahkemenin kararı hukuka uygun olduğunu belirterek kararın onanması gerektiğini belirtmiştir.

III- CEZA GENEL KURULU KARARI 

Yedieminlik yükümlülüğüne aykırı davranmak suçundan sanık MY’ nin TCY.nın 276/1, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6, TCY.nın 72.maddeleri uyarınca 240.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Sincan Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.04.2000 gün ve 836/365 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 4.Ceza Dairesince 24.12.2001 gün ve 15464/16720 sayı ile;

“Başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmemiş,

Ancak; 6183 sayılı Yasanın 84/1. madde ve fıkrası uyarınca taşınır malların haciz tarihin­den itibaren 3 ay içerisinde satışa çıkarılıp çıkarılmadığının araştırılması, haczin geçerliliğinin ve suçun hukuka aykırılık öğesinin oluşup oluşmadığının tartışılması ve sonucuna göre sanığın hu­kuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik soruşturma yetersiz gerekçeyle hüküm kurulma­sı” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 28.02.2002 gün ve 114933 sayı ile;

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin bozma ilamından da açıkça anlaşılacağı üzere, 6183 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun”un 84/1. maddesinde “Menkul mallar tah­sil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır” şeklinde düzenlenen hüküm haczin geçerliliğine ve bu nedenle de su­çun hukuka aykırılık unsuruna temel alınmıştır. Başka bir ifadeyle söz konusu madde gereğince “taşınır malların haciz tarihinden itibaren 3 ay içerisinde satışa çıkarılıp çıkarılmaması haczin geçerli olması veya geçerliliğini devam ettirmesi için zorunlu görülmüş ve bu süre zarfında satışa çıkarılmayı suçun hukuka aykırılık unsuru” olarak değerlendirmiştir.

Söz konusu Yasada yer alan “Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurulların­ca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır” şeklindeki hü­küm haczin geçerliliğine ilişkin olan bir hüküm değildir. “Haczedilen mallar üç ay içinde satıl­masa, tahsil dairesince yediemine bu yönde bir talep yapılmasa dahi bu mallar üzerindeki haciz düşmez, devam eder. Zira buradaki süre bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre olmayıp, idari nitelikte bir süredir. Uyulmamasının müeyyidesi ise haczin veya satışın düşmesi değil, şartlarının oluşması halinde ilgili kamu görevlisinin ceza ve/veya disiplin sorumluluğudur”. Belirtelim ki, burada, takibi açan, yürüten, haczi uygulayan ve satışı gerçekleştiren organ aynı tahsil (vergi) da­iresidir. Bunun yanında, İİK’nun aksine burada haczin düşeceğine dair açık bir hüküm de yoktur. Bu durum İİK’nun 106 ve 110. maddesindeki haciz isteminin belirli süreye tabi olması ve bu sü­renin geçmesiyle haczin düşmesi kuralıyla çelişik olup, özel hukuktaki bu hükümlerin kıyas yo­luyla 6183 sayılı Yasaya uygulanması da düşünülemez. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hak­kındaki Kanunda şeklen bir cebri icra kanunu olmakla birlikte, aslında bir kamu hukuku kanunudur. Çünkü, bu kanunun konusunu kamu hukukundan doğan alacakların tahsili oluşturmaktadır. Bu ayrımın doğal bir sonucu olarak, genel icra hukukunda alacaklının talep etmesi ilkesi, kamu icra hukukunda ise görevin gereği veya resen harekete geçme ilkesi uygulanmaktadır.

Somut olayda haciz 18.11.1997 tarihinde yapılarak mahcuz mal yediemin olarak sanığa teslim edilmiş, 6.8.1999 tarihinde ise malların satış için teslimi istenmiştir. Bu durumda kamu a­lacağı için 6183 sayılı yasada öngörülen beş yıllık tahsil zamanaşımı dolmamış olup, haczin ge­çerliliğini, dolayısıyla suçun hukuka aykırılık unsurunu kaldıran herhangi bir durum yoktur. Bu nedenle suç hukuka aykırılık unsuru dahil tüm unsurlarıyla oluştuğundan araştırılması gereken herhangi bir husus da olmadığından yerel mahkemenin kararı hukuka uygundur.” [1] gerekçesiyle iti­raz yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılıp, Yerel Mahkeme hükmünün onan­masını talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşu­lup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın TCY.nın 276/1. maddesi uyarınca yedieminlik yükümlülüğüne aykırı dav­ranmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda  Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun hukuka aykırılık öğesinin oluşup oluşmadı­ğı, dolayısıyla haczin devam edip etmediğinin belirleme yönünden  satış isteme tarihinin araştı­rılması suretiyle soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplan­maktadır.

İncelenen dosya kapsamına göre;

Borçlu Mehmet Kavlak’ın vergi borçları nedeniyle Sincan Vergi Dairesince 18.11.1997 tarihinde haczedilen fotokopi makinesi, buzdolabı ve meşrubat dolabı 813128 sayılı haciz tuta­nağı ile yediemin olarak sanık MY’ teslim edilmiş, 04.08.1999 tarihli yazı ile haczedi­len malların tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde vergi dairesine teslimi istenilmiş, sanığa 06.08.1999 tarihinde tebligat yapılmasına rağmen, mahcuz mallar teslim edilmemiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasanın 84/1. maddesinde, “Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır.” 87. maddesinde ise; “haczedilen menkul mallara verilen bedel 81 inci maddede tespit olunan değerinin % 75 inden aşağı olursa veya hiç alıcı çıkmazsa, ilk arttırma tarihinden başlayarak 15 gün içinde uygun görülen zamanlarda bu mallar tekrar satışa çıkarılır. Bu ikinci arttırmada verilen bedel ne olursa olsun satış yapılır.

Menkul mallar yerinde veya başka yere götürüldüğü halde yine satılmaz veya taşıma gi­derlerinin çokluğu yüzünden başka yere götürülmesi uygun görülmezse yukarıdaki 15 günlük sü­renin bitmesinden itibaren 6 ay içinde pazarlıkla satılır. Bu suretle de satılamadığı takdirde hac­zedilen mallar borçluya geri verilebilir.” hükümleri yer almakta olup, İcra ve İflas Yasasının 106 ve 110. maddelerine paralel olan bu düzenleme uyarınca, yöntem değişik olmakla birlikte, satı­lamayan mallar üzerindeki haczin sonuçta kalkacağı anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin süreklilik gösteren yargısal kararlarda da haczin kalkması halinde suçun hukuka aykırılık öğesinin oluşmayacağı ve eylemin yedieminlik yükümlülüğüne aykırı davran­mak suçunu oluşturmayacağı vurgulanmıştır. (CGK.nun 25.05.1995 gün ve 4-147/171, 08.12.1998 gün ve 4-288/368, 4.C.D. 05.04.2000 gün ve 1654/2592, 02.06.1999 gün ve 5629/6505, 19.03.1998 gün ve 1608/2561 sayılı kararları).

Öğretide ise;

S.Erman ve Ç.Özek, “suçun işlenmesi anında rehin altına almak, haczetmek veya vaziyet etmek suretiyle kamu idaresiyle fail arasında kurulmuş olan bağ varlığını korumalıdır. Bu bağ hukuki bir sebeple ortadan kalkmışsa suçun önşartı da kalmamış olacağından, fail bu sıfatla ce­zalandırılamaz. (Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar Sh. 461),

Prof. A.Önder; “Haciz işleminin hukuki varlığını muhafaza etmesi için süre şartının ger­çekleşmiş olması veya haczin alacaklı tarafından kaldırılmaması gerekir. Kanuni müddet içeri­sinde satışı talebinde bulunulmamış ise haciz kalkacağından yedieminlik ve bundan mütevellit suçluluk da zail olacaktır. (Özel Hükümler Sh. 255),

Dr. A.P.Gözübüyük. “Rehin veya haczin muteber olmaması veya sonradan kaldırılması halinde yedieminlik görevini kötüye kullanma suçu doğmaz. Haczin muteber olmaması, haciz edilen eşyanın haczi kabil olmayan şeylerden bulunması veya hacizde usule uyulmaması halle­rinde bahse konu olabilir. (Türk Ceza Kanunu Şerhi C.2, Sh. 1145) görüşleri ile haczin kalkması halinde yedieminlik görevini kötüye kullanma suçunun oluşmayacağı düşünce ve görüşünü ileri sürmüşlerdir.

Bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, 18.11.1997 tarihinde haciz ya­pılmış, 06.08.1999 tarihinde yediemine tebliğ edilen yazı ile mahcuz malların, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde vergi dairesine teslimi istenilmiş, mahcuz mallar tebligata rağmen teslim edilmemiştir. Haciz tarihi ile teslimin istendiği tarih arasında 3 aydan fazla bir süre geçmiştir. Hacizden itibaren 6183 sayılı Yasanın 84/1. maddesinde belirtilen üç ay içinde satış istendiğine ilişkin dosyada bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Yasada belirtilen üç aylık süre içinde satış istenmemesi, satış istenmesi halinde ise aynı Yasanın 87. maddesinde yer alan süre içinde satışın gerçekleşmemesi halinde haciz kalkacağından ve yedieminlik yükümlülüğüne aykırı davranış suçu oluşmayacağından satış isteme süresi araştırılarak, sanığın hukuki durumunun tayin ve tes­pitinde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı yerinde değil ise de; incelenen dosyada, 03.02.2000 tarihli katılma isteminin Vergi Usul Yasasına aykırılık suçundan yapıldığı, yediemin­lik yükümlüğüne aykırı davranmak suçundan usulüne uygun bir katılma isteminin bulunmadığı, Yerel Mahkemece usulsüz bu istemle ilgili katılma kararı verilerek, katılan vekili lehine vekalet ücretine hükmedildiği saptandığından, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüyle, hükmün bu nedenle de bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik ge­rekçe ile KABULÜNE, Yerel Mahkeme hükmünün saptanan bu usule aykırılık nedeniyle de BOZULMASINA, 19.03.2002 günü oybirliğiyle karar verildi.

IV-UYUŞMAZLIĞIN İZAHINA İLİŞKİN BAZI KAVRAMLARIN KISA AÇIKLAMASI

A-GENEL OLARAK HUKUKA AYKIRILIK UNSURU

“Hukuka aykırılık”, maddi ve manevi unsurları tamam ve yasadaki tanıma uygun olan eylem ile hukuk düzeni arasındaki aykırılıktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken ayrıntı, eylemin yalnız ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çatışma halinde bulunmasıdır. Kural olarak tipe uygun bir fiilin gerçekleştirilmesi ile birlikte hukuka aykırılık da gerçekleşir. Bu nedenle fiilin tipe uygunluğu, aynı zamanda hukuka aykırılığının da bir belirtisidir. Bununla birlikte bazı nedenler, tipe uygun olan fiilin cezalandırılmasını olanağını ortadan kaldırır ki, bu nedenlere “hukuka uygunluk nedenleri” denir. İşlenen fiilleri hukuka uygun hale getiren bu nedenler ceza kanunundan ileri gelebileceği gibi, başka kanunlardan da kaynaklanabilir.

Doktrinde hukuka aykırılık unsurunun  bağımsız bir unsur olmadığını ve diğer unsurlardan birinin veya diğerinin kapsamında olduğunu, yani onun özünü oluşturduğunu ve farklı bir kimliği olmadığını kabul edenler olduğu gibi, onu ayrı ve diğer unsurlardan bağımsız bir unsur olarak kabul edenler de vardır. Bununla birlikte her iki görüş sahiplerinin de üzerinde uzlaştığı husus suçun oluşması için fiilin hukuka aykırı olmasının zorunlu olduğu hususudur. [2] Bu nedenle suçun diğer tüm unsurlarının tamam olması halinde dahi, eylem herhangi bir yasa normuyla hukuka uygun hale gelmiş veya getirilmişse artık söz konusu eylemin suç olduğunu kabul edemeyiz. Önemle belirtmek gerekir ki, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebepleri, başka bir ifadeyle hukuka uygunluk sebeplerini yalnızca ceza hukukunda değil, diğer tüm hukuk dallarında da aramak zorunludur (Ör. 4721 sayılı MK. md. 981; 743 sayılı Eski MK md.894). Zira hukuka aykırılık bütün hukuk düzenine aykırılık olup, bu nedenle bölünmez bir bütün teşkil eder. Gerçekten aksi durumun kabulü çeşitli hukuk dallarının birbiri ile çatışma halinde olmasının kabulü anlamına gelir ki, bu da doğrudan doğruya hukuk düzenine karşı olmak demektir.

“Mazeret nedenleri”, ya da “suçu ortadan kaldıran objektif nedenler” olarak da adlandırılan “hukuka uygunluk nedenleri” [3] fiilin hukuka aykırılığı ( ya da hukuka aykırılık unsurunu) ortadan kaldırıp, onu hukukun meşru saydığı bir hareket haline getirirler. Başka bir ifadeyle adı geçen nedenler eylemin suç olarak vücut bulmasını engelleyici bir etkiye sahiptirler. Bir olayda hukuka uygunluk nedenlerinden birinin varlığı halinde, failin hareketleri, insanlığın ve toplumun çıkarlarıyla çatışma halinde olmadığından, ortada bir zarar da olmamaktadır. Zararın olmadığı bir yerde ise, hukuka aykırılık unsurunun varlığından söz edilemez.  

“Hukuka uygunluk nedenleri” genel olarak iki gruba ayrılmaktadır: Ceza Kanununda (49. maddede) gösterilenler ve Ceza Kanununda (49. maddede) gösterilmeyenler. Bunlardan birincisi TCK’ nın 49. maddesinde düzenlenen “kanun hükmünü icra”, “yetkili merciin emrini ifa” “meşru müdafaa” ve “ıztırar (zaruret/çaresizlik) hali”dir. İkincisi yani Ceza Kanununda (49. maddede) gösterilmeyenler ise  “mağdurun rızası” ve “hakkın veya yetkinin icrası” dır.

TCK’ nın 49. maddesinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenleri”nin  konumuz açısından uygulanabilirliği konusunda bir tartışma olmadığından burada üzerinde durulmayacaktır.

Ceza Kanununda (49. maddede) yer almayan hukuka uygunluk nedenlerinden “mağdurun rızası” ancak, mağdurun “mutlak surette üzerinde tasarruf etme hakkına sahip olduğu bir hakka” yönelik saldırı olduğunda hukuka uyguluk nedeni teşkil edebilir. Hukuk düzeni (zikredilen kayıtla) mağdurun kendisine karşı işlenen fiili onaylamasına bazı hukuki sonuçlar bağlamış olup, buna “mağdurun rızası” denmektedir. Açıklanan bu beyan hukuki bir işlemden başka bir şey değildir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu beyanının hukuki sonuç doğurabilmesi için bulunması gereken iki şart daha vardır ki, onlar da mağdurun “fiil ehliyetine sahip olması”  ve rıza beyanının “rızayı ifsat eden sebeplerle sakatlanmamış bulunması ile suçun işlenmesi anında veya işlenmesinden önce var olmasıdır”.

Ceza Kanununda ( 49. maddede) yer almayan hukuka uygunluk nedenlerinden ikincisi ise, “hakkın veya yetkinin icrasıdır”.  Bu hususun bir hukuka uygunluk nedeni sayılabilmesi için, söz konusu hak veya yetkinin fail tarafından doğrudan doğruya kullanılabilen, yani kullanılabilmesi için yargılama makamından veya başka bir yetkili makamdan karar alınmasına gerek bulunmayan ve hukuk düzenince kabul edilmiş olan sübjektif bir hakkın bulunması, hakkın icrası ile işlenen suç arasında illiyet bağının bulunması ve bu hakkın kötüye kullanılmamış olması gerekir. Bu duruma “mal için meşru müdafaa ve zilyetliğin korunması (TCK md. 461, BK md. 52/1, 3, 267, 4721 sayılı MK. md. 981; 743 sayılı Eski MK md. 894)”, “bir iş, sanat, meslek, bilim veya spor faaliyetlerinin icrası ( TCK md. 198, 288, 477, 480/son, 486, CMUK md. 48, HUMK md. 245, AY md. 27, 59, 64)” örnek gösterilmektedir.

Belirtmek gerekir ki, hukuka uygunluk nedenleri konusunda doktrinde genel olarak yukarıdaki ayrım yapılarak, keza oradaki örnekler verilmekle birlikte mahiyeti itibariyle Ceza Kanununun 49. maddesi dışındaki sebepleri sınırlandırmak mümkün değildir. Esasen yukarıda da değinildiği gibi, failin hareketleri, insanlığın ve toplumun çıkarlarıyla çatışma halinde olmadığı bir durumda, ortada bir zarar ve dolayısıyla suç da olmayacaktır. Keza, bir hakka dayanarak kurulan bir bağın veya hukuki işlemin herhangi bir nedenle ortadan kalmasından sonra, bu bağı koruyan normun da işlerliğini yitireceği doğaldır. [4] Böyle bir durumun varlığı halinde ise hukuka aykırılık unsurunun oluştuğu söylenemeyeceğinden suç da oluşmayacaktır.

B- GENEL OLARAK YEDİEMİNLİK GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇU

“Yedieminlik Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu” [5] TCK’ nın 276. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, “bir kimse muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli (rehnonulmuş, merhun) veya hacizli (haczolunmuş, mahcuz) veya her hangi bir sebeple el konulmuş (vaz'ıyed edilmiş) olan malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklar, sahibine veya başkalarına verir veya değiştirir (tebdil) veya lâzım gelenlere teslimden imtina ederse” cezalandırılacaktır.

Suç ancak yasaya uygun şekilde “yediemin sıfatına haiz olmuş” ve rehinli (rehnonulmuş, merhun) veya hacizli (haczolunmuş, mahcuz) veya her hangi bir sebeple el konulmuş (vaz'ıyed edilmiş) olan mallar  kendisine “resmen” teslim edilmiş kişi tarafından işlenebilir. Yediemin olarak malın teslim edildiği kişinin hukuken ehil olması zorunlu olup bu nedenle küçük ve akıl hastalarının bu suçun faili olması düşünülemez.

Eşyanın saklanması, başkasına verilmesi, değiştirilmesi ve teslimden kaçınılması suçun maddi unsurunu oluşturmaktadır.

Maddede suçun kasten veya taksirle işlenebilen iki şekli düzenlenmiş olup; kasıtlı halinde, failin aynı zamanda mal sahibi olma ihtimali vardır ki, bu durumda “genel kast” yeterlidir. Oysa, failin, mal sahibinden başka bir kişi olması seçeneğinde suç oluşturan ha raketlerin “başkasına veya kendisine yarar sağlamak maksadıyla yapılmış olması” söz konusu olduğundan burada genel kastın yanında “özel kast” aranmıştır. [6]

C-YEDİEMİNLİK GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇU’NUN HUKUKA AYKIRILIK UNSURU AÇISINDAN TAHLİLİ

Her suçta olduğu gibi, “Yedieminlik Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu”nun da oluşabilmesi için hukuka aykırı olması gerekir. Aksi halde, “hukuka aykırılık unsuru” mevcut olmadığından suç oluşmayacaktır.

Yukarıda genel hatlarıyla değinilmeye çalışılan “hukuka aykırılık unsuru/hukuka uygunluk sebepleri”, “Yedieminlik Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu” açısından her hangi bir fonksiyona sahip midir? Kanımızca söz konusu edilen nedenlerin her biri mahiyeti elverdiği ölçüde bu suç açısından da uygulanabilecektir. Örneğin yedieminin elinde bulunan bir mal her hangi bir mahkeme kararıyla başka bir suç nedeniyle müsadere edilip ondan teslimi istenilmişse ya da zorla alınmışsa veya deprem esnasında  mal zayi olmuşsa TCK’nin 49. maddesi anlamında bir hukuka uygunluk sebebi vardır. Ayrıca, yedieminin malları saklayıp, korumak ve bakımını yapmaktan dolayı, yetkililere zamanında haber vermek kaydıyla, bu mallar üzerinde hapis hakkını kullanması durumunda bir hakkın icrası söz konusu olup, suçun hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldırır (4721 sayılı MK. md. 950; 743 sayılı Eski MK md. 864). [7]   Ancak, TCK’nin 49. maddesi dışındaki hukuka uygunluk nedenlerinden “mağdurun rızası” bu suçu hukuka uygun hale getirmez. Gerçekten, “Yedieminlik Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu”nun “mağduru” devlet ve “suçla korunan hukuki yarar”da “kamu idaresinin otoritesi” olduğundan mağdurun  bu fiile rıza göstermesi, onu suç olmaktan çıkarmayacaktır. Keza, “hakkın veya yetkinin icrası” bağlamında, “mal için meşru müdafaa ve zilyetliğin korunması (TCK md.461, BK md.52/1, 3, 267, 4721 sayılı MK. md.981; 743 sayılı Eski MK md.894)”, “bir iş, sanat, meslek, bilim veya spor faaliyetlerinin icrası (TCK md. 198, 477, 480/son, 486, CMUK md.48, HUMK md.245, AY md. 27, 59, 64)”, “Yedieminlik Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu”nda bu anlamda bir hukuka uygunluk nedeni oluşturduğu da iddia edilemez. Bu durumda, bu suçta, hukuka aykırılık unsuru açısından dayanılabilecek temel kavram, “bir hakka dayanarak kurulan bir bağın veya hukuki işlemin herhangi bir nedenle ortadan kalmasından sonra, bu bağı koruyan normun da işlerliğini ve geçerliliğini yitireceği” argümanıdır. Nitekim CGK ve 4. Ceza Dairesinin “yedieminliğin hukuken geçerli bir işleme dayanmasını”, “suç tarihinde yedieminlik görevinin hukuken sürüyor olmasını”( haczi mümkün olmayan malların haczi, haciz isteğinin süresinde yapılmaması, satış isteğinin süresinde yapılmaması, borçlu olmayanın malının haczi, istihkak iddiası, satış isteğinden vazgeçilmesi vs.) [8]   hukuka aykırılık unsuru açısından denetlerken bu olguya dayanmaktadır.

V-YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARININ HUKUKA AYKIRILIK UNSURU AÇISINDAN İRDELENMESİ

CGK’nin, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin kararı ile aynı mahiyetteki kararından açıkça anlaşılacağı üzere, 6183 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun”un 84/1. maddesinde “Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır” şeklinde düzenlenen hüküm, haczin geçerliliğine ve bu nedenle de suçun hukuka aykırılık unsuruna  temel alınmıştır. Başka bir ifadeyle söz konusu madde gereğince “taşınır malların haciz tarihinden itibaren 3 ay içerisinde satışa çıkarılıp çıkarılması haczin geçerli olması veya geçerliliğini devam ettirmesi için zorunlu görülmüş ve bu süre zarfında satışa çıkarılmayı suçun hukuka aykırılık unsuru” olarak değerlendirmiştir. Ayrıca söz konusu üç aylık süre içinde satışın iştenmiş olması koşuluyla, aynı Yasanın 87. maddesinde yer alan süre içinde satışın gerçekleşmemesi halinde de haciz kalkacağını ve yedieminlik görevinin kötüye kullanılması suçunun oluşmayacağını kabul edilmiştir.

Bu kabul bir çok noktadan hukuka aykırıdır. Gerçekten, söz konusu yasada yer alan “Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır”  şeklindeki hüküm haczin geçerliliğine ilişkin olan bir hüküm değildir. “Haczedilen mallar üç ay içinde satılmasa, tahsil dairesince  yediemine bu yönde bir talep yapılmasa dahi bu mallar üzerindeki haciz düşmez, devam eder. Zira buradaki süre bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre olmayıp, idari nitelikte bir süredir. Uyulmamasının müeyyidesi ise haczin veya satışın düşmesi değil, şartlarının oluşması halinde ilgili kamu  görevlisinin ceza ve/veya disiplin sorumluluğudur”. Belirtelim ki, burada, takibi açan, yürüten, haczi uygulayan ve satışı gerçekleştiren organ aynı tahsil (vergi) dairesidir. Bunun yanında, İİK’ nun aksine burada haczin düşeceğine dair açık bir hüküm de yoktur. Bu durum İİK’ nun 106 ve 110. maddesindeki haciz isteminin belirli süreye tabi olması ve bu sürenin geçmesiyle haczin düşmesi kuralıyla çelişik olup, özel hukuktaki bu hükümlerin kıyas yoluyla 6183 sayılı Yasaya uygulanması da düşünülemez. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da şeklen bir cebri icra kanunu olmakla birlikte, aslında bir kamu hukuku kanunudur. Çünkü, bu kanunun konusunun kamu hukukundan doğan alacaklarının tahsili oluşturmaktadır. Bu ayrımın doğal bir sonucu olarak, genel icra hukukunda alacaklının talep etmesi ilkesi, kamu icra hukukunda ise görevin gereği veya resen harekete geçme ilkesi uygulanmaktadır. [9] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi “...6183 sayılı Yasa, kamu alacaklarının tahsilini düzenleyen özel bir yasa olduğundan, vergi alacağından sonra yapılan hacizden sonra satış isteme süresi ile ilgili bu yasanın uygulanması gerekir. 6183 sayılı Yasa(da), haciz tarihinden itibaren belli bir süre içinde haciz istenmediği takdirde haczin düşeceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Anılan Yasanın 84. maddesinde öngörülen süre, satış süresi olmadığından, vergi dairesinin haczinin devam ettiğinin kabulü gerekir....” [10] “...6183 sayılı Kanun, özel nitelikte bir kanun olup, açık bir gönderme olmadıkça İİK’ nun konuya ilişkin maddelerinin uygulanması olanaksızdır. Anılan yasanın 84. maddesinde haczin yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren  üç ay içinde satışın yapılacağı belirtilmiş ise de, belli süre içinde satış ifa edilmediği veya istenmediği takdirde haczin düşeceğine dair bir hüküm yoktur. Kaldı ki, 6183 sayılı kanunda takibi açan, yürüten, haczi uygulayan ve satışı gerçekleştiren organ vergi dairesidir. Bu nedenle, hacizden sonra satış için ayrıca istek aranmasına gerek yoktur...” [11] Esasen, aynı yasanın 87. maddesinde “Haczedilen menkul mallara verilen bedel 81'inci maddede tespit olunan değerin % 75'inden aşağı olursa veya hiç alıcı çıkmazsa, ilk artırma tarihinden başlayarak 15 gün içinde uygun görülen zamanlarda bu mallar tekrar satışa çıkarılır. Bu ikinci artırmada verilen bedel ne olursa olsun satış yapılır. Menkul mallar yerinde veya başka yere götürüldüğü halde yine satılmaz veya taşıma giderlerinin çokluğu yüzünden başka yere götürülmesi uygun görülmezse yukarıdaki 15 günlük sürenin bitmesinden itibaren 6 ay içinde pazarlıkla satılır. Bu suretle de satılamadığı takdirde haczedilen mallar borçluya geri verilebilir.” şeklinde düzenlenen hüküm de bu düşünceyi doğrulamaktadır. [12] Gerçekten burada malların satılamaması ihtimalinde borçluya geri verilmesi için öngörülen süre “ilk artırma tarihinden başlayacak “15 gün+6 ay” lık toplam süredir.

Belirtelim ki, İİK’daki haciz süreleriyle ilgili  CGK’ nun (4. Ceza Dairesinin konuya ilişkin kararlarıyla [13] paralel) “...Dosyada, süresinde satış isteğinde bulunulduğuna dair her hangi bir belge yoktur. Yasal sürede mahcuzun satışı için avans gönderilmiş ise de, avans gönderilmesi satış talebi olarak değerlendirilemez. İİY’ nin 106 ve 110’cu maddelerine göre haciz tarihinden itibaren bir yıl içinde satış talebinde bulunulmaması halinde haczin kalkacağı ve sucun hukuka aykırılık öğesinin oluşmayacağı gözetilerek alacaklının 4.11.1992 veya başka bir tarihte satış talebinde bulunulup bulunulmadığı araştırılarak kesin biçimde saptandıktan sonra hüküm verilmesi gerekirken eksik soruşturmaya dayalı karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir....” [14] şeklindeki  kararı 6183 sayılı Yasaya göre yapılan takiplerde, hacizden itibaren üç ay içinde satış yapılmaması durumunda haczin düşeceği şeklindeki kararlara dayanak olamaz. Gerçekten kamu alacakları için daha teminatlı ve hızlı tahsil olanağı sağlamaya yönelik bir yasanın, genel nitelikli ve özel alacakların tahsili için vazedilen yasaya göre daha olumsuz/aleyhe hükümler getirebileceğinin kabulünün mantıki izahı mümkün değildir.

Bununla birlikte, burada, satış isteme süresini kısıtlayacak bir süre yok değildir. Gerçekten 6183 sayılı Yasa bu konuda bir süre öngörmüş olup, o da 102. maddede “Amme alacağı, vâdesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur. Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” şeklinde  düzenlenen  ve resen gözetilmek durumunda olan “beş yıllık tahsil zamanaşımı süresidir”. [15]

Hukuki temeli olmamakla birlikte yedieminlik görevi tevdi edilen bir kişiyi bu kadar uzun bir süre sorumlu tutmanın doğru olmayacağı ileri sürülebilirse de, İİK’ ye göre, yediemine tanınan yükümlülükten kurtulma olanakları karşısında böyle bir görüşün de doğruluğu iddia edilemez. Yediemin kendisine tanınan olanakları kullanıp yasal yollardan yükümlülükten kurtulmadıkça hukuki ve cezai sorumluluğu devam edecektir.

Tüm bunların yanında İİK’ nun 358. maddesi “Üçüncü şahıs icraca haczolunup kendisine bırakılan malları icra dairesinden istendiği anda evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir. Bu suretle eline bırakılan malların kendisine atfolunamıyacak bir sebepten dolayı telef veya zıyaını ispat edemeyen üçüncü şahıs hakkında ceza takibinden başka evvelce tespit edilmiş olan kıymetler, hükme hacet kalmaksızın icra dairesince resen tazmin ettirilir...” şeklindeki düzenlemesiyle yedieminin “iade” sorumluluğunu ayrıca düzenlemiştir.

  Kamu alacakları, kural olarak devletin kendi giriştiği işlemlerden değil, kişilerin kendi aralarındaki girişimlerinden, faaliyetlerinden bir kanun hükmü gereği olarak doğduğundan, devletin bu alacakların doğumunda bir taraf olarak veya başka bir şekilde daha önceden haberdar olması ve hazır bulunması ihtimali zayıftır. Bu nedenle, kamu alacağının korunması için özel alacaklardan farklı olan bir takım önlemler ve ilkeler benimsenmekte ve kamu alacağı kamu hukuku kurallar ve yaptırımları ile de güvence altına alınmaktadır. Başka bir anlatımla, kamu hizmetlerinin ana finansman kaynağı olan kamu alacaklarının tahsili, özel alacaklara kıyasla, daha yüksek bir güvence ve ayrıcalıklı bir takip ve tahsil usulüne tabidir. Çünkü, kamu hizmetlerinin karşılığı olan kamu alacaklarının belirli süreler içinde tahsil edilmesi zarureti, bu tür alacakların tahsilinin özel takip usullerine bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. [16] Bu nedenle Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile İcra ve İflas Kanunu arasında bir “espri” farkının olduğu kabul edilmektedir. Örneğin, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanundaki “ihtiyati tahakkuk” kurumu beyana dayanan vergilerden doğan kamu alacaklarının güvence altına alınmasına yönelik ve sırf bu alacak türü için uygulanabilecek bir önlemdir. Bu özelliğinden dolayı, farklı bir kanunda, yani İcra ve İflas Kanununda yer alması düşünülemez. Çünkü, genel icra hukukunun temel niteliği ve tekniği bakımından buna imkan yoktur. [17]

SONUÇ

CGK, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin itiraza konu kararı ve benzer kararlarına paralel olarak, 6183 sayılı Kanun’un 84/1. maddesi gereğince“taşınır malların haciz tarihinden itibaren üç ay içerisinde satışa çıkarılması”nı, haczin geçerli olması veya geçerliliğini devam ettirmesi için zorunlu görmüş ve bu süre zarfında satışa çıkarılmamayı suçun hukuka aykırılık unsuruna aykırı olacağını kabul ederek yedieminlik görevinin kötüye kullanılması suçunun oluşmayacağını kabul etmiştir. Bu kabul bir çok noktadan hukuka aykırıdır. Şöyle ki;

-Söz konusu Yasa’da yer alan üç aylık süre, haczin geçerliliğine ilişkin bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre olmayıp, idari nitelikte bir süredir. Bu nedenle de uyulmamasının müeyyidesi, haczin veya satışın düşmesi değil, şartlarının oluşması halinde ilgili kamu  görevlisinin ceza ve/veya disiplin sorumluluğudur”.

-6183 sayılı Kanuna göre, takibi açan, yürüten, haczi uygulayan ve satışı gerçekleştiren organ aynı tahsil (vergi) dairesi olup, süresinde satış istenmemesi halinde İİK’ nin aksine haczin düşeceğine dair açık bir hüküm yoktur. Bu nedenle İİK’ nun 106 ve 110. maddesindeki haciz isteminin belirli süreye tabi olması ve bu sürenin geçmesiyle haczin düşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla 6183 sayılı Yasaya uygulanmaz. Zira Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un konusu kamu alacaklarının tahsili olup, şeklen bir cebri icra kanunu olmakla birlikte, aslında bir kamu hukuku kanunudur ve bunun sonucu olarak da genel icra hukukundaki alacaklının talep etmesi ilkesi değil, görevin gereği/resen harekete geçme ilkesi uygulanmaktadır.

-Kamu alacakları için daha teminatlı ve hızlı tahsil olanağı sağlamaya yönelik bir yasanın, genel nitelikli ve özel alacakların tahsili için vazedilen yasaya göre daha olumsuz/aleyhe hükümler getirebileceğinin kabulünün mantıki izahı mümkün değildir.

-Yediemin kendisine tanınan olanakları kullanıp yasal yollardan yükümlülükten kurtulmadığı veya 6183 sayılı Yasa’nın 102. maddesindeki beş yıllık tahsil zamanaşımı dolmadığı sürece, hukuki ve cezai sorumluluğu devam edecektir.

- Somut olayda haciz 18.11.1997 tarihinde yapılarak mahcuz mal yediemin olarak sanığa teslim edilmiş, 6.8.1999 tarihinde ise malların satış için teslimi istenmiştir. Bu durumda kamu alacağı için 6183 sayılı yasada öngörülen beş yıllık tahsil zamanaşımı dolmamış olup, haczin geçerliliğini, dolayısıyla suçun hukuka aykırılık unsurunu kaldıran herhangi bir durum yoktur. Bu nedenle gerek CGK’ nin, gerekse 4. Ceza Dairesinin ilamlarındaki düşünce yerinde değildir.

BİBLİYOGRAFYA

Akdağ, Selami, Türk Ceza Kanunu Şerhi Emsal İçtihatlar ve İlgili Kanunlar, Olgaç Matbaası, Ankara 1976

Alacakaptan, Uğur, Suçun Unsurları, Ankara 1970

Artuk, Mehmet Emin/Gökçen, Ahmet/Yenidünya, Cener, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002

Deliduman, Seyithan/ Erdem, Murat,  6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun (AATUHK)’a Göre Hacizden Doğan İstihkak İddiaları,  http//www.jura.uni-sb.de/ turkish/ MErdem.html, 23.02.2002

Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku,Genel Kısım, C. 2, 8. Bası, İstanbul 1983

Erem, Faruk, “Yedieminlik Vazifesini Suiistimal”, in: AD, Yıl 49, Mayıs-Haziran , Sa. 5-6

Erem, Faruk/ Danışman, Ahmet/ Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku  Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 1997

Erman, Sahir/Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar (TCK  202-281), İstanbul 1992

Ersoy, Yüksel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İmaj Yayıncılık, Ankara 2002

Gökçan, Hasan Tahsin, Mühür Bozma Yedieminlik Yükümlülüğüne Uymama ..., Seçkin Yayınları, Ankara 2001

Gözübüyük, Abdullah Pulat, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Şerhi, C. 2, Genişletilmiş 5.Bası, İstanbul (tarihsiz)

Gülseven, Mustafa, Açıklamalı-İçtihatlı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Ankara 1999              

İçel,Kayıhan/Sokulu-Akıncı, Füsun/ Özgenç, İzzet/ Sözüer, Adem/Mahmutoğlu, Selami F/Ünver, Yener, İçel Yaptırım Teorisi, 3.Kitap, Beta Yayınevi, İstanbul 2000

Kaneti, Selim, Vergi Hukuku, 2. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul 1989, s.453 vd

Karakoç, Yusuf, Kamu Alacaklarının Tahsil Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi Yargısında Çözümlenen Uyuşmazlıklar, (Yetkin Yayınları),Ankara 2000

Karakoç, Yusuf, “Kamu Alacaklarının Tahsil Aşamasında Ortaya Çıkan Uyuşmazlıklar ve Çözümünde Görevli Yargı Organları”, Mükellefin Dergisi, Mayıs 2000

Karakoç, Yusuf, “Kamu Alacaklarının Tahsili: Kamu İcra Hukuku (Kavram-Nitelik ve Genel İcra Hukuku İle İlişkisi”, http//www.mali hukuk.com., 23.02.2002

Kumrulu, Ahmet, Vergi İcra Hukukuna Kavramsal Bir Yaklaşım, in: Prof. Dr.  Akif Erginay’a  65inci Yaş Armağanı, Ankara 1981

Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, C. 2, Ankara 1978

Malkoç, İsmail, Türk Ceza Kanunu vs., Ankara 2001

Önder, Ayhan, Ceza Hukuku  Genel Hükümler, C. 2-3, İstanbul 1992

Önder, Ayhan, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, Filiz Kitabevi, İstanbul 1994

Özbalcı, Yılmaz, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Yorum ve açıklamaları, Ankara 2000

Özer, ilhan, Kamu Alacaklarının Tahsili Teorisi ve Türkiye’de Uygulaması,TODAİ Yayını, Ankara 1979

Öztürk, Bahri/ Erdem, Mustafa, R/ Özbek, Veli Ö., Ceza Hukuku Genel Hükümler ve Özel Hükümler ( Kişilere ve Mala Karşı Suçlar) Temel Bilgiler, Ankara 2001

Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, C. 2, İstanbul 1970

Savaş, Vural/ Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. 2, Ankara 1995

Selçuk, Sami, Karşıoylarım Hukukumuzda Tartışılan Hükümler ve İçtihatlar (Yayına Hazırlayan Cengiz Otacı), Turhan Kitabevi, Ankara 2001

Şimsek, Edip, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Şerhi, Ankara 1990

Uyar, Talih, “Türk Hukukunda Yedieminlik ve Sorunları”, in: Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000 12/16 Ocak 2000,C.3

Yaşar, Osman, Uygulamada ve Öğretide Asliye Ceza Davaları, Ankara 1996

Yılmaz, Halil, “Mahcuz Mallar Üzerinde İşlenen Güvenilir Kişilik Görevini Kötüye Kullanma Suçu”, in: YD, C. 25, Ocak- Nisan 1999, Sa.1-2

Yüce, Turhan Tufan, Ceza Hukuku Dersleri, C.1, Manisa 1982

Yüce, Turhan Tufan, Ceza Hukukunun Temel Kavramları, Ankara 1985

 



* Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

[1] İnceleme konusu ilama ilişkin itiraz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı adına tarafımdan yapıldığından, inceleme ile itiraz metni arasındaki yer yer görülecek çakışmat doğal karşılanmalıdır.

[2] Bu konuda bkz. Yüce, Turhan Tufan, Ceza Hukuku Dersleri, C.1, Manisa 1982, s. 249 vd.;  Yüce, Turhan Tufan, Ceza Hukukunun Temel Kavramları, Ankara 1985, s.35 vd.; Erem, Faruk/ Danışman, Ahmet/ Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku  Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 1997, s. 51 vd.;  Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku,Genel Kısım, C. 2, 8. Bası, İstanbul 1983, s.1 vd.; Alacakaptan, Uğur, Suçun Unsurları, Ankara 1970, .81.vd.; Önder, Ayhan, Ceza Hukuku  Genel Hükümler, C. 2-3, İstanbul 1992, s.132 vd.; İçel,Kayıhan/Sokulu-Akıncı, Füsun/ Özgenç, İzzet/ Sözüer, Adem/Mahmutoğlu, Selami F/Ünver, Yener, İçel Yaptırım Teorisi, 3.Kitap, Beta Yayınevi, İstanbul 2000, s.92-190; Artuk, Mehmet Emin/Gökçen, Ahmet/Yenidünya, Cener, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s.467-532; Öztürk, Bahri/ Erdem, Mustafa, R/ Özbek, Veli Ö., Ceza Hukuku Genel Hükümler ve Özel Hükümler ( Kişilere ve Mala Karşı Suçlar) Temel Bilgiler, Ankara 2001, s.57 vd.; Ersoy, Yüksel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İmaj Yayıncılık, Ankara 2002, s.89-99.

[3] Bu konuda bkz. 2 nolu dipnotta belirtilen yerlere.

[4] Benzer mahiyette: Erman/Özek, s.  466.

[5] Bu konuda bkz. Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, C. 2, Ankara 1978, s. 223-226 ; Erem, Faruk, “Yedieminlik Vazifesini Suiistimal”, in: AD, Yıl 49, Mayıs-Haziran , Sa. 5-6, s.332 vd.; Erman, Sahir/Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar (TCK  202-281), İstanbul 1992, s. 458-470; Akdağ, Selami, Türk Ceza Kanunu Şerhi Emsal İçtihatlar ve İlgili Kanunlar, Olgaç Matbaası, Ankara 1976, s.407-412; Gözübüyük, Abdullah Pulat, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Şerhi, C. 2, Genişletilmiş 5.Bası, İstanbul (tarihsiz), s. 1142-1152; Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, C. 2, İstanbul 1970, s.16-34 ; Önder, Ayhan, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, Filiz kitabevi, İstanbul 1994, s. 253 vd; Savaş, Vural/ Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. 2, Ankara 1995, s.2521-2528; Yaşar, Osman, Uygulamada ve Öğretide Asliye Ceza Davaları, Ankara 1996, s.363-384; Malkoç, İsmail, Türk Ceza Kanunu vs., Ankara 2001, s. 265-266;Gökçan, Hasan Tahsin, Mühür Bozma Yedieminlik Yükümlülüğüne Uymama ..., Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.94-170; Yılmaz, Halil, “Mahcuz Mallar Üzerinde İşlenen Güvenilir Kişilik Görevini Kötüye Kullanma Suçu”, in: YD, C. 25, Ocak- Nisan 1999, Sa.1-2, s.32 vd.; Uyar, Talih, “Türk Hukukunda Yedieminlik ve Sorunları”, in: Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000 12/16 Ocak 2000,C.3, s.123 vd.

[6] Erman/Özek, s. 467; Önder, s.28.

[7] Gözübüyük, s.1145; CGK, 26.9.1960; 4-45/46 (Gözübüyük, s.1145).

[8] CGK, 29.5.1995, 4-147/171; 4. CD, 24.1.2000, 10405/37; 4. CD, 10.2.1999, 12300/955; 4. CD, 31.5.2000, 3697/4680; 4. CD, 20.4.2000, 2280/3228; 4. CD, 21.2.2000, 978/1278; 4. CD, 22.2.1999, 475/1543; 24.5.1999, 5022/5928;4. CD, 18.5.2000, 4283/4319 (Karalar için bkz. Gökçan, s.122-126).

[9] Şimsek, Edip, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Şerhi, Ankara 1990, s.613 vd; Özbalcı, Yılmaz, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Yorum ve açıklamaları, Ankara 2000, s.781 vd.; Gülseven, Mustafa, Açıklamalı-İçtihatlı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Ankara 1999, s.561 vd.; Kumrulu, Ahmet, Vergi İcra Hukukuna Kavramsal Bir Yaklaşım, in: Prof. Dr.  Akif Erginay’a  65inci Yaş Armağanı, Ankara 1981, s.653; Özer, ilhan, Kamu Alacaklarının Tahsili Teorisi ve Türkiye’de Uygulaması, TODAİ Yayını, Ankara 1979, s.135 vd.

[10] 19. HD, 13.9.1995, 7341/7301; Tamamen aynı mahiyette: 12.HD; 6.12.1984, 9636/ 12707.

[11] 19. HD, 26.3..1992, 1166/937.

[12] Bkz. 9 nolu dipnotta belirtilen yerlere.

[13] 4. CD, 24.1.2000, 10405/37; 4. CD, 10.2.1999, 12300/955; 4. CD, 31.5.2000, 3697/4680; 4. CD, 20.4.2000, 2280/3228; 4. CD, 21.2.2000, 978/1278; 4. CD, 22.2.1999, 475/1543; 24.5.1999, 5022/5928;4. CD, 18.5.2000, 4283/4319 (Karalar için bkz. Gökçan, s.122-126).

[14] CGK, 29.5.1995, 4-147/171; Belirtelim ki, bu ihtimalde bile haczin “yoklukla” sakat olmadığı sürece yedieminin yükümlülükten kurtulamayacağını savunanlar da vardır (Bkz. Selçuk, Sami, Karşıoylarım Hukukumuzda Tartışılan Hükümler ve İçtihatlar (Yayına Hazırlayan Cengiz Otacı), Turhan Kitabevi, Ankara 2001, s.410-413).

[15] Kaneti, Selim, Vergi Hukuku, 2. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul 1989, s.453 vd.; Özer, s.161-162.

[16] Karakoç, Yusuf, “Kamu Alacaklarının Tahsili: Kamu İcra Hukuku (Kavram-Nitelik ve Genel İcra Hukuku İle İlişkisi”, http//www.malihukuk.com/yazarlar. htlm, 23.02.2002; Deliduman, Seyithan/ Erdem, Murat,  6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun (AATUHK)’a Göre Hacizden Doğan İstihkak İddiaları,  http//www.jura.uni-sb.de/turkish/MErdem.html, 23.02.2002; Ayrıca bkz. Karakoç, Yusuf, Kamu Alacaklarının Tahsil Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi Yargısında Çözümlenen Uyuşmazlıklar, (Yetkin Yayınları), Ankara 2000; Karakoç, Yusuf, “Kamu Alacaklarının Tahsil Aşamasında Ortaya Çıkan Uyuşmazlıklar ve Çözümünde Görevli Yargı Organları”, Mükellefin Dergisi, Mayıs 2000, Sa. 89, s. 110-117.

[17] Kumrulu, s.652; Karakoç, Yusuf, “Kamu alacaklarının Tahsili: Kamu İcra Hukuku (Kavram-Nitelik ve Genel İcra Hukuku İle İlişkisi”, http//www.mali hukuk.com., 23.02.2002;