ALEVİ-BEKTAŞİLİK’DE MİRAS BÖLÜŞÜMÜ VE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ
Yrd. Doç.Dr. Recep CENGİZ*
Abstact
In the Turkish society of today, the groups such as Shiism and Bektashim are crucial religious groups gaining existence relatedto variable sociologic arguments. Shiism-Bektashism has constituted a specific character claiming to dependent to Caliph Ali’s race and having different thoughts from Shi’s ideas, and with the complexity of biologic relations constitutions leaning on the blood tie. Religious beliefs and rituals that are a product of this characteristic structure, in Turkish society of today the social and theological existence of dualism between Shiism-Bektashism and Sunni branch of Islam; create external and internal groups in the contexts such as social evaluations both in respect of man-woman equality and inheritance division. More than this,when looking at evaluations between sexes, it can be seen that the saying of inheritance division and man-woman equality are tried to be represented as an alternative to Sunni point of view.
When we relate the approaches of the Shiism-Bektashism about man-woman equality and inheritance diivision including their philosophical thoughts with the social structure it is understood that these mentioned cultural traditions are adopted both in respect of teological value and norms. Another factor that should be dealt with together with the man-woman equality and inheritance division is the density towards the quality of the political choices appearing in the society of today. Man-woman equaliyt and inheritance division is dealt with on the ground of internal group and so does it have a quality desciribing external group. Has a general tendency when the tradition of Sunni branch of Islam that foreses one-tirth of inheritance for woman is examined, it can be seen that the sincerity and trend of being alternative Shiism-Sunni dualism, which has sincerity and is alternative trend, maintains its existence.
KEY WORDS : Shiism-Bektashism, Sunni Branch of Islam, equality,internal group,external group,insight,ethics
ÖZET
Günümüz Türk toplumu içinde, Alevi-Bektaşilik gibi Heteredoks gruplar, değişik sosyolojik argümanlara bağlı olarak varlık kazanan önemli dini gruplardan biridir. Alevi-Bektaşilik, başta, Hz. Ali ve onun soyuna tabi ve Şianın görüşleriyle temelde çakışan düşüncelere sahip olduklarını iddia etmeleri ve kan bağına dayanan tarihi oluşumların oluşturduğu biyolojik bağlılığın karmaşıklığı ile kendine özgü bir karakter oluşturmuştur. Bu karakteristik yapının bir ürünü olan senkretik dinsel inanç ve ritüeller, Alevi-Bektaşi, Sünni düalizminin toplumsal ve teolojik varlık karakteri günümüz Türk toplumu içinde; hem genel görünüm açısında hem de kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü gibi sosyal değerlendirmeler bağlamında dış ve iç grup tanımlamalarını oluşturmaktadır. Daha ziyade tarihi olaylar göz önüne alınarak yapılan, cinsiyetler arası değerlendirmeye bakıldığında miras bölüşümü ve kadın-erkek eşitliği söyleminin Sünni bakışa bir alternatif olarak sunulmaya çalışıldığı görülmektedir.
Alevi-Bektaşilerin kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü ile ilgili yaklaşımları temel felsefi düşünceleri ile birlikte, toplumsal yapı ile ilişkilendirildiğinde geçiş aşamasında bulunan toplumumuzda sözü edilen kültür geleneğinin hem sosyal hem de teolojik değer ve normlar çerçevesinde benimsendiği anlaşılmaktadır. Kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü ile birlikte ele alınması gereken önemli bir başka faktör de günümüz toplumunda ortaya çıkan siyasi tercihlerinde görülen niteliğe yönelik yoğunluktur. Kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü, grup içi ilişkiler zemininde ele alındığı gibi dış grubu da tanımlayıcı bir nitelik de taşımaktadır. Genel bir eğilim olarak Sünni öğretinin erkeğe göre kadına ön gördüğü üç de birlik miras geleneği göz önüne alındığında Alevi-Sünni düalizminin bir başka içtenliği ve alternatif olma eğilimi olarak da varlığını sürdürmesi yönündedir.
Alevi-Bektaşilerin geleneksel inanç ve ritüellere, mitolojik unsurlara ve geniş bir tarihi yelpaze içinde bu unsurların ortaya koyduğu irfana sadık yaşadıkları, hatta önceleri Kızılbaşlar sonra da Alevi-Bektaşiler olarak nitelendirilen bu dini grup üyelerinin, Şaman geleneklerine ve Orta Asya anılarına bağlılıklarına bakıldığında onların tarihsel derinliği, Anadolu Alevi-Bektaşiliğinin üstadı Hacı Bektaşi Veli’nin Horasanlı olmasından daha iyi anlaşılmaktadır. Kısacası, Anadolu Alevi-Bektaşiliği, temelde Şiiliğin inanç ve ritüeller manzumesinin arkasına gizlenmiş, söz konusu bu inanç ve ritüelleri Türk kültür gelenekleriyle renklendirmiş bir grup görünümü sergilemektedir.
ANAHTAR KELİMELER
Alevilik-Bektaşilik, Sünnilik, eşitlik, miras, iç grup, dış grup, irfan, etik
Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" Hz. Ali
"Eline beline diline sahip ol, bir olalım, iri olalım, diri olalım” Hacı Bektaşi Veli
“Benim usul boylu selvi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Yönüm sensin, yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır iki kaşın arası”
Pir Sultan Abdal
Özünü ve sözünü bilgeliğe, bilimselliğe ve "aşk" a dayandırma iddiasında olan, Hz. Ali'nin merkeze alındığı Alevilik; Anadolu'da, ele, bele ve dile sahip olmayı "bireysel davranış"; bir olmayı, iri olmayı ve diri olmayı "toplumsal ilişkiler" zemininde ilkeleştiren; öncelikle bireyin kendisiyle barışık, sonra da içinde bulunduğu grup ve toplumla bütünlük içinde olmanın önemine atıfta bulunan; dini, birey ve topluma etkisi yönünde değerlendirmeye çalışan, temel idesi "insan" ı ön plana alan bir inanç sistemi olarak görünüm kazanmaktadır.
Aynı şekilde temel idesi insanı ön plana almak olan sanat, edebiyat ve reklam gibi toplumsal etkinlik alanlarında da göreceli bireysel ve toplumsal etik değerlere bağlı olarak bir cinsellik ve cazibe objesi olarak sıkça vurgu yapılan kadın, insanlık ve toplumsal devamlılığın kaçınılmaz bir bireyidir. Bu yönüyle kadın, sosyolojik bir olgu olarak sosyal varlık karakterini hemen hemen bütün tarihi dönemlerde, toplumdan topluma ve aynı toplumda farklılaşan bir süreç içinde çelişkili ve hep sorunlu bir görünümde devam ettirmiştir. Bu sorunlardan biride günümüzde de güncelliğini koruyan genellikle toplumsal değer ve normlara bağlı olarak açıklanmaya çalışılan miras bölüşümüzdeki eşitsizliktir.
Bu bağlamda bu çalışma, Türk toplum yapısında bir alt kültür/grup örneği olarak düşündüğümüz Alevi-Bektaşililiğin miras bölüşümü ve bunun tipik bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliğine yönelik değerlendirmeleri kapsamaktadır. Araştırmanın amaç ve yöntemi ise, ülkemizde üzerinde pek çok spekülasyonlar yapılan Türk toplum yapısında hukuk kurumunun medeni hukuk öğesi ile tanımlanan ve diğer kurumsal yapılarla da ilişki içinde olduğu bilinen miras bölüşümü ve kadın-erkek eşitliğinin, Alevi-Bektaşilikte, ampirik teknikler kullanılarak araştırılması üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çalışma, grup içi sosyal dinamiklerin belirlenmesine yönelik, teorik bilgilerle, anket mülakat ve gözlem gibi araştırma teknikleri vasıtasıyla derlenen bulguların sosyolojik yorumuna dayanmaktadır. Şüphesiz, çalışmada söz konusu yöntem ve teknikler vasıtasıyla yapılan analizler bütün Anadolu ya da dünya Alevi-Bektaşilerine genellenemez. Aynı zamanda Alevi-Bektaşilikle ilgili dini bir tutum geliştirme de hedeflenmemiştir. Ayrıca, araştırma belli zaman dilimin de yapıldığından, zamanla tutum ve davranışların değişebileceği düşünüldüğünden araştırma, gerçekleştirildiği zaman dilimiyle sınırlı kabul edilmiştir.
Bir Türk -Anadolu-heteredoksisi olarak kabul edilen Alevi-Bektaşi inanç ve ritüel varlık karakteri, bu çalışmada, emik ve etik bakış açışı içinde, bir olma, iri olma ve diri olma esprisiyle konu edinilmiştir. Çalışmada Türk toplum yapısında hukuk kurumunun bir alt dalı olan medeni hukuk öğesi ile ilişkili olan miras bölüşümü ve kadın-erkek eşitliği Alevi-Bektaşiliğin teorik ve pratik varlık karakteri açısından açıklanmaya çalışılmıştır.
2. ALEVİ-BEKTAŞİLİK’DE CİNSİYETLERİN GRUP İÇİ VARLIK KARAKTERLERİNİN ALGILANMA BOYUTU
Tarihsel ve toplumsal süreçte kendine özgü dini, hukuki, etik, estetik vb. değerlere sahip özgün sosyal grubun tipik bir örneğini oluşturan, soruna adeta dini bir ritüel olarak bakan Alevi-Bektaşiliğin miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliğini önemsediği bilinmektedir. Çoğu kez dini bir ritüel olarak sunulan, gerek sanat ve edebiyat alanında gerekse bütün kurumsal ve kavramsal yapılarında özellikle kadın erkek eşitliğine vurgu yapan sorunlar sürekli güncelliğini korumaktadır. Alevi-Bektaşiliğin sanat ve edebiyatının tipik bir örneğini oluşturan yazılı alanda en büyük başarılarından olan şiirde, kadına ve kadınlık sorununa atıfta bulunulmaktadır. Bunun tipik örneklerinden olan;
“Acaba var mı güzel sen teki canan gibi
Lebi mül, ruhleri gül serv-i hıraman gibi.” [1]
Şiirinde kadının toplumsal varlık karakterine vurgu yapılmaktadır. Bir örnek olarak seçilen söz konusu şiirin anlamsal içeriğine ve Alevi-Bektaşiliğin tümü göz önüne alındığında sosyolojik bir olgu olarak, sanat ve edebiyat alanındaki görünümü de dahil, genel olarak her türden toplum ve grup yapılarında olduğu gibi, kendine özgü sosyal yapısı ile Alevi-Bektaşilikte kadın-erkek eşitliği konusunda bir dizi sosyolojik argüman ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi, miras bölüşümü ve kadın-erkek eşitliğinin, Alevi-Bektaşilikte, dedelik, [2] musahiplik, [3] düşkünlük [4] gibi kurumsal yapılarla ilişkili çok faktörlü sosyal bir olgu olduğudur. Yine bu bağlamda, diğer bütün normatif yapılarda olduğu gibi sözlü geleneğe dayanan Alevi-Bektaşilikte sosyalleşme araçları olarak geleneksel yapısını önemli ölçüde muhafaza eden aile ve dedelik kurumunun miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliğinde belirleyiciliğinin hala önemli bir işleve sahip olmasıdır. İkincisi ise, bir içsel süreç olarak kadının dış grup üyeleri ile evlenme yasağına maruz kalmasına karşılık erkekler için bu yasağın bağlayıcılığının bulunmaması eşitliği sorgulayıcı bir başka argüman olarak ifade edilebilir. Aynı şekilde Alevi-Bektaşilerin kendilerini ve ötekileri ifade etmeleri açısından önemli bir yeri olan şiir ve menkıbelerinde kadınlık sorununa özel bir önemle vurgu yapılmasıdır. Hatta bu süreçte bir çok nüfus değişkeninin de soruna yaklaşımda etkisinin bulunduğudur. Sözü edilen argümanların sosyolojik görünümüne bakıldığında genelde şu görünürlülükle karşılaşılmaktadır.
Alevi-Bektaşilik, okunacak en büyük kitap insandır ilkesiyle, insan varlığını yücelttiği ve toplumsal yaşamda hoşgörüyü esas aldığı iddiasındadır. Söz konusu bu iddia içinde musahiplik, düşkünlük ve dedelik gibi kurumsal yapılarla miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliği belirli bir forma konulmaktadır. Aynı zamanda Alevi-Bektaşilik hem iç hem de dış grup ilişkilerini, kadın erkek ilişkisini ve bu ilişkinin bir ürünü olarak kabul edilen kadınlık sorununu önemseyen ve Anadolu’da kendine özgü “irfan” [5] ı ile varlığını sürdüren bir sosyal gruptur.
Türk toplum tarihinde temel paradigması İslam olan Alevi-Bektaşiliğin, “irfan”ın önemli bir sosyal bütünleşme karakterine sahip olduğu görülmektedir. Buna rağmen siyasal, hukuki, ahlaki vb. farklılaşmaya dayanan değişik toplumsal sınıfların düşünsel ve kurumsal beklentilerinin uygunluğuna/uygun olduğu iddiasına yaslanan yorumlamanın ortaya çıkardığı gerilim sonucunda kadınlık sorununu kendine özgü bir içerikte ele alıp açıklamaya çalışmaktadır. Bunun tipik örneklerinden biri kadınların, politik alanda yeteri kadar yer bulamamış olması ve grup dışı evliliklerinin yasaklanmasıdır. İkincisi ise, söz konusu yorumlamanın ortaya çıkardığı gerilim ile, iç ve bir dizi önyargıya dayanan dış grup ilişkilerinde çözülme ve çatışma faktörü olarak da işlev görmesidir. [6] Benzer şekilde temel paradigması aynı inanç olmasına rağmen kadın-erkek ilişkisini haremlik-selamlık anlayışı içinde ve miras paylaşımında eşitliği yada hisseyi kadına bir erkeğe iki olarak belirleyen/sınırlayan farklı inanç ve ritüellere dayanan pek çok sosyal gruplarda da sözü edilen türden yorumlamanın ortaya çıkardığı ve hassasiyet arz eden kadınlık problemi ve miras paylaşımı ile ilgili sorunların bulunduğu da bir gerçektir. Zira, bu hassasiyet, Türk toplumunun bir realitesi olan dinin ve dine dayanan Alevi-Bektaşiliğin hatta benzer sosyal grupların kadınlık problemi ve miras paylaşımı ile ilgili sorunlarının sosyal ve teolojik fonksiyonelliğini bilimsel olarak ortaya koymayı gerekli hale getirmektedir.
Miras bölüşümü ve kadın erkek ilişkisinin de dahil olduğu sosyal sorunlarda hem teorik hem de pratik olarak etkili/yetkili olan, Alevi-Bektaşilikte grubu düşünsel ve ritüel açıdan sevk ve idare eden dedenin, grup içi fonksiyonelliği bilinmektedir. Aynı şekilde benzer özelliklere sahip dinsel gruplarda liderlerinin işlevselliğini, geçmişten günümüze genelde İslam dünyasının özelde Türk toplumunun bir realitesi olarak varlığını sürdüren ihvan birlikleri [7] , tarikatlar, [8] ve mezhepler, [9] gibi teolojik ve sosyal özellikleri itibariyle birbirine benzeyen grup yapılarındaki din ulularında da görmek mümkündür. Hatta bu türden sosyal gruplar sahip oldukları din ulularına dayanan kısmen yazılı ve süre giden söylemlere dayanan yazısız edebi varlığı ile bireysel ve toplumsal davranışları ilkeleştiren bir görünüm de arz etmektedir. Alevi-Bektaşilikte genel kabul gören anlayış içinde yaşamından önce yada sonra sosyal gruplara öncülük/önderlik eden/ettiğine inanılan bireylere dayanan yada onlara övgü ile atıfta bulunan yazılı şiir ve menkıbelerde, Alevi-Bektaşiliğin, kırklar meclisi mitolojisinden, kadın erkek ilişkisine uzanan bütün dinsel ve toplumsal olarak nitelendirebileceğimiz özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Bunun tipik bir örneğini oluşturan, 19.yy.da yaşamış bir Alevi-Bektaşi ozanının;
“Vardık kırklar meydanına, gel otur be can dediler
Yüz sürüp ayaklarına, doğru gel canan dediler” [10]
İfadelerinde hareketle şu sosyolojik argüman ileri sürülebilir. Alevi-Bektaşilik, mitolojik, felsefi, bireysel ve toplumsal özelliklerin iç içe geçtiği hem reel hem de ideler dünyası olmak üzere iki dünya tasarımı sunmaktadır. İdeler dünyası içinde mitolojik olarak sunulan kırklar meclisinde bulunanların cinsiyetleri göz önüne alındığında bu grupta bireylerin tamamı erkek nüfus bileşenlerinden oluşmakta olduğu ve Alevi-Bektaşîlikçe, söz konusu grubun ve bunların sahip olduğu inanç ve ritüellerin, kadınlık problemi ile ilgisi kurulurken, sorunun iki dünya tasarımı içinde toplumsal işlevsellik açısından ele alınış biçiminin çok faktörlü sosyolojik bir olgu olarak kadın-erkek eşitsizliğinin bir göstergesi olmasıdır.
3. ALEVİ-BEKTAŞİLİK’DE MİRAS BÖLÜŞÜMÜ VE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNİN AMPİRİK GÖRÜNÜMÜ
Toplumlarda felsefi düşünceler ve dinsel öğretilerle birlikte değişik tarihi süreç içinde miras bölüşümü, kadınlık sorunu, kadın ve erkeğin sahip olduğu konum ve onlara atfedilen değer, cinsiyetlerin tanımlanmasındaki yorumlamanın ortaya çıkardığı gerilimle birlikte tartışılmış ve tartışılmaya devam etmektedir. Hatta, toplumda karşılıklı sosyal ilişkileri kurumsallaştıran; hukuk, siyaset, ekonomi, ahlak, vb. kurumlar kadın ve erkeğin, normatif olarak hem bireysel hem de toplumsal rollerini nasıl yerine getireceğini belirlemede etkili olmuştur. Bir nüfus bileşeni olan cinsiyetin mirastan yararlanabilmesi ve alabileceği pay miktarı da söz konusu faktörlerin belirlediği, konum ve atfedilen değere göre şekillenmiştir. Söz konusu bu sosyolojik ilişkiler manzumesi içinde tarihi/toplumsal gelişme çizgisi üzerinde, değişik dinlere ve felsefi düşüncelere yaslanan, çeşitli toplumların kadına bakışını burada belirtmek gerekirse, örneğin eski Hint’de, Veda'larda [11] kadın kasırgadan, ölümden, zehirden ve yılandan daha kötü bir varlık olarak tasvir edilmektedir. Eski Çinlilerde [12] ise kadın insan sayılmayan, isim verilmeyen bir varlık olarak algılanmaktaydı. Aynı şekilde, İsrail hukukunda kız çocukları babalarının evinde bir hizmetçi gibi işlev görmekte, ancak başka bir varis bulunmadığı durumlarda babalarının mirasına sahip olabilmekteydiler. Kadın, erkeğin mutlak hakimiyeti altında bulunmakta ve boşanma hakkı keyfi bir şekilde kocanın tasarrufu altında bulunmaktadır. Yine eski Yunan ve Roma'da kadın, hiç bir hakka sahip değildir. İngiltere’de, M.S. 5.yy.dan 11.yy.a kadar kocalar, karılarını bir eşya gibi satabilme hakkına sahiptiler. [13] İslam öğretisinde ise Nisa suresi yedinci ayette [14] bir örneği sunulan hüküm çerçevesinde de belirtildiği üzere aile içinde çocuklar cinsiyetleri ne olursa olsun, ailenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmekte, ana-babaların, kız ve erkek çocuklarını mirastan mahrum etme, birini diğerine tercih etme hakkı da bulunmamaktadır.
Felsefi ve dinsel düşünüşe ve buna bağlı milliyetlerin kadınlık sorunu ile ilgili genel görünümünü belirledikten sonra, konunun özünü oluşturan Türklerin kadına bakışını burada belirtmek gerekirse, Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar tüm coğrafyalar üzerinde, kurulan devletler/toplumlar nezrinde kadınlar, temel hak ve hürriyetlerden daha çok faydalanma imkanı bulmuştur. Eski Türklerde idareci gruplara mensup aileler dışında monogami evlilik esastı. Buna karşılık, poligami evlilik yapabilen söz konusu idareci grupların sonraki eşleri, hiç bir zaman "katun" durumuna gelemezler ve çocukları da yönetimi ele geçiremezdi. Katun, daima hakanın yanında yer alır, hakan savaşa gidince, onun görevlerini yerine getirirdi. Türklerin İslam’ı kabulü ile birlikte, özellikle Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde evlenme, boşanma ve miras konularında İslam medeni hukukunun uygulanması ile birlikte, Türk kadınının hayatında bu dönemlerde bir dizi değişiklik gerçekleşmiştir. Öyle ki, eşinden istenmeyen davranışlara maruz kalan kadınlar, gerektiğinde, sadrazama kadar giderek, sorunlarının çözümü için talepte bulunabilmekteydiler. [15]
Tarih içinde; iktisadi, dini, ahlaki, siyasi hukuki vb. sosyal faktörlerin değişme süreçlerindeki belirleyiciliği ile kadına bakışın seyri, özellikle son bir kaç yüzyıl içinde dünyanın en önemli ve karmaşık konuları arasında yer almıştır. Başta günümüz batı toplumlarında, endüstrileşme olmak üzere siyasal ve kültürel dönüşümün bir sonucu olarak kadın ve kadın hakları konusundaki mücadele, haklı olarak batıda başlatılmıştır. Uluslararası planda, kadın sorunlarına yönelik olarak 1945 yılında Birleşmiş Milletler tarafından, kadın-erkek eşitliğinin kabulü ile ilk adım atılmıştır. Uluslararası ve evrensel bir etkileşimle, bütün bu sosyal süreç içinde hem doğu hem de batı kültür çevresinde kadınlık sorunu tartışılmıştır. Bu süregelen tartışma sonucunda kadının erkekle benzer hak, görev ve sorumluluğa sahip bulunduğuna ilişkin sosyal kabul ve yasal düzenlemeler belirginleştikten sonra, kadın mirastan pay isteyebilir ve alabilir hale gelmiştir.
Toplumsal yapı ve sosyal değişme süreçlerinde olduğu gibi söz konusu edilen Alevi-Bektaşilik gibi toplumsal alt gruplarda, informel sosyal kabul ve formel yasal düzenlemelerle iç içe geçen bir ilişkiler ağı bulunmaktadır. Hatta bu düzenlemelere rağmen bu etkileşime genel olarak bakıldığında, cinsiyetler arası münasebetlerle ilgili olarak kadın cinsiyetinin durumu her dönemde olduğu gibi günümüzde de değişik tasavvur, algılama ve sosyal yorumlara maruz kalmaya devam etmektedir. Bu bakış açıları, dikkatli bir incelemeden geçirildiğinde, hala kadına karşı, hiç de adil olmayan bir rol verilmiş olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Dünyanın her tarafında, geçmiş dönemlerden bu yana uygulana gelmekte olan ve bugün tümüyle önüne geçilememiş olan iki cinsiyet için farklı norm uygulaması, miras paylaşımında en açık biçimde kendini göstermektedir. Benzer şekilde kadınlık problemi, dinler, milliyetler ve cinsiyetin belirleyiciliği ile birlikte, aynı toplum içerisinde ele alındığında da, her çevrenin, her kültür grubunun, kendine has bir kadınlık problemi ve onunla ilgili olarak yaratıp uygulamakta olduğu normlar sistemi bulunmaktadır. Hatta, toplumun, çeşitli tarihi dönemlerinde de, ayrı ayrı problemler ve normlar sistemi geliştirdiğini/geliştireceğini kabullenmek gerekmektedir. Zaten, kadın ve kadın özgürlük hareketleri, dünya ve hatta batı ülkelerinin her birinde, farklı kaynaklardan beslenerek ortaya çıkmıştır. Örneğin, kadının toplumsal rolü, Amerika’da iş ve sorumluluk paylaşılması sorununa bağlı olarak doğup gelişmiştir. Oldukça kaprisli bir karakter sergilediği bilinen Macar kadını da bugün ilk vasfından hiç bir şey taşımamaktadır. Bir dönem Macar kadını için en temel hak makyaj yapmak iken, bu acı tecrübe ile o değişen toplumsal koşullarla birlikte doğrudan doğruya meslek hayatına atılmıştır. Bugün bu ülkede kültürel alanda, ticarette, sosyal ve sağlık hizmetlerinde çalışanlar arasında kadınlar %50'den fazla bir oranı oluşturmaktadır. [16]
Aynı şekilde her sosyal grup gibi, kendine özgü bir sosyal yapıya sahip olan dini gruplarda, miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliği sorunu, söz konusu grupların sahip oldukları bu yapı içinde verilmiş statülere dayanarak çözümlenmekte, cinsiyetlerin rollerini yerine getirmelerine sahip oldukları değerler ve normlar ile imkan sağlanmaktadır. Bu bağlamda cinsiyetler arasındaki ayırımı “benim kabem insandır” öğretisinin bir yansıması ve bir dini ritüel olarak reddeden Alevî-Bektaşîlik, cinsiyetlere, özellikle kadına yüklediği değer ölçüsünde evlenme, boşanma ve miras haklarını kullanma imkanı tanımış olmaktadır. Alevî-Bektaşilikçe, kadına bakışın göstergelerinden biri olarak kabul edebileceğimiz burada ayrıntılarıyla üzerinde durulmayan siyasi faaliyetlere katılımda olduğu gibi sanat ve edebiyat alanında da kadınlara çok sık rastlanmamaktadır. Az da olsa bulunabilen 20.yy da yaşamış olan bir Alevi-Bektaşi kadın şairi bir şiirinde kadınlık sorununu dile getirirken;
“Gerçi kıyafette size uymayız
Hakikatte sizden geri kalmayız
Malumunuz olsun erden saymayız
Bize nakıs diyen budalaları” [17]
İfadelerinde göreceli de olsa cinsiyetlerin karşılıklı sosyal ilişkilerine, kadınlık sorununa vurgu yapmaktadır. Özellikle günümüzde, Alevî-Bektaşîliğin modernleşme ve sekülerleşme sürecinde öncü ve entellektüel bir yaklaşım içinde olduğu düşünülürse, "kadın haklarını" ön plana çıkarması ve önemsemesi, kadının, mirastan pay almasını, haklı bir talep olarak görme eğilimini artırdığını/artıracağını söylemek mümkündür. Alevi-Bektaşilerin içsel bir süreç olarak cinsiyetler arasındaki ayırımı reddeden görüşü ile dışsal bir süreç olarak nitelendirebileceğimiz kadınlık sorununa yönelik toplumsal ve evrensel bakış açısı iç içe bir görünüm arz etmektedir. Bu kültürel bütünleşmenin ortaya koyduğu dünya görüşü ile Alevi-Bektaşilikte, miras paylaşımı ve kadın erkek eşitliği hususunda bir söylem ve eylem düalizminin oluşması da mümkün olabilmektedir. Alevi-Bektaşi gruplarında, miras paylaşımının söz konusu ritüel ve entellektüel belirleyicilerine yaslandığı da göz önüne alındığında bugünkü görünürlülüğü, bireylerin ekonomik düzeyine göre belirlenmek istenmiştir. Bu etkiyi tespit etmek amacıyla, “mirasın cinsiyetler arasında eşit paylaşıldığına inanıyormusunuz?” sorusu sorulmuş, alınan cevaplar doğrultusunda miras bölüşümünün eşit bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği aşağıdaki tabloda belirtilmeye çalışılmıştır.
Kadın-erkek eşitliğinin bir göstergesi olarak kabul edebileceğiniz miras paylaşımındaki eşitliği, ne din adamının hem teolojik hem de sosyal öneme sahip güçlü bir otorite olduğu geleneksel toplum, ne seküler, demokratik ve değişime açık olma gibi kendine özgü karakteristik özellikleri olan sanayi toplumu, [18] ne de dinin geniş kitlelerin dünya görüşlerini belirlediği ve onların hayatlarında bir denge unsuru olarak işlev gördüğü geçiş aşamasındaki toplum çözüme kavuşturulabilmiştir. [19] Zira, insanlar arasında var olan eşitsizlik asgariye indirilmeden kadın-erkek eşitsizliğinin giderilmesi mümkün gözükmemektedir. Hemen hemen her alanda modern ve gelişmiş bir toplum olduğuna inanılan ve örnek bir model olarak kabul görülen Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa gibi sanayi toplumlarında da kadınlar, az gelişmiş toplumlardaki gibi çok yoğun biçimde olmasa da yönetim ve karar mevkilerinde yer alamamakta hatta bir çok olumsuz koşullarda yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedir. [20]
Kısaca örnekleri sunulan gerek dinsel inanca gerek bilimsel/rasyonel dayanaklara atıfta bulunan entellektüel girişimlere gerekse günümüz toplumlarının bir tabakalaşma kriteri olarak sunulan ekonomik gelişmelerin kadın erkek eşitliğini sağladığı/sağlayacağı kabul edilmiş olsa bile Tablo’1 de görüldüğü gibi nüfusu niteleyen bir değişken olarak ekonomik düzey ile mirası bölüşümü arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Her ne kadar miktarı belirlenmemiş/belirlenemeyen ekonomik mal varlığına sahip olmanın belirlediği bir kriter olan zengin, yoksul, orta halli tanımlamaları görecelide olsa bu tanımlamalara bağlı olarak yaptığımız değerlendirmelerde gerek zengin, gerekse yoksul ve orta halli olanların tamamı, ortalama %15.7 ile, mirasta kadın ve erkeğin eşit pay almadığını, buna karşılık, %75.3 oranında eşit paylaşımın onaylandığı görülmektedir. Soruna yaklaşımda ekonomik düzeylere ayrı ayrı bakıldığında en yüksek oranla orta halli ekonomik düzeye sahip olanların %78’i bölüşümün eşitçe olduğunu belirmektedir. Kendilerini yoksul ve zengin olarak niteleyen bireylerde, bölüşümde eşitsizliğin kabul gördüğü en yüksek oran %30 (kısmen ve tamamen) olarak gerçekleşmektedir. Buna karşılık nispeten ya da tamamen eşitsizlik, bütün ekonomik düzeylerde %24.7'lik oranla, her dört kişiden birine tekabül etmektedir. Yüksek ve düşük ekonomik düzeyde eşitliğin savunulması, %70 ile birbirine benzemektedir. Orta halli ekonomik düzeyde ise bu oran %78'e yükselmektedir. Miras bölüşümünde, ekonomik nedenler belirleyici olsa da, bunun dışında bir çok sosyal faktörler de etkili olmakta ve incelemeyi gerektirmektedir. Bu nedenle, cinsiyet değişkeni esas alınarak Tablo 2 oluşturulmuş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır.
Alevî-Bektaşîliğin kırk iki milleti bir görme düşüncesiyle milliyetler ve biz yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü görüşüyle dinler ve cinsiyetler ayırımını reddeden inanç ve ritüel örnekleri göz önüne alındığında kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü konusunda kadınlık sorununu diğer sorunlarla değerlendirildiğini düşünmek mümkündür. Bu çerçeveden bakıldığında, miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliği, Alevi-Bektaşilikte karmaşık, çok faktörlü ve sorunlu bir görünüm kazanmış olmaktadır. Bir nüfus bileşeni olan cinsiyetin soruna ilişkin etkisine bakıldığında Tablo 1’deki verilerle de karşılaştırıldığında Tablo 2’de değişkenler arasında tutarlılığın olduğu görülmektedir. Şüphesiz burada soruna hassasiyet kazandıran asıl konunun kadınların mirastan eşit pay alamama gerçeğinin ifade edilmesinde erkeklerden daha yüksek oranda bulunmasıdır. Kadınların mirastan pay alma eşitsizliğinin kadınların beyanıyla tamamen ve kısmen eşitsizliklerin toplam oranı %33 iken, bu durum erkeklerde %21.1 olarak gerçekleşmektedir. Cinsiyetler arasında soruna ilişkin %12’lik fark oransal olarak yadsınsa da bu oranın hem sorunu erkeklerin sansürlediğine hem de algılama değerlendirme ve toplumsallık açısından bir kadınlık problemini göstermesi bakımından önemsenmesi gerekmektedir.
Gerek İslam öğretisi gerekse toplumsal grup karakteri açısından, bir alt kültür olarak Alevi-Bektaşiliğin, miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliğine ilişkin dünya görüşü, tüm kültür içinde alt kültür özellikleri taşımaktadır. Zira Türk toplum yapısı içinde kadınlık sorunu ve miras paylaşımı konusu tüm kültürü temelden sorgulamamaktadır. Özellikle, söz konusu miras bölüşümü ve kadın erkek eşitliği, Türk toplumunun genel karakteristik yapısı içinde ebeveynlerle birlikte genellikle erkek egemenliğinin belirleyici olduğu özellikler Alevi-Bektaşi gruplarda da görülmektedir. Aynı şekilde yerel, geleneksel uygulamalarda, kadınların miras talebinde ısrarcı olmadıkları/olamadıkları, ankete katılanlarla yapılan görüşmelerde genel kabul gören bir eğilim olarak görülmektedir. Yerli geleneksel kültür içinde, kadınların mirastan kendilerine düşen payı talep etmede çekinceli davrandıkları, soruna ilişkin tutumlarda kadınların %67, erkeklerin %78 oranında gerçekleşen onayları göz önüne alındığında kadınlık problemi bir kez daha açığa çıkmaktadır.
Alevi-Bektaşilikte mirasın paylaşımında eşitlik ve kadınlık problemi, değişik sosyal faktörlerin harmanlamasından oluşan formel ve informel hukukunda etkisi altındadır. Bu harmanlamayı oluşturan öğeleri, zaman içinde soruna ilişkin yasal düzenlemelerdeki belirli değişiklikler ve formel yazılı hukukun emredici yapısı ile yazılı olmayan informel hukukun dayandığı dini ritüel ve toplumsal değer ve normlar oluşturmaktadır. Hatta kadın-erkek eşitliğinin ekonomik, politik kültürel vb. yönlerden yeterli olup olmadığını tartışmaksızın önemseme gibi kriterlerde bu harmanlamaya dahil edilebilir. Alevi-Bektaşilikte cem törenlerinde cinsiyetlerin eşitliğinin ön planda tutulması hem zahiren (açık) hem de batınen (gizli), kadın-erkek ve miras eşitliğine gösterilen bir hassasiyet olarak kabul edilmektedir. Bu hassasiyete rağmen, sorunun birincisi, problemin taraflarını oluşturan bireylerin tutum ve davranışları göz önüne alındığında Tablo 2’de görüldüğü gibi kadınların, kadınlık sorunu çerçevesinde erkeklere oranla sorunlu gözükmesidir. İkincisi ise Alevî-Bektaşîlerin, kadın-erkek eşitliğinin miras bölüşümü ile gölgelenmemesi için özellikle erkek katılımcıların konu üzerinde hassasiyetle durdukları miras paylaşımında bazen formel bazen de informel hukukun ön plana alındığı karmaşık, çekinceli cevaplardan, görüşlerini sansürlemelerinden anlaşılmasıdır. Bu bağlamda, miras bölüşümünün kadın erkek eşitliği açısından, Alevî-Bektaşiler tarafından önemsenen konulardan biri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
SONUÇ
Günümüz Türk toplumu içinde, Alevi-Bektaşilik gibi Heteredoks gruplar, değişik sosyolojik argümanlara bağlı olarak varlık kazanan önemli dini gruplardan biridir. Başta, Alevi-Bektaşiliğin dahil olduğu Heteredoks gruplar çok faktörlü bir yapı içinde, Türklerin, Müslüman olmadan önce, tanıma olanağı buldukları ve sahip oldukları inançları ve sonraki dönemlerde, kendine özgü fiziki mekanları ve bir çok siyasal eğilimli dini hareketlerin sentezinin bir yansıması olarak görünüm kazanmaktadır. Aynı şekilde, 10. yy. dan bu yana İslam-i nasları yorumlayan Türk unsurlar dan Alevi-Bektaşilik, başta, Hz. Ali ve onun soyuna tabi ve Şianın görüşleriyle temelde çakışan düşüncelere sahip olduklarını iddia etmeleri ve kan bağına dayanan tarihi oluşumların oluşturduğu biyolojik bağlılığın karmaşıklığı ile kendine özgü bir karakter oluşturmuştur. Bu karakteristik yapının bir ürünü olan senkretik dinsel inanç ve ritüeller, Türklerin dinsel düşünce bağlamında, homojen bir grup yerine, daha heterojen bir dinsel grup örneği oluşturmalarına neden olmuştur. Bu heterojenliğin bir devamı niteliğinde görünümü olan Alevi-Bektaşi, Sünni düalizminin toplumsal ve teolojik varlık karakteri günümüz Türk toplumu içinde ele alındığında; hem genel görünüm açısında hem de kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü gibi sosyal değerlendirmeler bağlamında dış ve iç grup tanımlamalarını oluşturmaktadır. Daha ziyade tarihi olaylar göz önüne alınarak yapılan, cinsiyetler arası değerlendirmeye bakıldığında miras bölüşümü ve kadın-erkek eşitliği söyleminin Sünni bakışa bir alternatif olarak sunulmaya çalışıldığı görülmektedir. Her ne kadar söz konusu gruba ait kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü tanımlamaları ile ilgili veriler Alevi-Bektaşilerin ankete katılanları çerçevesinde belirlenmiş olsa da eşitliğin bir kavramlaştırılması ve kurumlaştırılması olarak görünüm arz eden “cem ayini” kriteri bir eşitlik söylemi olarak kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü sorununa ilişkin yaklaşımını/varlığını devam ettirmekte olduğunu göstermesi açısından hala önem taşımaktadır.
Alevi-Bektaşilerin kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü ile ilgili yaklaşımları temel felsefi düşünceleri ile birlikte, toplumsal yapı ile ilişkilendirildiğinde geçiş aşamasında bulunan toplumumuzda sözü edilen kültür geleneğinin hem sosyal hem de teolojik değer ve normlar çerçevesinde benimsendiği anlaşılmaktadır. Araştırma evreninde ankete katılanlar göz önüne alındığında söz konusu gruplarda miras bölüşümünde eşitliğin %70 oranında benimsendiği görülmektedir. Alevi-Bektaşilikte kadın-erkek eşitliğinin bir göstergesi olarak düşündüğümüz miras bölüşümüne ilişkin tutumların irfana bağlı olarak devam etmesi yerine kadınlık probleminin, toplumun genel yapısının etkisi altında kaldığını göstermektedir. Sosyal gerçekliğin etkisini tespit etmeye yönelik bir girişim olarak kabul ettiğimiz Alevi-Bektaşilikte kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü ampirik olarak değerlendirildiğinde, Alevi-Bektaşiler arasında konuya ilişkin tutumlarda ritüel ve entellektüel iddianın ortaya koyduğu nitelikte uzlaşmanın olmadığı görülmektedir.
Kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü ile birlikte ele alınması gereken önemli bir başka faktör de günümüz toplumunda ortaya çıkan siyasi tercihlerinde görülen niteliğe yönelik yoğunluktur. Alevi-Bektaşilerin genellikle sol parti tercihleri esas alındığında sözü edilen tercih kriterinin siyasi parti programlarına yönelik eğilimleri göz önüne alındığında Alevi-Bektaşilerin daha çok kadın-erkek eşitliğini kurgulayan siyasi parti programlarını tercih etmeleri ile de bir belirginlik kazanmaktadır. Kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü, grup içi ilişkiler zemininde ele alındığı gibi dış grubu da tanımlayıcı bir nitelikte taşımaktadır. Genel bir eğilim olarak Sünni öğretinin erkeğe göre kadına ön gördüğü üç de birlik miras geleneği göz önüne alındığında Alevi-Sünni düalizminin bir başka içtenliği ve alternatif olma eğilimi olarak da varlığını sürdürmesi yönündedir. Ankete katılan Alevi-Bektaşiler söz konusu olduğunda dini bir ritüel olarak önemsenen kadın-erkek eşitliği ve miras bölüşümü her dört Alevi-Bektaşi’den üçü tarafından onaylanmaktadır.
Alevi-Bektaşilerin geleneksel inanç ve ritüellere, mitolojik unsurlara ve geniş bir tarihi yelpaze içinde bu unsurların ortaya koyduğu irfana sadık yaşadıkları bilinmektedir. Hatta önceleri Kızılbaşlar sonra da Alevi-Bektaşiler olarak nitelendirilen bu dini grup üyelerinin, Şaman geleneklerine ve Orta Asya anılarına bağlılıklarına bakıldığında onların tarihsel derinliği, Anadolu Alevi-Bektaşiliğinin üstadı Hacı Bektaşi Veli’nin Horasanlı olmasından daha iyi anlaşılmaktadır. Kısacası, Anadolu Alevi-Bektaşiliği, temelde Şiiliğin inanç ve ritüeller manzumesinin arkasına gizlenmiş, söz konusu bu inanç ve ritüelleri Türk kültür gelenekleriyle renklendirmiş bir grup görünümü sergilemektedir. [21]
BİBLİYOGRAFYA