Doç. Dr. Ahmet Gökcen*

Recidivism in Turkish Criminal Law

Abstrac:

The association of recidivism which is one of the means to individualize the punishments, is present between the paragraphs 81-88. of Turkish Criminal Code. In this particular work, firstly, details about the history of the association of recidivism, its legal quality, different kinds of recidivism, views for and against recidivism are given, and then, "General Recidivism", "Private Recidivism", and stipulations and consequences of "Repeated Private Recidivism", which take place in the Turkish Criminal Code, are explained. In the article, lastly, in punishments which require life sentence,consequences of recidivism are considered.

Key Words: Recidivism, Recidivism in Turkish Criminal Law, General Recidivism, Private Recidivism, Consequences of Recidivism

 

TÜRK CEZA HUKUKU’NDA TEKERRÜR

Özet:

Cezaları bireyselleştirme vasıtalarından biri olan tekerrür müessesesi, Türk Ceza Kanunu'nun 81-88. maddeleri arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada,önce,tekerrür kurumunun tarihçesi, hukuki niteliği, tekerrür çeşitleri, tekerrürün leh ve aleyhindeki görüşler anlatılmış, sonra da Türk Ceza Kanunu'nda yer alan "Genel Tekerrür", "Özel Tekerrür", "Tekrarlanmış Özel Tekerrür"ün şartları ve neticeleri açıklanmıştır. Makalede, son olarak, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda tekerrürün sonuçları üzerinde durulmuştur.

Anahtar Kelimeler:, Tekerrür, Türk Ceza Hukuku'nda Tekerrür, Genel Tekerrür, Özel Tekerrür, Tekerrürün Neticeleri

 

I.Genel Olarak

Tekerrür, Arapça[1] bir kelime olup; “bir daha olma, bir daha vuku bulma, tekrarlanma” anlamına gelmektedir[2]. Ceza hukukunda tekerrür ile; “bir ceza mahkumiyetine uğradıktan sonra yeniden suç işleyen kimsenin durumu” kasdedilir ve bu konumdaki kimseye “mükerrir” denir. Mükerrir olmayıp ilk defa suç işlemiş kimselere ise “ilk suçlu” adı verilmektedir[3].

Tekerrür, hukukumuzda cezaları ferdileştirme vasıtalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Mükerrirliğin birçok sebebi bulunmaktadır. Doktrinde bunlar, genel ve özel olmak üzere iki grupta ele alınır. Suçluluğun sebepleri (sefalet, serserilik vs.) aynı zamanda tekerrürün genel sebeplerini de oluşturur. Tekerrürün özel sebepleri ile sadece tekerrüre neden olan haller kasdedilir. Bunlar, ceza evlerinin suçlu üreten bir merkez haline gelmesi, faillerin gereği gibi ıslah edilememesi, cezaevinden çıkan kimselerin iş bulamaması, tahliyenin ilk günlerinde mahkuma yardım edilmemesi gibi hususlardır[4].

Tekerrür, gerek ilk defa suç işleyenlerin yeni suç işlemesinin engellenmesi, gerekse tehlikeli suçlulara karşı toplumun korunması bakımından önem arz eden bir kurum olup TCK’nın Birinci Kitabının “Cürümde Tekerrür” başlığı taşıyan 8’inci babında, 81-88’inci maddeler arasında düzenlenmiştir[5].

Uygulamamıza ve doktrindeki bazı görüşlere göre, TCK’nun düzenlemesi gereği tekerrür dolayısıyla cezanın artırılması için cezanın çekilmesi gerekmektedir. Doktrindeki baskın görüşe göre ise, tekerrür hükümlerinin tatbiki için kesinleşmiş mahkumiyet hükmü yeterlidir. Bu farklı görüşlerin ileri sürülmesinin bir sebebi, konuyu düzenleyen maddelerdeki ifadelerin insicamsızlığıdır.

Ceza Hukuku alanındaki bu farklı anlayışlar tekerrürün tanımına da yansımıştır. Buna göre bazı yazarlar tekerrürü; “bir kimsenin bir suçtan dolayı kesin surette mahkûm olduktan sonra yeni bir suç işlemesi”[6] şeklinde tanımlarken, diğer bir grup ise; “bir kimsenin daha evvel işlediği suçtan dolayı kesin surette mahkûm olduktan sonra, cezasını çektiği yahut cezasının düştüğü tarihten itibaren kanunen belirli olan süre içinde yeniden suç işlemesi”[7] olarak tarif etmektedir.

 

II. Tarihi Gelişim

1. Batı Hukuku

Tekerrürün bir suç siyaseti aracı olduğu hususundaki görüş yeni olup, müessesenin günümüz anlayışına uygun biçimde sistemleştirilmesi yakın zamanlarda gerçekleşmiştir. Bununla birlikte mükerrirlere karşı daha sert davranılmasının bir zorunluluk olduğu düşüncesi her toplumda hissedilmiş ve bunlara ceza, eski dönemlerde de artırılarak verilmiştir[8]. Başka bir anlatımla günümüzdeki gibi kurumsal bir nitelik arz etmemekle birlikte tekerrür ile ilgili düzenlemelere eski hukuk kaynaklarında da rastlamak mümkündür[9].

Roma hukukunda tekerrüre ilişkin özel bir hüküm yoktur. Mükerrirler hakkında cezanın artırılacağına dair genel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bununla birlikte bu döneme ait bir çok metinde mükerrir suçlulara normalden fazla ceza vermenin adil olacağından bahsedilmektedir. Roma hukukunda hakimlerin cezayı tayinde geniş bir takdir hakkı ve sınırsız yetkileri bulunmakta idi. Uygulamada tekerrür dolayısı ile cezanın artırılması bu çerçevede gerçekleştirilmiştir. Tekerrür dolayısıyla cezanın artırıldığı suçların başlıcaları; rüşvet, zimmet ve yalan şahitlik gibi cürümlerdi[10].

Suçlunun sübjektif durumuna önem veren kanonik hukukta, tekerrür kurumu belirmeye başlamış ve tekerrür için ilk defa “recidivum” kavramı kullanılmıştır[11]. Bu dönemde tekerrürün uygulanabilmesi için failin bir suçtan mahkum olduktan sonra, aynı suçu tekrar ika etmesi veya aynı nev’iden başka bir suç işlemesi aranmaktaydı[12].

Ortaçağ hukukunda fail birden fazla suç işlediği zaman, ilk suça oranla daha fazla cezalandırılmaktaydı. Özellikle Cermen Hukukunda, önceden cezalandırılan fail, yeni bir suç işlemesi halinde ilk suçuna oranla daha ağır bir müeyyideye maruz bırakılmıştır. Bu dönemde tekerrür ve içtima arasındaki sınırlar çizilememiş ve bunların ceza hukukunun farklı kurumları olduğu ortaya konulamamıştır[13].

Müşterek Hukuk döneminde, tekerrürün dikkate alındığı, 1532 tarihli Karolina Ceza Kanununun 161 ve 162’nci maddelerinden anlaşılmaktadır. Buna göre, tekrarlanan hırsızlık suçunda failin kulağı kesilmekte veya ölümle cezalandırılmaktadır. Ancak verilen bu ağır cezaların tekerrürden dolayı mı, gerçek içtima ile mi yoksa her iki kurumun bir arada uygulanmasından dolayı mı olduğu belli değildir[14]. Denilebilir ki, tekerrür kurumunun bugünkü anlamda şartları ve diğer ceza hukuku kurumları ile olan farkları, müşterek hukuk döneminde belirginleşmeye başlamıştır[15].

Tekerrür hakkında genel bir hüküm, 1810 tarihli Fransız Ceza Kanununda yer almış, bu düzenleme çağdaş kanunları da etkilemiştir[16].

Alman İmparatorluk Ceza Kanununda tekerrürün bazı suçlar (hırsızlık, eşkıyalık, dolandırıcılık ve yataklık) bakımından cezayı artırıcı bir etkisi bulunmaktaydı[17]. Bu düzenleme 1962 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. 1962 yılında yapılan değişiklikle sınırlama kaldırılmış ve Alman Ceza Kanununun 17’nci maddesi ile tekerrür her kastî suç için cezaya etkili genel bir sebep olarak kabul edilmiştir.

Daha sonraki yıllarda 17’nci madde, küçük değişikliklerle 48’inci maddede yeniden düzenlenmiş ve 1986 yılına kadar mevcudiyetini muhafaza etmiş[18] bu tarihte ise hüküm tamamen yürürlükten kaldırılmıştır.

TCK’nun kaynağı olan 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu tekerrür müessesesini 80-84’üncü maddeler arasında düzenlemiştir. Kanun mefruz tekerrür sistemini benimsemekte ve tekerrür dolayısı ile cezanın artırılmasını öngörmekteydi[19].

1930 İtalyan Ceza Kanununda tekerrüre ilişkin hükümler 99, 100 ve 101’inci maddelerde yer almakta[20] ve tekerrür bakımından önemli değişiklikler içermekteydi[21].

 

2. Türk Hukuku

İslamiyet kabul edilmeden önce Türklerde, ceza hukuku bakımından tek yetkili, devletti. Bu dönemde tekerrür hakkında genel bir düzenleme mevcut olmamakla birlikte hırsızlık gibi bazı suçlarda tekerrür, cezaya etkili bir sebep olarak öngörülmüştü[22].

İslamiyet’in kabulünden sonraki dönemde Türk Devletleri İslam hukukunu benimsemişlerdir. İslam hukukunda failin mükerrir olması, cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren bir sebep olarak kabul edilir[23].

Bu anlayış İslamiyet’i kabul eden Türk devletlerinde de geçerliliğini sürdürmüştür. Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu döneminde çıkarılan kanunnamelerde bazı suçları tekrar işleyenler hakkında cezanın nasıl artırılacağı gösterilmiştir[24]. Örneğin "Kanuni Kanunnamesi"nin 37 ve 45’inci maddelerinde bazı suçlara özgü tekerrür ile ilgili düzenleme bulunmaktadır. Buna göre, bir kaç kez hırsızlık edene ölüm cezası uygulanacaktır[25]. Aynı şekilde Hicri 1091 tarihli Sultan IV. Mehmet Kanunnamesinde de mükerrir hırsızlar için ölüm cezası öngörülmüştür[26].

Tanzimat sonrasında çıkarılan 3 Mayıs 1840 (1256) tarihli Ceza Kanununda tekerrür ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır[27]. 1851 tarihli (1267) Kanunda da tekerrür ile ilgili genel bir düzenleme yoktur. Ancak iki ayrı maddede tekerrürden söz edilmiştir (Fasl-ı sani 5’inci madde ve Faslı salis 19’uncu madde)[28].

1810 Fransız Ceza Kanununun tercümesi suretiyle vücuda getirilen 1274 tarihli Ceza Kanunnamei Hümayunu, Giriş bölümünün 1’inci faslının 8’inci maddesinde; "kanunda belirtilen yerlerin dışında mükerrirler hakkında ceza iki kat hükmolunacaktır" diyerek tekerrür ile ilgili genel bir hüküm koymuştur[29].

 

III. Hukukî Niteliği, Çeşitleri ve Tekerrüre Benzeyen Müesseseler

1.       Hukukî Niteliği

 

Tekerrür sebebiyle cezanın artırılması, failin işlediği ikinci fiilin bünyesinden kaynaklanmadığı gibi tekerrür bu ikinci suçun ağırlaştırıcı sebebi de değildir. Tekerrür, failin önceki mahkûmiyetten müteessir olmadığını, önceki mahkûmiyet sonrasında çektirilen cezanın onu ıslah etmediğini, suç işlemekteki inat ve ısrarını, ahlâki düşkünlüğünü göstermektedir. Bu sebeple, yapılan artırım, onun bu “kusur”lu halinin cezası olmaktadır[30].

Şu halde “tekerrür”, sadece ikinci suçun cezasının artırılması neticesini doğuran, failin şahsına bağlı[31], cezayı ağırlaştırıcı özel bir unsur olarak nitelendirilebilir.

Tekerrür kanunî ve genel bir artırma sebebi[32] olması dolayısıyla şahsî veya fiilî şiddet sebeplerinden ayırt edilmelidir. Tekerrür, fiilî şiddet sebeplerinden, fiil ile değil fail ile ilgili olması yönünden, şahsî şiddet sebeplerinden ise genel oluşu bakımından ayrılmaktadır. Belirtelim ki, tekerrür suçun değil cezanın bir çeşit şiddet sebebidir[33]. Bu yüzden yeni suçun hukukî niteliğini değiştirmez, sadece cezanın artması sonucunu doğurur.

 

2. Tekerrürün Çeşitleri

Tekerrür çeşitleri, tekerrür sistemleri şeklinde de ifade edilebilir. Tekerrürün uygulanabilmesi için gereken şartlar, kabul edilen tekerrür çeşidine (sistemine) göre değişmektedir.

Doktrinde tekerrür çeşitleri; “gerçek-mefruz”, “genel-özel”, “süreli-süresiz”, “milli-milletlerarası” ve “mecburî-ihtiyarî” tekerrür şeklinde ifade edilmektedir. Türk Ceza Kanunu bu tekerrür çeşitlerinden hemen hepsine belli ölçüler içinde yer vererek karma bir sistem benimsemiştir[34]. Aşağıda tekerrür çeşitleri hakkında kısaca bilgi verilecektir.

Gerçek Tekerrür - Mefruz Tekerrür: Tekerrür hükümlerinin uygulanması için önceki mahkumiyetten verilen cezanın tamamen çekilmesinden sonra ikinci bir suç işlenmesi aranıyorsa gerçek[35], sadece önceki mahkumiyetin kesinleşmiş olması yeterli sayılıyorsa mefruz tekerrür söz konusu olur[36].

İleride ayrıntılı olarak açıklanacağı gibi TCK. mefruz tekerrür sistemini benimsemiştir.

Genel Tekerrür- Özel Tekerrür: Tekerrür hükümlerinin uygulanması için ilk suçla ikinci suç arasında bir ayniyet aranmıyorsa genel, buna karşılık her iki suçun aynı neviden olması aranıyorsa özel tekerrürden söz edilir[37].

TCK’nun 81’inci maddesinin 1’inci fıkrasında, “Bir kimse beş seneden ziyade süreyle bir mahkumiyete uğradıktan sonra, cezasını çektiği veya ceza düştüğü tarihten itibaren on sene ve diğer cezalarda beş sene içinde başka bir suç daha işlerse, yeni suça verilecek ceza altıda bire kadar artırılır” denilmek suretiyle genel tekerrür, yine aynı maddenin 2’nci fıkrasında da; “Yeni suç, evvelki mahkumiyete sebep olan suç cinsinden ise hükmedilecek ceza altıda birden üçte bire kadar artırılır” denilerek özel tekerrür düzenlenmiştir[38]. 85’inci maddede ise, tekrarlanmış özel tekerrür müessesesine yer verilmiştir.

Süreli Tekerrür-Süresiz Tekerrür: Tekerrür hükümlerinin uygulanması için ikinci suçun; önceki kesinleşmiş mahkumiyet kararından veya bu mahkumiyetin gereği cezanın tamamen çekilmesinden sonra belirli bir zaman dilimi içinde işlenmiş olması aranıyorsa süreli, böyle bir müddet zarfında işlenme şartı aranmıyorsa süresiz tekerrür söz konusu olur. Süresiz tekerrür sistemi kabul edildiğinde, ikinci suç, ilk suçtan ne kadar sonra işlenirse işlensin, tekerrür dolayısıyla ceza artırılacaktır[39].

Türk Ceza Kanunu süreli tekerrür sistemini kabul etmiş ve 81’inci maddesinde 5 ve 10 yıllık müddetler öngörmüştür[40].

Milli Tekerrür-Milletlerarası Tekerrür: Bir devletin kanunlarına göre verilen mahkumiyet kararı yalnız o ülkede tekerrüre esas oluyorsa milli, bu mahkumiyet hükmü başka ülkelerde de dikkate alınıyorsa milletlerarası tekerrürden bahsedilir[41]. TCK. kural olarak milli tekerrür sistemini benimsemiş, bunun istisnalarına ise, 87. maddenin 4. bendinde yer vermiştir.

Mecburî Tekerrür-İhtiyarî Tekerrür: Tekerrür hükümlerinin uygulanması için kanunun öngördüğü şartlar gerçekleşince mahkumun cezasının artırılması zorunlu ise mecburi, kanunun öngördüğü şartlar gerçekleşmesine rağmen tekerrür dolayısıyla cezayı artırmak hakimin takdirinde ise ihtiyari tekerrür söz konusudur[42]. TCK. mecburi tekerrür sistemini kabul etmiştir.

 

3. Tekerrür ve Benzeri Müesseseler

Ceza hukukunda tehlike hali, bir kimsenin ister doğuştan, ister çevreden gelen etkilerle ceza kanununa aykırı fiil işlemek hususundaki eğilimini ifade etmektedir[43]. Yürürlükteki TCK’da tekerrür dışındaki tehlike halleriyle ilgili (itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi, örgütlü suçluluk) herhangi bir düzenleme bulunmamasına karşılık, 2000 TCK tasarısında konuyla ilgili hükümler yer almaktadır.

Tasarıya göre itiyadi suçlu; aynı türden olmak kaydıyla bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla taksirli olmayan suç işleyen kimsedir[44]. Suçu meslek edinen kişi; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kimse olarak tanımlanır[45]. Örgütlü suçlu ise; belirli hedeflere ulaşmak amacıyla suç işlemek üzere meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da bu amaçlar doğrultusunda diğerleriyle beraber veya tek başına suç işleyen kişidir.

 

IV. Tekerrürün Leh ve Aleyhindeki Görüşler

1. Genel Olarak

Tekerrürden ötürü cezanın ağırlaştırılmasının sebebinin ne olduğu sorusuna müellifler tarafından değişik cevaplar verilmiş, yapılan tartışmalar farklı teorileri ortaya çıkarmıştır[46].

Bazı yazarlar tekerrür müessesesini kabul etmemiş ve ceza kanunlarından çıkarılması gerektiğini savunmuşlardır. Bu görüşteki yazarların teorisine doktrinde “İlga teorisi” adı verilmektedir.

Diğer bazı hukukçular ise tekerrür dolayısıyla cezanın artırılmasının gerekli olduğu görüşündedirler. Tekerrür dolayısıyla cezanın artırılması gerekliliğini savunanlar arasında da görüş ayrılığı yaşanmış, böylece “cezanın yetersizliği teorisi”, "isnadiyetin ağırlığı teorisi" ve "Pozitivist teori" ortaya çıkmıştır. Bu teoriler tekerrür nedeniyle cezanın artırılmasını kabul etmekte; fakat onun niteliği, esası ve artırma sebepleri üzerinde farklı görüşler ileri sürmektedirler[47].

 

2. İlga Teorisi

İlga teorisine göre; tekerrür haksız ve gereksiz bir kurumdur, bu yüzden de kanunlardan çıkarılması gerekir. Bir kimsenin önceden işlemiş olduğu suçtan dolayı, daha sonra işlediği suçun cezası artırılırsa, önceki suç iki kez cezalandırılmış olacağından, “non bis in idem” kuralına aykırı davranılmış olacaktır. Halbuki fail, daha önce işlediği suçun cezasını çekerek topluma olan borcunu ödemiştir[48].

“İlk suçlu”nun fiilinin ortaya çıkardığı maddi veya toplumsal zararın, mükerrir suçlu tarafından işlenen filin ortaya çıkardığı zarardan daha az olduğu söylenemez. Aynı kişinin birden fazla suç işlemesi durumunda zarar daima aynı kalacaktır[49]. Ayrıca aynı fail yeniden suç işlemiş ise, bu önceki cezanın yetersizliğinden değil, failin bu cezadan kurtulabileceği inancında yanılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Önceki suçun cezası failin suç işlemesini önlememiş ise bunun sebebi kanunkoyucunun belirlediği cezanın yetersiz kalmasıdır[50].

Tekerrür dolayısı ile ceza artırılırsa ahlak sahasına girilmiş olacaktır. Ceza hukukunda müeyyideye tabi olan fiildir. Oysa tekerrür halinde fiilin cezasının artırılacağını önceden kabul etmek, failin sadece fiilini değil önceki halini de cezalandırmak anlamına gelecektir[51].

İnsanların yeniden suç işlemesinde, bir çok sebep rol oynamaktadır. Ekonomik ve sosyal bozukluklar, ceza evlerinin kötü şartları, adalet mekanizmasının iyi işlememesi yeniden suç işlenmesinin başlıca sebeplerindendir. Suçun cezasının tekerrür dolayısıyla artırılması halinde, toplum kendi hatalarının cezasını mükerrir suçluya ödetmiş olacaktır[52].

Bir düşünceye göre ise tekerrürden dolayı cezanın artırılmaması, aksine azaltması gerekir. Çünkü tekerrür itiyadı doğurur, itiyat iradeyi ve suça engel olucu unsurları zayıflatır. Sonuç olarak itiyat, irade serbestisini azaltacağından mükerrir suçlulara daha az ceza verilmesi gerekir[53].

İlga teorisi doktrinde eleştirilmiş ve denilmiştir ki; tekerrür durumunda “non bis in idem” kuralı ihlal edilmemektedir. Cezanın artırılması önceki suçun cezasının yeni suça eklenmesinden değil, mükerrir suçlunun toplum için arz ettiği tehlikelilik halinden kaynaklanmaktadır. Failin daha önce suç işleyip işlememesi, hakim tarafından ikinci suçtaki hukuka karşı gelme iradesinin kapsamı ve yoğunluğu, failin ahlaki ve manevi kişiliğinin belirlenmesi için göz önünde bulundurulmaktadır[54]. Tekerrür dolayısıyla yapılan artırımın sebebi ahlaki değil hukukidir. Zira yapılabilecek en uygun hukuki işlem cezanın artırılmasıdır[55]. Mükerrirlik kişisel bir sıfat olsa da, kanunun failin sıfatından kaynaklanan sebeplerle de cezayı artırdığı veya azalttığı görülmektedir[56]. Ayrıca mükerrirliğin çeşitli sebepleri olduğu doğrudur, fakat bu sebeplerin toplum düzenini bozan kimseler tarafından bir mazeret olarak ileri sürülmesi isabetli değildir[57]. Tekerrürün itiyat oluşturduğu ve itiyadın iradeyi zayıflatması sebebi ile ilk suçluya daha az ceza verilmesi gerektiği görüşü de kabul edilemez. Zira bu halde birden fazla suç işleyen kimselerin daha sonra işlemiş oldukları suçlar bakımından cezalarının azaltılması sonucu doğar ki, bu da ceza adaleti için haksız ve yanlıştır.

 

3. Tekerrürü Kabul Eden Teoriler

Tekerrür sebebi ile cezanın artırılması gerektiğini savunan yazarların görüşlerini üç başlık altında incelemek mümkündür. Bir düşünceye göre; ilk suçun cezası faili ıslah edemediği için ikinci suçun cezasının artırılması gerekmektedir. Bu görüş “cezanın yetersizliği teorisi” ile ifade edilmiştir. Diğer bir düşünceye göre; tekerrür sebebi ile cezanın artırılması, failin kanuna karşı olan iradesindeki yoğunluktan kaynaklanmaktadır. Failin iradesindeki yoğunluk, isnadiyetin ağırlaşması olarak da adlandırıldığı için bu teori, “isnadiyetin ağırlığı teorisi” olarak isimlendirilmiştir. Bundan başka tekerrürü, suçluda bir tehlikelilik ve anti sosyallik hali ortaya çıkardığı için kabul eden “pozitivist teori” de mevcuttur.

 
A. Cezanın Yetersizliği Teorisi

Cezanın yetersizliği teorisine göre tekerrür dolayısıyla cezanın artırılmasının iki sebebi bulunmaktadır; cezanın objektif fizik kudretinin ve objektif manevi kudretinin yetersizliği[58].

Kanun koyucu bir suçun cezasını tesbit ederken, o cezanın yeterli olacağı düşüncesi ile hareket etmektedir. Fail işlediği ilk suçtan dolayı cezalandırıldıktan sonra ikinci bir suç işlemişse, bu, ilk suç için verilen cezanın fizik yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Öyleyse ikinci suç için verilecek ceza artırılmalı, cezanın fizik kudretinde meydana gelen yetersizlik giderilmelidir[59].

Kanun koyucunun suç karşılığı öngördüğü ceza tehdidi ile suçları önlediğini kabul eden toplum, ikinci bir suç işlenmesi ile ceza tehdidinin suç işlenmesini önlemediğini görecek ve ilkine oranla daha fazla endişeye düşecektir. Cezanın objektif manevi kudretindeki yetersizlikten kaynaklanan bu endişe, ikinci suç için verilecek cezanın artırılması ile giderilebilir