JAPONYA'DA HUKUK EĞİTİMİ

Prof. Dr. Akihiro ONAGI*

Çeviren: Hakan Hakeri°

 

I.GİRİŞ

Bilindiği üzere modern Japon Hukuk Sistemi Kıta Avrupası hukuk dairesine dahildir ve ilkin Fransız hukukunun, bilahare de Alman hukukunun etkisiyle gelişmiştir. Alman hukukunun Japon hukuku üzerindeki kuvvetli etkisi, özellikle ikinci dünya savaşından sonra Amerikan hukuk düşüncesinden etkilenen birkaç hukuk alanı dışında hemen her yerde hâlâ gözlenmektedir. Japon hukuk sisteminin bu durumu ile ilgili olarak Almanya’da· bir çok çalışma yayınlanmıştır. Ancak Japonya’daki hukukçu eğitimi ile ilgili olarak Almanya’da yayınlanan çalışma sayısı oldukça azdır [1] . Bu nedenle bu çalışmada Japonya’daki hukuk eğitimi, devlet sınavı ve Japon üniversitelerindeki diğer eğitim modelleri hakkında bilgi verilecektir.

II. JAPON ÜNİVERSİTELERİNDEKİ GENEL HUKUK EĞİTİMİ

Japonya’da lise eğitimi oniki yıldan oluşmaktadır. Dolayısıyla japon öğrenciler üniversite öğrenimine Almanya’daki öğrencilere nazaran kural olarak bir yıl erken başlamaktadırlar.

Hukuk fakültesindeki eğitim iki bölümden oluşmaktadır. Temel eğitim ve uzmanlık eğitimi. Temel eğitimde uzmanlık eğitimi için gerekli olan temel bilgiler verilir. Bu kapsamda genel sosyal bilimler, fen bilimleri ve yabancı dil eğitimi söz konusu olmaktadır. Fakültenin ilk yılında esas itibarıyla bu konular üzerinde yoğunlaşılır. Bundan sonraki yıllarda ise bu branşlara ilişkin dersler her yıl azalır. Dolayısıyla ilk yılda asıl uzmanlık alanı ile ilgili eğitim söz konusu olmamaktadır. Temel eğitim ve uzmanlık eğitimi şeklindeki ayırım sadece kavramsal bir ayırımdır. Dolayısıyla örneğin ilk yılın temel eğitime, ondan sonraki yılların ise uzmanlık eğitimine ayrıldığı düşünülmemelidir. Daha çok akademik kabiliyet ayırımı ve ilgili derslerin temel veya uzmanlık eğitimi olarak belirlenmesi söz konusu olup, bunlar zamansal olarak eş zamanlı olarak da yürütülebilir. Her ne kadar temel esasların verilmesinin temel eğitimde önemli olduğu ve ondan sonraki uzmanlık eğitimi için de faydalı olduğu vurgulanmakta ise de, son zamanlarda gittikçe kuvvetlenen bir karşı görüşten de bahsetmek gerekir. Bu fikri savunanlar, bu tip bir eğitimin artık gerekli olmadığını, bu eğitimin önemi bulunmadığını savunmaktadırlar.

Uzmanlık eğitimi ise Almanya’da olduğu gibi ders ve seminerlerden oluşmaktadır. Ancak Almanya’dan farklı olarak (Türkiye’de olduğu gibi -ç.n.-) her sömestr sonunda öğrenciler sınava girmek veya ev ödevi hazırlamak durumundadırlar. Dolayısıyla dersler Almanya’daki pratik çalışmalara benzetilebilir. Seminerlerde ise öğrenciler Almanya’daki gibi bir konuyu hazırlayarak sunarlar. Öğrenimin bitmesi için bu ders ve seminerlerde alınan notlara ihtiyaç vardır. Semirlerde öğrenciler kural olarak Almanya’daki bitirme tezlerine benzer bir makale hazırlarlar.

Öğrenim kural olarak dört yılın sonunda üniversite mezunu olarak sona erer. O ana kadar gerekli notları alamayan öğrenciler, öğrenimi uzatabilirler. Ancak bu olanağın zamansal olarak sınırlı olduğunu belirtmek gerekir. Hukuk fakültesinin hemen bütün mezunları öğrenimden sonra ya şirketlerde görev almakta veya devlet dairelerinde memur olarak çalışmaktadırlar.

 

III. YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA

Hukuk eğitimine devam etmek isteyenler üniversitede yüksek lisans veya doktora olanağına sahiptirler. Eskiden bunlar birbirinden ayrıydı. Ancak bugün bunlar daha çok „birinci doktora kursu“, „ikinci doktora kursu“ olarak adlandırılmaktadır. Ancak içerik olarak eski sistemden bir farklılık söz konusu değildir. Yüksek lisans iki yıl sürer ve yüksek lisans tezi ile biter. Bundan sonra gelen doktora ise üç yıl sürer. Ancak çok az doktora öğrencisinin üç yılda doktora öğrenimini bitirebildiğini belirtmek gerekir. Ayrıca doktora, doçentlik için bir önkoşul da değildir. Dolayısıyla Japonya’da bir çok profesörün doktor ünvanı yoktur.

Yaklaşık on yıldır üniversite Japon eğitim bakanlığının talebi üzerine doktora öğrenimine ilişkin ağır koşullarda bir hafifletmeye gitmiştir, zira aksi takdirde, üç yıl doktora öğrenimine devam etmesine rağmen doktor olamayan ve dolayısıyla da herhangi bir işe sahip olamayan bir çok doktora öğrencisi bulunmaktadır. Fen bilimlerinde doktora yapanlar, sosyal bilimlere nazaran daha kolay doktor olmaktadırlar. Ayrıca fen bilimlerindeki doktora öğrencileri özel sektörde kendi alanlarında çalışarak, çalışmaları hususunda derinleşme olanağına sahip olabilmektedirler. Halbuki, sosyal bilimlerde doktora yapanların bu süre zarfında herhangi bir işte çalışma olanağı yoktur. Dolayısıyla üniversiteye eğitim ücreti ödenmesine ve bir öğrenim sona erdirilmesine rağmen, ne bir iş, ne de bir ünvan söz konusu olabilmektedir. Özellikle üniversitede öğretim üyesi olarak çalışabilmek için bir ünvanın bulunmasında büyük yarar vardır. Ayrıca son zamanlarda özellikle Asya ülkelerinden bir çok yabancı öğrenci Japonya'da okumaya gelmektedir. Üniversitelerde sosyal bilimler alanında bu kimselere doktor ünvanı verilmezken, bunların fen bilimleri alanında kolayca doktor olabilmeleri de anlaşılmazdır. Bu nedenle üniversiteler doktorayı kolaylaştırma kararı almışlardır. Ancak bu kolaylaştırılan doktora ünvanı „hukuk doktoru“ (doctor juris) olarak değil sadece „doktor (hukuk)“ olarak verilmektedir.

Yüksek lisans veya doktora öğrenimi ise daha çok danışman hocaya göre şekillenmektedir. Danışman profesörün karşılaştırmalı hukukla veya Japon öğreti ve uygulamasıyla ilgilenmesine göre yüksek lisans ve doktora öğrenimi de bu yönlere kaymaktadır. Geleneksel olarak bakıldığında ise her iki öğrenim de esas itibarıyla bilahare bilim adamı olarak çalışmak isteyenlere yöneliktir. Bu itibarla da daha çok ilgili alandaki yabancı hukukun araştırılmasına ağırlık verildiği gözlenmektedir. Bunun dışında son zamanlarda bir çok öğrencinin yüksek lisans öğrenimini devlet sınavına hazırlık amacıyla tercih ettiği de görülmektedir. Bunlar ayrıca öğrenciliklerini devam ettirmek amacını da taşımaktadırlar. Ancak bu tür öğrenciler için karşılaştırmalı hukuk çok ağır gelmekte ve gereksiz görülmektedir. Sonuç olarak hem yüksek lisansta ve hem doktorada iki tür öğrenciye rastlanılmaktadır: İlkin bilim adamı olmak isteyenler, ikinci olarak da devlet sınavına hazırlananlar.

IV. DEVLET SINAVLARI

1. Genel olarak

Devlet sınavı 31 Mayıs 1949 tarihli Şiho-şiken-ho (hukuk sınavı hakkında kanun) tarafından düzenlenmiştir. Bu sınav adalet bakanlığı tarafından yılda en az bir kez yapılır (md. 7). Ancak uygulamada genelde yılda bir kez yapılmaktadır. Almanya’daki devlet sınavından en önemli farkı, bu sınava herkesin girebilmesidir. Dolayısıyla bu sınava sadece hukuk eğitimi görenlerin katılabilmesi koşulu yoktur. Bu nedenledir ki, tıpçılar, biyologlar veya ekonomistlerin de teorik olarak bu sınava girmeleri mümkündür. Uygulamada da nadiren de olsa gerçekten de hukuk eğitimi görmemiş olanların da bu sınava girdikleri görülmektedir [2] . Devlet sınavının hedefi, yargıç, savcı veya avukat olarak çalışmak isteyenlerin, gerçekten de gerekli hukuksal bilgiye ve bu bilginin somut olayda uygulanması hususunda yeterli beceriye sahip olup olmadıklarının tespitidir (md. 1). Dolayısıyla hukuksal bilgisi olduğuna inanan herkes bu sınava girebilir. Sınav iki aşamalıdır: Birinci ve ikinci devlet sınavları (md.2).

2. Birinci devlet sınavı

Birinci devlet sınavında, adayın yeterli eğitim görmüş olup olmadığı ve ikinci devlet sınavı için yeterli genel bilgiye sahip olup olmadığı sınanır. Bu yönüyle birinci devlet sınavı ikinci devlet sınavına seçme niteliğini taşımaktadır ve bu sınavda esas itibarıyla bir üniversite mezununun genel bilgilerine sahip olmak yeterlidir (md. 3). Üniversite öğrenimi sırasında temel eğitimde belirli yükseklikte notu tutturan öğrenci, birinci sınavı başarmış sayılma hakkını da haizdir (md. 4/I, 1.bent). Dolayısıyla bir çok hukuk öğrencisi için birinci devlet sınavının önemi yoktur. Sadece üniversite öğrenimi ile alakası olmamış veya temel öğrenimde gerekli notları alamamış bulunan öğrenciler için bu sınav önem arzetmektedir. Bu sınavı bir kez kazananın, tekrarlamasına gerek yoktur. Hatta ikinci sınavı başaramayan kişiler dahi, sadece ikinciyi tekrarlarlar, ayrıca birinciye girmeleri gerekmez (md. 4/II).

3. İkinci devlet Sınavı

Üniversite mezunları için asıl sınav ikinci devlet sınavıdır. Bu sınavda hukuksal bilgi ve bu bilginin uygulanması sınanır. Sınav üç aşamadan oluşmaktadır: Çoktan seçmeli test, yazılı ve sözlü sınav (md. 5).

 (1) Çoktan Seçmeli Test [3]

Anayasa hukuku, özel hukuk ve ceza hukuku alanlarındaki sınav çoktan seçmeli test şeklinde yapılır (md. 6/I). Aday beş şıktan doğru olanını seçer. Her alanda yirmi sorunun cevaplandırılması gerekir ve sınav 3,5 saat sürer. Test sınavı çok zor bir sınav değildir ve hazırlanmak da kolaydır. Ancak ikinci devlet sınavındaki test soruları aşırı şekilde karışık hazırlanmakta ve genelde çok ayrıntı sorulmaktadır. Bunun sonucu olarak da bu sınava hazırlık oldukça zorlaştırılmaktadır. Bunun nedeni olarak mantıksal düşünmenin sınandığı gerekçesi ileri sürülmektedir. Bir çok aday daha bu ilk aşamada sınavı başaramamaktadır [4] .

 (2)Yazılı SInav

Test sınavından sonra yazılı sınav yapılır. Bu sınava ancak testi geçmiş olanlar katılabilirler (md. 6/II). 1999 yılına kadar sadece anayasa hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuku, ceza hukuku, medeni veya ceza yargılaması hukuku ve seçimlik bir branşta sorular sorulmaktaydı (md. 6/II). Seçimlik branş ise medeni yargılama hukuku, ceza yargılaması hukuku, idare hukuku, iflas hukuku, iş hukuku, uluslararası hukuk, uluslararası özel hukuk ve suç politikası alanlarından seçilecek birinden yapılmaktaydı (md. 6/II, 6.bent). Yazılı sınavda daha çok olay çözümü yapılmakta, ancak bazen de bir konu üzerinde görüş bildirilmesi istenmektedir. Yaklaşık iki saatlik süre içinde bir veya iki olay ile bir konu çözüme kavuşturulmalıdır.

2000 yılından itibaren medeni ve ceza yargılaması hukuku seçimlik değil, zorunlu alan haline getirilmiştir. Ayrıca seçimlik ders sınavı da kaldırılmıştır (md. 6/II). Bu suretle adayların her iki yargılama hukukuna da çalışmaları gerektiğinden, sınav daha zor hale gelmiştir.

 (3) Sözlü Sınav

Yazılı sınavda olduğu gibi burada da değişiklik yapılmıştır. Şimdiye kadar sözlü sınav, yazılı sınavın yapıldığı altı alanda yapılmaktaydı. Ancak değişiklikle birlikte sadece anayasa hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, medeni yargılama hukuku ve ceza yargılaması hukuku alanlarında sınav yapılmaktadır (md. 6/III). Sözlü sınav üç ana alana ayrılmıştır: Anayasa hukuku, özel hukuk ve ceza hukuku. Yargılama hukuku ise yerine göre özel hukuk veya ceza hukuku çerçevesinde sınanmaktadır. İstatistikler göstermektedir ki, adayların çoğu sözlü sınavı geçmektedir. Sözlü sınavda kalan adaylar için bir olanak tanınmıştır: Talep etmeleri halinde, tekrar sınava girdiklerinde artık yazılı sınava tabi tutulmazlar (md. 6/IV).

(4) Diğer Hususlar

Devlet sınavındaki bu zorluklar dolayısıyla bu sınavlarda başarılı olanların yaş ortalaması gittikçe yükselmektedir. Savcılıklar, bu sistemde gerçekten yetenekli genç hukukçuların artık uygulamacı olmak istemediklerini, bunun da personel kaynağı bakımından büyük bir kayıp anlamına geldiğini ifade etmektedirler. Bu nedenle, bu tip kabiliyetli hukukçuları desteklemek için 4.Temmuz 1991 tarihinde ikinci devlet sınavı sonuçlarının değerlendirilmesine ilişkin bir yönetmelik yürürlüğe konmuştur. Buna göre çoktan seçmeli sınavda başarılı olan adayların yaklaşık %70‘i, sınava kaçıncı kez girdiklerine bakılmaksızın yazılıya kabul edilmelidir. Bunun dışında bir sınav komisyonu bu en iyi %70‘e dahil olan adayların herhalukârda sözlü sınava alınması ve bunun kaçıncı girişleri olduğuna bakılmaksızın yapılması hususunda yetkili kılınmıştır. Geri kalan %30 ise ilk sınav denemesinin üzerinde üç yıldan fazla bir süre geçmemiş olan kimselerden oluşmaktadır. Böylece kural olarak genç adaylar sınava kabulde açıkça daha avantajlı duruma getirilmiştir.

Geçtiğimiz yılda başarılı aday sayısının oldukça fazla olması nedeniyle yukarıda belirttiğimiz yönetmelikte değişiklik yapılmıştır. Her halukârda sözlü sınava kabul edilen aday oranı %77‘ye çıkarılmış, böylece ilk sınav teşebbüsünün üzerinden üç yıldan fazla bir süre geçmemiş olan aday oranı %23‘e inmiştir. Ancak bu durum, genelde genç adayların şanslarının azaldığı manasına gelmemektedir, zira bunların sözlü sınava kabul sayılarında fazla bir değişiklik olmamıştır, zira başarılı aday sayısında artış olmuştur.

İkinci Devlet Sınavı Sonuçlarının Değerlendirilmesine İlişkin 4 Temmuz 1991 tarihli Yönetmelik

2 / 7

1.Sınava girişleri üç yıldan eski olmayanlar

5 / 7

Önceki sınav deneyimleri gözönüne alınmayanlar

 

İkinci Devlet Sınavının Değerlendirilmesine İlişkin Yeni Düzenleme

2 / 9

1.Sınava girişleri 3 yıldan fazla olmayanlar

7 / 9

Önceki sınav deneyimleri gönönünde tutulmayanlar

 

V. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK

Son olarak Japonya’da karşılaştırmalı hukuk konusu üzerinde de bilgi vermek istiyorum. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Japon Hukuk Sistemi, Kıta Avrupası Hukuk ailesine dahildir. Ancak özellikle ikinci dünya savaşından sonra, Anglo-sakson hukuk sisteminin etkilerinde artış görülmektedir.

Hangi hukuk dalının hangi hukuk sistemine dahil olduğu, o branştaki bilim adamlarının hangi yabancı dildeki eserleri okuduğuna göre kolayca tespit edileilir. Buna göre kamu hukuku hâlâ önemli ölçüde Alman Hukukunun etkisi altındadır ve fakat kısmen de ABD Hukukunun etkisi de vardır. Özel hukuk ise hukuk tarihi geçmişiyle açıklanabilecek nedenlerden ötürü Fransız ve Alman Hukukuna dayanmaktadır. Buna karşılık ticaret hukuku artık Alman değil, daha çok ABD hukukunun etkisi altındadır. Sosyal hukuk alanında da ABD hukukunun izleri görülmektedir. Tamamıyla Alman Hukuku’nun etkisi altında kalan iki alan vardır: Medeni Yargılama Hukuku ve Ceza Hukuku. Ceza Yargılaması Hukuku ise tarihsel nedenlerden ötürü ABD Hukuku tarafından şekillendirilmiştir. Profesörler ve özellikle doktora öğrencileri branşlarına göre ilgili yabancı dili öğrenmektedirler Başka anlatımla, ilgili bilim adamıyla konuşulduğunda, mensup olduğu branşın hangi yabancı ülkenin hukuk sistemiyle bağlantılı olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

 

VI. SONUÇ

Bu çalışmada Japonya’daki hukuk eğitimi konusunda bilgi vermeye çalıştım. Japonya’da bir adalet reformu ile ilgili olarak devamlı tartışmalar yapılmaktadır. Bu noktada özellikle hakim eksikliğine dikkat çekilmektedir. Japon Yüksek Mahkemesi’nin vermiş olduğu bilgilere göre şu anda Japonya’da yaklaşık 3000 yargıç görev yapmaktadır [5] . Nüfusa ve bir çok batılı devletlere nazaran bu sayının oldukça az olduğu açıktır. Kaldı ki sayının azlığı hemen bütün yargıçların büyük iş yükü altında olduğu gerçeği karşısında da açıkça görülmektedir. Özellikle yargılamaların uzun sürmesi de bu gerçeğin bir sonucudur. Savcıların durumu da yargıçlardan farklı değildir. Bu durumu iyileştirmek için her yıl devlet sınavında başarılı olan 1000 adaya ek olarak 500 adayın da bu sınavı kazanmak durumunda olduğu ifade edilmektedir. Japonya’da yaklaşık 30000 hukukçunun çalışmasını gerektirecek bu tip bir değişikliğin uzun zaman alacağı açıktır.

VII. İKİNCİ DEVLET SINAVINA İLİŞKİN İSTATİSTİKLER

Aday ve Sonuçlara İlişkin Güncel Veriler

Kaynak: Japon Adalet  Bakanlığının İstatistikleri

(http//www.moj.go.jp/PRESS/991029/1920-s1.htm)

Yıllar

Aday

Çoktan Seçmeli

Yazılı Sınav

Sonuç

Başarı oranı

1999

33.983

5.717

1.038

1.000

2,94%

1998

30.568

6.140

854

812

2,66%

1997

27.112

5.681

763

746

2,75%

1996

25.454

5.239

768

734

2,88%

1989

23.202

4.020

523

506

2,18%

 

Başarılı adaylara ilişkin güncel veriler

Kaynak: Japon Adalet Bakanlığının İstatistikleri

(http//www.moj.go.jp/PRESS/991029/1920-s1.htm)

Yıllar

Üç Yıllık Dönemde Başarılı Adaylar

5 Yıllık Dönemde

 

Birinci Deneme

İkinci Deneme

Üçüncü Deneme

Toplam

 

1999

73 (7,3%)

176 (17,6%)

222 (22.2%)

471 (47,1%)

689 (68,9%)

1998

67 (8,3%)

155 (19,1%)

169 (20,8%)

391 (48,2%)

556 (68,5%)

1997

59 (7,9%)

142 (19,0%)

209 (28,0%)

410 (55,0%)

530 (71,0%)

1996

47 (6,4%)

176 (24,0%)

174 (23,7%)

397 (54,1%)

524 (71,4%)

1989

4 (0,8%)

23 (4,5%)

49 (9,7%)

76 (15,0%)

201 (39,7%)

1999 yılındaki sınava ilişkin diğer veriler

Kaynak: Japon Adalet Bakanlığının İstatistikleri

(http//www.moj.go.jp/PRESS/991029/1920-s1.htm)

Ortalama hazırlanma Süresi: 4,90 yıl (1989 yılında 6, 66 yıl idi)

Ortalama yaş: 26, 82 yaş (1989 yılında 28, 91 idi)

Adaylar ve Sonuçlar

Kaynak: Japon Adalet Bakanlığının İstatistikleri

(http//www.moj.go.jp/PRESS/991029/1920-s2.htm)

Yıllar

Aday

Çoktan Seçmeli

Yazılı Sınav

Sonuç

Başarı oranı

1949

2.570

 

301

265 (3)

10,31%

1950

2.806

 

260

269 (3)

9,59%

1951

3.668

 

274

272 (2)

7,42%

1952

4.761

 

249

253 (7)

5,31%

1953

5.138

 

293

224 (3)

4,36%

1954

5.250

 

243

250 (10)

4,76%

1955

6.347

 

250

264 (10)

4,16%

1956

6.737

1.458

301

297 (14)

4,41%

1957

6.920

1.429

308

286 (6)

4,13%

1958

7.109

1.677

362

346 (11)

4,87%

1959

7.858

1.766

360

319 (8)

4,06%

1960

8.363

1.774

366

345 (15)

4,13%

1961

10.909

2.092

497

380 (17)

3,48%

1962

10.762

1.931

495

459 (26)

4,27%

1963

11.686

2.030

529

496 (28)

4,24%

1964

12.698

2.017

579

508 (25)

4,00%

1965

13.644

2.258

563

526 (25)

3,86%

1966

14.867

2.225

586

554 (18)

3,73%

1967

16.460

2.244

551

537 (24)

3,26%

1968

17.727

2.322

618

525 (35)

2,96%

1969

18.453

2.326

495

501 (37)

2,72%

1970

20.160

2.157

519

507 (34)

2,51%

1971

22.336

2.821

623

533 (28)

2,39%

1972

23.425

2.407

523

537 (26)

2,29%

1973

25.339

2.484

566

537 (24)

2,12%

1974

26.708

2.419

494

491 (23)

1,84%

1975

27.791

2.343

482

472 (36)

1,70%

1976

29.088

3.152

497

465 (39)

1,60%

1977

29.214

3.229

501

465 (33)

1,59%

1978

29.390

3.618

515

485 (32)

1,65%

1979

28.622

4.167

534

503 (40)

1,76%

1980

28.656

4.404

545

486 (49)

1,70%

1981

27.816

4.181

486

446 (33)

1,60%

1982

26.317

3.809

461

457 (48)

1,74%

1983

25.138

4.008

459

448 (44)

1,78%

1984

23.959

4.174

459

453 (52)

1,89%

1985

23.855

3.811

482

486 (45)

2,04%

1986

23.904

4.352

538

486 (59)

2,03%

1987

24.690

4.641

526

489 (60)

1,98%

1988

23.352

4.296

535

512 (61)

2,19%

1989

23.202

4.020

523

506 (71)

2,18%

1990

22.900

3.814

506

499 (74)

2,18%

1991

22.596

4.576

616

605 (83)

2,68%

1992

23.435

4.603

634

630 (125)

2,69%

1993

20.848

4.557

759

712 (144)

3,42%

1994

22.554

4.941

759

740 (157)

3,28%

1995

24.488

4.854

753

738 (146)

3,01%

1996

25.454

5.239

768

734 (172)

2,88%

1997

27.112

5.681

763

746 (207)

2,75%

1998

30.568

6.140

854

812 (203)

2,66%

1999

33.983

5.717

1.038

1.000 (287)

2,94%

Parantez içindeki sayılar bayan adaylara işaret etmektedir.

Çoktan seçmeli teste ilişkin örnek sorular:

SORU 1: Aşağıda A'dan E'ye kadar olan cümlelerde "özgürlük", "eşitlik" veya "eşitsizlik" kelimelerini doğru olarak yerleştirerek özgürlük ve eşitlik kavramlarının tanımını yapınız. Hangi yerde aynı sözcük doğru sırada yer almaktadır?

A

Leibholz ( ) vazgeçilmez olarak ( ) oluştuğu ve ( ) sınırlamayı kesinlikle ( ) den kendine çektiği görüşündedir.

B

Ancak demokrasi mücadelesi tarihsel olarak siyasal ( ) mücadelesidir. Dolayısıyla demokrasi kavramı ( ) ( ) fikirlerini ön koşul olarak öngörmüyorsa, doğru bir kavram değildir. Fakat ( ) kavramı farklı manalara sahiptir ve bu nedenle de demokrasi kavramının tanımı için tek başına kullanılamaz.

C

Bu görüşün savunulması halinde söz konusu çatışmanın tarihsel önemini kavrayamama tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan Hakları Bildirgesinden de açıkça anlaşılacağı üzere ( ) ile bağlantılı olan ( ) prensibi Avrupa'daki modern doğal hukuk düşüncesinin bir parçası olup, sınıf toplumunun aşılmasını ve modern anayasal devletin kurulmasını gerektirmektedir.

D

( ) ile ( ) arasında bir çatışma vardır. ( ) radikal olarak gerçekleştirilmesi halinde insanların ( ) ve özgür gelişim zarar görür. Buna karşılık ( ) sınırsız olarak sağlanması halinde de müsaade edilemeyecek bir ( ) meydana gelir.

E

Ancak ( ) hukukunun karakteri ( ) hukukunun karakterinden çok farklıdır. Radbruch'a göre bir demokraside ( ) düşüncesi, ( ) düşüncesine ağır basar.

Doğru seçeneği işaretleyiniz:

1.   4,7,16,20

2.   6,8,15,19

3.   3,9,12,18

4.   5,10,16,18

5.   7,11,15,20

SORU 2: Aşağıdaki ifadelerden kaç tanesi Japon Anayasasının yabancılara tanımış olduğu insan hakları konusunda açıkça yanlıştır?

A

Her ne kadar yabancılar parlamento seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip değillerse de, yerel seçimlerde onlara seçme hakkının tanınması anayasaya uygundur.

B

Yabancılar parlamento seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip olmadıklarından, onlara anayasa tarafından tanınmış siyasal özgürlük hakkı da bulunmamaktadır.

C

Seçme hakkının bulunmaması dolayısıyla yabancılar devlet iradesinin şekillenmesine katkıda bulunamadıklarından ve bir kamusal makamda görev alma hakkı o görevde bulunanların devlet iradesini şekillendirmeleri dolayısıyla seçme hakkına benzer bir karaktere sahip olduğundan, yabancılar açısından kamusal makamlarda görev almaya ilişkin anayasa tarafından garanti altına alınmış bir hak bulunmamaktadır.

D

Her ne kadar yabancılar Anayasanın 22 II maddesine göre hukuka uygun olarak ülkede bulunmaları halinde her an için yurt dışına çıkma özgürlüğüne de sahip iseler de, onlar için ülkeye girme hususunda anayasa tarafından garanti altına alınmış bir hak bulunmamaktadır.

E

Gerçi yabancılara vatandaşlara olduğu gibi aynı sosyal hakları tanımak hususu hukuk politikası açısından arzu edilir olsa da, -örneğin mali nedenlerden ötürü- vatandaşları yabancılara nazaran kayırmaya yönelik anayasal olanaklar mevcuttur.

Çözüm:

1.   0

2.   1

3.   2

4.   3

5.   4

SORU 3:

Aşağıda parantez içinde gösterilen yerler aşağıda verilmiş bulunan sözcüklerden uygun olanlarıyla tamamlanmalı ve aşağıda 1 den 3 e kadar verilmiş bulunan sonuçlardan hangilerinin aşağıda A-D altında sıralanmış olan sonuçlara uygun olduğu gösterilmelidir. Hangi kombinasyon doğrudur?

Olay 1:

T aracıyla bir caddede giderken dikkatsizliği dolayısıyla O'yu görmez ve ona çarpar. O önemli ölçüde yaralanır. Aslında O da tam o anda T'ye ateş ederek onu öldürmeyi planlamaktadır. Ancak T bunu fark etmiş değildir.

Olay 2

Polis memuru P kendisine bir bıçakla saldıran A'yı korkutmak için A'ya silahını yöneltir. Ancak o anda yanlışlıkla silah ateş alır ve A kolundan yaralanır.

"İki olayda da taksirle meşru müdafaa söz konusudur. Öğretide savunulan ve savunma iradesini meşru müdafaanın bir şartı olarak ( )  görüşe göre , (1) olur. Buna karşılık savunma iradesini meşru müdafaanın bir şartı ( ) savunan görüş ise ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan bir gruba göre savunma iradesi ( ) içermektedir ve bunun sonucu olarak da ( ). Buna karşılık diğer grup savunma iradesi için ( ) şart olmadığını, aksine sadece ( ) yeterli olacağını savunmakta ve (3)".

Sözcük grupları

arayan

olarak aramayan

o an mevcut hukuka aykırı saldırının bilincinde olma

Savunma niyeti ve nedeni

Sonuç

A.      Ne birinci ne de ikinci olayda meşru müdafaa vardır.

B.      Birinci olayda meşru müdafaa yok, ikincisinde vardır.

C.     Birinci olayda meşru müdafaa var, ikincisinde yoktur.

D.     İki olayda da meşru müdafaa vardır.

1, 2 ve 3 açısından doğru kombinasyonu işaretleyiniz.

1.      [1]-A, [2]-D, [3]-B

2.      [1]-A, [2]-D, [3]-C

3.      [1]-D, [2]-A, [3]-B

4.