Dr. Recep CENGİZ**
ABSTRACT
İn this article,
we dealt with socia-cultural structure and political tendencies of Alevis
group living in Çamiçi District of Tokat Province. Through the surveys conducted,
the heteredoxal İslam consept that this group posessess and Sünni İslam
concept were evaluated in terms of historic process and today’s.
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”
“Eline, beline, diline sahip ol, bir olalım, iri olalım, diri olalım.”Hacı Bektaşı Veli
“Ele, bele,
dile sahip olmayı” bireysel davranış, “bir olmayı, iri olmayı ve diri olmayı”
toplumsal ilişkiler zemininde ilkeleştiren, Anadolu’da, kendine özgü “irfan”ı
ile varlık kazanan Alevi-Bektaşiliğin bugünkü toplumsal karakteri; çalışmada,
sosyolojik perspektiften, Türk toplumunun sosyal hayatı üzerinde etkili
olduğunu düşündüğümüz Alevi-Bektaşilik ve Sünnilik düalizm içinde ele alınmaya
çalışılmıştır. Araştırmanın önemi şüphesiz, Türk toplum tarihinde dinin,
önemli bir bütünleşme ve aynı zamanda, Ortodoksi ve Heteredoksi düalizmi
içinde çözülme ve çatışma faktörü olarak yer almasından kaynaklanmaktadır.
Zira, bu hassasiyet, Türk toplumunun bir realitesi olan dinin ve dine dayanan
Alevi-Bektaşilik ve Sünniliğin, sosyal ve teolojik fonksiyonelliğini bilimsel
olarak ortaya koymayı gerekli hale getirmekte ve ortak bir toplumsal bir
mirasa dayanan, söz konusu grupları ve bunların sahip olduğu inanç ve ritüellerin
toplumsal işlevsellik açısından incelenmesini öngörmektedir.
Araştırmanın
amaç ve yöntemi ise, kısaca: ülkemizde üzerinde pek çok spekülasyonlar yapılan
Alevi-Bektaşiliğin, ampirik teknikler kullanılarak araştırılması, sorunları
örtme yerine çözmeye yönelik açıklamalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çalışma,
gerek grup içi ve gerekse grup dışı dinamiklerin belirlenmesine yönelik,
kavramsal teorik bilgilerle, anket mülakat ve gözlem gibi araştırma teknikleri
vasıtasıyla derlenen bulguların sosyolojik yorumuna dayanmaktadır. Şüphesiz, bu çalışmada söz konusu yöntem ve tekniklerle
elde edilen sonuçlar ve bu sonuçlara dayanarak yapılan analizler ve sentezler,
bütün Anadolu ya da dünya Alevi-Bektaşilerine genellenemez. Alevi-Bektaşilikle
ilgili dini bir tutum geliştirme de hedeflenmemiştir. Ayrıca, araştırma
belli zaman diliminde yapıldığından, zamanla tutum ve davranışların değişebileceği
düşünüldüğünden araştırma, gerçekleştirildiği zaman dilimiyle sınırlı kabul
edilmiştir.
Kısaca, sözü
edilen, konu ve amaçlar esas alınarak, etik ve emik bakış açısı içinde hazırlanan
bu çalışmada Alevi-Bektaşilik bir Türk-Anadolu-Heteredoksisi olarak ele
alınmış ve açıklanmaya çalışılmıştır. Gerek mezhep
gerek tarikat gerekse bir yaşam biçimi düşüncesine dayalı olsun, Alevi-Bektaşilik
ve Sünnilik gibi sosyal gerginlikleri, aileden, komşuluk ilişkilerinden,
köyden, kentten, camiden, cem evinden kaldırmak ve oluşmasına engel olmak
ancak bilimsel çalışmalarla mümkün olabilecektir.
1)
Ortodoks
(Sünnilik ve Heteredoks (Alevi-Bektaşi) Düalizminin Genel Görünümü
Temel
paradigması tek Tanrıya, kutsal bir metne ve nasların aktarılmasına aracılık
eden karizmatik bireylere (peygamberlere) dayanmasına rağmen, İslam dininin
de dahil olduğu semavi ya da kutsal dinlerin tamamında ana cemaata az-çok
bağlı, egemen kültüre yaslanan, tüm toplum içinde bir alt grup olarak niceliği
ve niteliği açısından değişken özelliklere sahip, Ortodoksi ve Heteredoksiyi
yorumlamanın temeli olarak nitelendirebileceğimiz bir dizi gruplar sosyolojik
olgunun birer örnekleri olarak, ifade edilebilirler. Bunlar, genellikle
teolojik ve sosyal özellikler itibariyle birbirine benzeyen sır cemiyetleri
[1]
, ihvan birlikleri
[2]
, gizli dini gruplar,
[3]
tarikatlar,
[4]
mezhepler,
[5]
vb. olarak tanımlanabilir. Söz konusu bu türden gruplar,
Türk toplumu da dahil olmak üzere, İslam coğrafyasında ve dünyanın çeşitli
bölgelerinde, bu güne kadar, var olageldikleri gibi, bundan sonrada her
zaman var olmaya devam edeceklerdir. Anadolu da Türk unsurlar üzerinde etkili
olan Alevi-Bektaşilik (Heterodoksi) ve Sünnilik (Ortodoks) de bu türden
grupların inanç ve ritüellerinin farklılığından ortaya çıkan düalizmin tipik
bir örneği olarak kabul edilebilir. Önceki toplumsal yapı içinde var olan
kurumsal ve kavramsal örgütlülüğü İslam’ın
bazı unsurlarıyla re organize ederek, uzlaştıran Türkler, Anadolu da Alevi-Bektaşilik
vb. Heteredoks inanç ve ritüel biçimleri geliştirmişlerdir
[6]
(Öz, 1996: 13). Alevi-Bektaşilik; analitik bir ayrımla
ifade edilecek olursa, geniş zaman dilimi içinde varlık kazanan farklı dinler
ve felsefi düşüncelerle, iç
içe geçmesi sonucunda, önceki; Şamanizm, Budizm, Manilik
[7]
, Hıristiyanlık vb. ve İslam-i temelli olduğu bilinen
sonraki; Batınilik, Yesevilik, Hurufilik,
[8]
Safevi Şiiliği gibi bir dizi inanç sistemlerinin düşünce
ve ritüellerinin harmanlamasından meydana gelmiştir denilebilir
[9]
.
Alevi-Bektaşilik
ve Sünnilik örneğinde de olduğu gibi, bu türden düalizm ilişkilerinin açıklanmasına
yönelik olarak, batı literatüründe ve doğu litaratüründe herhangi bir dinin,
onun yerleşik doğmalarının, doğruluğundan şüphe edilemeyen kaide ve kurallarının
algılanması ve yorumlanmasından ortaya çıkardığı gerilimi ifade eden, birbiriyle
ilişkili içi içe geçmiş dört kavram bulunmaktadır. Bunlar, “Heresy”, “Ortodoksi”,
“Heterodoksi” ve “Senkretik” olarak ifade edilebilirler.
“Heresy”,
bir inanca karşı olan mezhep, yanlış fikir
[10]
ve ana gruba bağlı olanlardan uzakta kalan alt grupların
sahip olduğu inanç ve ritüel örnekleri anlamlarına gelmektedir. “Ortodoks”
ise, 1) Dogma ve kilise öğretisine uygun olan; 2) Ortodoksluk mezhebine
mensup olan 3) İnancı sağlam, genellikle kabul edilen bir
dogma ve dogmanın gereği olan ritüellere bağlılık anlamlarında kullanılmaktadır
[11]
Ortodoksi kavramının karşıtı olarak kullanılan Heterodoksi
ise, daha ziyade yerleşik veya genel kabul gören bir dine karşı olan yeni
bir düşünce ekolünü ifade etmektedir. Heteredoksi, kabul edilen dogmaların
bir kısmının atılması veya değiştirilmesi ve onların yerine yenilerinin
ikame edilmesi ve böylece farklı bir yoruma ulaşılmasını vurgulamak için
kullanılmaktadır
[12]
. Senkretik kavramı ise, birbirinden farklı düşünce, inanç
veya öğretileri, bunlara ait ritüelleri uzlaştırmaya çalışan felsefi sistem
olduğu kadar, iki ya da daha fazla dinin dogmatik değerlerini ve pratiklerini
birbirine karıştırarak yeni özgün bir inanç sistemi oluşturulmasını anlatmak
için de kullanılmaktadır
[13]
. Söz konusu kavramlardan ve bu kavramların senkretik
yapısından yola çıkılarak, Anadolu Türklüğünün Heteredoksisi olan Alevi-Bektaşiliğinde
kendine özgü sosyal yapısı gereği bir dizi sosyolojik argümanları olduğu
iddia edilebilir.
Tarihi süreç
içindeki Anadolu Türk Heteredoksisi olan Alevi Bektaşilik, tarihsel perspektiften
bakıldığında, İslam tarihinin erken sayılabilecek bir döneminde Hz. Ali
ve ilk Emevi halifesi olan Hz. Muaviye arasındaki hilafet tartışmalarının
bir yansıması olan, söz konusu iki karizmatik şahsiyetin kişilik, kimlik
ve haklarını müdafaa eden çıkar ve menfaat gruplarının öncülüğünü yaptığı
sosyal çatışma ortamıyla billurlaşan ve daha sonraki zamanlarda şiddetlenerek
ve derinleşerek devam eden Hz Ali’yi sosyal ve teolojik olarak öncelleyen
ihtilaflı duruşa dayandırılmaktadır
[14]
. Aynı şekilde Alevi-Bektaşilik, bu tarihi çelişmenin
sözde çözümlenmiş olarak kabul gördüğü içsel ve dışsal sürecin de bir ürünü
ve ilk Sünni yorumlamanın kurumsallaşması olarak kabul edilen Emevi devletinin
sunduğu, savunduğu ve uyguladığı inanç, ritüel ve yönetim anlayışına yöneltilen
alternatif sosyal ve teolojik oluşumlara yaslanmaktadır. Bu bağlamda, Alevi-Bektaşilik,
Emevi devlet yapısının ve toplumsal merkezlerinin öngördüğü, inanç, ritüel
ve yönetim anlayışının ortaya koyduğu-Heteredoks grupların nitelendirdiği
şekliyle zülüm ve şaşkınlığın bir ürünü olan, İslamı yozlaştırma ve azgınlığa
karşı duruş olarak kabul edilmektedir
[15]
. Söz konusu karşı olum, farklı yorumlamanın ortaya koyduğu
çatışma olgusu içinde hemen hemen bütün İslam coğrafyasına yayılan bir söylem ve eylem kapsamında kendine özgü teolojik ve
sosyal sistemlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
Sözü edilen
tarihsel gelişme çizgisi içinde sonraki periyotlarda, Türklerin, İslam dinini
benimsemelerinin daha ilk yıllarından itibaren, İslam’ın Sünni yorum biçimiyle
(Ortodoks) birlikte diğer İslami yorum tarzlarını da (Heterodoksiyi)
benimsedikleri bilinmektedir. Aynı şekilde, bir sosyal hayat alanı olarak,
Anadolu!ya kadar gelmiş bulunan Alevi-Bektaşi inanç sistemi de bu sürecin
ortaya çıkardığı bir oluşumdur. Haklı ya da haksız temelleri bulunan Alevi-Bektaşilik
bu zulüm, şaşkınlık, yozlaştırma ve azgınlığın bir yansıması olarak algılanan
veya en azından böyle iddia edilen Sünni inanç sistemine alternatif kendine
özgü sosyal yapısı içinde bir seçenek olarak, günümüze kadar gelmiştir.
Tarihi süreç
içinde, İslam’ın Alevi-Bektaşi yorumunun Türkler arasında, Anadolu’dan önce
Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde kabul görmesi ve etkinliği, hem Ahmet
Yesevi ve hem de düşünsel olarak ona bağlı, daha sonra Anadolu’ya gelen
bir çok misyonerden biri olan Hacı Bektaşi Velinin dini inanç ve bu inanca
dayanan ritüellerinden anlaşılmaktadır. Türklerin İslamî inanç ve ritüelleri
ile birlikte, önceki inançlarını devam ettirerek, bir kültürel akültürasyon
örneği içinde senktetik inanç ve ritüeller manzumesi oluşturmaları Türk
tarihinde Heteredoksinin tipik bir örneğini oluşturmaktadır. Heteredoksinin
sahip olduğu inanç ve ritüellerin “tasavvuf“ düşüncesinin mekanı olan “tarikatlarda”örgütlenmesi
ile bu inanç ve ritüeller yeni bir boyut kazanmıştır. Hatta bu örgütlenmeden
doğan güç ve toplumsal nüfuz aracılığı ile yeni ve etkin dini önderler de
ortaya çıkmıştır.
Türk-İslam
Dünyasında, modern Türkiye Cumhuriyeti de dahil olmak üzere, tarihi süreç
içerisinde kurulan Türk devletlerinde siyasi otoriteyi temsil eden yönetici
grupların çoğunun İslam inancının Sünni (Ortodoks) yorumuna tabii oldukları
bilinmektedir. Oysa, söz konusu devletlerin yönetimi altında bulunan halkların
tümüyle Ortodoks İslam düşüncesini benimsemiş olduklarını söylemek oldukça
güçtür. İlk Müslüman Türk Devleti olan Gazneliler’den başlayarak Karahanlılar,
Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye cumhuriyeti, İslam’ın Sünni temelli inanç
sistemini esas alan ve bunu korumaya özen gösteren devletler olmalarına
rağmen, başta, İslam Heteredoksisinin Anadolu versiyonu olan Alevi-Bektaşilik
olmak üzere, diğer inanç sistemlerinin baskısına maruz kalmışlardır. Örneğin,
bir iç sosyal dinamizm olarak Alevi-Bektaşilik, Osmanlı devlet sistemi içinde
İslam’ın Sünni yorumunun eğitim kurumları olarak kabul edilen medresenin
icazetine, hukukuna, daha açıkçası onun temellendirdiği toplumsal kurumlara
karşı duruş içinde olan bazı tasavvuf hareketleri ile birlikte güçlenmiştir.
Mevcut siyasi, ekonomik, hukuki vb. toplumsal kurumlardan, kavramlardan
ve ilkelerden bunalan, yabancılaşmaya karşı kendini koruma iddiasında olan,
özgür felsefi düşüncelerini Süfilik kılıfı altında saklamak isteyen başta
Alevi-Bektaşiler, tekke, dergah gibi mekanlara sığınarak ve hatta bu türden
yeni mekanlar oluşturarak alternatif düşünüş ve yorumlamalarla Heteredoks
İslam anlayışının kurumsallaşarak güçlenmesine, devamına imkan sağlamışlardır
[16]
. Yine dış toplumsal ilişkiler zemininde tarihsel süreç
içerisinde, Osmanlılar döneminde, bugünkü Alevi-Bektaşiliğin kurumsal ve
kavramsal yapısını oluşturan düşüncelerini yaygınlaştıran Şah İsmail in,
Osmanlı halkını kendisine bağlamak iddiasıyla iktidar talebi güden dış kaynaklı
bir muhalefet hareketi olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa Alevi-Bektaşiliğin
bu günkü varlık karakterini devam ettirmesinde verilen mücadele bunu doğrulamaktadır.
Osmanlı devlet yönetiminin en büyük siyasi rakiplerinden biri sayılan Şah
İsmail’in dini-siyasi söylemlerinin genel kabul gördüğü Kızılbaşlığa, bugünkü
adıyla Alevi-Bektaşiliğe Osmanlı idari-siyasi yapısının mevcut hukuki çerçevede,
oldukça hassas denge içinde karşı durduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir
[17]
.
a)
Ortodoks (Sünnilik) ve Heteredoks (Alevi-Bektaşilik)
Düalizminin Toplumsal Yapısı
İslam peygamberi
Hz. Muhammed’in ölümüyle başlayan Hz. Ali taraftarlığı ile büyüyen, Anadolu
da Hacı Bektaşi Veli ile olgunlaşan, Balım Sultan’la kurumsallaşan Alevi-Bektaşilik,
sosyal ve teolojik özelliklerini koruyarak bu güne değin ulaşmayı başarmıştır.
Hz. Ali taraftarlığının bir Anadolu versiyonu olan Alevi-Bektaşiler ve bir
dış grup olarak algılanan Sünniler, benzer temel paradigmalara, dini inanç
ve düşünceye mensup olmalarına karşılık, farklı yorumlamanın oluşturduğu
gerilime dayanarak, çeşitli periyotlarda azalan ve yoğunlaşan bir üslupla
birbirlerine bu güne değin gelen ve hala süre giden söylemlerden
ve hatta tekrar eden bazı münferit eylemlerden karşı reaksiyonel bir tutum
içinde bulundukları anlaşılmaktadır. Bunun tipik bir örneğini oluşturan
bir Alevi-Bektaşi deyişi olan,
“Yezit oğlan bize Kızılbaş demiş
Bahçede açılan gülde kırmızı
İncinme gönül ne derse desin,
Kitabı derceden
dil de kırmızı”
[18]
ifadeleri bunu doğrular niteliktedir.
Anadolu Heteredoksisinin
önemli unsurlarından bir grup olarak kabul edilebilecek olan Alevi-Bektaşiler
arasında yapılan alan araştırmasında, bir içi ve dış grup tanımlaması olarak
kabul edilebilecek olan, “Sünnilerin yezit taraftarı olduklarına inanıyor
musunuz.?” Anket sorusuna dayanarak, Alevi-Bektaşilerin, Alevi ve Sünni
inanca sahip olanları grup içi ve grup dışı olarak tanımlamaya yönelik eğilimleri
değerlendirildiğinde bir dış grup olarak algılanma eğiliminde Sünnilere
ilişkin tutumlar Tablo1 de belirginleşmektedir.
Tablo 1: Alevi Bektaşilerin Sünnileri Grup Dışı
Olarak Tanımlamanın Oransal Dağılımı
|
Sünnileri Grup Dışı-Yezit Olarak Tanımlama |
S |
% |
|
Yezittirler |
69 |
23.0 |
|
Yezit Değillerdir |
181 |
60.3 |
|
Fikrim Yok |
50 |
16.7 |
|
Toplam |
300 |
100.0 |
Tablo1 de
Sünnileri grup dışı -yezit-
[19]
olarak tanımlama ve böylece ayrışmayı onama, dış grup
olarak algılama %23 oranındadır. Bu söylemler ve eylemlerin niteliği, her
ne kadar tek faktör olarak iç ve dış grup tanımlamasında yeterli bir açıklama
olmasa da en azından Ortodoks ve Heteredoks düalizminin varlığını açısından
değerlendirilebilir. İç ve dış grup tanımlamasının örneğini oluşturan bu
düalizmin açıklanması ve desteklenmesi için şu sosyolojik argümanlar öne
sürülebilir:
Bunlardan
birincisi, söz konusu Heterodoks grupların sahip olduğu inanç ve ritüellerin,
ontolojik yapısı gereği, içsel ve dışsal süreçlerin etkisiyle, toplumsal
çözülmeyi ve çatışmayı motive eden bir karakter sergilediği/sergileyeceğinin
gözden kaçırılmamasıdır. Bu karesteristik özelliğe bağlı olarak söz konusu
durumun, modern Türk toplumunda bir miras olarak paylaşıldığı ve bugün hala
toplumsal fonksiyonellik içindeki varlık karakterinin devam ettirmekte olduğunun
belirlenebilmesidir. Tarihsel örnekleri olarak nitelendirebileceğimiz Alevi-Bektaşi
istemlerinin dile getirildiği Baba İshak, Şah Kulu ve onun halifesi Nur
Ali vb. dini önderler tarafından organize edinen toplumsal çatışmalar ile
kaynağını bu tarihsel sorunlardan aldığını düşündüğümüz 1993 yılı Sivas
ve 1996 İstanbul Gazi mahallesi olayları, bu günkü toplumsal yapı içinde
ele alındığında bu türden çözülme ve çatışmanın hem Alevi hem de Sünnilerin
sahip olduğu göreceli doğrulara ve önyargılara dayandığı söylenebilir. İkincisi
ise, Anadolu’da hakim olan önceki ve sonraki dinlerin, inanç ve ritüellerinin
Heterodoks bir grup olarak nitelendirilen Alevi-Bektaşilerin, inanç ve ibadetlerine,
Sünniliğin sahip olduğu benzer toplumsal fonksiyonellik ihtiva eden kurumsal
yapılara ve kavramlara alternatif olarak bir dizi sosyal ve teolojik talepler
ile birer seçenek oldukları ve senkretik olarak uygulana geldikleridir.
Hilafete karşı “İmamet”, bütün Müslümanların kardeşliğine karşı “Musahiplik”,
resmi hukuka karşılık “düşkünlük” gibi Sünniliğe alternatif kurumsal yapılar
bunun bazı örnekleridir.
Toplumsal
kimlik kazanımı ve sosyalleşme araçları açısından değerlendirildiğinde,
Ortodoksi (Sünnilik) ve Heteredoksi (Alevi-Bektaşilik) düalizminin toplumsal
yapısı tüm toplumun
[20]
yapısıyla ilişkilendirilmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede,
gelenekselliğin ve modernizmin bir çok özelliklerini birlikte taşıyan toplumumuz
göz önüne alındığında, Türk toplumunun geçiş (Tranzisyonel)
[21]
aşamasında olan bir yapı sergilediği görülmektedir. Şüphesiz,
bu tür toplumlarda din, tümüyle ne geleneksel ne de modern toplumun karakteristik
özelliklerini yansıtmaktadır. Bununla beraber, din, tarihi ve halen varlığını
devam ettiren manevi ve sosyal gerçekliklerle bütünleşerek varlık kazanmaktadır.
Bu anlamda Sosyolojik olarak analiz edildiğinde, genelde Ortodoksi (Sünnilik)
yazılı bir kültüre, toplumsal sözleşmeye, siyasi taleplerin gerçekleşmesi
için yeterli rasyonelliğe sahip olduğundan merkezin (iktidarın/otoritenin)
Heteredoksi (Alevi-Bektaşilik) ise muhalif/muhalefet din anlayışını temsil
eden bir oluşum sergilemektedir. Bu düalizmde, Ortooksi, formel bir üslup
içinde toplum üyelerinin belli bir kültürel disiplinden geçtikten sonra
belirli bir sözleşmeye bağlı olarak gerçekleştirdikleri kurumsal yapıların
oluşmasına imkan sağlaması ile belirginleşmektedir. Buna karşılık, sözlü
kültürün bir ürünü olarak kabul edilen Heteredoksinin ise bu anlamda formel
bir kurumsallaşmadan ve belirgin bir otoriteden mahrum olduğu kabul edilmektedir
[22]
. Bu bağlamda, Alevi-Bektaşiliğin kültürel aktarımı, her
ne kadar sözlü kültüre dayansa da sözü edilen yazılı yayınların önemi göz
ardı edilememelidir.
[23]
Doğrusu, yazılı kültürün nicelik ve nitelikleri hakkında
bir dizi eleştiri getirilse de tümüyle yazılı belgelere dayanmayan bir dinsel,
ahlaksal, hukuksal, siyasal, vb. kurumlardan söz etmek mümkün değildir.
Sözlü ve yazılı
kültürün, modern Türk toplumunun inşasındaki bir çok faktörlerden birisi
olarak etkinliğinin ampirik görünümüne, Ankete katılan Alevi-Bektaşilerin
“Alevilik-Bektaşilik ile ilgili bilgileri kimden ve nereden öğrendiniz”
sorusuna verdikleri cevaplara göre değerlendirdiğimizde Alevi-Bektaşilikte
başta dini olmak üzere bütün sosyal kurumlara ve kavramlara ait bilgilerin
Tablo2 de görüldüğü gibi genellikle sözlü kültüre bağlı olarak aktarıldığı
anlaşılmaktadır.
Tablo 2 : Alevi-Bektaşiliğin Bilgi Temellerinin
Oransal Dağılımı
|
Alevi-Bektaşiliğin Bilgi
Temelleri |
S |
% |
|
Aile |
183 |
61.0 |
|
Dede ve Rehber |
68 |
22.7 |
|
Aile, Dede ve Rehber dışında |
49 |
16.4 |
|
Toplam |
300 |
100.0 |
Tablo 2 de
görüldüğü gibi sosyalleştirici bir kurum olan aile, sözlü anlatım aracı
olan dede-rehber ile bunların dışında kalan, yazılı kaynakların niteliksel
yapısı ve sosyalleştirici araçlar olması, göz önüne alındığında Alevi-Bektaşilerin
%61’i bilginin kaynağı olarak aile kurumuna yaslanmakta, dini, hukuki, ahlaki,
siyasi, ailevi, gibi toplumsal tecrübeleri edinmede sözlü kültüre dayandığı
görülmektedir. Sosyalleşme sürecinde genellikle sözlü grup içi dinamizmden
etkilenmeyi sürdüren Alevi-Bektaşilikte, grup üyeliğinin, dede-talip ilişkisi
çerçevesinde kazanılması göz önüne alındığında, (grup normlarını ve değerlerini
benimseme) bir sosyalleşme süreci olarak, önemli bir işleve sahip olan dede
ve rehber ise, %22.7 oranındadır.
Bireylerin, grupların, toplumların tarihsel süreçlerini, bugününü ve geleceği
ile ilgili tüm önemli-önemsiz varlık karakterini, açıklayabilmek ancak yazılı
kültürün kullanılmasıyla mümkün olabilmektedir. Alevi-Bektaşilik ve Sünniliğin,
söz konusu kültür farklılığı göz önüne alındığında, bu düalizm hem içsel
hem de dışsal süreçlerin bir ürünü olarak görünüm kazanmaktadır. Buna karşılık,
Alevi-Bektaşilerin, sahip oldukları bilgi ve becerileri, yazılı olmayan
sosyalleştirici araçlarından hareketle içselleştirmeleri ve bunları kullanarak
aktarması bu tarihi düalizmin ortaya çıkışında ve devamında belirleyici
bir faktör olmaktadır. Sözlü ve yazılı kültür tercihleri, ankete katılan
Alevi-Bektaşiler söz konusu olduğunda sözlü kültürü önemseyen bir yapının ortaya çıktığı görülmektedir. Alevi-Bektaşiliğin
içselleştirilmesinde ve aktarımından önemli bir oran oluşturan, aile ve
dede-rehber olguları dışında, yazılı kaynaklardan öğrenme yüzdesi olan %16.4
dır. Bu oran hem sözlü kültür araçlarını ön plana çıkarmakta hem de yazılı
kaynakların varlığını/doğruluğu sorgulamaktadır.
Ortodoksi
ve Heteredoksi, özü bir ancak tezahürleri ve uygulamaları farklı Türk-İslam
inanç çekirdeği olarak düşünülebilir. Bu farklılığın düşünsel ve pratik
hayata yansıyan temel unsurlarını taşıyan ve aktaran kurum ve kavramların
değişkenliği, her iki inanç okulunun temsilcilerinin farklı teolojik yoruma
ve sosyo-kültürel
[24]
yapıya dayanan alt grup örnekleri olmalarından kaynaklandığı
da gözden kaçırılmamalıdır.
Ortodoksi
ve Heteredoksi düalizminde bir başka faktörde, yazılı ve sözlü kültürün
kullanımının da etkili olduğu toplumsal
merkezlerin, hatta paylaşılan sosyal hayat alanlarının iç içe geçmesinin
bir sonucu olarak siyasi-idari otoriteyi paylaşma arzusunun ortaya çıkardığı
gerilimdir. Osmanlı devletinde bürokraside ve kentsel yerleşmelerde Sünnilik
(Ortodoks) egemen İslam-i bir yorumlama olarak siyasi iktidarın koruması
altında kurumsal nitelikte varlık kazanmışken, Heteredoksi ise, mevcut siyasi-idari
otoriteye muhalif olduğundan siyasi iktidarın desteğinden yoksun ve kendi
iç dinamikleriyle örgütlenme gerçekleştirmiştir. Siyasi iktidarı koruma
ve ele geçirme girişimleri göz önüne alındığında, geçmişten günümüze Heteredoks
ve Ortodoks gruplar arasındaki politik çatışmalar çoğunlukla bu grupları
temsil eden toplumsal merkezlerin çelişki ve taleplerinin bir ifadesi olarak
kabul edilmektedir. Bu türden çelişki ve taleplerin Anadolu’daki bir yansıması
olan ve tarihi oluşumlardan da etkilenen Alevi-Bektaşiliğin ve bunun karşıtı
olarak sunulan Sünniliğin de siyasi tercihler için birer seçenek olarak
sunulduğu da bilinmektedir.
İslam’ın bu
iki yorumunun, Selçukludan başlayarak günümüze gelinceye kadar Türk devletlerinin
kuruldukları coğrafyalarda sosyal ve teolojik alanlarda konjuktürel olarak
oluşturmaya çalıştıkları ulusal ve uluslar arası siyasetin birer lejitimasyon
aracı olarak benimsendiği/benimsettirildiği unutulmamalıdır. Örneğin, Cumhuriyetin
ilk yıllarında Ortodoks İslam sekilerleşme esaslarına rağmen devletçe desteklenirken,
bugün Heteredoks İslam daha özgün sekiler bir yapı oluşturduğu iddiasıyla
söz konusu pozisyona yükseltilmiş, aksine, Ortodoks İslam iktisadi ve kültürel
bakımdan az gelişmiş toplum kesimlerinin inanç, ritüel ve değerleri olarak
bir alt kültür olarak kabul görmeye başlanmıştır.
Alevi-Bektaşiliğin
içinden süzülerek geldiği Osmanlı devlet yapısı ile günümüz Türkiye’si karşılaştırıldığında
Türk Heterodoksisi olarak Alevi-Bektaşiliğe mensup bireylerin, Türkiye’nin
sosyo-kültürel gelişme çizgisi içine daha aktif oldukları görülmektedir. Bu tarihsel tecrübe ve deneyime
dayanan Alevi-Bektaşiliğin temel sosyal değerleri bu grupların iç ve dış
gruplarla hatta mevcut yönetimlerle ilişkilerinde belirleyici kriterler
olarak kabul gördüğü anlaşılmaktadır. Araştırmada ankete katılan Alevi-Bektaşilerin,
Alevi-Bektaşiliğin genel siyasallaşma probleminde gösterdiği hassasiyetin
temel dinamiği; tarihsel sürecin izlerini taşıyan hayal kırıklıklarının
ve başarısızlıklarının bir içe dönüş içinde yön değiştirmesine dayandığını
göstermektedir. “Alevilik ve Bektaşiliğin siyasallaşmasının Aleviliğe
zarar verdiği inancında mısınız.? Sorusuna verilen cevaplar ankete katılanlar
göz önüne alındığında, Alevi-Bektaşiliğin, siyasallaşma süreci ve bugünkü
varlık karakteri Tablo 3 de görüldüğü gibi gerçekleşmektedir
Tablo 3 : Alevi-Bektaşiliğin Siyasallaşmasının
Aleviliğe Etkisine İlişkin inancın
Oransal Dağılımı
|
Tablo 3:
Alevi-Bektaşiliğin Siyasallaşmasının Aleviliğe Etkisine ilişkin İnanç |
S |
% |
|
Zararlı |
133 |
44.3 |
|
Faydalı |
135 |
45.0 |
|
Kısmen Faydalı |
32 |
10.7 |
|
Toplam |
300 |
100.0 |
Tablo 3 de
görüldüğü gibi, ankete katılanlar esas alındığında, Alevi-Bektaşiliğin belirli
bir ideolojik içerikte siyasallaşma sonucu, sosyal (tarihi toplumsal gelişme
çizgisi içinde ele alındığında tüm toplumla çatışma kaygısı) ve teolojik
(Alevi-Bektaşi inanç ve ritüel örneklerinin dini bir miras olarak aktarımının)
olarak olumlu ve olumsuz yönde etkileneceğine ilişkin görüşler göz önüne
alındığında Alevi-Bektaşiler arasında bu konuda bir birlikteliğin olmadığı
görülmektedir. Siyasallaşma sürecinin, Alevi Bektaşiliğin, sosyal ve teolojik,
özelliklerinin örttüğü görüşü %44.3 oranındadır.
Olumlu yönde etkilendiği görüşü ise, %45, kısmen yararlıdır düşüncesi ise
%10.7 oranındadır.
Benzer şekilde,
Tablo 4’de ifade edilen, ideolojik içerikte ve siyasal parti düzeyde örgütlülüğün
Alevi-Bektaşiliğe olan etkisini değerlendirmek amacıyla görüşlerine baş
vurduğumuz Alevi-Bektaşilerin, konuya ilişkin tutumlarında söylem olarak
teolojik ifadelere yer vermelerine rağmen, ideolojik yapılanmanın beklentileri
bulunmaktadır. Alevi-Bektaşilerin, yüzyıllar boyunca muhalif/muhalefet olma
tecrübelerinin bir göstergesi olan, bu yüzden de itiyatla ve mahremiyetle
ele aldıkları temel sorunlardan biri de siyasi pratiklere ilişkin tutumlarıdır.
Zira yüz yüze yapılan anket çalışmasındaki tespitler, bu türden sorulara
verdikleri cevaplarda daha dikkatli ve çekince içeren tavırları, görüşlerini
sansürlemeleri bunları doğrular niteliktedir. Özellikle, “fikrim yok” denilmesi,
mahremiyeti koruduklarını daha anlaşılır hale getirmektedir.
Genel anlamda,
ideolojik bir içeriğe yönelmeyi yadsıyan Alevi-Bektaşilerin, siyasi partilerin
programlarına yönelik tercihlerine “Alevi-Bektaşilerin siyasi partilerle
ilişkileri nalı olmalı?” anket sorusuna
verdikleri cevaplara Tablo 4 deki veriler çerçevesinde bakıldığında ampirik
olarak şu sonuçlarla karşılaşılmaktadır.
Tablo 4 : Alevi-Bektaşilerin Siyasi
Parti Yapılarına
ilişkin yaklaşımlarının Yüzdesel
Dağılımı
|
Siyasi Partilere İlişkin Tutumlar |
S |
% |
|
Hakların Savunulduğu Bir Parti |
117 |
39.0 |
|
Farklı Parti |
69 |
23.0 |
|
Alevi Partisi |
74 |
24.7 |
|
Fikrim Yok |
40 |
13.3 |
|
Toplam |
300 |
100.0 |
Ankete katılan Alevi-Bektaşilerin, mahremiyet
içeren siyasal tutumları, sadece Alevi-Bektaşilere yönelik bir siyasal oluşumu
%24 ile sınırlayarak, tercih ettikleri gözükmektedir. Sorunu örtmeye yönelik
bir tutum olarak görülebilecek olan “fikrim yok” yaklaşımı ise, %13.3 oranındadır.
Alevi- Bektaşilerin, “Haklarını savunan bir parti” ve “Alevi partisi” tercihleri
birleştirildiğinde %63.7 ile önemli bir kesim siyasi etkinlikler içinde
doğrudan kendilerine yönelik politikaları hem talep etmekte hem de onaylamaktadırlar.
“Farklı partilerle çalışmalı” tercihi ise %23.0 oranındadır.
Her ne kadar
Alevi-Bektaşilerin siyasi tercihleriyle ilgili parti yapılarına ilişkin
görüşleri bu doğrultuda olsa da hatta, bir siyasi tercih içinde oldukları
kabul edilse de, Alevi-Bektaşi seçmenlerde dahil her türden seçmenlerin
anlaşılması, sadece oy sandığında hangi partiye oy verdiğinin saptanmasını
değil, aynı zamanda siyasi partileri ilgilendiren anayasal hükümlerin parti
yapılarının, kısacası, siyasal sistemin bütününün çözümlenmesini de gerektirdiği
anlaşılmaktadır
[25]
. Anket sonuçlarına göre, Alevi-Bektaşilerin, siyasal
partilerin niteliksel yapısına yönelik değerlendirmelerinde, sübjektif de
olsa kendilerine özgü rasyonel hareket tarzı belirledikleri, karşı siyasal
eğilimleri de hesaba katarak, “Haklarını savunan bir parti”yi destekleme
eğilimde oldukları tercihlerinden anlaşılmaktadır. Siyasal partileri, genel
ve özel çıkarların korunması yoluyla birer araç olarak kabul eden Alevi-Bektaşiler
de kendilerine sunulan iki (veya daha fazla ) seçenek arasında bilerek bir
seçim yapmak zorunda olmaktadırlar
[26]
.
İdeolojik
ve parti programlarıyla ilgili tercihlerde de etkili olduğu düşünülen Alevi-Bektaşiliğin,
“yetmiş iki milleti bir görme” ye dayanan temel insan olgusu, sosyal ilişkilerin
bir unsuru olan siyasi kurumsallaşmada belirleyici olduğu görülmektedir.
Ayrıca Alevi-Bektaşilerin yukarıda sözü edilen değerleri dini kurallar kapsamında
ele alındığında dinsel inanç ve ritüellerle ilgili duyarlılıklarının görece
düşüklüğü onların, dinsel taleplerden ziyade sosyal istemlerle hareket ettiklerini
göstermektedir. Bu durum da onların toplumsal değişme süreçlerinin her aşamasında
Alevi-Bektaşiliğin hem kendi geleneksel dini yapısından çok şey kaybetmesine
hem de tüm toplumun sahip olduğu egemen kültürün yüksek ivmeli değişimden
etkilendiği etkili bir konumda olduğu söylenebilir. Hatta Alevi-Bektaşilikteki
bu açık oluş, onun, içi muhtelif şeylerle doldurulabilecek inanç ve ritüeller
manzumesi olarak anlaşılmasına, algılanmasına ve kolayca müdahale edilmesine
de neden olmaktadır. Böylece Alevi-Bektaşiler söz konusu değerlere yaslanarak
öncelikli ve öncü olarak modernleşme sürecine kendiliğinden katılımı gerçekleştirmiş
olarak görünüm kazanmaktadır
[27]
. Alevi-Sünni düalizminin bir başka içtenliği:
grup içi ilişkiler zemininde değerlendirildiği gibi, dış grubu da tanımlayan
bir espri içinde varlık kazanan ve bu varlık sürecini devam ettiren musahiplik,
düşkünlük, dedelik gibi kurumsal ve kavramsal yapılar içinde de görülmektedir.
Bunlardan musahiplik, Alevi-Bektaşi inanç sisteminde, önemli toplumsal işleve
sahip kurumların başında yer almaktadır. Tarihi ve çok faktörlü sosyal olgunun
bir örneği ve iç grup ilişkilerinde önemli bir toplumsal dayanışma kriteri
olan bir Alevi-Bektaşi inanç ve ritüeli olarak musahiplik,
[28]
söz konusu grupları hem kendi içinde hem de diğer gruplardan
ayırıcı bir özellik olarak da görünüm kazanmaktadır. Bu bağlamda, Musahipliğin
ortaya çıkardığı, söz konusu sosyal ilişkililerin zeminini belirlemek amacıyla
ankete katılan Alevi-Bektaşilere “musahibiniz var mı “sorusu yöneltilmiş
ve bu sorudan elde edilen verilere dayanarak Tablo 5 oluşturulmuştur
Tablo 5 : Musahip Edinme Davranışının
Medeni Durum
Değişkenine Göre Dağlımı
|
Musahip Edinme Davranışı |
S |
% |
|
Musahipli |
91 |
30.0 |
|
Musahipsiz |
209 |
69.7 |
|
Toplam |
300 |
100.0 |
Sözü edilen
ritüelin ifasının grup içi ve grup dışı ilişkiler zeminindeki ampirik görünümüne
bakıldığında Tablo 5’de görüldüğü gibi ankete katılan Alevi-Bektaşilerin
yaklaşık %70’i, bütün bireylere özel sorumluluklar yükleyen musahipliğin,
dini bir ritüel olarak ve sosyal işlevsellik açısından kaybolmaya yüz tuttuğu
görülmektedir. Hatta grup içi dayanışmayı güçlendiren bu dini ritüelin,
eleştirel anlamda ortadan kalkmakta olduğuna işaret etmektedir. Özellikle
dışsal süreçler olarak ortaya çıkan modernizmin ve gittikçe artan sekülerizmin
inançlar üzerinde oluşturduğu dönüşüm, söz konusu kurumda da değişmeye neden
olmuştur. Ayrıca, söz konusu ritüelin ifası için gerekli olan sorumlulukların
yerine getirilmesinde, dışsal süreçler olarak nitelendirilebilecek olan,
artan iktisadi, hukuki, kentleşme, göç vb. sosyal baskılar da bu kurumdaki
dönüşümü hızlandırmış gözükmektedir.
Musahipliğin
içsel süreçlerini kapsayan ve aynı zamanda dini bir inanç ve ritüel örneği
sergileyen, musahiplilerin mallarını canlarını ve hallerini birbirlerinden
gizlememeleri gerektiği sosyal koşulu her ne kadar musahipliğin grup içi
etkileşimde önemli bir faktör olduğunu göstermesi açısından önemli olsa
da, Sünnilik ve Alevi-Bektaşiliğin, tarihsel, teolojik ve sosyal ayrışma
sürecinde grup dışı ilişkileri de belirleyen bir faktör olduğu da anlaşılmaktadır
[29]
. İslam-i esprisini Hz. Muhammet ile Hz. Alinin kardeşliğine
dayandıran bu tarihsel ve teolojik oluşum “öteki” dini grupları dışarıda
tutması nedeniyle “bütün Müslümanlar kardeştir”, İslam-i temel ilkesiyle
çelişen alternatif sosyal bir ritüel örneği olarak görünüm kazanmaktadır.
İster grup
halinde ikrar vermiş olanların hepsinin kardeş sayılmasına ve bunların birbiriyle
ilişkilerinde mutlak bir itaati belirlemiş olmasına, isterse iki birey ya
da ailenin dayanışmasını esas alan bir kardeşlik bağı olsun sadece Alevi-Bektaşileri
kapsaması ve Alevi-Bektaşiliğin şahsına münhasır olarak kabul edilmesi,
bu kurumsal yapıyı özel bir seçenek olarak sunmaktadır. Sünniler ve diğer
dini grupların kardeşliği ise ayrıca genel anlamda din, dil, soy vb. kriterlerle
kabaca karakterize etmektedir. Bal’ın ifade ettiği gibi, musahipliğin gücü,
dış grubu belirleme ve ilişkileri düzenleme ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda
grup içi ilişkilerin bir güç göstergesi olan musahipli bireylerin/ailelerin,
biyolojik kardeşliğe sahipmiş gibi algılanmasına imkan vermesi ve bu aileler
arasında endogami (grup-içi) evliliği dahi yasaklar nitelikte bir yaptırım
öngörmesi daha da belirleyici bir karakter sergilemektedir
[30]
. Sözü edilen inançsal bir geleneğin ürünü olan musahip
edinme ritüelinin, genel dini zorunluluk olmasına karşılık, söz konusu dini-sosyal
normun, tüm toplumda meydana gelen sosyal değişmelerden, resmi normların
işlevselliğinden, hatta yaş cinsiyet vb. nüfus bileşenlerinden etkilendiği/etkileneceği
gözlemlenmektedir.
Grup içi dinamizmin
ve dış grubu tanımlamanın bir başka faktörü ise düşkünlük kurumudur. Düşkünlük,
Alevi-Bektaşilerde, iç hukuku düzenleyen, tümüyle bu ad altında söz konusu
gruplara mahsus, önemli toplumsal işleve sahip bir sosyal kontrol mekanizmasıdır.
Kavramın bireyde gerçekleştiği düşkün ise grubun temel ve tali ilkelerine
uymayan, uymamakta ısrar eden, birey ve bireyler olarak tanımlanmaktadır.
Alevi-Bektaşilikte, düşkünlük,
[31]
genellikle Alevi-Bektaşilikte önemli dini kimlikte kabul
gören Şeyh Safi, İmam Cafer gibi uluların yazılı ve yazısız olan buyruklarına
dayandırılarak açıklanmaktadır.
Bu türden
suç ve cezaların, bazılarının bölgesel uygulama farklılığına rağmen, halen
uygulanabilirliğini anlamak amacıyla, araştırma esnasında Alevi-Bektaşi
cemaat üyelerine, aşağıda sözünü ettiğimiz düşkünlük nedenlerini tespit
etmeye yönelik olarak, “aşağıdaki hangi hallerde düşkün olunur?” sorusu
sorulmuştur. Bu soruya verilen cevaplardan yola çıkılarak, ampirik olarak
düşkünlüğün iç ve dış grup ilişkilerini belirlemedeki işlevselliği hakkında
değerlendirme yoluna gidilmiştir.
Tlo 6 : Düşkünlük Nedenlerinin Oransal Dağılımı
|
Düşkünlük Nedenleri |
S |
% |
|
Sünnilerle Evlenmek |
68 |
22.7 |
|
Görgüden geçmeyip musahip tutmamak |
85 |
28.3 |
|
Hacca gidip alkol içmemek |