OSMANLI HUKUKUNDA HAPİS CEZASI
Doç.Dr. Mustafa AVCI*
Abstract: Die Arbeit befasst sich mit den Auswirkungen der Freiheitsstrafe in islamischem Strafrecht auf das osmanische Strafrecht. Es ergibt sich in der historischen Entwicklung, dass die Straftaten, für die Freiheitsstrafe vorgesehen worden war, in Gesetzen öffter vorkamen.
İslâm ceza
hukukunda suçlar, yaptırımın ağırlığına veya bunların ana kaynaklarda (naslarla)
belirlenmiş olup olmamasına göre üçe ayrılır. Had, kısas ve tazir, hem suçların,
[1]
hem de cezaların tasnifinde kullanılan terimlerdir.
Tazir cezaları, alt ve üst sınırı belli olmakla birlikte bunlar kısas, diyet
ve had suçlarındaki gibi sabit olmayıp seçenek yaptırımları içeren esnek
bir yapıya sahiptir. Tazir suçlarına belli ölçülere riayet etmek üzere,
[2]
uygun bir cezanın
[3]
yasama organı tarafından öngörülmesi ve hakimin
takdirine bırakılması, bir yandan cezaların ferdileştirilmesi, diğer yandan
hukukun hayata ve olaylara tatbikini kolaylaştıran ve boşluklardan yararlanarak
topluma veya kişilere zarar veren fiilleri işleyip cezadan kurtulmaya çalışanlara
açık kapı bırakmamış olması açısından önemlidir.
[4]
Tazir cezaları
fıkıh kitaplarında tahdidi olarak değil, tadadi olarak sayılmıştır. Uslandırıcı,
caydırıcı (özel ve genel önleme) ve toplumu koruyucu özelliği olan yeni
yaptırımları yasama organı belirler ve kanunlaştırır.
[5]
Hakimin kendi takdiri ile zararlı fiilleri suç
olarak kabul etme ve bunların karşılığında dilediği yaptırımı uygulama yetkisi
yoktur; o ancak kanunda kendisi için belirlenen sınırlar içinde takdir hakkını
kullanır.
[6]
Tazir cezalarının
vasfıyla ilgili olarak fıkıh kitaplarında geçen ifade, “tenkil”
[7]
ve “tedip” kelimeleridir.
[8]
Bu kelimeler cezanın bastırma ve uslandırma yönlerini
ifade ediyor gibi gözükse de, aslında tazir kelimesi yalnızca ceza değil,
güvenlik tedbiri kavramını da kapsamaktadır. Yani tazir, ceza ehliyeti olanlar
için bir ceza, olmayanlar için ise güvenlik tedbiridir.
[9]
Yaptırım olarak
hapis, suç isnadı ve yargılama sonucu mahkeme tarafından verilmiş hapis
kararının infazı şeklinde kişi özgürlüğünün kısıtlanmasıdır (detention on
conviction on indictment).
Modern mevzuattan
farklı olarak İslâm hukukçuları hapsin asli
[10]
ve seçenek bir yaptırım olmasına pek sıcak bakmamışlar,
[11]
buna rağmen ceza olan hapsin ıslah amaçlı (ta’zir
ve tedip için: correction) veya toplumun korunması maksadıyla bastırıcı
bir ceza olarak (tenkil) verilebileceği hususunu açıkça vurgulamışlardır.
[12]
Uygulamada hapsin, ikinci derecede ve az uygulanan
bir yaptırım olduğu söylenmiş ise de
[13]
Osmanlı uygulamasında infaz tarzı özellik göstermeden
uygulanan hapis ve özellik gösteren türleri olarak kalebentlik, kürek ve
prangabentlik cezaları dikkate alınırsa, azımsayamayacak ölçüde hapsin yer
aldığı söylenebilir.
İslâm hukukçuları
had ve kısas suçlarında ikinci ve üçüncü derecede, ta’zir suçlarında ilk
derecede hapis cezasının uygulanabileceği görüşündedirler. Süreli ve süresi
belirsiz hapsin her iki nevi, İslâm hukukunda kabul edilmiştir. Ancak ikinci
nevi yaptırımlar, daha çok tehlike yoğunluğu daha fazla olan mükerrirler
ve itiyâdî suçlular için ağırlaştırma kabilinden öngörülmüş yaptırımlardır.
Suçlu normal ceza ile suçtan caydırılamıyorsa, süresi belirlenmeksizin hapse
mahkum edilir, böylelikle toplumdan tasfiye edilmiş ve tehlikesi önlenmiş
olur. Bu cezalarda tahliye, suçlunun iyi halinin görülmesi şartına bağlanmıştır.
[14]
Süresi belirli hapis cezaları ise daha ziyade
ağırlaştırıcı bir müeyyide olarak diğer cezalara ilave edilen ikinci derecede
cezalardır. Ramazan ayında gündüz vakti içki içen suçluya had cezası tatbik
edildikten sonra ta’ziren hapis cezası verilir. Suç, Ramazan ayında gündüz
vakti işlenmiş olması nedeniyle yaptırım hapisle ağırlaştırılmıştır. Yine
arazisini komşusunun su arkından izinsiz olarak sulayan kimse dayakla cezalandırılır.
Bu fiili tekrarlarsa, cezası hapisle ağırlaştırılır.
[15]
Süresi belirli
hapis cezalarında sürenin alt ve üst sınırını belirlemeden ziyade, işlenen
suçla ceza arasında dengenin bulunması, bunun takdirinin hakime bırakılması
üzerinde durulur. Hakim hapsin müddetini tayin ederken suçu, suçluyu ve
suçu çevreleyen şartları göz önüne alır. Hapis süresinin kısalığında ve
uzunluğunda ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler etkili olur.
[16]
Şafii hukukçusu Cüveynî (ö.478h) had cezalarında
ağırlaştırmanın ancak hürriyeti bağlayıcı cezanın süresini uzatmak suretiyle
olacağı kanaatindedir.
[17]
İslâm hukukunda
süresine göre hapis cezası, müddetsiz hüküm ve süresi belirli hapis olmak
üzere ikiye ayrılır.
[18]
Süresi belirli hapis daha çok hafif suçlara ve
ilk defa suç işlemiş (mükerrir ve itiyadi olmayan) suçlulara ıslah amacıyla
verilir. Müddetsiz hüküm şeklindeki hapis cezası ise ağır suçlar karşılığı
olarak ve tehlikeli (mükerrir, itiyadi ve mesleki) suçlular için hükmolunur.
[19]
Kendisine uygulanan bütün cezalara rağmen suç
işlemekten vazgeçmeyen, insanlara zarar vermeye devam eden kimse ıslah oluncaya
veya ölünceye kadar hapsedilir.
[20]
Osmanlı kanunnamelerinde
hapsin süresi genellikle tayin edilmemiştir. Fetva kitaplarında (özellikle
Ebussuud Efendi Fetvalarında) da uzun süreli hapis için sabit bir sınır
belirlenmemiş, sürenin takdiri hakime bırakılmıştır. Hakim bu süreyi işlenen
suça göre (ağır veya hafif olmasına göre) takdir edecektir.
[21]
1-Süresiz
Hüküm: Gayri
muayyen, gayri mahdut,
[22]
salâh hali zahir oluncaya kadar,
[23]
meçhul veya müphem süreli
[24]
ve daimi hapis
[25]
de denen müddetsiz hüküm; sürenin önceden belli
olmaması ve suçlunun uslanması veya tehlike halinin sona ermesine kadar
devam etmesi usulüdür.
[26]
İslâm hukukunda süresiz hüküm şeklindeki hapis
cezaları, suçu itiyat haline getirenler ve tehlikeli suçlular için uygulanır.
[27]
Özellikle tehlike hali yoğun itiyadi suçlular
için süresi belirsiz hapis, cezada bir ağırlaştırmadır.
[28]
Hanefiler ve İbn Kayyım’a göre hadlerle suçu önlenemeyen
ve suçu itiyat haline getiren suçlunun cezasını uygun gördükleri takdirde,
taziren veya siyaseten, hapisle veya ölüm cezasıyla ağırlaştırma yetkisi
ilgili makamlara tanınmıştır. Bidat davetçisi, Ahmed b. Hanbel’e göre tövbe
edinceye veya ölünceye kadar (müddetsiz hüküm şeklinde) hapsedilir. Şarap
ticareti yapanlar,
[29]
İçki içilmesi için bir yer hazırlayan ve fesat
ehlinin orada toplanmasını sağlayan
[30]
insanlara tahkiri itiyat haline getiren kişiler
[31]
zaruret sınırına varmayan ihtiyacı için hırsızlık
yapan failler ve mabetlerden eşya çalanlar ıslah oluncaya kadar hapsedilir.
[32]
“İmam Muhammed
cenabından rivayet olunmuştur ki; habs içün zaman-ı muayyen yoktur. Heman
her müttehem gam ve gussa edinceye dek habs olunmak lazımdır. Çünkü nâs
şeref ve denaet cihetiyle mütefavit olduklarına nazaran habs ile îlâm ve
tekdir hususunda dahi tefavütleri derkârdır ki ashab-ı câh bir gün belki
bir saat habsle ziyade müteellim ve gamnâk olurlar. Halen ki avam-ı nas
kat’a habs ile gussanak olmazlar...”
[33]
a)Müebbet Hapis:
Suçlunun kötülüğünü (topluma vereceği zararı) önlemek için mahkumun ölümüne
kadar devam eden hapis olup
[49]
adam öldürme suçunda feri şerik ile yırtıcı hayvan
önüne atarak, soğuk ve sıcakta bırakarak ölüme sebebiyet verenlere uygulanır.
Ebu Hanife’ye göre erkek çocuğun ırzına geçme suçuna müebbet hapis cezası
verilir.
[50]
Kadınları ve kızları kötü yola düşüren ve fuhşiyata
aracılık eden kimselere İmam Muhammed’e göre müebbet hapis, itiyat haline
getirmişse ölüm cezası verilebilir.
[51]
İmam Malik’e göre, fesat ehli olarak bilinen mükerrir
veya itiyadi suçlular bastırıcı dayak cezasına çarptırılır. İbn Ferhun böylelerine
müebbet hapis cezası verilip infaz sırasında ayaklarına pranga takılması
ve firarının önlenmesi gerektiğini söyler.
[52]
İbn Kayyım’a göre, bidat davetçisi ile rüşvet
yiyen hakim veya önemli bir makamı işgal eden kamu görevlisi müebbet hapse
tabi tutulur.
[53]
Müebbet hapis Osmanlı belgelerinde habs-i ebedi şeklinde ifade edilmiştir.
“...bazı kimesneler mezkur Yahudi’yi hapisten ıtlak eylemek istediklerin
bildirip... buyurdum ki: Mezkur Yahudi habs-i ebedi ile habs edip min ba’d
ıtlak eylemeyesin ve kimesne ile buluşturmayasın.”
[54]
Fıkıh kitaplarında
bir süre belirlenerek hapis cezası öngörülen suçlar şunlardır: 1)Yalan tanıklık
suçunda bazılarına göre hapis bir yıl, bazılarına göre ise hakimin takdirine
bağlıdır. 2)Müslümanların idarecileri hakkında asılsız dedikodular çıkaran
şahıs, ağır ceza ile cezalandırılır ve ayrıca bir ay hapse mahkum edilir.
[62]
Bir Müslümanın içki satması veya faizcilik yapması
halinde de hapis cezası verilir.
[63]
Bir yılı geçen
süreli hapis cezalarında yıl hesabı, miladi takvime göre 11 gün mahkum lehine
olduğu için, hicri takvime göre (354 gün üzerinden) yapılır.
[66]
Hukuki önleme
araçlarından olan hapis
[67]
bir görüşe göre aslında bir ceza değil, tövbe
etmeyi (suçluyu uslandırmayı) amaçlayan bir tazir veya arzu edilen bir hareketin
yapılmasını sağlayan baskı tedbiri (hapsen tazyik)dir.
[68]
Aşağıda da görüleceği gibi hapis, Kur’an ve hadislerde
bir yaptırım olarak zikredilmektedir. Buna rağmen İslâm hukukçularının genelinde
bu cezanın tazir nevinden bir yaptırım olduğu yönünde kanaat oluşmuştur.
[69]
Gerekçe olarak, had cezalarının af kapsamı dışında
olmasına rağmen hapis cezasının kısmen infazından sonra affedilebildiği,
[70]
yine had cezalarının mescitte infazının caiz olmamasına
rağmen hapsin Hz. Peygamber devrinde bile mescitte infaz edildiğine dair
örneklere rastlandığı gösterilmiştir.
[71]
1-Hırabe
Suçunda Hapis:
Maide, 5/33 ayetinde: “Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzündeki hak
düzeni bozmaya çalışanların cezası... (bulundukları) yerden nefy edilmeleridir.”
ifadesi geçmektedir.
[73]
Bir görüşe göre buradaki nefyin süresi belirli
olmadığı için bu ceza tazir nevindendir.
[74]
Malik b. Enes’e göre buradaki nefy, suçlunun İslâm
yurdu dışına çıkarılması (sınır dışı edilmesi), Ömer b. Abdülaziz ve Said
b. Cübeyr’e göre, suç işlediği beldeden bir başka beldeye sürülmesi; Ebu
Hanife ve İmam Malik’ten rivayet edilen ikinci bir görüşe göre de hapis
cezası;
[75]
bir başka görüşe göre de kaçmamasını temin maksadıyla
gözetim altında tutulmasıdır.
[76]
Zahirilere göre hırabe suçundaki nefy Kur’an ayeti;
zina suçundaki tağrib ise sünnet ile konulmuştur. Buradaki nefy hapis değil,
suçluyu bir beldeden diğerine sürekli sürüp, rahatını selb etmektir.
[77]
Bazıları zina suçundaki tağribin süresine kıyasla,
hırabe suçunda da sürgünün bir yıl süreli olduğunu söylemiştir. Ebu Hanife,
Malik ve İmam Şafii’ye (ö.204/819) göre sürgünün süresi belirsizdir, fail
halini düzeltinceye kadar hapsedilir.
[78]
Yakalama, Maide, 5/33-34 ayetinde, hırabe suçunun
faillerinin faal nedametlerinin (tövbe) cezayı düşürücü bir hal olarak kabul
edilebilmesi bakımından dönüm noktası olarak zikredilmiştir.
[79]
3-Ridde
Suçunda Hapis:
“Dinini değiştiren kimseye ölüm cezası veriniz” hadisi “mürteddi
hemen öldürün” anlamına gelmez. Hadis tevbe teklifine rağmen irtidadında
ısrar eden kimseler hakkındadır.
[99]
Kendi özgür iradesiyle Müslüman olduktan sonra
dinden çıkan
[100]
bir kimsenin şüphelerinin giderilmesi ve tövbe
etmesi için hapsedilmesi gerektiği söylenmekle birlikte, bu hapsin hükmü
ve uygulanması konusunda ihtilaf edilmiştir.
Hz. Ömer halife
iken, Müslüman olduktan sonra dinden çıkanın hemen ölüm cezasına çarptırıldığını
ve infazın yapıldığını duyunca: “Üç gün hapsetseniz, ekmek verseniz bundan
sonra tövbe etmezse ölüm cezası verseydiniz ya! Allah’ım, bu cezanın infazında
hazır bulunmadım, böyle yapmalarını emretmedim, bu muameleye de razı olmadım”
demiştir.
[101]
Eğer mürtedin hapsi vacip olmasa, Hz. Ömer adamlarının
yaptıkları karşısında böyle söylemezdi.
[102]
Dinden dönen
kadın tövbe etmese dahi Hanefilere göre ölüm cezası verilmez,
[103]
hapse atılır,
[104]
her gün hapisten çıkarılarak kendisine tövbe teklif
edilir ve tekrar Müslüman olmaya zorlanır.
[105]
Tövbe ederse serbest bırakılır, etmezse tekrar
Müslüman oluncaya veya ölünceye kadar hapsedilir. Hanefiler, Hasan Basri,
Tavus ve Malikîlerden bir kısmına göre; mürtedin hapsi vacip değil, müstehaptır.
Bunlar “dinden çıkanı öldürünüz.”
[106]
hadisini delil göstermişlerdir. Hanbelîler mürted
kadın veya erkek olsun kendisine tövbe teklif edileceği ve kendisine İslâm’ın
anlatılacağı görüşündedirler. Tövbe teklifi üç gün içerisinde olur ve bu
müddet içerisinde hapiste tutuklu bulunur. Tövbeye olumlu cevap verdiği
takdirde tahliye edilir,
[107]
aksi takdirde öldürülür.
[108]
Malikî mezhebine
göre mürted ister kadın ister erkek olsun, hakkında irtitad hükmünün verildiği
günden itibaren tövbe etmesi için mürtedde üç gün üç gece mühlet tanınması
vaciptir. Çünkü Allah, Salih kavmine tövbe etmeleri için bu süreyi tanımıştır.
[109]
Mürted bu süre içinde tövbe ederse had cezası
uygulanmaz.
Ebu Zehra’ya
göre mürtedin hapsedilmesi ridde suçunun cezası değil, tekrar Müslüman olması
için uygulanan hapsen tazyiktir.
[110]
Bir görüşe göre de mürtedin hapsedilmesi ridde
suçunun cezası olarak değil, toplumu onun saygısız davranışından, mürteddi
de toplumun infial hareketiyle bir şey yapmasından korumak içindir.
[111]
1840 tarihli
Osmanlı Ceza Kanunu, irtidat ile ilgili bir hüküm koymamış, mürtedin ölümle
cezalandırılmasına devam edilmiş; ancak zamanın İngiliz Büyükelçisi Canning
Kur’an metninde böyle bir ceza olmadığını, bu sebeple bu cezanın uygulanmaması
gerektiğini Abdülmecid’e anlatmış, O da bu cezanın uygulanmayacağına dair
söz vermiş, ancak konu yine de hukuki olarak halledilmemiştir.
[112]
B-TAZİR CEZASI
OLARAK HAPİS
Tazir cezaları
maslahatların (değerlerin) korunmasına yönelik, kötülüğü önleyici veya sonuçlarını
hafifletici ve suç ile dengeli olmalı, insan onuruna aykırı olmamalı, eşit
ve adil uygulanmalıdır.
[113]
Hapis, tazir nevinden uygulanabilecek uygun bir cezadır.
[114]
Hz. Peygamberin hapsi tazir cezası şeklinde
[115]
tek başına yani asli ceza olarak uyguladığı söylenir.
[116]
Hukukçuların genel kabullerine göre hapis tazir
cezalarındandır.
[117]
Tazir olarak hapis cezası gerektiren suçları şu
örneklerle açıklayabiliriz:
Malik b. Enes ve Leys’e göre, kasten
adam öldüren kişiye kısas cezası hangi sebeple olursa olsun (mağdur tarafın
diyet alarak veya bedelsiz olarak affetmesi, sulh olması dahil) infaz edilmiyorsa
ayrıca tazir cezası olarak ya 1 sene hapis ve 100 değnek uygulanır.
[118]
Kasten adam öldürme suçunda fiili irtikap
eden/edenlerin (suçun icra hareketlerini yapan / yapanlar) dışında suçun
işlenmesine değişik şekil ve miktarlarda katkıda bulunan şeriklerin durumu
ise şöyle belirlenebilir:
a)Azmettirenin Hapsi: Adam öldürme suçunda azmettirene veya
suça teşvik edene hapis, fiili irtikap edene ise kısas cezası verilir.
[119]
“Bir kimse diğerine filan kimseyi katlet diye
min gayri ikrah emretmekle me’mur dahi o kimseyi katl eylese... amir, tazir-i
şedid ve habs-i medide müstahak olur.”
[120]
b)Feri Şerikin Hapsi: Birini tutarak bir başkasının onu öldürmesine yardım eden
feri şerik, -“Bir kimse diğerini tutar da bir başkası o tutulan adamı
öldürürse katile ölüm; tutana ölünceye kadar hapis cezası verilir.”
[121]
Yani icra hareketinin failine ölüm, tutarak ona
yardım edene de ölünceye kadar hapis cezası gerekir” hadisine göre- müebbet
hapis cezası ile cezalandırılır.
[122]
Hz. Ali’nin uygulaması da bu yöndedir.
[123]
İmam Malik ve bir rivayete göre Ahmed b. Hanbel’e
göre ise tutan kişi failin onu öldüreceğini biliyorsa tutan da asli fail
gibi kısas cezasına çarptırılır, bilmiyorsa müebbet hapis cezası verilir.
[124]
Miyar-ı Adalet, m.46’ya göre; birisi ölüm sonucunu doğuracak bir darbe
ile birini yaraladıktan sonra aynı özelliği taşıyan ikinci darbeyi vuran
faile, tazir-i şedid ve habs-i medid lazım gelir.
[125]
c)Katil
ile Maktul Arasında Hukuki Eşitsizlik Sebebiyle Kısas Uygulanamıyorsa Failin
Hapsi: Bir Müslümanın
bir zimmi veya müstemeni,
[126]
hür birinin bir köleyi öldürmesi durumunda Malikîler
ve Zühri’ye göre denklik olmadığı için kısas cezası düşer ve tazir cezası
gerekir.
[127]
İmam Malik’e göre ne sebeple olursa olsun kısas
cezası verilemiyorsa diyet ister ödensin, ister ödenmesin, tazir cezası
olarak fail bir sene hapis ve yüz sopa cezası ile cezalandırılır.
[128]
Hukukçuların çoğuna göre bu durumda hapis cezası
gerekmez. Hanefilere göre kısas,
[129]
Şafiîler ve Hanbelilere göre de diyet gerekir.
[130]
d)Kasten
Adam Öldüren Kısastan Affedilmişse: Mağdur tarafın katili kısastan affetmesi onun alacağı cezayı
tazir nevine çevirir. Cezanın genel ve özel önleme özelliği ve failin ıslah
olma durumu dikkate alınarak uygun bir tazir cezası verilir.
[131]
Kasten adam öldürmede tazir cezası olarak müebbet
hapis cezası verilebilir.
[132]
Osmanlının
klasik dönem uygulamasında failin mali durumuna göre ayarlanan para cezası,
[133]
Tanzimat döneminde ise prangabentlik cezası öngörülmüştür.
[134]
1274/1858 CK m.169’a göre taammüden katl halinde
idam cezası öngörülmüştür. Bu cezanın padişah tarafından affedilmesi mümkündü.
Taammüden katl olmasa bile kasten katilde mağdur taraf kısas isteyebilir.
Eğer kısas istememiş ve diyet mukabili veya ivazsız olarak affetmişlerse,
gerek şikayetten vazgeçme diyebileceğimiz bu af, gerekse padişahın affı
failin tamamen cezasız kalması sonucunu doğurmaz, aynı kanunun 172. maddesi
gereği müebbet veya 15 seneden az olmamak üzere küreğe konulurdu.
e)Adam Öldürme
Suçunda Sulh Bedeli Üzerinde Anlaşılmışsa: Sulh, mağdur tarafın hususi haklarını
bertaraf ederse de, kamunun hakları baki kaldığından tazir cezası verilebilir.
İmam Malik’e göre kasten adam öldüren sulh veya af yoluyla kısastan kurtulsa
bile tamamen cezadan kurtulamaz, 100 celde ve bir sene müddetle hapis cezasına
müstahak olur.
[135]
Osmanlıda Tanzimat
döneminde tazir nevinden nefy cezası verilmiştir.
[136]
f) Birini yırtıcı hayvan veya yılan önüne atarak öldüren kişi Hanefi, Şafiî ve Hanbelilere göre hapis cezası ile cezalandırılır. Hanefilerin bir kısm