Yrd. Doç. Dr. Nuri YAŞAR*
Le droit à l’enseigment est un droit non aliénable dans le Protocole
. L’article 2 du Protocole additionel l’enseigment insiste sur le droit
à enseignement en mĕme temps que sur la pluralité de l’ éducation nationale.
Mais il privé soit libre et son contenu soit convenable aux droits et lbedtés
disposés dan la Convention européenne des Droits de l’Homme.
Bütün ülkelerin eğitim tarihi değişik tecrübeler ile donanmıştır. Kuşku yok
ki bütün ülkeler, bu tecrübelerini sonuçta kendilerine bir sistem oluşturacak
biçimde düzenleyerek hayata geçirirler. Bu sistem içinde özel eğitim kurumları
da kendilerine tecrübelerin verdiği yeri işgal edeceklerdir. Ulusal düzenlemelerin
yanında ülkelerin içinde bulunmayı tercih ettikleri hukuksal ve siyasal
projelerin giderek iç hukuklar üzerinde derin etkiler yarattığı görülüyor.
İşte insan haklarına ilişkin bir bölgesel proje olan İnsan Hakları Avrupa
mekanizmalarının da ülkemiz hukuk sistemi üzerinde kaçınılmaz ve hatta her
gün daha da artan etkisi ortadadır. Bu bağlamda, eğitim hakkı ve özgürlüğü
konusunda İnsan hakları Avrupa Sözleşmesinin(İHAS) ilk protokolü eğitime
özgülenmiş 2. maddesi önemli bir düzenleme olarak görünmektedir. Özellikle,
eğitim kurumlarının içine düştükleri çıkmazların çözümünde hem bu düzenleme
hem Sözleşmenin bütünü hem de bu hükümleri yorumlayan yargı organlarının
önemli yer işgal etmeleri, edecekleri kaçınılmazdır. Türk eğitim sistemi
içinde özel okulların tartışılmaz bir yeri olduğu açıktır. Ancak, bu yerin
ne maddi hacmi ne de özgürlük alanı geniş değildir.
Temel özgürlükleri
ve İnsan Haklarını Korumaya dair Avrupa Sözleşme
si
nin(İHAS), İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi’nden
esinlendiği açıktır ve bu durum Sözleşmenin « Giriş »inde
[1]
de belirtilmiştir.
Bu etki, aşağı yukarı bütün maddelerde kendini göstermektedir. Fakat, Sözleşmeyi
hazırlayanlar, diğer hak ve özgürlükler konusunda izledikleri Beyannameden
farklı olarak, başlı başına bir maddenin eğitim
özgürlüğüne özgülenmesinin
yerinde olacağını düşündüklerinden, « mülkiyet hakkı ve serbest ve
genel seçim ilkesi » ile birlikte « eğitim hakkı
»nı ilk Protokolün
konusu yapmışlardır.
Savaş sonrasının
büyük güçleri, iyi eğitilmiş kişilere borçlu oldukları ekonomik ve teknolojik
güçlerini yenilemek, daha da güçlendirmek ve bu arada geçmiş tecrübeler
ışığında dönüştürmek arzusunda idiler. Bunun,
bir felsefi tabanı ve « ortak Avrupa
» anlayışı ekseni içermesi gereği
açıktı. Bu nedenle, ortaya çıkacak tartışma ve yapılacak önerilerin ayrı
oturumlarda Sözleşme
nin kendisinden bağımsız ancak
bir « Ek Protokol » olarak düzenlenmesinin uygun olacağı anlaşılmıştı.
.
Az önce belirtildiği
gibi, Sözleşme
nin hazırlanması sırasında,
eğitim
hakkına bir maddenin özgülenmesi
eğilimi üzerine konunun düzenlenmesi Sözleşmeye ek bir protokolün hazırlığı
anına ertelenmişti
[2]
. Avrupa Konseyi ‘Danışma
Meclisi Hukuki ve İdari Sorunlar Komisyonu’nun 5 Eylül 1949 tarihli proje
önerisinde, 2. maddenin 11. fıkrası, 10 aralık 1948 tarihli Evrensel Beyannamenin 26. maddesinin 3.
fıkrasına uyumlu olarak « ailelerin çocuklarına verilecek eğitimin
türünü öncelikle seçme hakkı »nı garanti ediyordu.
Eğitim özgürlüğüne
ilişkin bu maddenin « Hazırlık Çalışmaları
» düzenlediği hak ve
özgürlüğe ilişkin olarak yapılan tartışmalarda, bir kısım temsilciler, eğitimin
içeriğine ilişkin olarak ülkelerinde yürürlükte olan bazı hukuk kurallarının
saklı tutulmasını isterken, bir kısmı da bu maddede düzenlenen hak ve özgürlüğün
ekonomik boyutu üzerinde durmuşlardı.
Protokol
[3]
, İHAS hazırlanmasından
hemen sonra Paris’te imzalanmıştır. Eğitim özgürlüğünü düzenlediği 2. maddesi,
önemine uygun olarak ateşli tartışmalara sahne olmuş ve Devlet
ler bu maddeye ilişkin,
ve fakat birbiri ile tamamen ilişkisiz ve bazıları halen yürürlükte olan
değişik rezervler(çekinceler) getirmekte yarışmışlardır. Sözleşmeye Ek 1.
Protokolün
hazırlık çalışmaları
sırasında ele alınan konu, yapılan tartışmalar sonunda Protokolün 2. maddesi
şu biçimde kabul edildi:
« Hiç kimse eğitim hakkından
yoksun bırakılamaz. Devlet
, eğitim ve öğretim
alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana babanın bu eğitimin
kendi din
i ve felsefi inançlarına
göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir ».
Ancak, bir çok ülkenin,
değişik nedenlere bağlı olarak koydukları çekinceler, eğitim hakkı
nın algılanışının doğurduğu
farklılıkları göz önüne sermektedir.
Yunanistan’a göre « felsefi
» kelimesi iç hukuk
hükümlerine uygun olma « rezervi » altında uygulanacaktır. İngiltere’
ye göre ise, « 2. madde, ancak etkili bir formasyon ve eğitim
sunulması ile uyumlu olduğu
ve yüksek masraflara neden olmadığı ölçüde kabul edilecektir »
[4]
. İsveç ise, eğitimin
ailelerin felsefi inançlarına
göre yapılabilmesini,
« resmi İsveç Kilisesinden başka din
i inançlara bağlı olanlar
için, Devlet
okullarındaki Hıristiyanlık
eğitiminden muafiyet hakkı olarak kabul etmekte, ancak İsveç Kilisesi dışındakilerin
din eğitimi hakkının karşılanmasını, tatmin edici bir dini eğitim
in organize edilmesi »
[5]
koşuluna bağlamaktadır.
Türkiye
ise, « Protokolün 2.
maddesinin 430 sayılı ve 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu
hükümlerine aykırı
olmamak » çekincesi ile kabul ediyordu
[6]
.
Bu çekinceler dışında
bir kaç ülke de 2. maddeye ilişkin olarak sadece ‘bildirim
’ yapmakla yetinmişlerdir.
Hollanda « Devlet
in eğitim
alanında sadece ailelerin
haklarına saygı göstermekle yetinmemesi, gerektiğinde elverişli mali ölçekte
yardım edilmek suretiyle bu hakkın kullanılmasını temin etmesi zorunluluğunu »
[7]
ifade etmiştir.
İrlanda’ya göre, eğitim
e verilen öneme rağmen, « Protokolün
2. maddesi, ailelere çocuklarını evde
veya ister özel okul,
ister Devlet
tarafından kabul edilmiş,
isterse Devlet tarafından kurulmuş olsun serbestçe seçtikleri okullarda
eğitmek hakkını yeterli bir açıklıkla garanti etmemektedir »
[8]
.
Federal Almanya ise, « Ek Protokolün
2. maddesinin Devlet
e hiç bir şekilde, din
i veya felsefi okulların
finansman
ını sağlama ya da bunların
finansmana katkıda bulunma mecburiyeti yüklememelidir »
[9]
şeklinde bir bildirimde
bulunmuştur.
1. Protokolün 2. maddesine göre,
« Hiç kimse eğitim
hakkından yoksun bırakılamaz.
Devlet
, eğitim ve öğretim
alanında yükleneceği
görevlerin yerine getirilmesinde, ana babanın bu eğitimin kendi din
i ve felsefi inançlarına
göre yapılmasını sağlama
haklarına saygı gösterir ».
Protokolün 2. maddesine yakından bakıldığında, eğitim
hakkını kesin bir ifade ile mutlaklaştıran maddenin, ‘bildirim’
konusu yapılan ayrıntılar hakkında gerçekten de bilgi verici olmadığı açıktır.
Hatta, maddenin « bildirim » konusu olmayan « içeriği »nin
dahi yeterince aydınlatıcı olmadığı, geçmişte daha çok Komisyon
ve Divan
ın kararları ile içinin doldurulduğu, giderek bir bütünlüğe
ulaştığı bugünde Divanın eğilimi ile gerçek anlamına ulaşacağı söylenebilir.
Düzenleme iki temel özgürlük hakkını kapsamaktadır. Buradan
hareketle, madde Devlet
i iki ödevle yükümlü kılmaktadır :
İlki, eğitim hakkının
temel bir hak olduğundan ve hiç
kimsenin bu haktan mahrum edilemeyeceği ilkesinden doğan, her ne olursa olsun çocuklara eğitim imkanı
sağlama ödevi,
ikincisi ise, eğitimde
ve eğitim kurumlarında çoğulculuk anlamına gelen, ana ve babanın çocuklarını kendi din
i ve felsefi inançlarına
uygun olarak eğitme
hakkına saygı gösterme ödevi.
Bu iki unsurdan ilki, eğitim
hakkına, ikincisi ise eğitim özgürlüğüne
işaret etmektedirler. İkisi birleştiği takdirde, gerçek
bir eğitim hakkı
« edinilmiş » olmaktadır.
Eğitim hakkının mutlaklığı, bu hakkın temsil ettiği toplumsal
önem ve pozitif anlamdan kaynaklanmaktadır kuşkusuz. Devletin olumlu bir
katkısını zorunlu kılan eğitim hakkının eski çağlardan beri özel bir yeri
olduğu açıktır. Eğitim her dönemde Devletlerin özel desteğine sahip olmuş,
nitelikli insan unsurunun temel kaynağı sayılmıştır. Ancak, eğitimin içeriği
üzerindeki tartışmalar ve müdahaleler de en az eğitimin sağlanması gereğinin
anlaşıldığı zamanlar kadar eskidir. Bu yolla yöneticiler insan unsurunun
zihni kapasite ve yetenekleri üzerinde bir denetim ve daha uygun ifadesiyle
bir tasarruf olanağına kavuşmak isterler. Bu durumun ilk bakışta yarattığı
olumsuz izlenime rağmen, içerik itibariyle eğitimin bir düzenlemeye tabi
olması da kaçınılmazdır. İşte bu zorunluluğun anlaşılması Protokol bakımından
da geçerlidir ve burada eğitim hakkının mutlak nitelikte düzenlenmiş olması
hiç kuşkusuz, onu dokunulmaz, düzenlenmez kılmamaktadır. Devlet
in yüklendiği bu hizmetin bir takım ilkelere bağlanmasından
doğal bir sonuç olamaz. Nitekim, yukarıda zikredilen « çekince »
ve « bildirim »
ler, Devletlerin bu hakkı bazı çekincelerle veya özgül yorumlarla
kabul ettiğini göstermektedir. Yine bir takım ilkeler, maddenin yazımından
çıkarılabilmektedir. Bazı ilkeler ise, yargı organlarının kararlarıyla ve
zamanla gelişmektedirler.
Bu yorumu ile 2. madde, bir taraftan Devlet
e, temel eğitimin
herkes için mecburi olmasından hareketle, herkese yeterli sayıda eğitim kurumu hazırlama
yükümlüğü
yüklediği açıktır.
Eğitim hakkının temel bir hak olduğundan ve hiç kimsenin
bu haktan mahrum edilemeyeceği ilkesinden doğan, her ne olursa olsun çocuklara
eğitim
imkanı sağlama ödevi, Devlet
in eğitimi düzenleme hakkının
varlığını göstermektedir.
Bu bakımdan, Devlet eğitim
i düzenlerken, eğitim hakkı
nın mutlaklığını
garanti altına alan ‘zorunlu eğitim’
getirebilecektir. Bunun süresinin belirlenmesi konusunda
da Devlet
in yetkisini kabul etmek gerekir. Ancak, bir kere eğitim zorunlu
kılındığında, artık bunun parasız olması gereği açıktır. Aksi halde, bu
zorunluluk ekonomik koşullar dolayısıyla gerçekleşemeyecektir
[10]
. O halde eğitimin zorunlu olması ile açık bir biçimde
örtüşen eğitim hakkından vazgeçilemeyeceği ilkesi, ancak, parasız eğitim
ile sağlanabilir.
Temel eğitim
i izleyen okulların kurulması da kuşkusuz Devlet
in bir yükümlülüğüdür. Ancak, burada Devlet, bu okulların
zorunlu olmalarına bağlı olarak, bunlardan yararlanmada belli şartlar öngörebilecektir.
Örneğin meslek ya da düz liseler
e
girişte öğrencinin başarısına ya da yeteneğine bağlı olarak
bir tercih sistemine veya bir seçme sınavına tabi tutulması anormal olmayacaktır.
Yüksek Öğretim Kurumları
için ise, her ülkenin, herkes için objektif şekilde belirlenmiş
olmak şartı ile yararlanmada özel koşullar koyması mümkün olmak gerekir.
Ancak, objektif şartların belirlenmesi bir hukuksal sorun olarak tartışılabilir.
Örneğin, Türkiye
’de Devlet
in resmi okullarının eğitim seviyesinin
düşüklüğü karşısında-oysa hem 1961 hem de 1982 Anayasasına
göre Devlet özel okulların Devlet okulları ile ulaşılmak
istenen seviyede olmasını istiyor- özel okullardan mezunların yüksek öğrenimden
yararlanmada konulacak sınavları aşmada zorlanmayacakları
açıktır. Bu nedenle, Devletin yoksul ve başarılı öğrenciler
i destekleyecek daha etkin programlar hazırlaması ve burslar
dağıtması zorunlu görülmektedir.
Öte yandan, eğitimin genellik
ilkesine
uygun olarak toplumda yaşayan bütün kişilerin yaş, cinsiyet,
vatandaş
lık veya içinde bulundukları hukuki statüler göz önünde
tutulmak kaydıyla topluma yaygınlaştırılmasını ancak Devlet
sağlayabilir
[11]
. Bunun kadın erkek, farklı sınıflar ve toplumsal güçler
arasında eşitlik ilkesine uygun olarak düzenlenmesi gereği açıktır
[12]
. Eğitimin sağlanmasında programların içeriği bakımından
evrensel ilke ve anlayışa aykırı olmaması (bilimsellik, maddi ve manevi
varlığının geliştirilmesi, ana-baba haklarına saygı, evrensel insan hakları
ilkelerine uygunluk vs.), eğitimin fiilen zorlaşmasına yol açacak olanlardan
başka engeller konulmaması ve nihayet sadece kız veya erkeklere özgülenecek
okulların açılmasının engellenmemesi gerekir. Yine fiziksel kapasite ve
özelliklerine göre eğitim kurumları oluşturulması zorunludur. Bu bakımdan
engellilerin özel koşullarına uygun okullar ile ve cinsiyet farkına dayalı
olan kız sanat eğitimi gibi durumların eşitlik ilkesi içinde sayılması gerekir.
Ayrıca, farklı eğitim biçimlerinden
yararlanma hakkının da garanti edilmesi gereği açıktır.
Örneğin mektupla öğretim
ya da radyo-televizyon yoluyla eğitimden yararlanmanın
engellenmemesi gerekir. Bu bağlamda, tutuklu
ya da
bu eğitimlerini yazışma yoluyla yapmaları ya da devam zorunluluğu
olmayan öğrenimin « sınavlarına » katılmalarının sağlanması gerekir
[13]
.
Yine yabancı
ların sadece « yabancı
» olmaları dolayısı ile eğitim hakkı
ndan
yararlandırılmaması söz konusu olmayacaktır. Fakat Komisyona
göre, bu hak, yüksek ya da teknik öğrenim
i kapsamamaktadır. Ancak, bir defa kabul edildikten sonra,
‘oturum izninin’
yenilenmemesi halinde, eğitim hakkının engellendiği ileri
sürülebilecektir
[14]
.
Protokolün 2. maddesinin, en azından lafzı olarak, eğitimde
Devlet tekelini yasaklamadığı açıktır. Devlet eğitimi tekelleştirebilir
. Yani bir okul açma hakkı, mutlak anlamda bir hak ve özgürlüğe
işaret etmemektedir.
Ancak bu tekelleştirme, aynı zamanda eğitimde çoğulculuk sorununu gündeme getirmektedir. Gerek Sözleşme nin gerekse Protokolün imzalandığı dönemde, hemen hemen bütün taraf ülkele