AVRUPA BİRLİĞİNDE

YEREL YÖNETİMLER ARASI İLİŞKİLERİN HUKUKSAL

TEMELLERİ

Yrd. Doç. Dr. Nuri YAŞAR

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İdare Hukuku Öğretim Üyesi

GİRİŞ

Avrupa Birliği içinde yerel yönetimlerin sınır aşan ilişkileri, iki ayrı hukuksal düzene bağlı olarak, bir taraftan yerel yönetimin ait olduğu Devletin ulusal idare hukukunun, diğer taraftan Maastricht Anlaşmasının düzenleyerek teşvik ettiği ve Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Bölge Konseyi (le Conseil Régionale de l’Europe) tarafından yönlendirilerek « Avrupa idare hukuku » kapsamında kalan başlı başına bir olgudur. Bu makalede, Avrupa Birliği  üyeliği yolunda ilerleyen ülkemizin, hem üyelik aşamasının ilerleyen dönemlerinde hem de üye olduktan sonra karşı karşıya kalacağı “bölgecilik” [1] olgusunun Avrupa Birliği içinde hangi ilkelere bağlı olarak geliştiği ve üniter(tekçi) Devletler bakımından yarattığı sorunlar ele alınarak, bu ilişkilerin hukuksal dayanakları incelenecektir. Böylece, “Avrupa İdare Hukukunun” somut gösterge ve verilerinden biri olan ve Türk idari teşkilatı bakımından  bir çok soru işareti içeren yerel yönetimler yoluyla entegrasyon eğiliminin niteliği konusunda ortaya çıkmış ve çıkabilecek yaşamsal sorunlar ele alınacaktır.

Avrupa’da « bölgecilik » olgusu oldukça eski ve tarihsel kaynakları olan, ancak Avrupa Topluluğu’nun kurulmasıyla giderek hukuksal bir kimlik ve dayanağa kavuşan, bununla birlikte, Topluluk üyesi Devletlerin, « Devlet biçimi »ne bağlı, daha açık bir ifadeyle Devletin « federal » ya da « uniter »(tekçi)  olmasına bağlı olarak farklı sorunlara yol açabilecek önemli bir gelişmedir. Öte yandan, Topluluk terminolojisinde, yerel yönetimlerarası ilişkiler, sadece Topluluk üyesi ülkelerin yerel yönetimleri arasındaki ilişkileri değil, Topluluk sınırları dışında kalan komşu ülkelerin yerel yönetimlerini de içeren bir anlama sahiptir [2] .

          Topluluk hukukunda birinci gruptakiler, « iç sınır bölgeleri » « régions frontalières internes », ikinci gruptakiler ise « dış sınır bölgeleri » « régions frontalières externes » deyimleriyle ifade ediliyorlar [3] . Gerçi her iki kategoride, Topluluğun bölgeler politikası kapsamına giriyor ise de, coğrafi bakımdan farklı hukuksal konumlara sahipler. İç sınırlarda kalanların aksine, dış sınır bölgeleri en azından şimdilik Avrupa Birliğinin hukuksal sınırlarının ve dolayısıyla doğrudan uygulanabilir kurallarının dışında kalmaktadır [4] .

Topluluk sınırları içinde ya da ilgi alanında bulunan bölgelerin, coğrafi bakımdan belli bir yakınlığa sahip olanları, aralarında kurdukları ilişkileri giderek kurumsallaştırmaya ve uzun zamandan beri bir takım organizmalar oluşturmaya başlamışlardır. İşte bölgelerarası kuruluşlar (les institutions (organismes) interrégionales) olarak nitelendirilecek bu organizmalar, giderek çok belirgin biçimde kendilerini oluşturan ve ulusal sınırlar içinde kalan yerel yönetimlere benziyor ve fakat onlara göre daha geniş bir coğrafi alanda ortaya çıkıyorlar [5] . Bu durumda, ulusal yerel yönetimlerin en azından coğrafi olarak bir entegrasyon prosedürü oluşturdukları ve ortak çıkarlara sahip komşu ülkeler yerel yönetimleriyle, ulusal sınırların, dolayısıyla da ulusal kamu düzeninin dışında yeni perspektif ve yararlar aradıkları rahatlıkla söylenebilir. Bu bölgesel kurumlar, aynı zamanda, Topluluk üyesi ülkelerin bölge ve yerel yönetimleriyle sıkı bir işbirliği içinde olmasını zorlamaktadırlar. Böylece, hem bölgesel entegrasyon koşullarının oluşmasını hem de ulusal sınırları aşan geniş ölçekteki sorunların çözümünü kolaylaştırmaya çalışıyorlar.

Bu gelişme, adına bölgeli devlet denilen yeni bir kategori oluşturmak yolundadır. Bu kategori, üniter(tekçi) ve federal devlet yapılanması arası yeni bir hukuksal özne yaratmaktadır. Bu nedenle, tartışmaların daha çok üniter devletler bakımından, en azından şimdilik canlı olması normaldir. Hem sınır aşan kurumsallaşmalar olmaları hem de Avrupa Birliği organları nezdinde temsil yeteneğiyle donatılmaları egemenlik ilkesiyle bir çatışma yaratmaktadır. Fakat genel kabul, bu organizmaların, içinden çıktıkları Devletlerin egemenliklerine karşı, ayrılıkçı eğilimlere sahip olamayacakları ya da bu tür eğilimleri cesaretlendiremeyecekleri yönündedir. Bu bakımdan daha çok teknik bir yoruma tabi tutuluyor ve sadece, merkezi kuruluşların yerel ihtiyaçları daha iyi kavramasına ve Topluluk içindeki gelişmeleri daha yakından gözlemelerine, bölgeler politikalarına daha kolay uyum sağlamalarına yardımcı olma amaçları vurgulanıyor [6] . Ancak sorun güncel bir çok tartışmayı ve bu arada egemenlik kavramının da içerecek biçimde gelişmektedir.

Gerçi, bir defa kurulduklarında, bölgelerarası organizmalar artık bir taraftan uluslararası hukukun etkisi altına girerken, diğer taraftan ulusal kamu hukuku alanında ve böylece idare hukukunun genel ilkeleri içinde kalıyorlar. Ancak, varlıkları ve gelişmeleri oldukça güçlü bir biçimde Avrupa Birliği hukukunun etkisindedir.

Bugün, bölgelerarası organizmalar, Avrupa Topluluğu ve üye Devletler içinde gerçek hukuksal bir statüye sahipken [7] , bölgeler sadece Topluluk hukuku bakımından bir gerçeklik ifade ediyorlar [8] . Fakat şimdilik her ikisi de kamusal iradeye dayanmalarına karşın kamu kurumu niteliğinden yoksun bulunmaktadır.

          Dahası, bir de terminoloji problemi yaşanmaktadır. Bölgelerarası organizmalar, bazen bölgelerarası çalışma grupları(stricto sensu), bazanda sınıraşan işbirliği kurumları(lato sensu) olarak tanımlanıyorlar. Sınıraşan bu kurumların, « Avrupa tek pazarı »nın oluşumunda kullanılan yöntemlerin neredeyse aynısını kullandıkları ve geçmişte « ortak pazar »ın oluşmasına benzer bir yol oluşturmak üzere, bölge sınırlarını aşan bir iktidar elde etmeye çalıştıkları görülüyor [9] . Böylece, gelecekte, farklı bölgelerarası organizmaların buluşmasıyla, ulusların rolü sınırlanmış, sınıraşan işbirliklerinin doğurduğu bölgelerarası kurumlar üzerine oturmuş, bir « ortak pazar » öngörüsünde bulunulmaktadır [10] .

I. Bölgelerarası Kurumların Kuruluşu, Amaçları ve Devlet

1. Bölgelerarası Kurumların Kuruluşu ve Amaçları

          Bölgelerarası kurumlar, ilgili bölgeler arasında bir uyum protokolü ile bazen bir « birlik » bazen bir « konferans » olarak bölgelerin temsilcileri tarafından kuruluyorlar [11] . Kurulma aşamasında, aynı protokol ile, başkan, başkan yardımcısı, idare kurulu ve ekonomik, teknik, ulaşım, çevre, araştırma, turizm, iletişim, eğitim gibi bir çok komisyon ve nihayet birde genel sekreter öngörülüyor [12] .

          Başlangıçta, sınır bölgeleri, sadece iyi komşuluk ilişkileri ve ekonomik işbirliği gerçekleştirmek amacıyla kurulmuşlardı. Bölgelerarası kurumlar ise, bölgesel dinamiklerin güçlendirilmesi ve komşu bölge kaynaklarının daha verimli biçimde kullanılmasını amaçlıyorlar [13] .

          Olgusal olarak, her bölgelerarası kurum bir problemin çözümü ya da daha kesin olarak, bir çok ortak bölgesel problemin elbirliğiyle çözümü için bir araya gelinmesinden doğuyor. Bu kurumlar, yaklaşık yirmi yıllık bir süre içinde ortaya çıktı ve geliştiler. Bu gelişme üç nedene dayanmaktadır : ilki, genel bir analiz olarak bölgecilik politikası ya da daha kısaca bölgecilik eğilimini işaret ediyor. İkincisi, Avrupa Topluluğu ve Avrupa Birliğinin kurumsal yetersizliğidir.  Üçüncü ve daha özgün bir neden, Avrupa Bölgeler Konseyinin, bölgelerarası kurumlarla farklı ilişkilere girişmesi [14] ve böylece bölgelerin en uygun bölgelerarası kuruma katılmak veya yeni bir kurum oluşturmak zorunda kalmalarıdır [15] . Avrupa Bölger Konseyi, bölgecilik yapılanmasını daha da geliştirmek için 1985 yılında kuruldu ve 1987 yılında Bruksel’de Avrupa Bölgeler Meclisine dönüştü. 

Bu açıklamalardan sonra, bunlara daha yakından bakabiliriz. Bu amaçla, biraz sonra, daha sınırlı amaçları olanlara göre oldukça farklı iki kurumu ele alacağız

I.          Avrupa Sınıraşan Bölgeler Birliği(L’association des régions frontalières européennes (ARFE) :

          Bu Birlik, 1969 yılında kuruldu. Amacı, Avrupa Topluluğuna üye ülke sınırlarında bulunan bölgelerin Avrupa entegrasyon projesine daha iyi uyum sağlamalarına yardım etmek ve bölgelerin içinde bulundukları yetersizlik ve içe kapanıklığı ortadan kaldırmaktı [16] . Tamamıyla hükümetler dışı bu Birlik, temel olarak, sınır aşan işbirliği anlayışını sınır bölgesi sakinlerinin  lehine geliştirmeyi amaçlıyordu. Bu amacını gerçekleştirmek içinde kuruluş tüzüğünün 2. maddesinde aşağıdaki konuları faaliyet konusu olarak ilan ediyordu :  sınırdaş bölgelerin farklı problemlerden dolayı edindikleri tecrübeleri paylaşarak bunları ortadan daha kolay kaldırmak, ortak çözümler bulmak ve etkinlikleri bölge genel yararına uygun biçimde koordine etmek ; üye bölgelerin özellikli problemlerini birlikte ele almak ve belirli etkinlikleri desteklemek ;  komşu bölgelerin ortak etkinliklerini desteklemek ; ve nihayet, üye bölgelerin « genel yararını » gerek bölgesel kurumlar, kuruluşlar ve gerek ulusal ve uluslararası kurumlar nezdinde temsil etmek [17] .

          Fakat bu son cümle çok ilginç bir noktayı gösteriyor. Zira, ARFE, temsili bir statü istiyor ve üyesi bulunan otuz bölgenin yararlarını, ulusal ve uluslararası düzeyde ve her kurum, kuruluş önünde temsil etmek gibi oldukça önemli ve egemenlik ilkesine ilişkin bir çok sorun doğuracak bir amaç taşıyor.

II.         Denize Sınır Bölgeler Konferansı(Conférence des régions périphériques maritimes (CRPM) :

          Konferans, 1973 yılında kuruldu ve 58 bölgeyi kapsıyor [18] . 1972 yılında gerçekleştirilen Paris Konferansı, Avrupa Ekonomik Topluluğunun(Communauté économique européenne -CEE) bölgeler politikasının yürürlüğe konulmasının kararlaştırılmasıyla öne çıkmıştı. Zira, genişlemeden sonra, denizlerin, topluluk içi değişimde artık önemli bir rol oynayacağı anlaşılmıştı. 21 ve 23 Haziran 1973 tarihinde, denize sınır 23 bölgenin delegeleri, bu bölgelerinin içinde bulunduğu dokuz ülkenin temsilcileri Saint Malo’da toplanarak Avrupa deniz sınırları bölgeleri Konferansını topladılar. Oybirliği ile kabul edilen bildirge de, bölge delegeleri bölgeler arası dengesizlikleri vurgulayarak, Roma Anlaşmasında ifade edilen kurumlara rağmen, durumun daha da ağırlaştığını ve özellikle deniz kıyısı olan sınır bölgelerinin olumsuz koşulların arttığını ileri sürdüler [19] .         Bu Konferansın arkasından CRPM hükümet dışı kuruluşlar tarafından kuruldu. CRPM’de tıpkı ARFE gibi, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar önünde denize sınır bölgelerin yararlarını korumak üzere temsili bir statü peşindedir.

          Bu noktadan sonra bir kaç tespitte bulunmak yerinde olur: ilki bölgesel kurumların, Avrupa Birliği üyesi olmayan bazı ülkelerin sınır bölgeleriyle ilişki  kuruyor olmalarıdır [20] . İkinci nokta, ARFE ve CRPM’nin bölgesel örgütler nezdinde örneğin Avrupa Birliği gibi, temsili bir statü talep etmeleridir. Ancak, bu niteliğin basit bir temsil olmayıp, Devletlerle yan yana bir statü arayışı olduğu görülüyor. Üçüncü nokta, örneğin ARFE’ gibi bazıları, bu temsil kabiliyetlerini Avrupa Birliği dışında kalan bölgeler için uluslararası bir yetkiye dönüştürmek arzusu gösteriyorlar [21] .

2. Amaç ve kuruluşta Devlet denetimi

          Bölgelerarası işbirliği, öncelikle sınır bölgelerini mümkün olduğunca bir birine yakınlaştırarak enerjilerini uyumlu bir biçimde kullanmalarını sağlamakta olduğu için, benzer problemlere sahip bölgelerde yararlı bir sonuç alınmasını kolaylaştırmak, ortak tedbirler geliştirmek, farklı tecrübelerin paylaşılması yoluyla yeni çözümlere ulaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu tür bir işbirliği seçeneği, Avrupa Birliği üyesi olsun olmasın bütün (sınır)ülkelere ve bölgelerine açıktır. Sınıraşan bölgesel işbirliği, Avrupa Birliğinin oluşumu ve entegrasyon projelerine hizmet etmek üzere planlanmış ve geliştirilmiş görülmektedir : amaç bölgeli Devletler ve bölgelerden oluşan bir Avrupa. Yapay sınırlardan kurtarılmış komşu Avrupa yurttaşlarının aidiyet duygularını yerelleştirmek ve üst kimlik olarak Avrupa yurttaşlığı ve bütünleşmiş bir Avrupa yaratmak olarak görülmektedir.

Bu tür kuruluşların ortak amacı, genel olarak, ekonomik, kültürel, eğitim ve çevre ile ilgili ilişkileri geliştirmek ve gerçek bir dayanışma ruhu ve nihayet bölgelerarası işbirliğini sağlamlaştırmaktır. Böylece, sınıraşan bölgesel işbirliğinin bu kurumsallaşmasının içinden çıktıkları Devletlerinkine benzer biçimde gerçekleşme zorunluluğu da ortaya çıkmaktadır.

Bölgelerarası kuruluşlar bir taraftan uluslararası hukukun, diğer taraftan ulusal kamu hukukunun kapsamında, dolayısıyla idare hukuku kurallarına bağlı kalmaktadır [22] . Fakat, bölgelerarası kuruluşlar ve gelişimleri Avrupa Birliğinin etkisi altındadırlar ve Birlik tarafından « kışkırtılmakta » ve desteklenmektedir. İlginç bir önemli nokta da, bu gelişmenin coğrafi zorunlulukları dolayısıyla, sadece üniter devletleri değil, federal yapıları da çok önemli ölçüde etkilemesidir. Siyasal bir yapılanma olarak devlet federalizmini aşarak, Avrupa federalizmini doğuracak bir gelişme olarak ortaya çıkmış görünüyor. Ancak, « bölgeli Devlet » yapılanması en büyük tepki ve direnci, tamamıyla yabancı olduğu üniter devletlerden görmektedir ki, bunu da doğal karşılamak gerekir. Ulusal bütünlüğünü, siyasal ve coğrafi entegrasyona dayamış buluna üniter devletlerin, gerçekte federasyonu bile aşan eğilime kolaylıkla uyum sağlamasını, hatta hoşgörülü olmasının beklemek gerçekçi olmaz. Bununla birlikte, bölgeciliğinin bir Avrupa politikası olması, açık ki, klasik idare hukuku kurallarını zorlamaktadır [23] .

Bir önemli sorun da, bölgelerin faklı ulusal kurallar dolayısıyla oldukça çeşitli hukuksal normlara dayanması ve işlev görmesidir. Bu durum, kurumsallaşmayı geciktirmekte, Avrupa Birliğinin doğrudan ya da dolaylı müdahalesini sıklıkla hem zorunlu hem de ivedileştirmektedir. Gerçi, ülkelerin tarih ve gelenekleri de bölgeciliğinin gelişiminde önemli bir engel olarak görülüyor, ancak ulusal sınırların yakın dönemde ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında düzenlenişi, örneğin faklı ülke sınırları içinde kalmış aynı etnik gruba bağlı kitlelerin yaşadığı sınır bölgelerinin yakınlaşmasın, psikolojik unsurları da katarak kolaylaştırmaktadır. Bu durumda, bölgeciliğinin, yerel politikaları işlevsel kılmakta olmasının sağladığı yarar oranında, ulus-Devlet içinde etnik dayanışmaları güçlendiren endişe verici sonuçlarını da gözden kaçırmamak yerinde olur. Bu nedenle, Devletlerin sınır aşan ilişkiler kuran işbirlikleri üzerinden ellerini eksik etmedikleri görülüyor.

İdare hukukunun temel kavramlarından « kamu hizmeti » konusunda ortaya çıkan « avrupai » etkinin, henüz aynı düzeyde olmasa da, « idari teşkilat şeması»nda da karşılığının bulmaya başladığını ileri sürmek yanlış olmaz [24] .

Bununla birlikte, bu kuruluşlar için, ulusal hukuklardan kaynaklanan önemli engeller bulunmakta, kanımca bu durum, Avrupa Birliğinin kurumsallaşması çerçevesinde idare hukukunun, ne denli canlı bir bilim dalı olarak etkili olduğunu göstermektedir. Merkezci Devletler, bölgelerarası entegrasyonu sadece, sınır bölgelerinde kısıtlı kaynaklarla yaşayan yurttaşlarının sorunlarının, iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözümü için bir araç olarak görüyorlar. Ancak, henüz hiç biri egemenlik haklarının bu bölgelerde zayıflamasını kabul etmeye hazır değil. Zira, bu ülkeler, yerel yönetimler(décentralisation) politikaları dolayısıyla yerel yönetimler lehine kaybettikleri bir çok yetkiyi bile henüz sindirmiş değiller. Federal Devletlere gelince, bunlar zaten parçalı siyasal yapıları dolayısıyla, bölgecilik politikalarının derin etkisini kavramış görünmüyorlar. Ancak, kuşkusuz, ilerleyen dönemde, federe devletlerin, bölgelerarası entegrasyon dolayısıyla önemli tartışmalar yaşayacağını söylemek kehanet olmaz. Onlar şimdilik, federal Devlete yönelttikleri eleştiri ve isteklerin kendilerine, zayıfça da olsa yöneltilmesine tanık olmuş bulunuyorlar. 

Bir çok zorluğa rağmen, bölgecilik politikasının, geçen on yıllar boyunca sosyal ve demokratik koşuların gelişmesine yardımcı olduğu ve Avrupa entegrasyonuna önemli katkılar sağladığı görülmektedir. Diğer yandan, bu bölgeler, ulusal idare hukuku kurallarının sağladığı olanaklar ölçüsünde, Avrupa Birliği İdare Hukukunun gelişimini de sağlamış oldular.

Bölgelerin yetkileri, önemli ölçüde içinde yer aldıkları Devletlerin onayına bağlı olarak gelişse de, Avrupa Bölge Konseyinin desteğini de  sürekli bir biçimde yanlarında buldukları görülüyor.  Burada bir paradoksla karşılaşılmaktadır : Devletler bir taraftan bölgelere kurumsallaşmaları ve “oto-yeterlilik” sağlamaları için gerekli araçları vermekte zorlanıyor iken, diğer taraftan Avrupa Bölge Konseyinde, bölgelerarası kuruluşların varlığını tanımakta ve eşit temsil gerçeğine itiraz etmemektedirler. Öyle ki, sınır bölgeleri tarafından kurulmuş sınır aşan kuruluşlar, söz konusu Konseyde tamamıyla ulusal üstü bir statüye sahip görünüyorlar. Bu durum garip ancak tamamıyla gerçek bir olgudur.

3. Sınıraşma olgusu : işbirliği mi yoksa entegrasyon mu ?

          İlk olarak belirtmek gerekir ki, bölgelerarası sınıraşan ilişkiler bölgelerarası işbirliği amacıyla kurulmuşlardır. Topluluk inisiyatifi, bu ilişkilerin finansmanı yoluyla gelişmesini kolaylaştırmaktan ibarettir. Avrupa Birliği, bu işbirliğini, Avrupa toprağında dengeli ve uyumlu bir gelişme sağlamanın aracı olarak görmektedir [25] .

Fakat, bölgelerarası sınıraşan ilişkiler giderek bir işbirliği ölçeğini aşmış görünüyorlar. Hatta daha ileri giderek, Avrupa entegrasyon projesinin en önemli araç ve  ayağına dönüşüyorlar. Küçük ve orta ölçekli işletmelerinin, girişimcilik ruhunun, şehircilik ve kıyı politikaları konusunda tek belirleyicisi durumuna gelmiş görünüyorlar. İş, turizm, sosyal dayanışma, insan kaynakları, eğitim, teknoloji, enerji, çevre koruma, ulaşım ve sağlık alanında önemli kararlar vermelerinin yanında, idari ve hukuksal bakımdan da dayanışıyor ve özellikle hukuksal sorunlarının ulusal hukuk kurallarının dışında çözmek konusunda birbirleriyle yarışıyorlar.

4. Sınıraşan işbirliği olgusu ve Avrupa Birliği

Yerel genel seçimlerle oluşan yerel ve bölgesel karar organları, aralarında geliştirdikleri işbirliğiyle Avrupa Birliği içinde hükümet temsilcileriyle aynı temsil olanaklarını elde etmiş görünüyorlar. Hiç kuşkusuz, bu kurumlar, demokratik kamu kurumları olarak merkezi yönetime karşı kararlarının sorumluluklarını da taşıdıklarının farkındalar. Ancak aynı zamanda, kendilerini seçen hemşehrilerinin önünde her seçimde hesap vermek zorunda olduklarının da bilincindeler. İşte bu iki arada kalmışlık, ister istemez Avrupa Birliği organlarının yerel demokrasinin gelişimine katkı sağlamak amaçlı müdahalesini gerektiriyor. Ancak bu durum, Devletlerin her zaman hoşnut olmadıkları sonuçlara da yol açabilmektedir. Özellikle ulusal birliğe özel önem veren üye ülkelerde sorun her zaman canlı kalmaktadır [26] .

Avrupa Birliği Sözleşmesinin 1. maddesi, kararların « açıklık ve yurttaşlara yakınlık ilkelerine saygı » içinde alınmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak, Sözleşme bu kuruluşlar bakımında hiç bir biçimde, tıpkı üye devletler ve Avrupa Birliği arasında olduğu gibi, bir « subsidiarité » (ikincillik) olanağı tanımış değildir. Bu nedenle, ulusal bölgelerarası sınıraşan ilişkiler daha çok, ölçülülük, dayanışma, istişare, katılık, şeffaflık ve demokrasi ilkelerine dayandırılmaktadır [27] .

Yerel yönetimler, bir taraftan Avrupa Birliği politikaları ve kuralları tarafından etkilenmekte, diğer taraftan ulusal hükümetlerin birer kurumu olarak var olmaktadırlar. Bunlar sivil toplum kuruluşları(NGO) tarafından üretilmiş olmadıklarından sivil toplum kuruluşlarıyla bunlar arasında bir benzeşme mevcut değildir. Bu durumda, aralarındaki işbirliği de, kamusal bir anlam taşımakta ve ulusal kamu düzeninin bir parçası olarak algılanmaktadır.

Ancak, öte yandan, klasik yerel yönetimler ve bölgeler(régions), Avrupa Bölgeler Komitesi tarafından, yasal düzenlemelerin oluşuma ortak edilmişler ya da en azından görüşlerinin dikkate alınması zorunlu kılınmıştır. Özellikle, Avrupa Birliği Komisyonu’nun ademi merkeziyet politikaları, mahalli idareler ve bölgelerin, komşu sınırlardaki benzerleriyle kendi aralarında işbirliği yapmak ve ortak temsil kurumları oluşturmak yolundaki eğilimlerini güçlendirmektedir. Avrupa Birliğinin bu yöndeki çabaları, yerel yönetimler tarafından coşkuyla karşılanmaktadır. Avrupa birliği de, yerel yönetimler ve bölgelerin bu tecrübelerinden, Birlik içinde gelişme politikalarının oluşumunda yararlanmaktadır. Yerel yönetimlerde, hükümetlerden gelen eleştirileri karşılamak üzere, özellikle belediyelerce çok eski tarihlerden beri gerçekleştirilen uluslararası ilişkileri  daha kapsamlı ve etkili biçimde gerçekleştirme olanağına kavuştuklarını belirtiyorlar [28] .

SONUÇ

Avrupa Birliği’ne katılma çabası içindeki ülkemizin, henüz bu katılma gerçekleşmeden önce yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çabası içinde, bu türden politikalarla karşı karşıya kalma ihtimali artmıştır. Henüz sağlıklı olarak, klasik yerel yönetim sorunlarının bile aşılamadığı ülkemizde, bölgeci eğilimlerin bir çok tartışmayı beraberinde getireceği, özellikle de sınır aşan ilişkiler kurma konusunda “Birlik” standartlarına uyum konusunda ciddi sıkıntılar yaşanacağını söylemek önemli bir iddia olmaz. Ülkemizde, bölgeciliğin, etnik sorunlarla iç içe geçmiş olması karşısında, etnik söylemlere duyarlı bölgelerin henüz geçmiş yaralarının bile sarılması mümkün olmadan, “Birlik” politikalarının uygulanması, önemli ayrılıklar yaratabileceği gibi, bu sorunlara hukuksal bir taraf olarak Avrupa Bölge Meclisi’nin katılması yeni güçlükler doğuracaktır.

Her ne kadar, ulusal egemenlik ilkesine zarar verilmemesi bir ilke olarak korunmakta ise de, egemenliğin giderek anlam kaymasına uğraması, ulus-Devlet’lerin de negatif bir sorgulamaya tabi tutulması, s orunun ülkemiz bakımından kolaylıkla geçiştirilmesine olanak vermemektedir. Bu bakımdan, eğer bölgeci Devletler arasına katılacaksa, ülkemizin, bu uygulamaların sadece etnik dayanışmaya değil, ayrıca coğrafi zorunluluklar ve idari ihtiyaçları da dikkate alan bir biçimde gerçekleştirmesi zorunlu görülmektedir. Aksi halde, giderek merkezi otoritenin kontrolünden uzaklaşma eğilimi taşıyan ve ihtiyaçlarını da bir tür “oto-yeterlilik” anlayışına dayandırarak, Avrupa Birliği kurumlarının doğrudan muhatabı haline gelen bazı bölgelerin ciddi sorunlara yol açmaları söz konusu olabilir. Yerelleşmenin önemli bir global politika olmasına karşın , her ülkenin kendi gelenek ve ihtiyaçlarını da göz önünde tutan, idare hukukunun genel ilkelerini dikkate alan bir hukuksal düzenlemenin yapılması gerekir. Kanımca, özellikle, yerel yönetimlerin bugünkü biçimi esaslı bir reforma tabi tutularak ortaya çıkan sonuçları gözlemlemek ve ancak arkasından bu gözlemlerin sonuçlarını dikkate alan bir düzenlemeyle, bölgeci yaklaşımları tartışmak gerekir. Ulusal bütünlük ve entegrasyon ihtiyacının karşılanabilmesi için, eğer bu konuda bir düzenleme yapmak gerekir ise, bunun aşamalı bir düzenleme yöntemiyle yapılması zorunludur.

ABSTRACT

Cet article est une courte observation du phénoméne régional. Nous avons tenté, avec ce travail, de rechercher d’ou vient le besoin de régionalisation et comment relise-t-il dans un pays unitaire. Il est probable que Notre pays, toto u tard, va conforter a cette difficulté qui aura des effets particuliers. La régionalisation est un phénomene assez considérable dans l’Union, doit chercher “ses” solutioncontre les problémes crées par ce phénomene.



[1] “Les régions frontalières et l’intégration européenne”, Livre blanc, par Charles RICQ, Ed., du Conseil de l’Europe, Saragosse, février 1992 ; S. HOFFMAN, “Vers l’étude systématique des mouvements d’intégration”, RFSP, Juin, 1959 ; Philippe BRETTON, “Relations internationales contemporaines”, Litec, 1993; E. CEREXHE, “La problématique juridique des phénomènes d’intégration”, in Mélanges Déhousse, Vol. 2, 1979, s. 11-17 ;  J. C. GAUTRON, “Le fait régional dans la société contemporaine”, in Société Française de Droit Internationale, Pédone, 197 ;  Michel VIRALLY, “Les relations entre organisation régionales et organisations universelles”, in Société Française de Droit Internationale, Pédone, 1977 ; P. VERLOREN VAN THEMAAT, “Réflexions sur les méthodes d’intégration en Europe occidentale et Europe orientale”,  in Mélanges Déhousse, Vol. 2, 1979, s. 95-100 ; BUSSY-DELORME-DE LA SERRE, “Approche théorique de l’intégration européenne”, RFSP, 1971, s. 615-653 ; Maurice DUVERGER, “L’Europe balkanisée, communautaire ou dominée” in Pouvoirs, N° 57, 1991.

[2] Les régions frontalières et l’intégration européenne” Livre blanc, par RICQ Charles, Ed., du Conseil de l’Europe, Saragosse, février 1992.

[3] RICQ Charles, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, in Les Cahiers, no: 30, Nouvelle série, Avril 1990, s. 127.

[4] Les régions frontalières et l’intégration européenne”,Livre blanc, ibid, s.7 vd.

[5] RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontalières en Europe”, ibid, s. 128 vd.

[6] HANRIOT-HASSOUN Hélen, “Les accords conclus par les régions française avec les collectivités extérieures”, M. de DEA, Université de Nancy 2, 1994, s. 2 vd.

[7] RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 128 vd.

[8] Les région frontalières et l’intégration européenne”,Livre Blanc, ibid, s. 45 ve 60.

[9] Les région frontalières et l’intégration européenne” Livre blanc, ibid, s. 93 vd.

[10] Idem.

[11] Bkz. WACHERMAN G., “Un espace économique transfrontalier”, in NED, No: 3824, 1988.

[12] WOEHRLING J.M., “Les problèmes juridiques de la coopération transfrontalière au niveau local ou régional”, OCDE(Direction de l’environnement), ENV/TFP/77.10 du 7 octobre 1977 ; RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 128.

[13] Les région frontalières et l’intégration européenne” Livre blanc, cité, s. 71; RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 128.

[14] Bkz. LANDAU Alice, « l’espace économique européenne après Maastricht : les défis de la Communauté européenne » in Il Politico, N°162, 1992/2. s. 192.

[15] SCHNEIDER Catherine, “La souveraineté de l’Etat au carrefour du Droit international et du Droit administratif -Réflexions sur les développements récents du droit transnational de l’action extérieure de collectivités infraétatiques”, in Mélanges en l’honneur du Professeur Gustave PEISER, PUG, 1995, s. 423 vd.

[16] RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 130.

[17] Ayrıntılı bilgi için bkz. LAFORRE R., “L’actions a l’Etranger des collectivités territoriales” in RDP, no: 3, 1998.

[18] RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 131.

[19] RICQ, “Les institutions interrégionales transfrontaliers en Europe”, ibid, s. 131.

[20] İsviçre « région »ları için bkz.FESSARD de FOUCAULT Bertrand, “La négociation de l’espace économique européenne” in Défense nationale, 1992/1, s.192 vd.

[21] DUPUY P.M., “La coopération régionale transfrontalière et le droit international” in AFDI, 1977.

[22] DOLEZ B., “Coopération décentralisée et souveraineté de l’Etat”, Thèse, Lille, 1987, s. 187 vd.; LUCHAIRE Y., “Le droit de la décentralisation”, PUF, 1989.

[23] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. DEBBACH C., “Le principe révolutionnaire d’unité et d’indivisibilité de la République”, Economica, 1988.

[24] Bkz. AUBY J.F., “Droit des collectivités périphériques françaises”, PUF, Collection “droit fondamental - droit administratif”, 1992.

[25] HANRIOT-HASSOUN, ibid, s. 101.

[26] Bu konuda bkz. EKLY Pierre, “La coopération transfrontalière et l’administration française”, conseil de l’Europe, collection “Etude et travaux”, 1989; AUTIN J.L., “La coopération décentralisée pour le développement entre légitimité et légalité” in Les cahiers du CNPF, 1990; BALMOND C., “Les relations extérieures des régions françaises”, Mannheimer Berichte, 1989.

[27] HANRIOT-HASSOUN, ibid, s. 101 vd.

[28] Ayrıntı için bkz. HANRIOT-HASSOUN, ibid, s. 102 vd.